Hepimiz az çok biliriz ki şu dünya üzerinde şahit olduğumuz en sert ve sınavlarının zorluk derecesiyle bizi şaşırtmaktan asla geri kalmayan o öğretmen hayatın ta kendisidir. O sınavı geçseniz bile ki intihar etmediyseniz ve kötü birine dönüşmediyseniz geçmiş sayılırsınız, fakat yine de “ Bu sınavın amacı neydi? Bana ne öğretti, ne kattı?” diye sorgular, bulamasınız. Cidden faydası oldu mu diye sorgular fakat bir yandan da faydasını içinizde hissedersiniz. Bu sınavı geçmeyi başardığımda ömür boyu düşünsem bana ne kattığını büyük ihtimal yine de bulamam. Şuan içinde bulunduğum sınavın bana öğretmesi gereken konu neydi cidden? Daha doğrusu sınavların çünkü şuan aynı anda iki zorlayıcı sınav ile karşı karşıyaydım ve ilk hangisine yönelnmem gerektiğini bilmiyorum. Yine mi daha çok güçlenmek için katlanılması gereken acılar türünden bir sınavdı bu? Lakin daha ne kadar dayanabilirim ki ben bu zorluklara, güçsüz kalsam ne olurdu sanki?
Bir tarafımda annesi kaza geçirdiği için yaralanan ve bu yüzden annesini deli gibi merak edip endişelenen, bir an önce yanına gitmek için debelenen arkadaşıma destek olmamı gerektiren bir durum söz konusuyken bir yanımda ise benim yaşadığım evi satın aldıklarını idea eden iki insan vardı. Annem böyle bir şeyi yapmış olabilir mi ki? Kızının yaşadığı evi hiç danışmadan, nerede kalır, ne yapar diye düşünmeden pat diye satmış olabilir miydi? Paraya gözü hala doymadı mı bu kadının, ya da bu para denilen şey gözünü o kadar mı boyamıştı? Sahip oldukları neyine yetmiyordu?
Ben hangi konunun üzerine durmam gerektiğini şaşırmış, öylece bir arkadaşıma bir karşımda ki çifte bakıyordum. Onlar ise aynı şekilde bir arkadaşıma bir bana bakıp içinde bulundukları durumu anlamaya çalışıyorlardı. Gizem ise karşımızda ki bu yabancıların neden burada olduğunu kavrayamayacak kadar kendinden geçmişti. Bir anlık yaşadığım şaşkınlık ile onu unutmuştum ve acı çığlığı ile hatırlamış oldum. Kaan ise unutmamıştı aksine Gizem ile ilgilenmekten benim olayı kavrayamamıştı.
“Gençler anladığım kadarıyla siz şuan karmaşık bir durumun içindesiniz, özellikle Mine diyebiliriz sanırım? Siz burayla ilgilenin ben Gizem ile ilgilenirim.”
Kaan Gizem’i de en sonunda az çok sakinleştirmeyi başarmış, sım sıkı sarılıp saçlarını nazikçe okşayıp alnına kondurduğu küçük bir buse ile birazcık da olsa bu sakinliğini korumayı devam ettirmeye çalışıyordu.
“Gizem, güzelim endişelenme ben seni annenin yanına götüreceğim tamam mı bir tanem? Sakin ol ben yanındayım.”
Kaan sakince Gizem’e eşlik edip arabasına doğru yönlendirdi ve arabaya bindirdi. Kendisi de binmeden önce bir kez daha bize döndü.
“Hepinize kolay gelsin arkadaşlar, umarım sorun bir an önce hallolur. Gizem ile ben ilgilenirim merak etmeyin.”
Dedi ve kendisi de arabasına binip saniyeler içinde bizi baş başa bıraktı. Ne kadar “Merak etmeyin.” Dese de bu pek mümkün değildi. Şuan ben bu konuyu kendi haline bırakıp arkadaşımın yanına koşmak istiyordum ama ne yazık ki başıma çıkan bu ekstra dert kendi haline bırakılacak türden bir konu değildi. Lakin ne ben nede karşımda ki insanlar konuya nasıl giriş yapacağımızı bilemez durumdaydık. Koray yanıma geldi ve bu konuda bize yardımcı oldu.
“Evet şuan çok tuhaf bir durumun içerisindeyiz. Beyefendi siz satın aldığınız evin burası olduğuna emin misiniz? Çünkü burada Mine yaşıyor ve evi satışa falan çıkarmadı.”
Koray büyük ihtimalle evin benim üstüme olduğunu sanıyordu ve bu yüzden istesem bile çıkaramayacağımın farkında değildi.
“Ev annemin üstüne ben satamam zaten.”
