En son sayıklamaya devam ederken bir anda sesi kesildi.
Kesin uyuyakaldı.
Fazla zaman kaybettim. Bu yüzden hızla çağrıyı kapatıp Seungmin'i buldum.
Onu tam arayacakken psikopat içeriden çıktı.
Yerde geri geri gitmeye başlayıp titreyen ellerimle telefondaki isme tıklamaya çalıştım.
Sırtım sehpaya çarptı. Ayağa kalkmaya çalıştım.
Bu esnada o psikopat siyah kar maskesinin de üzerine geçirdiği korkunç maskeyle birlikte kolumdan yakaladı. Bileğimi hafif büktü. Telefonu elimden bıraktırmaya çalıştı.
Dişlerimi sıkıp bileğimde artan acıya karşı koymaya çalıştım.
Diğer elimle bileğimi büken psikopatın bedenine vurmaya çalıştım.
İçine her ne giydiyse oldukça sertti ve her vuruşumda canım fazlasıyla yanıyordu. Üstelik içine giydiği bu şey onu daha kalıplı gösterip asıl bedenini de gizliyor olmalıydı.
Yüzüne taktığı maskeden ötürü ne yüz ifadesini ne de gözlerini göremiyorum ama benim çaresiz çırpınışlarıma gülümsediğini hissedebiliyorum.
Maskenin gözleri o kadar kısık bakışlıydı ki o psikopat o maskeyle nasıl görebiliyor anlayamıyorum.
Ayaklarımı devreye soktum. Ayaklarımla ona kuvvetle vurmaya başladım. Aynı şeylerden bacaklarında da vardı. Ne taşıyordu üzerinde, nasıl taşıyordu bedenini onlarla birlikte gerçekten bilemiyorum.
Telefonum elimin arasından iradem dışında kayıp yere düştü. O ise beni aynı bileğimden kavrayarak bu sefer çekiştirmeye başladı. Peşinden götürüyordu. Beni götürüyordu!
Direndim.
Ayaklarımı yere sabitledim ve bağırmaya başladım.
"Bırak beni, bırak! İmdaaattt! Yardım edin! Yardım edin lütfen, imdaaaattt!"
İlerlerken bir anda durdu. Diğer eliyle ağzımı kapattı.
Arkama geçip bedenimi bedenine yapıştırdı. Geri geri adımlayıp beni bu şekilde götürmeye devam etti.
Gözlerim odanın açık kapısına gitti. Ae Ran neden gelmiyordu? Onu... Onu öldürmüş müydü?
Hayır hayır! Olamaz!
Bu kadarı da fazla!
Ağzımı kapatsa bile bağırmaya çalıştım. Çırpınmaktan hiç vazgeçmedim. O an bana gelen güçle yapabildiğim tüm bu hareketler sonrasında Ae Ran'ı gördüm.
Ellerini kapının pervazına yaslayıp ayakta durmaya çalıştı. Nefes nefeseydi. Yüzünün kan içerisinde olduğunu görebiliyordum.
O da gücünü topladı. Psikopat beni henüz mutfak kısmına getirmiş, kapıyı açmaya çalışırken Ae Ran bağırarak bize doğru koştu.
"Aaaaahhhh! Onu sana vermem! Ben ölmeden onu götürmene izin vermeyeceğim pislik!"
Psikopat sesi de tanınmasın diye robotik bir sesle konuşmaya başladı.
"Beni buna mecbur etme, zeytin göz."
Ae Ran duyduğu kelimelerin ardından âdeta yıkıldı. Adımlarını birkaç adım ötemde durdurdu. Omuzlarını düşürdü.
"Ha-hayır." diyerek kekeledi. Eli yüzü kan içerisindeydi. Gözleri yine dolan göz yaşlarıyla parıldamaya başladı.
"Evet zeytin göz, benim. Ne bekliyordun ki zaten? Her şey apaçık ortada değil miydi? Bak, ben sana gerçekten zarar vermek istemiyorum. Bunca yılın hatırına... Önüme geçme. Bana engel olma. Çünkü yoluma çıkan herkesi... Kim olursa olsun öldürme gibi bir huyum var."
Ae Ran'ın hayal kırıklığıyla dolu olan gözlerine baktım. O gözlere bakınca korktuğunun başına gelmiş olduğunu anlayabiliyordum.
Çok sevdiği kişi karşısındaydı. Onunla karşılaşmaktan delicesine korkarken şimdi karşı karşıyaydı!
Ona zarar veremezdi. Peki ya o zaman ben? Beni bırakacak mıydı eline?
Ae Ran'ın donup kalan bedeni ve suskunluğu zafer kazanmışçasına arkamdaki psikopatı eğlendirdi.
"Seni sevdim, Ae Ran. Seni gerçekten her zaman çok sevdim. Senin bana karşı olan sevginden de asla şüphe duymadım. Bana engel olmayacağını, yoluma çıkmayacağını biliyordum. Teşekkür ederim."



