Gökçe Bulut
“Yemek yemek istemiyorum!” Sesim mutfağın içinde yankılandı. Annem karşımdaki sandalyede durdu. Masanın üzerinde hazırlanmış yemeklere baktı, sonra bana döndü.
“Gökçe, daha hiçbir şey yemedin.”
“İstemiyorum!” Midemin içi boştu ve aç olduğumu hissediyordum. Ama buna rağmen önümdeki yemeğe bakmak bile istemiyordum.
Annem sesini biraz yumuşattı. “İstersen sana yine ekmek içi hazırlayayım.”
Başımı hızla iki yana salladım. “Hayır.”
“Biraz bal sürerim.”
“İstemiyorum!”
“Çok az koyarım.”
“Yemek yemek istemiyorum!” Gözlerimin dolmaya başladığını hissedince başımı eğdim.
Babam hemen araya girdi. “Tamam, tamam.”
Annem ona baktı. “Metehan…”
Babam sakin bir şekilde bana döndü. “Yemeyeceksin. Tamam mı? Şimdi kimse seni zorlamayacak.”
Annemin yüzündeki endişe daha da belirginleşti. “Ama böyle aç kalırsın.”
“İstemiyorum!”
“Gökçe, saçmalama demiyorum ama…”
“İSTEMİYORUM!” Sesim yeniden yükseldi. Annem sustu ve ben o sırada sandalyeden kalktım. Bacaklarımın gücü sanki bir anda tükenmiş gibi yere oturdum. Ellerimle yüzümü kapattım.“Yemek istemiyorum…” Sesim bu kez çok daha küçüktü.
Babam hemen yanıma gelmek istedi ama annem elini hafifçe kaldırarak onu durdurdu. “Biraz bekleyelim.” Babam başını salladı. Ben ise ellerimi saçlarımın arasına götürdüm ve parmaklarımı sıkıca saçlarımın içinde tuttum.
“İstemiyorum…” Omuzlarım titriyordu ağlamaktan. “Yemek istemiyorum.”
Annemin gözleri doldu. “Kızım…” Cevap vermedim. Vermek zorunda da değildim zaten. “Gökçe, yapma güzelim. Lütfen.”
Babam annemin yanına yaklaştı. “Tamam. Üstüne gitmeyelim.”
Annem dudaklarını birbirine bastırdı. “Ben sadece aç kalmasını istemiyorum.”
“Biliyorum.” Sonra ikisi de sustu. Mutfak anında sessizleşti. Sessizlik biraz da olsun içimi rahatlatmıştı. Dizlerimi kendime doğru çektim ve bir süre ağladım. Sonra bedenim yavaşça öne doğru hareket etmeye başladı. Öne-arkaya sallanmaya başladım. Bir süre sonra aynı hareketi tekrar tekrar yaparken dudaklarımdan sayılar dökülmeye başladı.
“Bir…” Nefes aldım. “İki…” Biraz daha sallandım. “Üç…” Sesim hâlâ titriyordu ama artık eskisi kadar yüksek değildi. “Dört… Beş…” Gözyaşlarım hâlâ yanaklarımdan aşağı süzülüyordu. Ama nefesim yavaşlamaya başlamıştı. “Altı…” Bir süre sonra gözlerimi kaldırdım ve masaya baktım. Yemek hâlâ oradaydı. Biraz önce görmek bile istemediğim tabak şimdi önümde sessizce duruyordu. Karnım yeniden guruldadı. Elimi karnımın üzerine koydum. Açtım ve bunu biliyordum. Ama yine de yemek istemiyordum. Gözlerimi tabağın üzerinden ayırmadan fısıldadım. “Ben açım…”
Annemin gözleri yeniden doldu. Ama bu kez hemen konuşmadı. Babam da sessizce yanıma oturdu. Ben hâlâ masaya bakıyordum. “...ama yemek istemiyorum.”
Burnumu kolumun içiyle sildim. Sonra burnumu çekip gözlerimi tekrar masaya çevirdim. İçimdeki huzursuzluk biraz azalmıştı ama hâlâ yemek düşüncesi bile ağır geliyordu. Annem birkaç saniye beni izledi. Sonra yanımdaki peçeteyi alıp bana uzattı. “Burnunu peçeteyle sil, güzelim.”
Peçeteye baktım. Sonra burnuma götürdüm. “Hııııh…”
Annemin yüzünde küçücük bir gülümseme oluştu. “Tamam. Bir daha.”
Peçeteyi burnuma bastırıp tekrar sümkürdüm. Sonra peçeteyi elimde buruşturup masanın kenarına bıraktım. Annem tabağıma bakmak yerine mutfağın tezgâhına doğru döndü. Birkaç saniye sonra elinde bir kaseyle geri geldi. “Bak bakalım.”
Başımı kaldırdım. Annem kaseyi masanın üzerine bıraktı. “Ezogelin çorbası.” Kaseye baktım. Çorbanın üzerinden hâlâ hafifçe buhar yükseliyordu. Kaşığı da hemen yanına bırakmıştı. “İçer misin?”
Dudaklarımı büzdüm. Bir süre cevap vermeden çorbaya baktım. Sonra elimi karnımın üzerine koydum. “Açım…”
Annemin gözleri hafifçe yumuşadı. “Biliyorum.”
“Ama…” Cümlemi tamamlayamadım. Yemek yemeyi istemesem de çok açtım.
Annem sandalyeyi yanıma çekti. “Yemek istemediğini de biliyorum.” Başımı eğdim ve bir süre çorbaya bakmaya devam ettim. Annem kaşığı eline aldı ve çorbayı hafifçe karıştırdı. “Bir kaşık deneyelim mi?”
Başımı kaldırıp ona baktım. “Sen mi?”
Annem gülümsedi. “Ben.”
Çok küçük bir hareketle başımı salladım. “Olur.”
Annem kaşığa biraz çorba aldı. Üfleyerek soğutmaya çalıştı. “Hazır mısın?”
Dudaklarımı hafifçe büzdüm. “Biraz.”
“Tamam. Acelemiz yok.” Kaşığı yavaşça ağzıma yaklaştırdı. İlk lokmayı aldım. Bir süre çiğnemeden, sadece tadını anlamaya çalışır gibi bekledim. Sonra yuttum. Annem merakla yüzüme baktı. “Nasıl?”
Omuzlarımı hafifçe kaldırdım. “Güzel.”
Annemin yüzünde belli belirsiz bir rahatlama oluştu. “Bir kaşık daha?”