Bu bilginin üzerine evi satıp beni böyle bir durumun içine annemin sokmuş olabileceği ihtimalle Koray, Doğan, karşımdaki bu yabancı insanların şaşkınlığı artmıştı, bir yandan da özellikle bu iki yabancıda bana karşı bir acıma duygusu belirmişti.
“Evet eminim. Hatta size evin satılığa çıktığı siteyi ve yaptığımız bütün işlemleri gösterebilirim.”
Dedi ve cebinden telefonunu çıkarıp yaşadığım evi satın aldıklarına dair yapmış oldukları bütün işlemleri gösterdiler. Onunla beraber belgeleri de göstermişti. Yaşadığım ev cidden satılmıştı, adres burasıydı. Cidden annem benim yaşadığım evi, bana sormadan, beni gram düşünmeden satmıştı. Zaten bir yandan cidden yanlış anlaşılma olması adına içimden dualar ederken bir yandan da öyle olmamasının verdiği ihtimal ile göğüs kafesim iyice daralıyor kalbimi durdurmak istercesine sıkıştırıyordu, bu öğrendiğim bilgiler ile de bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Konuşamadım ve bir anlık başımın dönüp gözümün kararması ile sendelemiştim ki Koray ayakta durabilmem adına bana destek olmuştu. Yardım istercesine yada bir çözüm olup olmadığını merak edercesine bakışlarını Doğan’a çevirmişti lakin Doğan’ın bakışları çaresiz gibiydi. Annemin para uğruna yapamayacağı şeyin olmadığını bilmeme rağmen yine bir şekilde “Bu kadarını da yapmaz.” Diyebileceğim hatta yapacağını aklımın ucundan bile geçiremeyeceğim bir şeyi yapmış ve bana asıl şoku yaşatmıştı. Bana asıl şimdi gerçek para sevgisini göstermişti.
“Bakın anladığım kadarıyla bir sorun var. Ne size bu evin satılacağına nede bize evde yaşayanların olduğuna dair bir bilgi verilmemiş fakat bizimde bu ev için yatırdığımız paranın ve tapu işlemlerinin geri alınması için nede yeni bir ev arayışına girmek için pek bir zamanımız yok. Sizi de zor durumda bırakmak istemem fakat aynı şekilde kendimizi de bu yüzden mümkününse yarına kadar evi boşaltın lütfen.”
Adam aslında derdini elinden geldiğince kibar bir şekilde anlatmaya çalışmıştı lakin Koray yine de bu duruma sinirlenmişti. Bende ise sinirlenmek için bile hal kalmamıştı.
“Kardeşim sen ne diyorsun ya? Anlayışlı insanlar gibi davranmayın sizin vaktiniz yok anladık fakat bu kızda bir gün içinde nasıl eşyalarını toparlayıp yeni bir ev bulsun?”
Diye Koray karşımızda ki adama öfkeyle haykırırken dengem kaybolmasın diye beni tutmakla meşgul olmasaydı belki de üstüne atlayacaktı. Doğan ise hem kendi sakinliğini korumaya çalışarak yanımıza geldi hem de Koray’ın da öfke ile ortalığı daha çok germesini önlemeye çalıştı.
“Lütfen biraz sakin olalım. Beyefendi bir çözüm bulamaz mıyız acaba hem bu kadar acelenizi gerektiren durum nedir?”
“Çözüm konusunda pek ümitli değilim dürüst olmak gerekirse. Bir hafta içerisinde de işe başlamamız gerekiyor ve bunun daha yerleşmesi falan var. Eşyalarımız ise çok uzaktan daha yeni yola çıktı sayılır.”
“Yarına kadar gelir mi ki?”
Bu sefer araya bayan girmişti. Çiftlerin ikisi de anlayışlı iyi insanlara benziyorlardı aslında lakin bayan daha fazlaydı.
“Alında nakliyeciler 4 ile 8 gün içinde gelebileceklerini söylemişlerdi hayatım.”
Adam eşinin verdiği bilgiyle biraz düşündü, nakliye işleminin cidden bir günde hallolacağını mı sanmıştı?
“Peki o zaman nakliyeciler gelene kadar diyelim o zaman.”
Bu da yeterli sayılmazdı aslında ama mecbur kabul etmek zorunda kalmıştık. Durumu kararlaştırmanın ardından çiftler yanımızdan ayrılmışlardı. Kadın bu halime eşine göre daha çok üzülmüş gibiydi. Elinde olsa evi bana bırakacak gibi duruyordu ama böyle bir imkanının olmadığı da belliydi. Gitmeden önce bana sıkıca sarılmış asıl kabahat annemde olmasına rağmen sanki kendisi de kabahatliymiş gibi özür dileyip gitmişti.
