İçeriğe geç

BENİ 𝒃𝒆𝒏𝒊𝒎𝒍𝒆 ANLA

Bölüm 2 · 27 dk okuma

BENİ 𝒃𝒆𝒏𝒊𝒎𝒍𝒆 ANLA

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Gökçe Bulut

Sabahın yedisiydi. Gözlerimi yavaşça açtım. Odam hâlâ sessizdi. Perdelerin arasından içeri giren sabah ışığı duvarın üzerinde soluk bir çizgi oluşturuyordu. Bir süre tavana baktım. Sonra boynumda bir şey hissettim. Kaşındırıyordu.

Önce önemsemedim. Elimi enseme götürdüğümde parmaklarım kumaşa değdi. Boynumun tam arkasında sert bir şey vardı. Gözlerimi kırpıştırdım. Elimi biraz daha aşağı götürdüm. Kumaşın arasında küçük, sert bir parça hissettim. Nefesim kesildi. “Etiket…”

Bir anda yatağın içinde doğruldum. Elimi boynumdan çekemedim. Kaşınıyordu, hem de çok. “Hayır…”

Kumaşı çekiştirdim. Etiket yerinden çıkmadı. Gözlerim dolmaya başladı. “Hayır, hayır…” Pijamamı boynumdan uzaklaştırmaya çalıştım. Ama ne kadar çeksem de o küçük sert parça tenime yeniden değiyordu. Nefesim hızlandı. “Anne!” Sesim titredi. Bir kez daha seslendim. “Anne!”

Kapının açıldığını duydum. Annem uykulu gözlerle içeri girdi. “Gökçe? Ne oldu?”

Onu görür görmez ağlamaya başladım. “Kaşınıyor…”

Annem hemen yatağın yanına geldi. “Neren kaşınıyor?”

Elimi enseme götürdüm. “Buram.”

Annem pijamama baktı. Sonra etiketi fark etti. Yüzündeki ifade bir anda değişti. “Ah, Gökçe…” Sesini biraz yükseltti. “Sen yine etiketli pijama mı giydin?”

Dudaklarım titredi. “Ben bilmiyordum…”

“Tamam, tamam. Dur.” Annem hemen makası almak için odadan çıktı. Ben ise pijamamı çekiştirmeye devam ettim.

“Çıkarmak istiyorum…”

“Gökçe, bekle!”

“Çıkarmak istiyorum!”

Annem elinde makasla geri geldi. “Tamam, keseceğim. Bak, keseceğim.” Yatağın kenarına oturdu ve etiketi dikkatlice tuttu. “Hiç kıpırdama.” Makasın küçük sesi duyuldu, etiketin bir kısmı kesildi. Annem kumaşı kontrol etti ve fısıldadı.“Tamam. Bitti.”

Başımı hızla iki yana salladım. “Hayır!”

“Gökçe…”

“Çıkarmak istiyorum!”

Annem elimi tuttu. “Tamam, tamam. Önce sakin ol. Üşürsün.”

“İstemiyorum!”

“Cam da açık zaten. Neden camı açtın sen?”

Gözyaşlarım yeniden hızlandı. Pijamamı çıkarmaya çalıştım.

“Gökçe, dur kızım.”

“Çıkarmak istiyorum!” diye isyan etmeye devam ettim. Boğuluyordum. Sanki pijama, boğazımı sıkıyordu.

Tam o sırada koridordan uykulu bir ses geldi. “Ne oluyor burada?”

Annem başını kapıya çevirdi. Ben ise hâlâ ağlıyordum. Ve babam odaya girdiği anda gözleri doğrudan bana döndü. “Benim minik kuşum yine neye üzüldü?”

Babamın sesiyle birlikte ağlamam daha da arttı. Sanki onu görmem, bütün korkumu bir anda dışarı çıkarmıştı. “Kaşınıyor…”

Babam hemen yatağın yanıma geldi. Dizlerinin üzerine çöktü. “Neresi kaşınıyor, minik kuş?”

Elimi enseme götürdüm. Parmaklarım titriyordu. “Buram… Etiket… Çok kaşınıyor…”

Babam pijamama baktı. Sonra anneme döndü. Annem hâlâ elindeki makası tutuyordu. “Etiketi kestim ama hâlâ rahatsız oluyor.”

Babam başını salladı. “Tamam. Önce bir sakinleşelim.”

Ama sakinleşemiyordum. “Çıkarmak istiyorum!” Pijamamın yakasını tutup çekiştirdim.

Babam hemen elimi tuttu ama zorlamadan, sadece hareketimi yavaşlatmak için. “Tamam, tamam. Çıkarmak istediğini biliyorum.”

“Çıkarmak istiyorum!”

“Biliyorum.”

“Kaşınıyor!”

“Biliyorum, kızım.”

Gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülmeye devam etti. Nefesim düzensizleşmişti. Ellerimi kulaklarıma götürüp sonra tekrar pijamama uzattım. “Geçmiyor…”

Babam biraz daha yaklaştı. “Gel bakalım.” Kollarını açtı. Bir an tereddüt ettim, sonra ise kendimi ona doğru bıraktım. Babam beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Başımı göğsüne yasladım. Ağlamam hâlâ devam ediyordu ama artık yalnız değildim. “Tamam benim kızım. Buradayım.” Babamın eli saçlarımın üzerinde yavaşça gezindi. “Kim koymuş benim kızımın pijamasına o etiketi?”

Hıçkırarak cevap verdim. “Bilmiyorum…”

“Ben biliyorum.” Babam ciddi bir yüz ifadesi takındı. “Kesin kötü insanlar koydu.”

Annem kaşlarını kaldırdı. “Metehan…”

Babam bana bakmayı sürdürdü. “Sen merak etme. Ben onları bulacağım.”

Gözlerimin arasından yaşlar süzülürken ona baktım. “Ne yapacaksın?”

Babam sesini biraz daha alçalttı. “Etiketlerini keseceğim.”

Biraz sustuktan sonra burnumu çektim. “Hepsini mi?”

“Hepsini.” Annem istemsizce gülümsedi. Babam da gülümseyerek devam etti. “Kimsenin etiket bırakmaya hakkı yok. Hele benim minik kuşumun pijamasına hiç yok.”

Dudaklarım titredi. Ağlamamın arasında küçücük bir gülümseme oluştu. Babam bunu fark edince yanağımı hafifçe okşadı. “İşte.”

Başımı kaldırdım. “Ne?”

“Gülümsemek daha güzel.”

Gözlerimi kırpıştırdım. Yanaklarımdaki yaşları ellerimin tersiyle silmeye çalıştım. Babam bana birkaç saniye sessizce baktı. Sonra yüzünde yumuşacık bir gülümseme oluştu. “Benim ela gözlüm…” Sesindeki sıcaklık içimi biraz daha rahatlattı. “Her döktüğün yaşa ben kurban olurum.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Neden?”

Babam başparmağıyla yanağımdaki son gözyaşını sildi. “Çünkü o güzel gözlerinden bir damla yaş gelmesini bile istemiyorum.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ağlamam tamamen geçmemişti ama artık eskisi kadar kötü hissetmiyordum. Babam alnıma küçük bir öpücük kondurdu. “Tamam mı benim ela gözlüm?”