Bu kez biraz daha hızlcaı başımı salladım. “Evet.”
Annem ikinci kaşığı hazırlarken ben de sessizce bekledim. Kaşığı yavaşça ağzıma aldım. Arada burnumu çekiyor, annem de peçeteyi elime veriyordu. “Burnunu sil.”
“Hııııh…”
Babam masanın diğer tarafında sessizce bizi izliyordu. Hiçbir şey söylemiyordu. Sadece ara sıra yüzündeki o yumuşak ifadeyle bana bakıyordu. Annem kaşığı yeniden doldurdu. “Biraz daha?”
Başımı salladım. “Biraz.”
Çorbanın sıcaklığı içime yayıldıkça omuzlarım yavaş yavaş gevşemeye başladı. Az önceki gibi ağlamıyordum. Hâlâ gözlerim ıslaktı ama nefesim daha sakindi.Annem bir kaşık daha uzattı. Ağzımı açtım. “Afiyet olsun, kızım.”
Yuttuktan sonra karnıma dokundum. “Biraz doldu.”
Babam ilk kez konuştu. “Öyle mi?”
Başımı salladım. “Biraz.”
Annem gülümsedi. “Devam edelim mi?”
“Edelim.”
Kaşığı yeniden aldı. Bu kez ben de beklemeden biraz öne doğru yaklaştım. Çorbanın yarısı şimdiden bitmişti. Annem bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Sadece aynı sakinlikle kaşığı doldurmaya devam etti. Bir süre sonra kaseye baktım ve mırıldandım. “Az kaldı.”
Babam gülümsedi. “Evet.”
Annem son birkaç kaşığı da hazırladı. Ben de hepsini yavaşça içtim. Son kaşığı yuttuktan sonra annem boş kaseyi masaya bıraktı. “Bitti.”
Elimi karnımın üzerine koydum. Bu kez daha uzun düşündüm. “Doydum.”
Annemin gözleri yeniden dolacak gibi oldu ama gülümsedi. “Biraz olsun?”
Başımı salladım. “Evet.”
Babam sessizce nefes verdi. Sonra bana bakarak başını hafifçe eğdi. “İşte benim kızım.”
Ben burnumu tekrar çektim. Annem hemen peçeteyi uzattı. “Burun.”
Peçeteyi aldım. “Hııııh…”
Babam gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ben de babama baktım. “Gülme.”
“Gülmüyorum.”
“Gülüyorsun.”
“Biraz.”
Kaşlarımı çattım ama dudaklarımın kenarı da istemsizce yukarı kıvrıldı. Annem boş kaseyi alırken saçlarımı okşadı. “Çorba iyi geldi mi?”
Başımı salladım. “Evet.” Sonra biraz düşündüm. Tadı damağımda kalmıştı. “Bir daha da olabilir.”
Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Biraz daha mı?”
“Sonra.”
Babam hafifçe güldü. “Bugün mutfakta ikinci perde var demek.”
Başımı onun tarafına çevirip ciddi ciddi cevap verdim. “Belki.” Ve bu kez mutfakta kimse beni yemek yemeye zorlamadı. Sadece yanımda kaldılar.
Ben de boşalan çorba kâsesine bakarken, karnımdaki o açlığın biraz olsun hafiflediğini hissettim. Gözlerimdeki yaşlar tamamen kurumamıştı. Kirpiklerimin arasında birkaç damla kalmış, yanağımın üzerinde ince bir iz bırakmıştı.
Bir süre masaya baktım. Masaya baktığım sırada gözüm ekmeğe takıldı. Annem bunu fark etmiş olacak ki ekmek sepetini bana doğru yaklaştırdı. “Ekmek içi ister misin?”
Başımı kaldırdım. “İçinden.”
Annem gülümsedi. “Tabii ki içinden.” İnce bir dilim ekmek aldı. Dış kısmını dikkatlice ayırıp yumuşacık içini önüme bıraktı. Parmaklarımı uzatıp küçük bir parça kopardım. Yumuşaktı. Çiğnerken gözlerim hâlâ hafifçe doluydu. Babam bunu fark etti. “İyi misin, Gökçe’m?”
Başımı salladım. “Biraz.”
“Biraz ne?”
Gözlerimi masaya indirdim. “Üzgünüm.”
Babamın yüzündeki ifade yumuşadı. “Biliyorum.”
Bir parça daha ekmek içi kopardım. Annem bu kez masanın diğer tarafındaki salataya uzandı. Tabağın kenarında biriken ekşili salata suyunu kaşığın ucuyla biraz aldı. “Bunu da ister misin?”
“Ekşi mi?”
“Biraz.”
Dudaklarımı büzdüm. “İstiyorum.”
Annem küçük bir ekmek içi parçasının üzerine birkaç damla ekşili salata suyu döktü. Ekmeği ağzıma aldığım an yüzümü buruşturdum. Ekşiydi. Babam gülümseyerek bana baktı. “Ekşi geldi.”
Başımı usulca salladım. Ağzım dolu olduğu için konuşamamıştım.
Annem güldü. “İstersen daha az koyarım.”
Ekmek içinin kalan kısmına baktım. Tadı güzeldi ama çok ekşiydi. Mırıldanıp “Az olsun.” dedim.
“Tamam.” Annem salatanın suyunu öncekinden az koydu ve bana uzattı. Bir süre sessizce ekmek içini yemeye devam ettim. Arada gözlerim yeniden doluyor, burnumu çekiyordum. Annem her seferinde peçeteyi sessizce önüme bırakıyordu. Ama içimdeki üzüntü hâlâ oradaydı.
Elimdeki son parçaya bakarken dudaklarımı birbirine bastırdım. Babam elini masanın üzerine koydu. Ben de parmaklarımı onun elinin üzerine bıraktım. Babam elimi hafifçe sıktı. “Bugün zor bir gündü. Yine de buradasın.”
Gözlerim yeniden doldu. “Buradayım.”
Annem yanıma gelip saçlarımı kulağımın arkasına itti. “Ve yalnız değilsin.”
Başımı annemin eline doğru hafifçe yasladım. Bir ekmek içi parçasını daha ağzıma attım ve çiğnemeye başladım.
Babam da gülümsedi ve elimi okşadı. “İşte.”
Annem de sandalyenin arkasından eğilip bana baktı. “Biraz daha iyi olması bile yeter.”