İki çiftin gitmesinin ardından öfke mi yoksa hüzün mü bilemediğim bir duygunun ağırlığı ile yere çömeldim. Koray’ın da bir an boşluğuna gelmiş olmalı ki bu eylemimi önleyememişti. Ellerimi toprağın üzerinde bir birine kenetlemiş, başımı da üstüne yerleştirmişken kendi kendime söyleniyor bir yandan da bastırdığım duygularımı göz yaşlarımla serbest bıraktım.
“Annem bunu bana nasıl yapar ya, para için beni nasıl evsiz bırakır?”
Koray ile Doğan beni yerimden kaldırmak adına sadece koluma dokunmuşlardı ki bir an hızla kafamı kaldırıp onlara bağırmaya başlamış, anneme olan öfken onlara yansımıştı.
“Fazlasıyla parası da var hâlbuki ki biliyor musunuz? Babam da hala para gönderiyor ona. Beni evsiz bıraktıracak kadar nasıl muhtaç olmuş olabilir paraya ya? Beni, beni? Kızını ya?”
Benim bu öfke dolu haykırışlarıma karşı Koray ve Doğan da anneme karşı sinirli gibilerdi lakin sakinliklerini koruyup bütün dikkatlerini bana yoğunlaştırdılar ve tekrar kolumdan kavrayıp bu sefer beni ayağa kaldırmayı başarmışlardı. Lakin yer çekiminin kuvveti sanki artmış gibi ayakta durmakta zorlanıyordum.
Tam eve girmek üzereydik ki bir anda Koray’ın motosikleti gözüme çarpmıştı. Geçen tartışmamızda beni aceleyle taksiye bindirmiş ve motosikletini orada bırakmıştı. Hangi ara gidip almıştı, yada Doğan’dan mı rica etmişti bilmiyorum ama içimdeki öfkenin boşalma ihtiyacı ile cesaretlendim mi ne oldu anlayamadım, belki de her zaman ki gibi başka şeyler ile uğraşarak asıl konudan uzaklaşmak istiyordum. Bu şekilde yapmanın bir yararı olmadığını anlamama rağmen!
Koray’ın motosikletin gördüğüm gibi olduğum yerde sabitlendim, gözlerim ise Koray’ın motosikletinin üzerine kenetlenmişti. Beni deli gibi korkutan o motosiklet ilk defa gereksiz bir şekilde cazip gelmişti.
“Koray.”
Koray’ın ani değişen ruh halim karşısında kafası karışmış halde bakıyordu.
“Efendim.”
“Motosiklete binelim mi?”
Bir anda böyle bir şeyi istemem Koray’ın kafasını daha çok karıştırmış olmalı ki bakışları motosiklet ile benim aramda gidip geliyordu. Doğan ise konuya hala yabancıydı, Koray’ın kafası karışıksa onun iki katıydı. Artık Koray’ında bakışları durduğunda aynı ifadesini koruyarak.
“Binelim.”
Dedi ve beni motosiklete doğru yönlendirdi. Koray kasklardan birini kendi kafasına geçirdikten sonra motosiklete binip diğer kaskı bana uzattı. Kaskı elime aldığımda kısa bir anda olsa Koray’dan bir sonra ki isteğimi sorgulasam da fikrim değişmemişti.
“Ben sürebilir miyim?”
Bu gün Koray benim yüzümden daha ne kadar fazla şaşırabilir bilmiyorum ama en son raddeye de ulaşmış gibi duruyor. Motosikletten son derece korkan birinin sürmeyi bildiği bile pek sanılmazken böyle bir istekte bulunması zaten normal değildi. Bunalımın verdiği etkiyle bu isteğimin bir intihar girişimi olduğunu bile düşünüyor olabilir şuan. Koray’da artık mantıklı düşünmeyi bırakmış olmalı, eğer cidden böyle bir girişim için motosiklet sürmek istediğimi sanıyorsa. Çünkü böyle bir girişimi sadece kendim için denerim ki Koray’ın beni yalnız bindirmeyeceğine de eminim. Zaten aklımda öyle bir düşüncede yok zaten.
“Kullanmayı biliyor musun ki?”
“Bu korkum başlamadan önce biraz öğrenmiştim.”
Oğuz öğretmişti aslında ama bu bilgiyi aktarmak içimden gelmedi, onun ismini anmakta istemiyorum ama Koray’ın merakı tutmuştu.
“Kim öğretmişti?”
“Ne önemi var?”
“En son ne zaman kullandın peki unutmadığına emin misin?”
“Bildiğim kadarıyla sürerim.”
Sesim fazla soruların hissettirdiği baskı yüzünden biraz yükselmeye başladı.
“Hem korkumu yenmem için çabalamıyor muydun? Ne bu sorgu sual?”
“Kendine zarar vermenden korkuyorum.”
“Vermem.”