Başımı yavaşça salladım. “Tamam.”

“İşte benim kızım.” Sonra beni yeniden kollarının arasına aldı. “Şimdi şu pijama meselesini çözelim. Sonra da kahvaltı yaparız.”

“Etiketsiz mi?”

Babam gülerek başını salladı. “Tabii ki etiketsiz.”

“Kesin mi?”

“Kesin.”

İçim biraz daha rahatladı. “Tamam.” Bir süre babamın kollarında sessizce durdum. Sonra başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Bana kurban olma.”

Babamın gülümsemesi bir anlığına durdu. “Neden?”

“Sen hep yaşa, baba.”

Babam birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Gözlerinde belli belirsiz bir duygulanma oluştu. Sonra elini saçlarımın üzerine koydu ve yavaşça okşamaya başladı. “Ben hep yaşarım, kızım.”

Başımı hafifçe eğdim. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.” Saçlarımı parmaklarının arasından geçirip arkaya doğru düzeltti. “Ben daha senin saçlarının böyle uzadığını göreceğim.” Elini saçlarımın uçlarına götürdü. “Bak hele… Ne kadar uzamış.” Saçlarımın bir tutamını eline alıp inceledi. “Daha dün kısacıktı sanki.”

Gülümsedim. “Uzattım.”

“Fark ettim.” Babam saçlarımı tekrar okşadı. “Sen büyüyorsun, benim kızım. Ama ben nereye kadar büyürsem büyüyeyim, senin yanında olacağım.”

Başımı onun omzuna yasladım. “Ben de yanında olacağım.”

Babam gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. Sonra saçlarımı öpmek için başımı hafifçe kendine çekti. “İşte bunu duymak istiyordum.” Kollarını biraz daha sıkılaştırdı. Bir süre daha öylece kaldık. Saçlarımı okşayan eli hiç durmuyordu. Bazen parmakları saçlarımın arasından geçiyor, bazen de başımın üzerinde yavaşça geziniyordu. Sonra karnımdan küçük bir ses geldi.

Babam durdu, ben de başımı kaldırdım. İkimiz de birkaç saniye bakıştık. Babamın dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Bu neydi?”

Kaşlarımı çattım. “Ne?”

“Karnından gelen ses.”

Elimi karnımın üzerine koydum. “Bir şey olmadı.”

Babam gülmeye başladı. “Bence oldu.”

“Olmadı.”

“Peki.” Başını salladı. “O zaman ben duymamış olayım.”

Annem kapının yanında bizi izliyordu. Gülümseyerek başını iki yana salladı. “İkiniz de sabah sabah başladınız yine.”

Babam ayağa kalktı. “Ne yapalım? Kahvaltı bizi bekliyor.”

Ben de yataktan inmeye çalıştım. Annem hemen yanıma geldi. “Önce üzerini değiştirelim.”

Başımı salladım. “Etiketsiz.”

“Etiketsiz.”

Babam parmağını kaldırdı. “Ve bu sefer kontrol ekibi benim.”

“Ben de kontrol edeceğim.”

“Tamam. İki kişilik ekip.”

Bir süre sonra üzerimi değiştirip saçlarımı düzelttikten sonra birlikte mutfağa geçtik. Masada kahvaltılıkların hepsi hazırlanmıştı. Peynir, zeytin, yumurta, ekmek ve birkaç dilim meyve vardı. Sandalyeme oturdum ve tabağıma bakmaya başladım. Yüzümü buruşturdum ve omuz silktim. Annem bunu hemen fark etti.

“Ne oldu?”

“İstemiyorum.”

Babam karşımdaki sandalyeye oturdu. “Hangisini?”

Hepsini gösterdim. “Hepsini.”

Annem küçük bir iç çekti ama sesini yükseltmedi. “Hiçbir şey mi yemek istemiyorsun?”

Başımı salladım. “Hayır.”

Babam tabağıma bakıp sonra bana döndü. “Peki. Önce biraz oturalım.”

Kaşığı elime aldım ama tabağa dokunmadım. Annem önümdeki meyvelerden birini gösterdi. “Bunu ister misin?”

Başımı iki yana salladım. “Hayır.”

“Peynir?”

“Hayır.”

“Ekmek?”

“Hayır.”

Babam hafifçe güldü. “Bugün menüde hiçbir şey yokmuş.”

Başımı salladım. “Yok.”

Babam elini masanın üzerinden uzatıp elimi tuttu. “Tamam. Seni zorlamayacağız.”

Annem de başını salladı. “Ama biraz sonra acıkırsan bize söylersin, tamam mı?”

“Tamam.”

Babam başparmağıyla elimin üstünü hafifçe okşadı. “Benim kızım bugün sabah biraz yorulmuş.”

Başımı onun eline doğru yaklaştırdım. “Biraz.”

“Belli.” Annem saçlarımı kulağımın arkasına itti. “İstersen sadece çayının yanında bir parça ekmek yiyebilirsin.”

Tabağa baktım ve bir süre düşündüm. Sonra ekmeğin küçük bir parçasını aldım. “Bunu.”

Annemin yüzü hemen yumuşadı. “Olur güzelim.”

Babam gülümsedi. “İşte. Küçücük bir lokma bile yeter.”

Ekmeği elimde tutup bir süre inceledim. Sonra minicik bir ısırık aldım. Babam sessizce gülümsedi. “Afiyet olsun, ela gözlüm.”

Ben de ona bakıp küçükçe gülümsedim. “Sağ ol, baba.”

Ekmek parmaklarımın arasında biraz ezildi, yumuşaktı. Bir parça daha kopardım. Bu kez çayın yanındaki küçük tabağa koydum. Annem önümdeki bardağı elime doğru itti. “Çayın da sıcak.”

Bardağı iki elimle tuttum. Sıcaklığı avuçlarımın içine yayıldı. Bir yudum aldım ve o an içim ısındı. Sıcaktı. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. “Güzel.”

Babam gülümsedi. “Sevdin mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

Dışarıda yağmurun sesi hâlâ devam ediyordu. Camın üzerinden süzülen damlaları izlerken bir parça daha ekmek kopardım. Bu kez ekmeğin içini ayırıp küçük küçük yaptım. Annem beni izliyordu. “Ekmeğin içini mi seviyorsun?”

Başımı kaldırdım. “Evet.”

“Dışını değil mi?”

Başımı iki yana salladım. “İçi daha yumuşak.”

Babam hemen ekmeğin kenarından bir parça kopardı. “Benim kızımın ekmek içi için özel siparişi varmış.”

Gülümsedim. “Evet.”

Annem de gülümseyerek başını salladı. “Tamam. Bundan sonra içini ayırırız.”

Bir parça ekmek içini çayın yanına koydum. Sonra tekrar bardağı iki elimle tuttum. Yağmurun sesi mutfağın içinden duyuluyordu. Ev dışında her yer soğuktu. Ama masanın üzerindeki sıcak çay, elimdeki yumuşak ekmek içi ve yanımda oturan annemle babam yüzünden içim sıcacıktı.