Gözlerim hâlâ yaşlıydı ama bu kez ağlamıyordum. Son ekmek içi parçasını ağzıma attım ve çiğnemeye başladım. Ama birkaç saniye sonra hareketlerim yavaşladı. Boğazımda bir şey düğümlenmiş gibi hissettim. Çiğnemeye devam ettim ama yutamıyordum. Gözlerim yeniden doldu. Annem bunu hemen fark etti tabii.
“Gökçe?”
Başımı kaldırdım. “Anne…” Sesim titriyoedur.
“Efendim, güzelim?”
Kaşığı elimde tutan anneme baktım. Sonra boğazımı gösterdim. “Ben neden yutamıyorum?”
Annemin yüzündeki ifade bir anda değişti. “Ne oldu? Boğazında mı kaldı?”
Başımı salladım. “Bilmiyorum.”
Annem hemen yanıma yaklaştı. “Su ister misin?”
Başımı iki yana salladım. “Yutamıyorum.”
Annemin gözleri endişeyle yüzümde gezindi. “Tamam, tamam. Acele etme, kendini zorlama sakın.”
Babam da sandalyesinden doğruldu. “İyi misin, Gökçe’m?”
Başımı iki yana salladım. “Hayır.” Elimi boğazımın üzerine koydum. “Burada… Düğüm var.”
Annem hemen yanıma çömeldi. “Tamam. Buradayım.”
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. “Yutamıyorum…”
Annem saçlarımı geriye doğru itti. “Tamam güzelim. Ağlama, acele etme.”
Ama bunu duyunca daha çok ağlamaya başladım. Dudaklarım titremeye başladı. “Yutamıyorum…”
Babam elimi tuttu. “Tamam. Kimse senden hemen yutmanı istemiyor.”
Bir süre sadece ağladım. Ağlarken ağzımdaki lokmayı hâlâ çiğniyordum. Burnum akmaya başladı. Annem hemen peçeteyi uzattı. “Al, burnunu sil.”
Peçeteyi aldım ama elim titriyordu. “Hııııh…” Sonra yeniden boğazıma dokundum. Bir süre nefesimi toparlamaya çalıştım. Ağlamamın arasında istemsizce yutkundum. Lokmanın boğazımdan geçtiğini hissedince gözlerimi kırpıştırdım. Sonra tekrar yutkundum. Bu kez lokmanın boğazımdan tam geçtiğini hissettim. Şaşkınlıkla anneme baktım. “Yuttum.”
Annem birkaç saniye sessiz kaldı. Sanki emin olamamıştı. “Yuttun mu?”
Başımı salladım. “Evet.”
Sonra yüzündeki endişe biraz olsun dağıldı. “Tamam, güzelim.”
Başımı salladım ama gözlerim hâlâ doluydu. İnanması için bir kez daha “Gerçekten yuttum.” dedim.
“Evet.” Annem elini yanağıma koydu. “Yuttun.”
Bir kez daha yutkundum. Bu kez boğazımda az önceki gibi sıkışmış bir his yoktu. Gözlerimden birkaç damla daha yaş süzüldü. “Bir şey yok…”
Annem başını hafifçe salladı. “Tamam. Bir şey yok.”
Babam hâlâ elimin üzerindeki elini çekmemişti. “Bak, geçti.”
Burnumu çektiğim an annem hemen peçeteyi biraz daha yaklaştırdı. “Al bakalım.” Peçeteyi alıp burnumu sildim. Bu kez elim eskisi kadar titremiyordu. Nefesim yavaş yavaş düzene girmeye başladı. Hıçkırıklarım seyrekleşti. Az önce göğsümü sıkıştıran o ağlama hâli de yavaşça hafifliyordu. Annem yanıma oturdu. “Gel buraya.” dedi ve kollarını açtı. Hiç düşünmeden ona doğru yaklaştım.
Annem beni sıkıca kucakladı. Başımı göğsüne yasladığımda eli saçlarımın üzerinde gezmeye başladı. Parmakları saçlarımın arasından yavaşça geçiyor, sonra başımın üzerinde sakinleştirici bir hareketle duruyordu. “Benim güzel kızım…” Gözlerimi kapattım ve derin nefesler aldım. Annem yanağımı avucunun içine aldı. “Tamam.” Başparmağıyla yanağımdaki yaşları sildi. “Geçti.”
Burnumu çekip annemin sweatshirt'üne biraz daha sokuldum. “Anne…”
“Efendim?”
“Çok ağladım.”
Annem saçlarımı okşamaya devam etti. “Evet.”
“Gözlerim acıyor.”
“Biliyorum.” Yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. “Biraz dinlendiririz.”
Babam da yanımıza yaklaşıp başımı hafifçe okşadı. “Benim ela gözlüm bugün biraz fazla yoruldu.”
Gözlerimi açıp ona baktım. “Yoruldum.”
“Belli.” Annem beni bırakmadan yanağımı bir kez daha okşadı. “Şimdi hiçbir şey yapmak zorunda değilsin.”
Başımı salladım. “Tamam.”
Bir süre daha annemin kollarında kaldım. Hıçkırıklarım tamamen kesilmişti. Gözlerim hâlâ yaşlıydı ama artık ağlamıyordum. Masadaki boş kaseye baktım. “Çorba güzeldi.”
Annem gülümsedi. “Beğendin mi?”
Başımı salladım. “Evet.”
Babam hafifçe gülümsedi. “Demek bugün çorba kazandı.”
Kaşlarımı hafifçe çattım. “Ben kazandım.”
Babam bana bakıp gülümsedi. “Evet. Sen kazandın.”
Başımı tekrar annemin omzuna yasladım. Bu kez içimdeki düğüm yerine sadece biraz yorgunluk vardı. Ayrıca annemin saçlarımı okşayan eli.
───────────୨ৎ────────────
Annem mutfaktan çıktıktan bir süre sonra tekrar salona geldi. Elinde birkaç eşya vardı. Önce etrafa baktı, sonra gözleri koltuğa takıldı. “Gökçe?”
Cevap gelmeyince annem birkaç adım daha yaklaştı. “Gökçe, güzelim?”
Yine ses çıkmadı. Çünkü koltukta uyuyakalmıştım. Başım koltuğun kenarına hafifçe yaslanmış, saçlarım yüzümün iki yanına dağılmıştı. Birkaç tutam saçım yanağıma yapışmıştı. Sweatshirt'ümün yakası da biraz açılmış, boynumun bir kısmı ortaya çıkmıştı. Üzerimde battaniye yoktu.