Koray ne kadar isteksiz bir şekilde olsa da pes edip kendisini arka tarafa yerleştirdi. Ben de kararını aniden değiştirmesin diye hemen önüne geçip motosikleti sürmeye başlamıştım. Bende Koray’ın da düşündüğü gibi sürmeyi unuttum sanıyordum lakin şuan ki sürüşüm tam tersini söylüyordu. Hafif yağmur çiseliyordu ve bende yavaş bir şekilde sürüyordum, kafamın içini dahil etmezsek her şey sakindi taki yağmur hızlanana kadar. Yağmurun hızlanması ile bende de birden hızlanma isteği dolmuş ve bu isteğe engel olamamıştım. Önceden Koray yavaş sürdüğü halde arkada korkudan tir titreyen ben olurdum bu sefer bu durum da tersine dönmüştü.
“Mine yavaş ol.”
Onu dinlememiştim, yağmur hızlandıkça kendime engel olamıyor bende hızlanıyordum. Yağmur zaten yolları kayganlaştırıyordu ve motosikleti süren kişi motosikletten korkan ve sürmeyi ise neredeyse unutmuş bir kişiydi. Koray motosiklete ne kadar alışmış olursa olsun korkması gayet normaldi.
“Mine, güzelim yavaşla lütfen. Kaza yapacaksın.”
Yine dinlememiştim, kalbimin acıyla tepinmeye başlaması ile şiddetli bir ağrı başlamıştı, bütün vücudum ya soğuktan yada bu ağrıdan titriyordu, göz yaşlarım kaskın altından yavaş yavaş süzülüyor kaskın içinden çıkar çıkmaz yağmur ile karışıyordu. Şimdi kaza yapma olasılığım daha yüksekti ama ben hala kendi kendimle inatlaşmaya devam ediyordum. İçimde sürekli bastırdığım duygularım kendini serbest bırakmışken bende artık bastırmaktan vaz geçmiş durumdaydım.
“İstemiyorum, yavaşlamak falan istemiyorum. Artık bütün bastırdığım duygularımı serbest bırakmak istiyorum bana mani olma.”
Artık isyan edercesine haykırmaya başlamıştım, isyan etmek istemezdim, isyankar bir insana dönüşmekte istemezdim ama yapamıyordum.
“Bir anne evladını nasıl para kadar bile değerli görmez ya?”
“Mine yapma sakin bir şekilde konuşalım bu konuları.”
“Neyi konuşacağız ya konuşulacak ne var? Nasıl değersiz olduğumu mu, güvendiğim insanların nasıl güvenimi sarsıp bana zarar verdiklerini mi? Neyi?”
Öfke ile kalkan zarar ile oturur ata sözünü boşuna kullanmamışlar. Yaptığım şeyin ne kadar tehlikeli bir şey olduğunun farkında olsam da kendime zarar verme gibi bir niyetim yoktu, en çokta benim güvenimi sarsmış ve bana psikolojik açıdan zarar vermiş olsa bile Koray’ın da zarar görmesini hiç düşünmedim. Lakin Koray arkadan zorda olsa ellerime ulaşıp kontrolü kendine almayı başarmış olmasaydı az önce olacak olan tam olarak buydu çünkü koca bir kamyon önümüzde ki yolu kapatmış durumdaydı ve bizde az kalsın o kamyona çarpacaktık. Zaten bir kaza sonucu tetiklenen bu korkum son anda kazadan dönmek ile kendini tekrar belli etmeye başladı, bir süre kımıldayamadım, nefes alışlarım iyice hızlanmış olsa da ben sanki nefes dahi alamıyormuş gibi hissediyordum kendimi. Koray’ın nefesini hissediyordum lakin kendi nefesimden eser yok gibiydi. Yapmış olduğum bu aptallık yüzünden kendime kızdım çok kızdım hem de. Az kalsın hem kendi canıma hem de Koray’ın canına sebep olacaktım.
Koray’ın elleri ellerimden yavaşça kayıp belime dolandığında irkildim. Koray nefesini düzene sokmak ile uğraşırken ben ise kendime kızmaya devam ediyordum.
“Benim güzel kehribarım bu gidişle bana da motosiklet korkusunu aşılayacaksın.”
Bana karşı kullandığı aramızda ki soğukluklar daha tam erimeden doğru düzgün bir samimiyet dahi oluşmamışken bile kullandığı bu iltifat misali lakapları sürekli boş bulunduğum vakitlerde kullanıyor aralarına yenilerini ekliyor oluşu sorgulamama dahi fırsat bırakmıyordu. Belki de bu yüzden özellikle boş bulunduğum anları kolluyordu ama üst üste yaşamış olduğum bu üçüncü travmaya rağmen bu lakabın bir hoşnut uyandırması normal değildi.
Kendime olan sinirimden dolayı mı yoksa yüzümün kızarmasına sebep olan utançtan dolayı mı bilmem ama konuşmam yine kekemeye döndü.
