İçeriğe geç

Benden Korkma

Bölüm 16 · 15 dk okuma

Benden Korkma

Bölüm 16

11.Bölüm-YARIM

DUYURU: Bu duyuru kitabımı erken fark eden ve beni destekleyen ilk okuyucularım arasında bir sırdır, bu yüzden 20. Bölümlerde veya kitap bitmek üzereyken silinecektir. Duyuru yazmış olduğum Benden Korkma eseri ile konusu çok güzel olan ama kötü anlatım ile mahvetmiş olduğum fakat düzelttikten sonra tekrar paylaşmaya devam edeceğim Şizofreni Aşık kitabı ile köprü misali minik bir bağlantı olacaktır. Bakalım kimler bu minik bağlantıyı fark edecek:) Son bir iki bölümde net belli olur diye düşünüyorum… (Şu aralar ortalıkta çok kızışık haftaya daha çok kızışacak benim için dua edinnnn.)

DUYURU BİTTİ HİKAYEYE DEVAM:)

Her şeyin, hatta her duygunun fazlası zarar derlerdi de inanmazdım. Güzel duygularda vardı sonuçta ve bu duyguların fazlası zarar verebilecek oluşu bana hep saçma gelirdi. Meğerse cidden öyleymiş.

Mine’de merhamet duygusu çok yoğundu, bir insanın masumluğuna ve acılarına dayanamamıştı. Bu merhamet duygusu karşısındakinin asıl kişiliğini görmesini engelledi, bir çok kez karşısında asıl kişiliğini gözler önüne sermişti ama merhametinden yararlanıp o kişiliği tekrar gizlemenim bir yolunu buldu. Ya da yine fazla gelen masumluğundan faydalandı ve değişeceğine inandırdı. Gözünün önünde serilen onca gerçeklere rağmen bu kadar çabuk kandırmayı başarması Mine’de umut duygusunun da zararlı boyutta fazla olduğunun bir belirtisiydi, her seferinde cidden değişebileceğini umut edip bu tuzağın ortasında buldu kendisini.

Şimdi ise kendisine zarar verecek boyuttaki bu duygularını bastırmaya çalışıyordu artık, Mine’de korku duygusu da fazlaydı fakat bunun zarar verecek boyutta olup olmadığı tartışılırdı. Kendisini fazla strese sokuyor oluşu fazlaydı ama bu hataya bir kez daha düşme korkusu normaldi.

Benimde içimdeki aşk duygusu fazlaydı belki de, beni mantıklı düşünmekten alıkoymuştu. Benim en güzel çiçeğimi soldurmaya çalışanlara eşlik etmeme sebep olmuş ve haddinden fazla boyuttaki aşkım bana da bu şekilde zarar vermişti, sevdiğime zarar vermeme neden olarak…

Şimdi beni ömür boyu affetmese ne diyebilirim ki? Hakkım var mı buna? Hiç sanmıyorum, fakat bu sevgim durdurur mu beni ondan da emin değilim.

Taşa sarılı kağıdı açıp içindeki notu okuduktan sonra yüzümde oluşan ifadeden dolayı mı bilemem ama elindeyken açıp okumaya korkan Mine bu sefer sürekli ne yazdığını sorup duymuştu. İçindeki korku ve endişenin daha fazla büyümesini istemediğimden dolayı geçiştirmiştim ama ısrarla sorup durdu, cevap alamadığında ise üstüme atılıp kağıdı elimden almaya çalışmıştı. Kağıdı yırtıp parçaladım ama bu seferde tişörtümün yakalarından tutup beni sarsmaya başladı, öfkeyle sesi yükseldi, korkudan dolan gözlerinden yaşlar akmaya başladı, kafamdan damlayan bir damla kanın tam gözünün altına düşmesi ile karışan göz yaşları sanki kan ağlıyormuş gibi bir görüntü yarattı. Az önce yazılanları öğrenmekten korktuğu notu bu sefer inatla öğrenmek istiyordu.

“Öncekiler ile benzer şeyler Mine, lütfen biraz sakinleş.”