Bir süre kimse konuşmadı. Ben ekmek içinden küçük parçalar koparıp çayın yanında yemeye devam ettim. Babam da sessizce beni izliyordu. Sonra elini masanın üzerinden uzatıp saçlarımı hafifçe düzeltti. “Daha iyi misin?”

Başımı salladım. “Evet.”

“Etiket?”

Elimi boynuma götürdüm. “Yok.”

Babam rahatlamış gibi nefes verdi. “Güzel.”

Annem de gülümsedi. “Bir daha pijama alırken ilk işimiz etiketi kontrol etmek.”

Başımı ciddi ciddi salladım. “İlk iş.”

Babam güldü. “Anlaştık.”

Bir parça daha ekmek içi aldım ve yağmura baktım. “Bugün yağmur hiç durmayacak mı?”

Babam pencereye baktı. “Böyle giderse biraz daha yağar.”

Gözlerim parladı. “İyi.”

Annem hemen bana baktı. “Sen yine dışarı çıkmayı düşünmüyorsun, değil mi?”

Bir süre sustum. Sonra bardağımdan küçük bir yudum aldım. “Belki.”

Babam kahkaha attı. “Eyvah.”

Annem başını iki yana salladı. “Daha sabah oldu, Gökçe.”

Gülümsedim. “Yağmur güzel.”

Babam saçlarımı bir kez daha okşadı. “Güzel tabii. Ama bu sefer ıslanmadan izleyelim, olur mu?”

Başımı salladım. “Olur.” Bir saniye düşündüm. Yağmura karşı koymak benim için imkansızdı. “Belki.” diye mırıldandım.

Babam güldü. Annem de gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ben ise ekmeğin içinden bir parça daha koparıp sıcak çayımdan bir yudum aldım. Çayımın son yudumunu da içtim. Bardağın dibine baktım. Bir süre boş bardağı öylece tuttum. Sonra anneme döndüm. “Anne…”

Annem hemen bana baktı. “Efendim, güzelim?”

Bir an bardağa baktım, sonra tekrar ona. “Biraz daha çay isterim.”

Annemin yüzünde şaşkın bir gülümseme belirdi. “Biraz daha mı?”

Başımı salladım. “Evet.”

Babam kaşlarını kaldırdı. “Bugün iştahımız açılıyor galiba.”

Babamın ne dediğini tam anlamadan ekmekle ilgilenmeye devam ettim. Annem bardağımı aldı. “Tabii. Hemen koyayım.”

Çaydanlıktan yeniden sıcak çay doldurdu. Bardağı önüme bıraktığında iki elimle tuttum. “Teşekkür ederim.”

“Afiyet olsun.”

Bir yudum aldım. Sonra önümdeki ekmeğe baktım. Biraz önce kopardığım parçalar bitmişti. Dilimlerden birini kendime doğru çektim.

Annem bu hareketimi hemen fark etti. “Bir tane daha mı?”

Başımı salladım. “İçi.”

Annem gülümsedi. “Tamam.”

Ekmeğin dış kısmını elimle ayırmaya başladım. İçindeki yumuşak kısmı küçük bir parça hâlinde kopardım. Bu kez daha rahat yiyordum. Çayın sıcaklığı boğazımdan aşağı inerken dışarıdaki yağmurun sesini dinledim. Karnımın artık eskisi kadar boş olmadığını hissediyordum. Bir süre sonra elimdeki ekmek de bitti. İlk önce tabağa, sonra diğer ekmek dilimine baktım.

Annem bana bakıyordu. “Bir tane daha ister misin?”

Başımı salladım. “Evet.”

Babam hemen gülümsedi. “Bak sen şu işe.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Ne?”

“Hiçbir şey.”

Annem ikinci dilimi önüme koydu. “Al bakalım.”

“Teşekkür ederim.”

Bu kez ekmeğin içini ayırmaya daha başlamadan önce babam bana baktı. “Bugün kahvaltı etmeyeceğini söyleyen kimdi?”

Başımı eğip ekmeğin içini kopardım. “Ben.”

“Peki şimdi ne yapıyorsun?”

Bir süre düşündüm. “Yiyorum.”

Babam kahkaha attı. “Evet, onu görüyorum.”

Ben de gülümsedim. İkinci dilimin de içini küçük küçük koparmaya başladım. Annem saçlarımı kulağımın arkasına itti. “Afiyet olsun, benim güzel kızım.”

Başımı salladım ve bir parça daha yedim. Sonra çayımdan bir yudum aldım. Yağmur hâlâ yağıyordu. Ama bu kez dışarı çıkmak için acele etmiyordum. Sıcak çayım, yumuşacık ekmek içim ve yanımda annemle babam vardı. Sabahın başındaki o küçük korku sanki çok uzakta kalmıştı. Babam elini masanın üzerine koydu. Ben de elimle onun parmaklarına dokundum. Babam parmaklarımı tuttu. “İşte böyle.”

“Neye?”

“İyi olmana.”

Başımı eğip gülümsedim. “İyiyim.”

Ve gerçekten de o an iyiydim. Tam o anda aklıma otobüsteki çocuk geldi. Gülümsemem yavaşça kayboldu. Elimdeki ekmek içini bir süre öylece tuttum. Sonra başımı kaldırıp babama baktım. “Ama…”

Babam hemen bana döndü.

“Ama ne oldu?”

Ekmekten bir parça daha ağzıma attım. Konuşmaya çalıştım ama ağzım ekmek içiyle doluydu. “Otobüste… kötüydüm.”

Babamın yüzündeki gülümseme biraz değişti. “Otobüste mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

Annem de dikkatini bana çevirdi. “Ne oldu otobüste?”

Bir süre hatırlamak için sustum. Nasıl anlatsam bilemiyordum. Sonra babama baktım. “Bir çocuk vardı.”

Babam kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Çocuk mu?”

Başımı salladım. “Yanımda oturuyordu.” Bir parça daha ekmek içi kopardım. “Çantası vardı.”

Babam başını salladı. “Sonra?”

Çiğnemeye devam ederken ellerimle çantanın şeklini göstermeye çalıştım. “Çantası… bana çarptı.”

Babamın kaşları hafifçe çatıldı. “Nereye çarptı?”

Elimi dizimin üzerine koydum. “Buraya.”

Annem hemen sordu. “Bir kere mi?”

Başımı iki yana salladım. “Hayır.” Sonra parmaklarımla saymaya çalıştım. “Bir… iki… üç…” O zaman sayamayacak halde olduğum için gelişigüzel satmıştım. Derin bir iç çekti ve “Çok.” diye cevapladım.

Babamın yüzündeki ifade ciddileşti. “Sen ona bir şey söyledin mi?”

Başımı salladım. “Söyledim.”

“Ne dedin?”

Çiğnemeyi bitirmeye çalışırken cevap verdim. “Çantan bacağıma çarpıyor dedim.”

Babam başını salladı. “Peki o ne yaptı?”

Omuzlarımı hafifçe kaldırdım. “Pardon dedi.”