“Şey, b-ben özür, özür dilerim.”
Hıçkırıklarım arasında şiddetlenen ağlamam ile devam ettim.
“Bir an boş bulundum.”
Koray derin bir nefesin ardından sessizce motosikletten indi ve benim arka tarafa geçmemi beklediğini anladığımda usulca motosikletin arka tarafına geçtim, Koray’da motosikletin başına geçip sürmeye başladı. Bir süre kendime gelemedim, annemin evimi satmış oluşunu tekrar hatırlamakla kendimi bir kez daha gözümde değersizleştirdim, az önce az kalsın canımıza sebep olacak hatamı hatırladım ve kendimi bir kez daha aptal yerine koyup kızdım. Bir süre ilerledikten sonra Koray’ın belinde dolanmış kollarım daha da sıkılaştı ve kafamı Koray’ın sırtına bıraktığımda gözlerimi kapattım. Kafamdakilerden ve içimdekilerden bir kez daha uzaklaşmak istedim ve başarmıştım. İlk önce liseden samimi olduğum bir arkadaşımdan tek taraflı bir aşk sebebi ile aniden uzaklaşmanın üstüne üniversitede tekrar karşılaşıp benim tanıyamamamın hatta kendisinden göz göze gelmeye bile korktuğum bir durumun ardından kim olduğunu öğrendiğim, bana karşı yapmış olduğu hatayı öğrenip güvenimin son derece sarsılmasının üstüne sık sık kendimden uzaklaştırmak istediğim kişinin bana bir yandan bu kadar iyi gelmesi normal değildi. İnsan kendisine iyi gelen birisini uzaklaştırmayı nasıl başarabilir ki zaten? Peki insana güvenini sarsan birisinin iyi gelmesi nasıl bir şey?
Koray şuan kendimi iyi hissettiğimin farkına varmış olmalı ki eve dönüş yolunu fazlasıyla uzatmıştı. Ta ki yağmurdan sırılsıklam olup, soğuktan üşüyüp tir tir titremeye başlayana kadar. O vakit Koray eve en hızlı şekilde ulaşmaya başladı ve öylede oldu. Ben bir yandan da az önce kıl payı kurtulmuş olduğumuz kazaya rağmen motosiklet korkum nasıl oldu da tekrar tetiklenmedi ve ben bu kadar huzurlu olabildim anlayamadım.
Eve vardığımızda hava zaten iyice kararmıştı. Doğan içeride olacak ki evin ışıkları yanıyordu. Koray motosikletten inip kaskını çıkardığında ben aynı şekilde duruyordum. Koray benimde kafamdaki kaskı çıkarıp usulca yanaklarımı okşadı.
“Mine, her şey yoluna girecek tamam mı?”
Sonunda kafamı kaldırmayı başardığımda umutsuzca gözlerine baktım.
“Ya yoluna girmezse? Sürekli her şey yoluna girecek diyorsun, her şey yoluna girecek diyorum ama gördüğün gibi girmiyor Koray. Aksine daha da kötüleşiyor, her şey üst üste gelip duruyor.”
Gözümden bir damla daha akmak üzereyken Koray onu baş parmağı ile silip engelledi.
“Sabret, sabredeceğiz. Kolay kolay pes etmek yok tamam mı kehribar gözlüm? Beraber her şeyin üstesinden geleceğiz.”
Koray bir an durakladı, kafasında bir şeyi sorgular gibi oldu ve sorguladığı şeyi öğrenmem de uzun sürmedi.
“Tabi benden nefret etmiyorsan?”
Bu ihtimalin düşüncesi bile Koray’ın gözlerinin sulanmasına sebep olmuştu. Bu görüntü ve soru karşısında gözlerim refleks olarak kapanmış kafam kendini sağ sola sallayarak cevabını benden izinsiz vermiş oldu.
“Koray sana karşı ne hissettiğimi bilmiyorum ama tek bildiğim istesem bile senden nefret edemediğim.”
Bu cevabım üzerine Koray’ın yüzünde çocuksu, tatlı bir gülümseme oluştu ve bir anda kendimi kollarının arasında buldum. Nefesinde sanki bir ağlama isteğini bastırma çabası var gibiydi ama bu mutluluktan bir ağlama isteğiydi. Böyle bir günde mutluluktan ağlamak isteyen bir kişi vardı en azından. Hala sarılı bir haldeyken Koray sanki yağmur yeterince gizleyemiyormuş gibi bir kez daha gözlerini silip doğruldu.
“Neyse, yeterince ıslanıp üşüttün. Hasta olacaksın, içeri geçelim hadi.”
“T-tamam.”