Annem birkaç saniye olduğum yerde durup bana baktı. Sonra yüzündeki ifade yumuşadı. “Ah, benim kızım…” Sessizce yanıma geldi. Gözlerimi kapatmıştım. Ağlamaktan kızaran burnum hâlâ kırmızıydı. Yanaklarımda kurumuş birkaç gözyaşı izi vardı. Annem parmak uçlarıyla saçlarımı yüzümden çekti. “Bütün gün ağladın, şimdi de burada uyuyakaldın…”
Sesini olabildiğince alçak tutuyordu. Başımı biraz daha rahat etsin diye koltuğun arkasındaki yastığa doğru düzeltti. Sonra sweatshirt'ümün yakasını nazikçe toparladı. “Üşürsün böyle.”
Ben uykumun arasında hafifçe kıpırdandım ama gözlerimi açmadım. Annem hemen durdu. O sırada dudaklarımın arasından anlaşılmayacak kadar küçük bir ses çıktı. “Anne…”
Annem gülümsedi. “Buradayım.” Elini saçlarımın üzerinde gezdirdi. “Uyu sen.”
Sonra odadan bir battaniye aldı ve üzerime dikkatlice örttü. Battaniyenin sıcaklığı üzerime geldiğinde bedenim biraz daha gevşedi. Annem birkaç saniye daha başımın yanında durdu. Sonra yanağıma hafifçe dokundu. “Benim güzel kızım…”
Saçlarımı bir kez daha yüzümden çekti. “Bugün gerçekten çok yoruldun.”
Beni uyandırmadan sessizce yanımdan ayrıldı. Küçükken de böyleydim. Evi karma karıştırır, kriz geçirir ve bir köşede masumca uykuda dalardım.
୨ৎ ⋆ ୨ৎ
Annem beni koltuktan kaldırıp odama götürdüğünde hâlâ ağlıyordum. Burnumu çekiyor, gözlerimi ellerimin tersiyle siliyordum. “Gel bakalım, güzelim. Üstünü değiştirelim.”
Başımı iki yana salladım. “İstemiyorum.”
“Üstündeki kıyafetle de rahat etmiyorsun.”
“Ediyorum.”
Annem üzerimdeki kıyafete baktı. “Beş dakikadır yakasını çekiştiriyorsun.”
Elimi hemen yakamdan çektim. “Çekiştirmiyorum.”
Annem gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Tamam. Çekiştirmiyorsun.” Sonra dolabımı açtı. Bir süre kıyafetlerin arasına baktıktan sonra yumuşacık, açık renkli bir pijama takımı çıkardı. Üzerinde küçük küçük yıldızlar vardı. “Bak ne buldum.”
Pijamaya baktım. “Yıldız.”
“Evet. Senin için aldığımız pijama.” Annem pijamanın üzerindeki etiketi daha ben görmeden makasla kesti. Sonra etiketi eline alıp bana gösterdi. “Bak. Etiketi de kestim.”
İlk etikete, sonra pijamaya baktım. “Yok mu?”
“Yok.” Annem pijamayı bana uzattı. “Hiç yok.”
Pijamayı elime aldım. Kumaşını parmaklarımın arasında yokladım. Yumuşaktı. “Güzel.”
Annem gülümsedi. “Giyelim mi?”
Başımı salladım.“Giyelim.”
Birkaç dakika sonra pijamamı giymiştim. Annem yakasını düzeltti, saçlarımı da omuzlarımdan geriye doğru aldı. “Bak.”
Aynanın karşısına geçtim ve pijamama baktım. Elimi enseme götürdüğüm an kaşlarım çatıldı. “Etiket var.”
Annem hemen yanıma geldi. “Yok kızım.”
“Var.”
“Bak, kestim.”
Başımı iki yana salladım. “Var.”
Annem pijamanın yakasını hafifçe kaldırdı. “Bak. Burada hiçbir şey yok.” Parmağıyla kumaşın içini gösterdi. “Gördün mü?”
Boynuma dokundum. “Burada.”
“Orası pijamanın dikişi.”
“Etiket.”
“Etiket değil.”
“Etiket.”
Annem derin bir nefes aldı ama sesini sakin tuttu. “Gökçe, güzelim, gerçekten yok. Bak, elini kumaşın üzerinde gezdir.”
Parmaklarımı yakanın üzerinde gezdirdim. Yine aynı yere geldiğimde yüzümü buruşturdum. “Var işte.”
Annem bana birkaç saniye baktı. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. “Tamam. Sen öyle hissediyorsun, biliyorum.”
Başımı kaldırdım. “Var.”
“Tamam.” Annem saçlarımı boynumdan uzaklaştırdı. “Şu an rahatsız ediyor mu?”
Başımı salladım. “Evet.”
“İstersen başka pijama giyelim.”
Bir anda itiraz ettim. “Hayır!”
Annem şaşırdı. “Az önce rahatsız olduğunu söyledin.”
“Pijamam güzel.”
Annem sabır ederek gülümsedi. “Tamam. O zaman pijamayı değiştirmiyoruz.”
Başımı salladım. “Değiştirmiyoruz.”
“Etiket de yok.”
“Var.”
“Peki.”
“Var.”
“Tamam, güzelim.” Annem ayağa kalkıp yatağın kenarına oturdu. Ben hâlâ ensemi tutuyordum. Birkaç dakika boyunca aynı şeyi söylemeye devam ettim.
“Etiket var.”
Annem her seferinde aynı sakinlikle cevap verdi. “Biliyorum. Sana öyle geliyor.” Sonra bir süre sessizlik oldu. Ben aynaya baktım ve pijamamdaki yıldızları inceledim. Bir tanesi diğerlerinden daha büyüktü. Gözlerim bir anda oraya takıldı. Elimi boynumdan çektim. “Anne…”
Annem bana döndü. “Efendim?”
Parmağımla pijamamdaki büyük yıldızı gösterdim. “Bu neden büyük?”
Annemin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. “Bilmiyorum.”
“Diğerleri küçük.”
“Evet.”
“Bu büyük.”
“Evet.”
Bir saniye daha baktım merakla. Sonra gözlerim parladı. “Baba!”
Annem daha ne olduğunu anlamadan odanın kapısından babamın sesi geldi. “Ne oldu benim kızım?”
Pijamamı göstererek yatağın üzerinden zıpladım. “Baksana!”
Babam odaya girdi. “Ne var?”
“Yıldız!”
Babam pijamama baktı. “Evet.”
“Bu büyük!”
Babam birkaç saniye yıldızı inceledi. Sonra ciddi bir ifadeyle başını salladı. “Gerçekten büyükmüş.”