“Sonra?”

Gözlerimi tabağıma indirdim. “Sonra yine çarptı.”

Annem sessizce iç çekti. “Gökçe…”

Ben ise ekmek içinden bir parça daha koparıp ağzıma attım. Babam bana dikkatlice baktı. “Peki sen ne yaptın?”

Bir süre durarak babama baktım. Sonra elimle cebimi gösterdim.

“Squishy'mi çıkardım.”

Babamın yüzü biraz yumuşadı. “Onu sıkınca rahatladın mı?”

Başımı salladım. “Biraz.” Sonra gözlerimi babamın gözlerine kaldırdım. “Ama yine çarptı.”

Babam biraz sustuktan sonra elini masanın üzerinden uzatıp elimi tuttu. “Keşke yanında olsaydım.”

Başımı hafifçe yana eğdim. “Sonra indim.”

“İyi ki inmişsin.”

“Yağmur yağıyordu.” diye mırıldandım.

Babam hafifçe gülümsedi. “Onu da tahmin edebiliyorum.”

O anı tekrar yaşıyormuâ gibi hissettim. Yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. “Yağmurda oynadım.”

Babam gözlerini büyüttü. Annem hemen araya girdi. “Gökçe…”

Ben gülümsemeye devam ettim. “Su birikintilerine bastım.”

Babam kahkaha attı. “Benim kızım yine yapacağını yapmış.”

Gülmeye başladım. Ama ağzım hâlâ ekmek içiyle doluydu. Babam bunu fark edince kahkahası daha da arttı. “Bir dakika… Önce şu ağzındakini bitir, sonra anlat.”

Kaşlarımı çatıp ciddi ciddi başımı salladım. “Tamam.”

Annem de gülümseyerek başını iki yana salladı. “Benim minik kuşum…”

Ben ise ekmek içini çiğnemeye devam ederken babamın elini bırakmadım. Birkaç saniye sonra yutkundum ve bardağımdan küçük bir yudum aldım. Annem bana bakıyordu.

“Dün eve geldiğinde neden sırılsıklamdın, şimdi anladım.”

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Yağmur vardı.”

“Yağmur vardı, evet.” Annem başını iki yana salladı. “Ama sen yağmurda yürümemişsin. Bildiğin oynamışsın.”

Elimdeki ekmek içini küçük küçük parçalara ayırdım. “Su birikintileri vardı.”

“Biliyorum.”

“Çok güzeldi.”

Annemin yüzündeki ciddi ifade biraz yumuşadı ama yine de başını sallamaya devam etti. “Güzel olabilir ama eve geldiğinde saçlarından su damlıyordu, Gökçe.”

Bir parça ekmek içini ağzıma attım. Babam hemen araya girdi. “Benim kızım yağmuru görünce kendini tutamamış.”

Annem ona baktı. “Sen de destekleme.”

Babam gülümseyerek ellerini kaldırdı. “Ben bir şey demedim.”

“Dedin.”

“Demiş olabilirim.”

Ben ikisini dinlerken bir parça daha ekmek içi kopardım. Annem tekrar bana döndü. “Dün eve geldiğinde sana kızdım, hatırlıyor musun?”

Başımı salladım. “Evet.”

“Neden kızdığımı biliyor musun?”

Dudağımı büzüp düşünmeye başladım. Sonra küçük bir sesle “Islak olduğum için.” dedim.

“Evet. Çünkü hasta olmandan korktum.”

Başımı eğdim. “Hasta olmadım.”

Babam gülümseyerek araya girdi. “Şanslıymışız.”

Annem ona kısa bir bakış attı. “Bir dahaki sefere de bu kadar şanslı olmayabiliriz.”

Ben ekmek içini çiğnerken başımı salladım. “Bir daha yapmam.”

Annem kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi?”

Biraz güldükten sonra dürüstçe cevap verdim. “Yağmur çok güzel olursa…”

Babam kahkaha attı. Annem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Gökçe…”

Gülümseyerek ekmek içinden bir parça daha kopardım. “Belki.”

Babam başını iki yana sallayarak güldü. “İşte benim kızım.”

Annem de sonunda gülümsemekten kendini alamadı. “Senin kızın olduğu belli zaten.”

Babam elimi yeniden sıktı. “Ne yapalım? Yağmur görünce dayanamıyor.”

Başımı kaldırıp babama baktım. “Sen de yağmurda oynar mısın?”

Babam birkaç saniye düşündü ve beni bekletmeden cevap verdi. “Seninle oynarım.”

Gözlerim parladı. “Gerçekten?”

“Gerçekten.”

Annem hemen araya girdi. “İkiniz de önce üstünüze yağmurluk giyeceksiniz.”

Babam gülerek başını salladı. “Emredersiniz.”

Ben de ekmek içini ağzıma atıp ciddi ciddi başımı salladım. “Yağmurluk.”

“Yağmurluk.”

“Etiketsiz.”

Babam bana bakarak kahkaha attı. “Tabii ki etiketsiz.”

Ben de gülmeye başladım. Bir an tabağın boş kalan kısmını inceledim. Sonra anneme baktım.“Anne…”

Annem hemen bana döndü. “Efendim, güzelim?”

Parmağımla tabağı gösterdim. “Bir tane daha.”

Annem birkaç saniye tabağa, sonra bana baktı. “Bir tane daha mı?”

Başımı salladım. “Evet.”

Babamın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Üçüncü dilim de bitti demek.”

Başımı salladım. “İçi bitti.”

Babam kahkaha attı. “Tabii. Dışı hâlâ orada.”

Dış kısmına baktım. “Onu istemiyorum.”

Annem gülümseyerek ekmeği eline aldı. “Tamam. Senin için içini ayırıyorum.” Yeni bir dilim ekmek aldı. Dış kısmını dikkatlice ayırıp yumuşak içini önüme koydu. “Buyur.”

Gözlerim tabağa kaydı. “Teşekkür ederim.”

Parmaklarımla küçük bir parça kopardım ve ağzıma attım. Çiğnerken bardağımdaki çaya baktım. Bitmişti

Sonra anneme tekrar döndüm. “Çay da…”

Annem gülümseyerek başını salladı. “Biraz daha mı?”

“Evet.”

Babam şaşkın bir ifadeyle anneme baktı. “Bugün Gökçe'yi tanıyamıyorum.”

Kaşlarımı çattım. “Ben benim.”

Babam gülmeye başladı. “Evet, sensin. Hem de fazlasıyla.”

Annem çaydanlığı eline alıp bardağıma biraz daha çay doldurdu. “Al bakalım.”

Bardağı iki elimle tuttum ve bir yudum aldım. Sonra dördüncü dilimin ekmek içinden bir parça daha kopardım. Babam beni izlerken başını iki yana salladı. “Dört dilim…”

Annem gülerek ona baktı. “Sayma.”

“Saymıyorum.”

“Saydın.”

“Ben sadece durum tespiti yaptım.”

Ben ikisine bakıp bir parça daha ekmek içi yedim. Babam elini çenesine koydu. “Bence bugün önemli bir gün.”

Başımı kaldırdım. “Neden?”