Koray sarılmayı bırakana kadar ben üşüdüğümü bile neredeyse unutmuştum ama şimdi ise titremekten yürümekte bile zorlanıyordum. O sırada Koray kolunu belime dolayıp biraz yardımda bulunmuş oldu. İçeri girdiğimizde ise evin içi sanki her zamankinden daha sıcaktı, burnuma ise mis gibi kokular geliyordu. En yoğun olan koku ise bir kek kokusuydu ama öyle böyle bir kek değil. İçine bol bol tarçın konulmuş bir kekti bu. Peki bu güzel kokunun kaynağı da nereden geliyor böyle?
Koray’da ben de evin sıcaklığını geçtik o üşüdüğümüz içindi zaten ama bu koku karşısında şaşkınlık içindeydik. Kokunun kaynağını bulmak için ilk mutfağa yönelmiştik ki Doğan’ı bulduğumuz hal şaşkınlığımızı arttırmıştı. Etrafta o kadar değil ama Doğan’ın üstü başı hep un içindeydi, özellikle yüzü, etrafta un dışında da daha fazla dağınıklık söz konusuydu. Üstüne mutfak önlüğünü geçirmiş ,ellerinde fırın eldivenleri, keki fırından daha yeni çıkarıyordu. Bir yandan da kek pişene kadar ocağa tavuk çorbasını koymuş yanına pirinç pilavını bile hazır etmişti. Yemeklerde gerek yanık olsun gerek başka bir şey olsun bir sorun görünmüyordu lakin çok dağınık çalıştığı mutfağın ve üstünün halinden belli oluyordu. Anlaşılan yemek konusunda iyiydi ama temizlik için aynısı geçerli değildi bu yarısı silinmiş masanın üstündeki bezden anladığım kadarıyla temizliğe yeni geçmiş ama tam kekin pişme vaktine denk gelmişti.
“Kuzen, sen ne yaptın?”
“Oo, sonunda gelmişsiniz.”
Diye bize döndüğü an şaşkınlıkla dona kaldı Doğan.
“Bu haliniz ne sizin?”
Koray iki eliyle Doğan’ı işaret etti.
“Asıl senin halin ne lan?”
Daha sonra ise etrafı.
“Ve etrafın hali ne?”
Doğan bir yandan Koray’ın sorusuna cevap veriyor bir yandan da etraf ile uğraşmaya devam ediyordu.
“Yani bu gün bir hayli travmatik bir gün geçti malum, gerçi sizin her gününüz öyle gibi de oralara girmeyeceğim şimdi pek bu gün zaten bir başkaydı. Bende moral olsun diye bir şeyler hazırlayayım dedim ama normalde de dağınık çalışan biri olarak bu mutfakta hiçbir şeyin yerini bilmediğimden dolayı daha fazla dağınıklaşmış oldum. Allahtan tavuk çorbası yapmışım ama şu halinize başkanınıza sırılsıklam olmuşsunuz yeminle hasta olacaksınız bu çorba şifadır şifa. Bu arada Mine Gizem için endişelenmene gerek yok şu tipsiz çocuk seni aradı telefonu unutmuşsun kusura bakma açmış bulundum bende Gizem’in annesi iyiymiş. Yani yanına daha ulaşmamışlar ama annesi uyanmış hastaneden bilgi edinmişler. Ev işine gelirsek hiç karşı çıkayım falan deme mobilyaları sen bir ev bulana kadar Koray’ın deposuna yerleştireceğiz diğer günlük kullandığın eşyalarda oraya yani kısaca Koray’ın evine yerleşiyorsun. Yarın eşyalar için gelecekler bile. Bende bir süreliğine aranızda olacağım fakat.”
Doğan durmak bilmeyen konuşmasıyla bir o tarafa bir bu tarafa dönüp durduğu için artık yavaştan başım dönmeye başlamıştı. Gizem için çok konuşuyor derken de büyük bir hata yaptığımın farkına vardım Doğan kadar bu kadar tek nefeste bu kadar çok cümle kurabilecek birinin dünyada var olduğuna artık beni kimse ikna edemez. Her cümlesinde ayrı bir çok yaşıyordum zaten lakin tepki göstermeme bile bir fırsat vermeden başka bir konuya sıçrayıp duruyordu. Gizem’in annesi için sevinecektim Koray’ın evine yerleşeceğimi öğrendiğimde ona bile fırsat kalmadan ruh halim şaşkınlığa geçiş yaptı. Koray’da benden farksız sayılmazdı. Doğan tıkır tıkır konuşuyor bir etrafın temizliği ile uğraşıyor, arada bir tenceredeki çorbasını kontrol ediyor, ardından ise kekleri kesmeye geçiyor durmak bilmiyordu. Biz ize öylece ağzımız bir karış onu izliyor ve dinlemeye çalışıyorduk. Bir müddet sonra ise Doğan neyse ki yerinde sabit durmayı başarabilmişti.