Gülümsedim. “Çok büyük!”
Annem babama baktı. Babam da anneme baktı. İkisi de birkaç saniye önceki etiketi unutmuş gibi birbirlerine bakıp gülümsediler. Çünkü ikisi de biliyordu. Benim dünyamda bazen birkaç saniye önceki mesele, birkaç saniye sonra hiç yaşanmamış gibi kaybolabiliyordu.
Ben ise çoktan pijamamı göstererek yatağın üzerinde zıplamaya başlamıştım. “Baba, bak! Burada da var! Burada da! Şurada da!”
Annem başını iki yana salladı. “Tamam, tamam. Yavaş.”
Ama ben artık çoktan başka bir şeye geçmiş, odadaki yastıkları toplamaya başlamıştım. Babam gülerek anneme baktı. “Başladı.”
Annem iç çekti. “Evet.”
Ben ise yatağın üzerindeki yastığı yere attıyordum. “Bunlarla ev yapacağım!”
Babam kahkaha attı. Annem de ellerini beline koydu. “Gökçe…”
Ben çoktan üçüncü yastığa uzanmıştım. “Büyük ev!”
Ve birkaç dakika önce “etiket var” diye ağlayan ben, şimdi odanın ortasında yastıklarla ev kurmaya çalışıyordum. Ben üçüncü yastığı da yere bırakıp babamın yanına koştum. Küçük kollarımı bacaklarına doladım. “Baba!”
Babam aşağı bakıp güldü. “Efendim, kızım?”
“Ev yapalım.”
Babam kaşlarını kaldırdı. “Ev mi?”
Başımı hızlıca salladım. “Büyük ev.”
Babam ellerini iki yana açtı. “Tamam. Nasıl yapacağız?”
Yastıklardan birini gösterdim. “Bundan.” Sonra diğerini gösterdim. “Bundan.” Bir de yatağı işaret ettim. “O da çatı.”
Babam kahkaha attı. “Çatı yatağın kendisi mi olacak?”
“Evet.”
Annem kapının yanında bizi izliyordu. “İkiniz de odanın altını üstüne getireceksiniz.”
Babam bana bakıp fısıldar gibi konuştu. “Annen biraz kıskandı galiba.”
Annem hemen kaşlarını kaldırdı. “Duyuyorum.”
Gülmeye başladım. Babam da bana bakıp omzumu dürttü. “Tamam, tamam. Hemen başlıyoruz.”
Babam eğilip yerdeki yastıklardan birini aldı. Ben de diğerini taşıdım. Yastıkları yan yana koymaya başladık. “Burası duvar.”
Babam başını salladı. “Duvar.”
“Burası kapı.”
“Kapı.”
“Burası da benim odam.”
Babam etrafa baktı. “Peki benim odam nerede?”
Bir an durup düşündüm. Sonra babamın bacağını gösterdim. “Burada.”
Babam kahkaha attı. “Benim odam bacağım mı?”
Başımı ciddi ciddi salladım. “Evet.”
Annem gülmeye başladı. “Çok mantıklı.”
Ben de gülerek babamın bacağına yeniden sarıldım. “Baba burada dur.”
“Tamam.”
Babam olduğu yerde durdu. Ben onun etrafına bir yastık daha koymaya çalışırken bir anda elim enseme gitti. Yüzümdeki gülümseme yavaşça kayboldu. Parmaklarımı saçlarımın arasına götürüp ensemi kaşımaya başladım. Kaşındıkça yüzümü buruşturdum. “Anne…”
Annem hemen bana döndü. “Efendim?”
“Elimde…” Kaşımaya devam ettim. “Ensem kaşınıyor.”
Annem yanıma geldi ve saçlarımı hafifçe yukarı kaldırdı. “Burada mı?”
Başımı salladım. “Evet.”
Parmaklarıyla saçlarımı boynumdan uzaklaştırdı. “Şurada mı?”
“Biraz.”
Babam da eğilip baktı. “Saçların yine boynuna değmiş.”
Elimi hemen enseme götürdüm. “Etiket gibi.”
Annemin yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı. “Tamam, güzelim. Etiket değil. Saçın.”
Parmaklarımı ensemin üzerinde tutmaya devam ettim. Babam elimi nazikçe tuttu. “Gel. Önce saçını düzeltelim, sonra evimize devam ederiz.”
Bir süre düşündükten sonra babama baktım. “Evimiz?”
Babam gülümsedi. “Evimiz.”
Gözlerim yeniden parladı. “Büyük ev!”
Annem başını iki yana sallayıp gülmeye başladı. “İşte yine başladı…”
୨ৎ ⋆ ୨ৎ
Annemle babam ise mutfakta yarın için hazırlık yapıyordu. Arada tabakların, tencerelerin ve çekmecelerin sesi duyuluyor, sonra yine sessizlik oluyordu. Ben hiçbirini duymuyordum çünkü uyuyordum.
Ta ki mutfaktan gelen ani bir sesle uykum bölünene kadar. “Ah!” Ardından birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra babamın sesi bütün eve yayıldı.
“ESMA!”
Gözlerimi bir anda açtım ve koltuktan doğruldum. Babam tekrar bağırdı. “ESMA, ELİNİ GÖSTER!”
Annemin sesi titriyordu. “Metehan…”
“ELİNİ GÖSTER DİYORUM!”
Koltuktan hemen indim. Ne olduğunu anlamıyordum ama babamın sesindeki korku beni de korkutmuştu. Mutfaktan sesler gelmeye devam ediyordu. “Tamam, tamam… Ağlama.”
“Canım çok acıyor…”
“Biliyorum ama elini çekme oradan.”
“Kanıyor…”
Babamın sesi daha da yükseldi. “Esma!” İrkildim. “Ne yaptın sen?!”
Annem ağlamaya başladı. “Ben sadece…”
“Nasıl yaptın?!”
“Bilmiyorum, Metehan… Bir anda oldu.”
Babamın sandalyesinin geriye çekildiğini duydum. Mutfak kapısına geldiğimde ikisini gördüm. Annem tezgâhın yanında duruyordu. Bir eliyle diğer elini tutmuş, gözlerinden yaşlar akıyordu. Babam ise karşısında durmuştu. Yüzü bembeyaz olmuştu.
“Baba…”
İkisi de bana döndü. Babamın gözleri büyüdü. “Gökçe?”
Annem hemen yüzündeki yaşları silmeye çalıştı. “Güzelim, sen niye uyandın?”