“Çünkü benim kızım kahvaltıda dört dilim ekmek içi yiyor.”

Biraz düşünerek karnıma baktım. Sonra ciddi ciddi cevap verdim. “Beş de yiyebilirim.”

Annemin eli havada kaldı, babamın gözleri büyüdü.

Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra babam kahkahaya boğuldu. “İşte bu! Benim kızım geri döndü!”

Ben de gülmeye başladım. Annem başını iki yana sallarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. “Tamam, beşinci dilim de hazır.”

Gözlerim parladı. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Babam elini masaya vurdu. “Bugün mutfaktan ekmek eksilecek.”

Ben dördüncü dilimin son parçasını ağzıma atarken gülümsedim. “Ekmek içi güzel.”

Annem saçlarımı okşadı. “Sen de güzel yiyorsun bugün.”

Başımı onun eline doğru hafifçe yasladım. “Çay da güzel.”

Babam gülümseyerek bana baktı. “Yağmur da güzel.”

Başımı salladım. “Evet.”

“Etiketsiz pijama da güzel.”

Babama bakarak ciddi bir şekilde kabul ettim. “En güzeli o.”

Babam kahkaha attı, annem de gülmeye başladı. Ben ise beşinci dilimin ekmek içini beklemeye koyuldum. Annem beşinci dilimin ekmek içini ayırırken bir süre beni izledi. Sonra elindeki ekmeği tabağıma bıraktı. “Gökçe…”

Başımı kaldırdım. “Efendim?”

“Bugün biraz değişiklik yapalım mı?”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Nasıl?”

Annem mutfağın tezgâhına doğru uzandı. Küçük bir kavanoz aldı ve masanın üzerine koydu. “Bal ister misin?”

İlk önce kavanoza sonra anneme baktım. “Bal mı?”

“Evet.”

Bir süre düşündüm. Tam olarak algılayamamıştım. “Ekmek içinin üstüne mi?”

Annem gülümsedi. “İstersen.”

Babam hemen araya girdi. “Ben olsam denerdim.”

Ona baktım. “Sen seviyor musun?”

“Seviyorum.”

Kavanozu biraz kendime doğru çektim ve içindeki bala baktım. Altın renginde ve parlaktı. Parmağımı kavanoza doğru götürmek istedim ama annem hemen küçük bir kaşık aldı. “Önce böyle deneyelim.”

Kaşığın ucuna minicik bir miktar bal aldı ve ekmek içinin üzerine sürdü. Bal ekmeğin yumuşak kısmının üzerinde ince bir tabaka hâlinde kaldı. Bir süre baktım. Sonra parmaklarımla ekmeğin kenarından tuttum. “Tatlı mı?”

Annem başını salladı. “Tatlı.”

Bir parça kopardım ve ağzıma götürdüm. Çiğnedikten sonra gözlerim biraz büyüdü. “Güzel.”

Babam hemen gülümsedi. “Sevdin mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

Annemin yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu. “Biraz daha koyayım mı?”

Bu kez hiç düşünmeden başımı salladım. “Biraz.”

Annem ekmeğin üzerine biraz daha bal sürdü. Ben de sabırsızlıkla bekledim. Sonra küçük bir parça koparıp ağzıma attım. Babam beni izleyip güldü. “Beşinci dilimin de başına bal geldi.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Bal güzel.”

“Ekmek içinden daha mı güzel?”

“İkisi birlikte güzel.”

Babam elini göğsüne koydu. “İşte şimdi gastronomi konuşuyoruz.”

Annem kahkaha attı. “Sen karışma.”

Ben ise bir parça daha bal sürülmüş ekmek içi kopardım. Yağmur hâlâ camı dövüyordu. Sıcak çayım önümdeydi. Ekmek içinin üzerine sürdüğüm balın tatlılığı ağzımda kalmıştı. Gülümsedim. “Bir tane daha yapabilir miyiz?”

Annem başını salladı. “Tabii ki, güzelim.”

Annem beşinci dilimin kalanını da küçük küçük parçalara ayırıp üzerlerine biraz bal sürdü. İnce bir dilimdi zaten; neredeyse bir parmak kalınlığındaydı. Tabağı önüme çekti. “Al bakalım.”

Başımı salladım. “Teşekkür ederim.”

Balın yapışkanlığı parmaklarımın ucuna hafifçe bulaştı. Ekmek içini ağzıma götürüp yavaşça çiğnedim. Arada çayımdan küçük bir yudum içtim. Babam sessizce beni izliyordu.

“Nasıl?”

Ağzım doluyken cevap vermedim. Lokmamı hızlıca yedim ve cevapladım. “Güzel.”

Babam gülümsedi. “Bunu anladık.”

Annem de önümdeki tabağa baktı. “Doymaya başladın mı?”

Elimi karnımın üzerine koydum ve bir süre düşündüm. “Biraz.” Bir parça daha ekmek içi yedim. Son lokmayı da çayımın ardından ağzıma attım. Tabağa baktım. Artık üzerinde sadece birkaç küçük ekmek kırıntısı kalmıştı. Bardağımı iki elimle tutup son yudumu da içtim. Sonra bardağı yavaşça masaya bıraktım. “Doydum.”

Annemin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. “Gerçekten mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

Babam arkasına yaslandı. “Beş dilim.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “İnceydi.”

Babam güldü. “Tamam, tamam. İnceydi.”

Annem de gülerek başını salladı. “Üstelik ekmek içiydi.”

“Bal da vardı.”

“Evet, bal da vardı.”

Bir süre daha masadaki boş tabağıma baktım. Karnımın içi artık sabah uyandığım zamanki gibi boş değildi. İçimde hoş, sıcak bir ağırlık vardı. Elimi karnımın üzerinde bir kez daha gezdirdim. “Şimdi iyiyim.”

Babamın yüzündeki gülümseme yumuşadı. “İyi olmana sevindim, Gökçe’m.”

Annem ayağa kalkıp yanıma geldi. Saçlarımı hafifçe düzeltti. “Çayın da güzel gitti.”

Başımı salladım. “Çok.”

Babam pencereye doğru baktı. Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu. “Peki şimdi ne yapacağız?”

Gözlerim pencereye kaydı. “Yağmuru izleyeceğim.”

Babam gülümsedi. “Bu sefer camın arkasından mı?”

Başımı salladım. “Evet ama şimdilik.”

Annem hemen güldü. “Şimdilik mi?”

Ben de küçük bir gülümsemeyle başımı salladım. “Şimdilik.”

───────────୨ৎ────────────

Dışarıdaki yağmur hâlâ devam ediyordu. Pencerenin camından aşağı doğru süzülen damlaları izlerken bir süre hiçbir şey yapmadan öylece kaldım.

Sonra saçlarımın omuzlarıma değdiğini hissettim.

Elimi saçlarımın arasına götürüp uçlarını tuttum. Son zamanlarda saçlarım benim için oldukça uzamıştı. Annemle babam normalde omuzlarımın üzerinde kestirirdi. Saçlarımın boynuma değmesini sevmediğimi biliyorlardı. Bazen küçük bir temas bile bütün dikkatimi oraya vermeme neden olabiliyordu.