“Aval aval ne bakıyorsunuz be. Gidin üstünüzü değiştirin onu da mı ben yap… Ay söyleyeyim size. Hayret bir şey. Hasta bakıcılığı konusunda yemekte olduğum kadar iyi değilim haberiniz olsun.”
Bakışlarımızda bir değişme olmadığını fark eden Doğan bu sefer elini sallayıp bağırarak az çok kendimize gelmemizi sağladı.
“Alooo, kime diyorum ben.”
“Şuan nasıl bir tepki göstereceğimi, ne söyleyeceğimi bilemiyorum.”
“Al benden de o kadar.”
Diye Koray’da bana katıldı.
“Abartmayın sizde be. Neyse önce bir üstünüzü değiştirin de ondan sonra tepkinizi de gösterirsiniz, söyleyeceklerinizi de söylersiniz.”
Bir müddet yine yerimizden kımıldayamamıştık ki Doğan.
“HADİİİ…”
Diye bağırdığında aynı anda irkilip üstümüzü değiştirmeye gittik. Koray’a bu sefer benim bol ve kalın, peluş, lacivert renginde aralara beyazlarında karıştığı eşofman takımlarımdan birini vermiştim ve ben ise yine kalın, eşofman beyaz üstü ise açık mor renginde bir eşofman takımı giydim. Koray benim resim atölyemde üstünü değiştirmişti ve yine benim kıyafetlerim ona tam olmuştu. Bu duruma tepki göstermeyen bir Doğan kalmıştı oda ilk defa karşılaşmadığım o aynı tepkiyi göstermiş oldu.
“Normalde bunun tam ter…”
“Evet, tam tersi olması gerekiyordu ama bizde böyle ne yapalım. İlk defa senden almıyoruz bu tepkiyi Doğan’cım.”
Diye araya girdiğim de Doğan ağzına fermuar çekip sustuğunu belirtti. Biz üstümüzü değiştirene kadar neyse ki mutfağın çoğunu temizlemişti. Bu kadar kısa sürede bu temizliği beklemiyordum doğrusu. Yaptığı yemekleri de servis etmişti. Konuşmamız gereken konuları ise yemek sonrasına saklamaya karar vermiştik. Dürüst olmak gerekirse Doğan yemek konusunda cidden sınırı aşmıştı. Ben hayatımda ilk defa bu kadar lezzetli bir yemek yedim dersem abartmış olmam. Hele ki kek? Söylediğine göre ilk defa bir diziden havuçlu tarçınlı kek diye duymuş bu kekin ismini ve merak edip denemiş, üstelik bu ilk denemesiymiş lakin kek mükemmeldi. Bir an bu jest üstüne o kadar yumuşamıştım ki benden habersiz bir şekilde Koray’ın evine yerleşeceğime karar vermesine sinirlenmeyi bile unutmuştum ki son anda aklıma gelmesi ile durumu olması gereken haline çevirebildim.
“Bu arada benim onayım olmadan Koray’ın evine yerleşme mevzusu ne? Hiç değilse bir ikna etmek ile uğraşabilirsiniz değil mi?”
“Çoğul konuşmasak? Benimde seninle haberim oldu bu konudan sonuçta.”
Şeylinde Koray araya girdiğinde,
“Uğraşabilirsin.”
Şeylinde bir düzeltme yapmış bulundum.
“Haklısın ama yani göstereceğin tepki belli, başta olmaz diye diretip sonunda ikna olacaktın yani benim ikna etme kabiliyetimi de araya eklersek bu durum kesindi zaten.”
“Doğan, sonucu kesin olsun veya olmasın insan en azından ayıp olmasın diye falan yine de bir sorar, çabalar, kafasına göre hareket etmez değil mi?”
Doğan’ı benden daha çok tanıdığı için bu kısımda Koray gülmemek için kendini zor tutmuştu.
“Kafaya göre hareket etmek Doğan’ın en meşhur huylarında birinci sırada bu konuda dil dökmeye değmez bence.”
“Bence de.”
Diye Doğan rahat bir şekilde Koray’ı onayladığında artık nasıl bir tepki göstereceğimi iyice şaşırmıştım.
“Pes yani, ben daha ne diyeyim sana Doğan ya.”
“Hepsi senin için yengeciğiiim. Seni, sizi düşündüğümden hep bunlar.”