Ben anneme baktım. “Annem ağlıyor.”
Babam derin bir nefes aldı. “Canı acıdı biraz.”
“Çok mu?”
“Hayır.” Babam bunu söylerken sesi hâlâ titriyordu. Sonra anneme döndü. “Bana bak.” Annem başını kaldırdı. Babam ellerini onun omuzlarına koydu. “Tamam mı? Bana bak. Geçecek.”
Annem ağlamaya devam etti. “Çok acıyor…”
Babamın yüzündeki endişe yeniden arttı. “Biliyorum.” Sonra bir anda annemi kendine çekti. “Tamam. Tamam, ağlama.”
Annem başını babamın göğsüne yasladı. Babam da saçlarını okşadı. “Buradayım.”
Annem burnunu çekti. “Çok korktum.”
Babam gözlerini kapattı. “Ben daha çok korktum.”
Annem hafifçe başını kaldırdı. “Bana bağırdın.”
“Korktum. Bir anda seni öyle görünce…” Cümlesinin devamını getiremedi. Annem gözyaşlarının arasından küçük bir gülümseme çıkardı. Babam onun yanağındaki yaşları sildi. “Tamam. Artık ağlama.”
Annem başını salladı. Babam önce alnına küçük bir öpücük kondurdu. Sonra bir kez daha saçlarını okşadı. “Geçecek.”
Ben ise onları izliyordum. Sonra anneme doğru birkaç adım attım. “Anne…”
Annem hemen bana baktı. “Efendim, güzelim?”
Kollarımı açtım. “Ben de sarılacağım.”
Annemin gözleri yeniden doldu ama bu kez gülümsedi. “Gel bakalım.” Yanına sokulup beline sarıldım. Annem sağlam eliyle saçlarımı okşamaya başladı. “Sen korktun mu?”
Başımı salladım. “Babam çok bağırdı.”
Babam gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. “Özür dilerim, kızım.”
Ona baktım. “Neden bağırdın?”
Babam anneme baktı. “Çünkü annenin canı acıdı.”
“Sen korktun mu?”
Babam hiç düşünmeden başını salladı. “Çok.”
Annem babama bakıp hafifçe gülümsedi. “Belli oldu.”
Babam da istemeden güldü. “Sen de gülme.”
“Gülmüyorum.”
“Gülüyorsun.”
Annem bu kez gerçekten güldü. Biraz önce çok korkunç görünen mutfak, sanki yeniden bizim mutfağımız olmuştu. Sonra annemin eline baktım. “Anne…”
“Efendim?”
“Yarın yemek yapabilecek misin?”
Babam istemsizce güldü. Annem de burnunu çekerek gülümsedi. “Bilmiyorum.”
Babam hemen araya girdi. “Yemeği ben yaparım.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Sen mi?”
“Evet.”
“Güzel yapabilecek misin?”
Babam ciddi bir ifadeyle başını salladı. “Tabii.”
Annem kıkırdadı. “Geçen sefer makarnayı bile yakmıştın.”
Babam ona baktı. “O farklıydı.”
“Nasıl farklıydı?”
“Makarnanın suçu.”
Annem gülmeye başladı. Ben de gülerek anneme daha sıkı sarıldım. Babam annemin alnına bir öpücük daha kondurdu. “Sen oturacaksın.”
Annem itiraz etmeye çalıştı. “Ama…”
“Hayır.”
“Bir şey yapabilirim.” diye mırıldandı annem tekrardan.
“Yapmayacaksın.” Sonra annemin elini dikkatlice tuttu. “Bu gece sen dinleneceksin.”
Annem başını salladı. “Peki.”
Babam ona bir kez daha sarıldı. Ben de ikisinin arasında kaldım. Gözlerim yeniden ağırlaşmaya başlamıştı. Babam bana baktı. “Senin de yatağa dönme vaktin geldi.”
Başımı iki yana salladım. “Hayır.”
“Neden?”
“Annemin eli acıyor.”
Annem saçlarımı okşadı. “Ben iyiyim.”
Babam gülümsedi. “Tamam. Küçük nöbetçimiz de burada kalsın.”
Başımı salladım. “Ben anneme bakacağım.”
Babam anneme baktı, annem de bana. “Tamam benim güzel kızım.”
Ve o gece, annemin bir koluna dikkat ederek ona sarılmış hâlde, babamın da yanımızda durup ikimizi kontrol etmesiyle mutfakta biraz daha kaldım. Çünkü annem ağladığında korkuyordum. Babam bağırdığında daha çok korkuyordum. Ama ikisi yan yana olduğunda, sanki hiçbir şey o kadar korkunç değildi.
───────────୨ৎ────────────
Yatağımda doğrulup gözlerimi ovuşturdum. Sonra usulca yataktan indim. Ayaklarımı sürükleyerek mutfağa doğru yürüdüm. Annem mutfaktaydı. Elindeki sarılı parmağını görünce bir an durdum. Yanına gidip pijamamın kollarını ellerimin üzerine çektim. “Anne…”
Annem hemen bana döndü. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. “Günaydın, güzelim.”
“Günaydın.”
Yanına biraz daha yaklaştım. Gözlerim tekrar parmağına gitti. “Acıyor mu?”
Annem eline baktı ve hafifçe gülümsedi. “Biraz.”
Kaşlarımı çattım. Sonra karnımdan küçük bir ses geldi. Elimi karnımın üzerine koydum. “Anne…”
“Efendim?”
“Acıktım.”
Annemin yüzü bir anda aydınlandı. “Benim kızım acıkmış mı?”
Başımı salladım. “Evet.”
Annem kollarını açıp yanıma geldi. “Öyle mi? Oy, ben ona kurban olurum!”
Başımı ciddiyetle iki yana salladım. “Bana kurban olma.”
Annem şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Ne yapayım?”
“Yaşa.”
Annem birkaç saniye yüzüme baktı. Otizmli olmama rağmen söylediğim cümleler onu şaşırtmış olmalıydı. Sonra gözlerinin kenarları kırışarak gülümsedi. “Sen bunu daha önce de söylemiştin.”
“Babam da demişti.”
Annem eğilip yanağımdan öptü. “Tamam. Yaşayacağım.”
Ben de başımı salladım. “İyi.”
Annem mutfağın tezgâhına döndü. “Peki benim kızım ne yemek istiyor?”
Biraz düşündüm. Zaten yiyebileceğim fazla yemek yoktu. Çok seçiciydim malum. “Ekmek içi.”