Ama bu kez saçlarımı uzatmak istemiştim. Aynanın karşısına geçip tarağımı elime aldım. Saçlarımı taramaya başladığımda ilk başta sorun olmadı. Fakat tarak omuzlarıma yakın olan kısma geldiğinde saçlarım birbirine dolandı ve takıldı. Bir kez daha denedim, sonra biraz daha yavaş hareket ettirdim. Buna rağmen tarak her seferinde aynı yerde takılıyordu. Kaşlarımı hafifçe çattım. “Olmuyor.”

Tarağı saçlarımdan çıkardım ve aynadaki yansımama baktım. Saçlarımın uçları omuzlarıma değiyordu. Elimi o bölgeye götürdüğümde yine aynı rahatsız edici hissi yaşadım. Bir süre saçlarıma baktım. Sonra tarağı yeniden denedim ama yine takıldı. Bu kez içimde küçük bir huzursuzluk oluştu. Gözlerimin istemsizce dolduğunu hissedince elimin tersiyle hemen sildim. “Ben bunu tarayamıyorum.”

Sesim biraz daha küçüktü. Tarağı elimden indirip masanın üzerine bıraktım. Aynada saçlarıma baktım. Ardından gözlerim çekmeceye kaydı. Makasın nerede olduğunu biliyordum. Belki de işim kolaylaşabilirdi.

Elimi uzatıp onu aldım. Bir süre makası elimde tutarak aynaya baktım. Sonra saçlarımın uçlarını iki parmağımın arasına aldım. Omuzlarımın biraz aşağısına kadar geliyorlardı. “İki parmak.” Kendi kendime söyledim. Sadece iki parmak kadar kesecektim. Böylece saçlarım omuzlarıma değmeyecekti.

Makasın ağızlarını saçlarımın uçlarına yaklaştırdım. Biraz durduktan sonra yavaşça kestim. Kesilen saç telleri lavabonun üzerine düştü. Aynaya baktım. Saçlarım hâlâ omuzlarımın biraz aşağısındaydı. Kaşlarımı çattım. “Biraz daha.”

Makasla aynı hizayı tutmaya çalışarak birkaç tutamı daha kestim. Bu kez kesilen saçlar biraz daha fazla olduğu için yere düştü. Bir taraf diğerinden biraz uzun görünüyordu. Elimdeki makasa baktım. “Burası.” Diğer taraftan da biraz kestim. Sonra tekrar aynaya baktım. Bu kez iki tarafın aynı olduğunu düşündüm. Ama saçlarımın uçları düşündüğümden daha kısa olmuştu.

Elimi saçlarımın üzerinden geçirip omuzlarıma baktım. Artık değmiyorlardı. Gülümsedim. “Oldu.” Makas hâlâ elimdeydi. Saçlarımın bir tutamını daha parmaklarımın arasına aldım. Biraz yamuk görünüyordu. Onu da düzelttim. Sonra diğer tarafı, biraz daha,biraz daha… Bir süre sonra makası elimden indirip aynaya baktığımda saçlarımın uçları artık omuzlarımın hemen üzerinde duruyordu. Gözlerimi kırpıştırdım. “Şimdi daha iyi.”

Makasın ağzını kapatıp çekmeceye koymak üzereydim ki kapının dışından annemin sesi geldi. “Gökçe?”

Bir anda olduğum yerde kaldım. Bakışlarımı anneme çevirdim. “Efendim?”

“Saçlarını taradın mı?”

Makas elimdeydi. Aynadaki yansımama baktım. “Evet…” Sesim biraz fazla masum çıkmıştı.

Annem içeri girdi. İlk birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Gözleri doğrudan saçlarıma gitti. Sonra elindeki kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. “Gökçe…”

Sesindeki şaşkınlığı hemen fark ettim. Başımı yavaşça ona çevirdim. “Efendim?”

Annem birkaç adım daha yaklaştı. “Sen ne yaptın?”

İlk saçlarıma, sonra makasa baktım. “Saçımı kestim.”

Annemin gözleri büyüdü. “Sen… kendi saçını mı kestin?”

Başımı salladım. “Evet.”

“Gökçe!” Sesini yükseltince omuzlarım bir anda gerildi. Makas elimden kayıp yere düştü. Annem hemen eğilip makası aldı. “Ya eline bir şey olsaydı?”

Gözlerim dolmaya başladı. “Ben sadece…”

“Bu makası neden tek başına aldın? Ya eline gelseydi? Ya yüzüne denk gelseydi?”

“Tarayamadım…” Sesim titredi.

Annem hâlâ saçlarıma bakıyordu. “Ne?”

“Tarayamadım.” Elimi saçlarıma götürdüm. “Omzuma değiyordu.”

Annem bana bakıp saçlarımın uçlarını parmaklarının arasına aldı. “Bunun için mi kestin?”

Başımı salladım. “Evet.” Gözlerim daha da doldu. “İki parmak kestim.”

Annem saçlarıma tekrar baktı. “Gökçe, sen bunun iki parmak olduğuna emin misin?”

Burnumu çektim. “Evet…”

Annem derin bir nefes aldı. Sesini biraz daha alçaltmaya çalıştı. “Güzelim, saçını kesmek istiyorsan bana söyle. Ben keserim. Ya da babanla birlikte kuaföre gideriz.”

“Ben yapabilirdim…”

“Biliyorum.” Annem bu kez daha yumuşak konuştu. “Ama kendine zarar gelmesinden korktum.”

Dudaklarım titredi. “Sen bağırınca korktum.”

Annemin yüzündeki ifade bir anda değişti. Bir süre bana baktıktan sonra yanımda diz çöktü. “Tamam.” Elindeki makası kenara bıraktı. “Özür dilerim. Sesimi yükseltmemeliydim.”

Gözlerimden yaş süzüldü. “Ben kötü bir şey yapmak istemedim.”

“Biliyorum.”

“Ben sadece saçımı taramak istedim.”

Annem başını salladı. “Biliyorum, güzelim.”

Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi. Annem kapıya doğru baktı. Ben ise gözlerimi silmeye çalışırken babamın sesi duyuldu. “Ne oluyor burada?”

“Metehan…”

Babam banyoya girdiğinde önce anneme, sonra bana baktı. Birkaç saniye içinde yüzümdeki yaşları fark etti. “Gökçe?”

Alt dudağımı ısırdım. “Baba…”

Babam hemen yanıma geldi ve çömeldi. “Ne oldu benim kızıma?”

Annem derin bir nefes aldı. “Saçını kesmiş.”

Babamın bakışları saçlarıma kaydı. Bir süre hiçbir şey söylemeden saçlarıma baktı. Saçlarım omuzlarımın biraz altındaydı. Uçlarından neredeyse iki parmak kadar kesmiştim. Bir tarafı diğerinden biraz daha kısa görünüyordu ama tamamen mahvolmuş da değildi. Bir kuaför kolayca düzeltebilirdi. “Sen mi kestin?”

Başımı yavaşça salladım. “Evet.”

“Neden?”