Doğan’ın ağzından imalı şekilde bu sözlerin döküldüğü an poposuna bu güzel masanın hatırını bile umursamadan terliği yemişti. Acı içinde poposunu sıvazlarken bir yandan da söylenmeye devam ediyor ama bir yandan da mutfakta ki işleri de hallediyordu. Doğan’ın işlerine bitirmesi ile saat on bir civarı hepimize ağırlık çökmüştü ve uyumak için hazırlandık. Doğan ve Koray salonda ki koltukta kendileri için yer hazırlamışlardı lakin sürekli didişip duruyorlardı. Biri diyor “Öte kay.” Biri diyor “Yorganı hep aldın biz donduk burada.” Ve buna benzer bin bir türlü atışmalar. Bu koca koca adamlar yan yanayken çoğunlukla hep çocuk gibiler. Genelde çocuk gibi olan Doğan’dı ama nasıl yapıyor bilmiyorum ama ara sıra Koray’ı da kendine benzetmeyi başarıyordu. En son dayanamayıp tartışmalarının arasına girdim.
“Çocuk gibi didişmeyi bırakıp uyusanız mı artık?”
Diye azarladığımda sessizleşmişlerdi lakin didişmeleri kesinlikle durmamıştı sadece artık fısıldayarak didişiyorlardı. Bende pes edip kendi odama geçtim ve yatağıma yerleştim.
***
Burası neden böyle karanlık? Neredeyim ben ve beni buraya kim, ne zaman getirdi? Kaçırılmadığıma eminim, kaçırılsam bağlanırım herhalde ama elim ayağım çözük. Fakat buraya ne zaman ve nasıl geldiğimi de hatırlamıyorum. Etraf aşırı sessiz ve karanlık sanki bulunduğum yer sadece kara bir delikten ibaret gibi. Kendi nefeslerim dışında da hiçbir şey duyulmuyor ama nefeslerim de nasıl öyle sanki saatlerce koşturmuşum gibi. Belki de korkudandı bilmiyorum ama bir süre sonra zaten etrafta bağıra bağıra cidden koşuşturmaya başlamıştım.
“Kimse yok mu? Yardım edin. Neredeyim ben ve buraya nasıl geldim? Sesimi duyan yok mu?”
Bağırıyorum bağırıyorum ama en ufak bir ses dahi yoktu ve bu durum benim iyice korkmama sebep oluyordu. Koşmaktan da artık iyice yorulmuştum ve artık dizlerimin üstüne düşüp nefes nefese ağlıyordum. Hızlanan zorluklarımın arasında ağlamak bile işkence gibi geliyordu. Derken tepeden bir ampul sağ sola sallanarak bir yanıp sönmeye başladı ama aydınlattığı yerlerde kayda değer hiçbir şey görünmüyordu. Bir süre sonra ise ayak sesi duyulmaya başladı ve bir kadın tam ampulün altında durdu. Kadının orda durması ile ampulün ne sallanması kaldı nede yanıp sönmesi. Mükemmel bir şekilde ışığı tam kadının tepesinde aydınlatıyordu. Sim siyah, omuz boyunda hafif dalgalı saçları vardı. Gözleri de sanki sim siyahtı, kaşı gözü hep siyahtı, teni ise bem beyaz, dudakları kiraz gibiydi, hafif burnunun üstünden yanaklarına doğru yayılan çilleri, küçücük bir burnu, keskin yüz hatları olan bir kadındı. Üstünde hep siyah kıyafetler vardı fakat bu kadında en çok dikkat çeken şey bakışlarıydı. Aynı bir şahin gibi insanı delip geçecek türden keskin bakışları vardı, yüzünde ise hafif bir tebessüm fakat bu içten samimi bir tebessüm değildi daha çok alaycı türden bir tebessümdü. Bu alaycı tebessümü bana karşıda değil gibiydi daha çok hayata karşıydı sanki. Çok yaşanmışlıkları var gibi, canı çok ama çok yanmış gibi fakat bu acıları yaşatan hayat ile sanki dalga geçer gibiydi yüzünde ki gülümsemesi.
“Kimsin sen? Ne istiyorsun benden? Nasıl geldim ben buraya?”
Sorularımın hiç birine cevap vermedi. Sadece bana doğru ağır ağır yaklaştı, bana yaklaştıkça yüzünde ki gülümseme gittikçe yumuşuyor daha içten ve sıcak bir gülümsemeye dönüşüyordu ve bu benim korkumun iyice azalmasını sağlıyordu. Yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı en sonunda tam önümde durup benim gibi diz çöktü. Kadın görünüş olarak benim yaşlarımda gibi duruyordu ama sanki benden çok ama çok daha büyüktü. Hatta öyle ki usulca yanağımı ve saçlarımı okşamaya başladığında onsan bir anne şefkati aldığımı hissettim. Ben şimdiye kadar kendi annemde hissetmediğim bu şefkati bu yabancı kadından, üstelik neredeyse benim yaşlarımdaki bir kadından nasıl alabilmiştim? Bu sefer korkuyla değil de daha çok öylece donup kalmama sebep olan bir hayranlıkla yeniden sormuştum sorumu.
“Sen kimsin?”
“Ne önemi var? Sen sadece sabret güzelim her şey yoluna girecek ben yanınızdayım.”