Annem gülümseyerek bana baktı. “Ekmek içi mi?”
“Bal da.”
“Bal da?”
Başımı salladım. “Ekmek içi ve bal.”
“Tamam.” Annem ekmeği almak için dolaba doğru ilerlerken mutfağın kapısından babam göründü.
“Günaydın.”
Başımı çevirip ona baktım. “Günaydın, babam.”
Babam önce bana, sonra anneme baktı. “Ne yapıyoruz bakalım?”
Annem ekmeği eline aldı. “Gökçe acıkmış. Ekmek içi ve bal istiyor.”
Babam hemen kollarını sıvadı. “Ben hazırlarım.”
Annem kaşlarını kaldırdı ve babama baktı. “Saçmalama.”
Babam ona baktı. “Ne var?”
“Parmağım sarılı diye hiçbir şey yapamayacağımı mı sanıyorsun?”
Babam annemin eline baktı. “Esma…”
Annem gözlerini devirdi. “Saçmalama. Ben yaparım.”
Babam başını iki yana salladı. “Yok. Sen otur.”
“Ben gayet iyiyim.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse?”
“Öyleyse ben yapacağım.”
Annem bir süre babamla bakıştı. Ben ikisinin arasında gidip gelen bakışlarını izledim. Sonunda annem iç çekti. “Peki.”
Babam hemen gülümsedi. “İşte bu.”
Annem kaşlarını çattı. “Şımarma.”
Babam gülmeye başladı. Ben de ikisine bakıp gülümsedim. Babam ekmeği aldı. Bir parçasını ayırıp içini çıkarmaya başladı. Annem de balı hazırladı. Ben ise mutfaktaki sandalyeye oturup onları izliyordum. Bir süre sonra babam tabağı önüme koydu. “Buyur bakalım.”
Tabağa baktım. Ekmek içleri yan yana duruyordu. Yanında da bal vardı. Gözlerim anında parladı. “Bal.”
Babam başını salladı. “Bal.”
Bir parça ekmek aldım ve küçükçe ısırdım. Sonra elimdeki ekmeği bala batırdım. “Güzel.”
Babam karşımdaki sandalyeye oturdu. “Beğendin mi?”
Başımı salladım. “Çok.”
Annem de yanıma oturdu. “Afiyet olsun benim güzel kızıma.”
Bir parça daha ekmek aldım ve bala batırdım. Sonra tekrar ekmeğe baktım. “Bir tane daha.”
Babam gülümsedi. “Ye.”
Ben koltuğa geçip tabağımı önüme aldım. Bacaklarımı altıma topladım ve bağdaş kurdum. Annem beni izliyordu. Babam da arada sırada tabağıma bakıyordu. Ben ise dünyanın en önemli işini yapıyormuşum gibi ekmeğimi bala batırmaya devam ediyordum. O sabah, annemin elinin hâlâ sarılı olduğunu bilsem de içimde dünkü korkudan eser yoktu. Çünkü annem ve babam yanımdaydı. Ayrıca önümde bal vardı.
Bir süre sonra annem elini farkında olmadan hareket ettirdi. Yüzündeki ifade bir anda değişti. Ben elimdeki ekmeği bala batırmak üzereydim. Annem parmaklarını diğer eliyle tuttu. “Ah…”
Babamın bakışları hemen ona döndü. “Esma?”
Annem cevap vermeden eline baktı. O an babamın yüzündeki ifade bir anda değişti. Sandalyeden hızla kalktı. “Esma, elini göster.”
Annem elini saklamaya çalıştı. “Bir şey yok.”
“Esma, göster!” Sesi yükselmişti. Olduğum yerde irkildim, elimdeki ekmek havada kaldı. Babam annemin yanına gidip eline baktı. “Yine açılmış.”
Annemin gözleri doldu. “Biraz acıdı sadece.”
“Biraz mı?” Babamın sesi daha da yükseldi. “Sen dün de böyle söyledin!”
Annem gözyaşlarını silmeye çalıştı. “Metehan, gerçekten…”
“Kanıyor işte!”
Bir anda kulaklarımı kapattım. Ekmeği elimden bıraktım ve tabağın içine düştü. “Yüksek…”
Babam hâlâ anneme bakıyordu ama ben artık onu dinlemiyordum. Ses çok yüksekti. Çok fazla. Kulaklarımı daha sıkı kapattım. “Baba…” Sesim titredi.
Babam sustu ve bana döndü. Yüzümün nasıl değiştiğini görünce gözleri büyüdü. Ben başımı öne eğmiştim. “Yemeyeceğim.”
Babam hemen yanıma geldi. “Gökçe…”
Başımı iki yana salladım. “Yemeyeceğim.”
Annem de gözyaşlarını silip bana baktı. “Güzelim…”
“Yemeyeceğim!” Sesim yükselince ağlamaya başladım.
Babam hemen dizlerinin üzerine çöktü. “Tamam, tamam.”
Ellerimi kulaklarımdan çekmeden ağlamaya devam ettim. “Çok yüksek…”
Babamın yüzündeki endişe bir anda yumuşadı. “Özür dilerim.”
Başımı salladım. “Çok yüksek…”
“Biliyorum.” Babam kollarını bana doğru uzattı ama hemen dokunmadı. “Sana sarılabilir miyim?”
Başımı usulca salladım ve kollarımı babama açtım. Babam beni hemen kendine çekti. Ben de başımı babamın göğsüne yasladım. “Özür dilerim kızım. Özür dilerim.”
Ağlamaya devam ettim. Babam bir eliyle sırtımı yavaşça okşadı. “Tamam… geçti. Baban burada.”
Başımı göğsünden kaldırmadan “Ses var…” dedim.
Babamın eli sırtımda bir an durdu. Kulağıma fısıldadı. “Artık yok.”
Başımı iki yana salladım. “Var.”
“Yok kızım. Şimdi sessiziz.”
“Ses var…” Sesim gittikçe küçülüyordu.
Babam beni biraz daha kendine çekti. “Tamam. Biliyorum. Seni korkuttu.”
“Ses var…”
“Biliyorum.”
“Çok yüksek…”
“Evet, çok yüksekti.”
Parmaklarım babamın tişörtünü daha sıkı tuttum. “Ses var…”
Babam başını saçlarıma yasladı. “Artık yok. Söz.”
Gözlerimi kapattım. Ama birkaç saniye sonra yine aynı şeyi söyledim. “Ses var…”
Babam hiç kızmadan cevap verdi. “Biliyorum.”