Gözlerimi yere indirdim. “Tarayamadım…” Sesim titredi. “Saçım omzuma değiyordu. Tarak takıldı. Ben de… kestim.”

“Peki annen seni neden ağlarken buldu?”

Annem hemen araya girdi. “Çünkü makası elinde görünce korktum. Sesimi yükselttim.”

Babam başını hafifçe salladı. Sonra bana döndü. “Sen de korktun mu?”

Başımı salladım. “Evet.” Gözlerim yeniden doldu. “Annem bağırınca… kötü bir şey yaptım sandım.”

Babamın yüzü yumuşadı. “Hayır, kızım.” Elini başımın üzerine koydu. “Sen kötü bir şey yapmak istemedin. Sadece seni rahatsız eden bir şeyi çözmeye çalıştın.”

Burnumu çektim. “Ben sadece taramak istedim.”

“Biliyorum.” Babam saçlarımın bir tutamını parmaklarının arasına aldı. “Biraz fazla kesmişsin ama kurtarılır.”

Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Çirkin olmadı mı?”

Babam hemen başını iki yana salladı. “Olur mu hiç?”

Annem de yanıma geldi. “Biraz düzeltilmesi gerekiyor, o kadar.”

Babam gülümseyerek saçlarımın uçlarını hafifçe düzeltti. “Hem bak… Saçların hâlâ uzun.”

Başımı yana çevirdim. “Benim için uzun.”

Babam güldü. “Evet. Senin için bayağı uzun.” Sonra parmaklarını saçlarımın arasından geçirip başımı okşadı. “Ama bir dahaki sefere makasla tek başına saç kesmek yok.”

Başımı eğdim. “Tamam.”

“Canını sıkan bir şey olursa?”

“Size söylerim.”

“İşte böyle.” Babam alnıma hafifçe dokundu. “Benim ela gözlüm, bugün daha fazla macera istemiyorum. Sabah etiketten kurtulduk, şimdi saçları kurtarmaya çalışıyoruz.”

İstemeden küçük bir gülümseme oluştu yüzümde. Annem de gülümseyerek başını salladı. “Gerçekten bugün seni yalnız bırakamayacağız galiba.”

Saatin 13.30'a yaklaştığını fark ettim. Dışarıdaki yağmur hâlâ devam ediyordu. Babam pencereye baktı. “Önce şu saç işini halledelim. Sonra istersen odanda dinlenirsin.”

Bir süre düşündüm. “Yağmuru izleyebilir miyim?”

Babam gülümsedi. “Tabii ki.” Sonra saçlarıma tekrar baktı. “Ama makas yok.”

Başımı ciddi ciddi salladım. “Yok.”

Annem hafifçe güldü. “Umarım.”

Ben de aynadaki saçlarıma baktım. Biraz yamuklardı ama kurtarılabilirdi. Hem babam öyle söylemişti. O zaman gerçekten kurtarılabilirdi.

───────────୨ৎ────────────

Saçlarımın uçları kuaförde düzeltilmişti. Aynaya son kez baktığımda bu kez saçlarımın iki tarafı da eşit görünüyordu. Omuzlarımın biraz üzerinde kalmışlardı. Elimi uçlarına götürdüğümde boynuma değmiyordu. İçim rahatlamıştı. Annem çantasını omzuna geçirirken babam kapının önünde bizi bekliyordu. “Oldu mu?”

Başımı salladım. “Oldu.”

Babam gülümsedi. “Güzel. Şimdi eve.”

Kuaförden çıktığımızda yağmur biraz hafiflemişti. Tamamen durmuş değildi. Ama sabahki kadar da şiddetli değildi. Kaldırımın üzerinde küçük su birikintileri hâlâ vardı. Yağmur damlaları arada bir saçlarıma ve yüzüme düşüyordu. Bir süre annemle babamın arasında yürüdüm. Sonra önümdeki su birikintisine baktım.

Adımlarımı yavaşlattım. Yavaştan durmaya yaklaşıyordum, aklıma koyduğumu yapacaktım. Sonunda durdum. Annem bunu hemen fark etti. “Gökçe?”

İlk önce su birikintisine, sonra da anneme baktım masumca. “Bir şey yapabilir miyim?”

Annem ne söyleyeceğimi anlamış gibi gözlerini kıstı. “Hayır.”

“Ama…”

“Hayır.”

“Daha yağmur yağıyor.” dedim heyecanla.

“Evet.”

“Su da var.”

“Onu da görüyorum.”

Babam gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ben yeniden su birikintisine baktım. “Bir kere?”

Annem başını iki yana salladı. “Gökçe, daha yeni saçlarını düzelttirdik.”

Saçlarıma dokunduktan sonra suya baktım. “Saçım zaten kısa.”

“Islanınca kısa olmaktan çıkmıyor.”

Babam sonunda dayanamadı ve güldü. Annem ona döndü. “Sen gülme.”

“Gülmüyorum.”

“Gülüyorsun.”

“Biraz.”

Ben ise onların konuşmasını dinlemek yerine ayakkabımın ucunu su birikintisinin kenarına yaklaştırdım. Annem hemen fark etti. “Gökçe.”

Ayağımı geri çektim. “Tamam.” Bir saniye bekledim. Sonra bir adım daha attım.

“Gökçe!”

Kıkırdamaya başladım. Ayağımı suya bastırdım ve su ayakkabımın etrafına sıçradı. Gözlerim büyüdü. Bir kez daha bastığımda daha çok su sıçradı. Kahkaha attım. Annem ellerini iki yana açtı. “Gökçe, hayır!”

Ama artık çok geçti. Diğer ayağımı da su birikintisine soktum. Ayakkabılarımın içinden bile soğuğu hissetmeye başlamıştım ama umursamıyordum. Babam başını iki yana sallayarak gülüyordu. “Ben bunu biliyordum.”

Annem ona baktı. “Neyi?”

“Eve kuru gidemeyeceğimizi.”

Ben bir su birikintisinden diğerine geçerken kahkaham sokağa yayılıyordu. Yağmur saçlarımın üzerine düşüyordu. Yeni kestirdiğim saçlarım birkaç dakika içinde alnıma ve yanaklarıma yapışmaya başladı.

Annem yanıma gelip kolumdan hafifçe tuttu. “Tamam, artık yeter. Eve gidiyoruz.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Bir tane daha.”

“Hayır.”

“Son.”

“Gökçe…”

“Gerçekten son.”

Annem birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra derin bir nefes aldı. “Bir tane.”

Gözlerim parladı. Hemen en büyük su birikintisine doğru koştum.

“Gökçe!”

İki ayağımı birden suyun içine bastım. Su pantolonumun paçalarına, sweatshirt'ümün altına ve kollarıma kadar sıçradı. Kahkahadan kendimi tutamadım. Babam da gülmeye başladı. Annem ise sadece başını iki yana sallıyordu. “Ben gerçekten seninle baş edemiyorum.”

Ben kollarımı iki yana açıp yağmurun altında döndüm. “Bak!”

Annem hemen “Bakmıyorum!” diye karşılık verdi. Daha çok güldüm. Yağmur biraz daha hızlandı. Saçlarımdan su damlamaya başlamıştı. Yüzümden süzülen damlaları elimle silmeye çalıştım ama birkaç saniye sonra yenileri geldi. Üzerimde kuru hiçbir yer kalmamaya başlamıştı.

Babam sonunda yanıma geldi. “Tamam, ela gözlüm. Macera bitti.”

Başımı salladım. “Biraz daha.”

“Hayır.”

“Bir dakika.”

“Eve gidiyoruz.”

Bu kez itiraz etmedim. Ama eve doğru yürürken bile kaldırımda gördüğüm her su birikintisine dönüp bakıyordum. Annem bunu fark edip gülümsedi. “Bakmayı bırak.”

“Bakmıyorum.”

“Bakıyorsun.”

“Suya bakıyorum.”

Babam arkamızdan güldü. “Arada fark var mı?”

Başımı ciddi ciddi salladım. “Var.”

Annem başını iki yana salladı. “Gökçe…”

Eve yaklaştıkça yağmur biraz daha hafifledi. Ama ben artık çoktan ıslanmıştım. Saçlarım yüzüme yapışmış, sweatshirt'üm ağırlaşmış, ayakkabılarım her adımımda hafifçe su sesi çıkarıyordu. Apartmanın kapısına geldiğimizde babam bana baktı. “Dün de böyleydin.”

Başımı kaldırdım. “Bugün de.”

“Fark ettim.” Annem anahtarı çıkarırken bana baktı. “Bu sefer seni kurutma işi de var.”

Başımı salladım. “Tamam.” Sonra bir an düşündüm. Ellerimi kısa saçlarıma değdirdim. “Saçımı da?”

Babam kahkaha attı. “Özellikle saçını.”

Ben de gülümseyerek kapıdan içeri girdim. Yağmurun sesi arkamızda kalmıştı. Ama ben hâlâ gülüyordum çünkü eğlencem yanımdaydı. Kapıdan içeri girdiğim anda ayakkabılarımı çıkarmayı bile unutmuştum. Yağmurda oynadığım her saniye aklımdaydı.

Su birikintileri, yağmur damlaları, ıslanan saçlarım. Hepsi o kadar güzeldi ki içimdeki sevinç bir türlü durmuyordu. Kollarımı iki yana açtım. “Yağmurda oynadım!”

Annem kapının yanında ayakkabılarımı kaldırırken başını kaldırdı. “Evet, oynadın.”

“Çok oynadım!”

Babam montunu çıkarırken gülümsedi. “Onu hepimiz gördük.”

Olduğum yerde zıpladım. “Daha çok oynayacağım!”

Annem hemen bana baktı. “Gökçe, tamam. Biraz sakin.”

Ama ben duramıyordum. “Bir daha yağmur yağınca yine oynayacağım!” Bir kez daha zıpladım. “Su birikintilerine basacağım!”

Babam gülerek başını iki yana salladı. “Tamam, tamam. Duyduk seni.”

“Çok güzeldi!” Sesim giderek yükseliyordu.

Annem elini kulağının yanına götürdü. “Güzelim, biraz daha alçak sesle konuşalım.”

Ama o anda içimdeki mutluluk o kadar büyüktü ki bunu düşünemiyordum. Bir kez daha zıpladım. “Çok mutluyum!” Tam o sırada saçlarım hareket etti. Yeni kestirdiğim uçlardan birkaçı boynumun arkasına değdi. Bir anda durdum, gülümsemem yüzümde dondu. Elim istemsizce boynuma gitti. Parmaklarım saç uçlarına değdi. Nefesim kesildi. “Etiket…”

Annemin yüzündeki gülümseme hemen kayboldu. “Gökçe?”

Elimi boynumdan çekemedim. “Etiket var!” Sesim bir anda yükseldi. “Etiket var!”

Babam hemen yanıma geldi. “Gökçe, dur. Dur kızım.”

Başımı hızla iki yana salladım. “Var!”

“Tamam, bakacağız.”

“Etiket var!” Gözlerim dolmaya başlamıştı. Saç uçlarını tekrar yokladım. “Boynumda!”

Annem hemen saçlarımı kaldırıp enseme baktı. “Gökçe, etiket yok.”

Başımı salladım. “Var!”

“Yok güzelim. Bak, saçın değiyor sadece.”

Ama artık bunu dinleyemiyordum. Az önceki bütün neşem bir anda kaybolmuştu. Elimi yeniden boynuma götürdüm. “Kesin!”

Babam anneme baktı, sonra yanıma çömeldi. “Tamam. Bana bakmak zorunda değilsin. Sadece elini benim elime ver.”

Elimi ona uzatmak yerine boynumda tuttum. “Etiket…”

“Biliyorum.” Babam sesini iyice yumuşattı. “Boynunda bir şey varmış gibi hissediyorsun.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Evet.”

Babam başını salladı. “Tamam. Beraber kontrol edeceğiz.”

Annem saçlarımı tekrar ensemdən kaldırdı. “Bak.” Parmaklarıyla saç uçlarını gösterdi. “Bunlar saçın.”

Başımı yavaşça çevirdim. Ama hâlâ ikna olmamıştım. “Kes…”

Babam hemen anladı. “Saçını mı keselim?”

Başımı salladım. “Değsin istemiyorum.”

Babam birkaç saniye saçlarıma baktı. Sonra elini usulca elime kenetledi. “Tamam. Önce sakinleşelim. Sonra ne yapacağımıza birlikte karar veririz.”

Başımı onun omzuna yasladım. Az önce kahkahalarla dolu olan evin girişinde şimdi yalnızca yağmurun sesi duyuluyordu. Ben böyle biriydim.

Bazen bir yağmur damlasına saatlerce mutlu olabilirdim. Bazen de başkalarının fark etmeyeceği küçücük bir temas, bütün günümü değiştirebilirdi.

Otizmli olduğum için bazı şeyleri daha yoğun yaşayabiliyordum. Duyduğum bir ses, hissettiğim bir temas, üzerime değen bir kumaş ya da boynuma dokunan birkaç saç teli benim için başkalarının düşündüğünden çok daha büyük bir şey hâline gelebiliyordu.

Günüm günüme, saatim saatime, dakikam dakikama, hatta bazen saniyem saniyeme uymuyordu. Bir gün yağmurun altında zıplarken dünyanın en mutlu insanı gibi hissedebilirdim. Bir başka gün ise aynı yağmurun sesi beni yorabilirdi.

Bazen neden bu kadar mutlu olduğumu ben bile anlayamazdım. Bazen de neden ağladığımı anlatmakta zorlanırdım. Ama hissettiğim şey gerçekti. Sadece anlatması zordu.

Çoğu zaman insanlara kendimi anlatabildiğimi sanıyordum. Kurduğum yanlış cümlelerle aslında sadece ne hissettiğimi anlatmaya çalışıyordum. Ama bazen karşımdaki insanın duyduğu tek şey “Gökçe üzülmesin.” oluyordu. Oysa ben her zaman üzülmek istemiyordum. Bazen sadece anlaşılmak istiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.