“Ses var…”
“Biliyorum, güzel kızım.”
“Çok ses…”
“Tamam.”
“Baba… Ses olmasın.” diye sayıklamaya devam ettim.
Babamın sesi daha da yumuşadı. “Olmayacak.” Annem yanımızda sessizce ağlıyordu. Babam ona baktı, sonra tekrar bana döndü. “Bak, şimdi sadece benim sesimi duy.”
Bir süre daha hiçbir şey söylemedi babam. Saçlarımı ağır ağır okşamaya devam etti. Ben ise hâlâ kollarımı kulaklarıma götürmeye çalışıyordum ama babamın göğsüne yaslanınca istemsizce sakinleşmiştim. Buna gerek kalmamıştı. “Baba…”
“Efendim?”
“Ses var mı?”
Babam başını iki yana salladı. “Yok.”
Başımı kaldırdım ve babama baktım. “Emin misin?”
“Eminim.”
“Bağırmayacaksın?”
Babamın yüzü buruştu. Sanki bağırdığı için pişmanlık duymuştu. “Hayır. Bağırmayacağım.”
Başımı tekrar göğsüne yasladım. “Tamam…” Bir süre sessiz kaldım ama nafile. Sonra dudaklarım yine kıpırdadı. “Ses var…”
Babam gözlerini kapatıp beni daha sıkı sardı. “Biliyorum kızım…” Bu kez sesi neredeyse fısıltıydı. “Ben buradayım.”
Bir anda içimde tuttuğum her şey sanki dışarı çıktı. Boğazımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. Ve bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. “Baba…”
Babam beni hemen biraz daha kendine çekti. “Buradayım.”
Tişörtünü iki elimle sımsıkı tuttum. Parmaklarım kumaşı buruşturdu. Sonra kollarımı onun sırtına doladım. Babamı sıkıca tuttum. “Baba…”
“Efendim?”
“Bağırdın!” Sesim ağlamaktan titriyordu. “Bağırdın!” Bu kez sesimi yükselttim. Küçük ellerimden biri babamın göğsüne hafifçe vurdu. “Bağırdın!”
Babam hiç karşılık vermeden bana baktı. Ben ise yeniden vurdum. “Bağırdın!” Bir kez daha, hafif ama beni sakinleştiren bir yumruk attım. “Çok bağırdın!” Sonra ellerim tekrar tişörtüne gitti. Hıçkırıklarım birbirine karışıyordu. “Sevmedim!”
Babamın gözleri doldu. “Biliyorum.”
“Bağırma!”
“Tamam.” dedi babam saçlarımı okşarken. “Bağırmayacağım.” Babam kollarını etrafımda kapatırken yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. “Ağlayabilirsin, acele etmene gerek yok.”
Bu cümleden sonra hıçkırıklarım yeniden yükseldi ama bu kez korkuyla değil, sanki bütün o gerginlik bedenimden çıkıyormuş gibi ağlıyordum. Babam sırtımı yavaşça okşuyor, annem de saçlarımı parmaklarının arasından geçiriyordu.
Bir süre sonra nefesim biraz düzene girdi. Tişörtünü hâlâ bırakmamıştım. Babam bunu fark ettiği hâlde hiçbir şey söylemeden beni kollarının arasında tutmaya devam etti. Ben de gözlerimi kapatıp çok küçük bir sesle fısıldadım. “Babam…”
“Efendim, güzel kızım?”
“Gitme.”
Babamın eli saçlarımın üzerinde durdu. “Gitmem.”
“Bağırsan da gitme..” Diye mırıldandım burnumu çekerek.
Babamın yüzünde küçük, buruk bir gülümseme oluştu. Elini saçlarımın üzerinde gezdirmeye devam etti. “Gitmem kızım. Bir daha dah bağırmayacağım, söz..”
Başımı babamın göğsünde hafifçe salladım. Hıçkırıklarım hâlâ arada bir kesik kesik geliyordu. Annem sessizce yanımıza yaklaştı. Sargılı elini dikkatlice yanında tutarken diğer eliyle masanın üzerinden bir peçete aldı. Sonra yanıma eğildi. “Gel bakalım, güzelim.”
Başımı kaldırdım. Annem de o sırada peçeteyi burnuma yaklaştırdı. “Burnun akmış.”
Burnumu sümkürüp yüzümü buruşturdum. “Hıııh…”
Annem hafifçe gülümsedi. “Tamam, bir daha.”
Peçeteyi burnuma tuttu. “Hııııh…” Bu kez biraz daha uzun sümkürdüm. Annem burnumun kenarlarını nazikçe sildi.
“Oldu.” Burnumu tekrar çekince babam saçlarımı okşamayı bırakmadan baktı. “Biraz daha iyi misin?”
Başımı salladım ama hâlâ babamın tişörtünü bırakmıyordum. “Biraz.”
Annem yanağımdaki kurumuş gözyaşlarını da peçetenin temiz tarafıyla sildi. “Benim güzel kızım çok ağladı.”
Dudaklarımı büzdüm. “Çünkü ses çok yüksekti.”
Babam hemen başını salladı. “Haklısın.”
Annem babama kısa bir bakış attı. Babam da ona bakıp sessizce başını eğdi. Sonra annem tekrar bana döndü. “Şimdi daha sessiziz.”
Etrafı dinledim. Gerçekten de mutfak sakindi. Başımı yeniden babamın göğsüne yasladım. “Tamam…”
Annem saçlarımı bir kez daha okşadı. “İstersen biraz daha böyle dur.”
Başımı salladım. “Olur.”
Babam kollarını biraz daha sıkılaştırdı. “Dururuz.”
Annem yanımıza oturdu. Sargılı elini dikkatlice kucağında tutarken diğer eliyle saçlarımı okşamaya devam etti. Ben de ikisinin arasında, hâlâ burnumu arada bir çekerek sessizce durdum.
Annem hemen peçeteyi tekrar uzattı. “Yine mi?”
Başımı küçük bir hareketle salladım. Annem burnumu bir kez daha sildi. “Tamam. Şimdi oldu.”
Gözlerimi kapattım. “Anne…”
“Efendim?”
“Sen de gitme.”
Annemin gözleri doldu ama gülümsedi. “Ben de gitmem, güzelim.”
Babam başımı okşadı. “Bak, ikimiz de buradayız.”
Bu kez cevap vermeden sadece ikisine biraz daha sokulup gözlerimi kapattım. Yine kendimi anlatmakta zorlanmıştım. Şu yaşımda yüksek sese ağlıyordum.