Yakamda ki elleri gevşemişti ama düşmedi, gözleri bu kişinin cidden Oğuz olma ihtimalinin endişesiyle iyice açılmıştı. Korkusu arttı, gözlerinden akan yaşların sayısı arttı, başı güçsüz bir şekilde yavaşça göğsüme destek almak isterce düştü. Az önceki inadından dolayı yükselen sesimden dolayı kendime kızdım.

Kollarımı vereceği tepkiden endişe ederken yavaşça doladığımda garip bir şekilde tam tersi rahatladığını hissettim. Bir yandan da ses tonumun şefkati ile de sarılmak istedim.

“Ben yanındayım, aşacağız bunları.”

“Koray.”

Sesi çok güçsüzdü.

“Kokun süte benziyor.”

Diye devam ettiğinde bedeni tamamen güçsüzleşip bütün ağırlığını kollarıma bırakmıştı.Bu kurduğu cümlenin içinde bulunduğumuz durumdan uzaklığı ve alakasızlığı bunalımın verdiği etkiyle beraber toparlanmak adına umursamaz tavrına dönme çabasıydı. Bayılmamıştı ama ayakta duracak durumda da değildi. Kokum için yaptığı bu benzetmeye karşı bir tepki gösteremedim. Yavaşça koltuğa uzanmasını sağladım ve her zaman tekli koltuğun üstünde bulundurduğu battaniyesini üstüne örttüm.

“Sen biraz dinlen olur mu?”

Zaten yorgun olmasından dolayı göz kapakları iyice ağırlaşıp kapandı. Stresi bünyesi pek kaldıramazdı zaten o yüzden umursamamak için sürekli başka uğraşlar bulurdu ama bu sefer başaramıyordu. Ağladığında ise ne kadar çok ağlarsa o kadar sanki içmiş gibi sarhoşa benzerdi. Bu iki durumunda birleşmesi uyumasını kolaylaştıran etkenler olmuştu.

Mine’nin uyuması ile bir peçete ile önce kanlı göz yaşlarını sildim sonra bir peçeteyi de kendi kanayan alnıma bastırarak kendimi koltuğun baş ucuna, yere bıraktığım da aklım kokum için yaptığı benzetmedeydi ve bu hiç hoşuma gitmemişti. Çünkü Mine sütten de, kokusundan da nefret ederdi. Bu benden de nefret ettiğinin bir işareti miydi?

Bu yaptığı benzetme ne kadar doğruydu bilmiyorum ama bir yandan da bu bilginin annemin de bilmesini çok isterdim. Ölmeden önce kokumu sürekli bir şeye benzetip dururdu ama ne olduğunu bir türlü çözemezdi. Amcam annemin de sütten nefret ettiğini söylerdi aslında ama kokuma düşkün olduğunu da. Bu durum sevdiğim kadın içinde geçerli olabilir miydi? Pek ümidim yok aslında, sonuçta annelik başkaydı.

Düşüncelerimden telefonun çalması ile uzaklaştım, Mine’nin telefonu çalıyordu ve arayan Gizem’di. Gözlerimi sildim ve telefonu Mine uyanmasın diye hemen alıp başka odaya geçtim, Mine’nin bu gün okuldan çıkarken ki halini Gizem’de görmüştü ve merak etmiş olmalıydı. Telefonu açmam ile “Alo.” Dememe bile fırsat vermemişti.

“Mine. Neredesin sen, iyi misin? Okuldan çıkarken çok kötüydün ya merakta bıraktın beni. Telefonları da açmıyorsun kaç defa aradım. Okuldakiler seni görmüş Koray ile kavga falan etmişsin sonra fenalaşmışsın. Ne oldu kızım anlatsana merakta bırakma beni.”

“Gizem sakin ol. Koray ben Mine şuan uyuyor.”

“Koray? Ne oldu niye kavga ettiniz siz, Mine iyi mi?”

“Pek sayılmaz, biraz uzun hikaye.”

“Koray başlicam şimdi uzununa da kısasına da anlatsana ya. Bekle oraya geliyorum ben. Mine’nin evinde misiniz?”

(Bazı yazım hataları bilerek yapılmıştır, azıcık kendi şivemden eklemek istedim. Başlayacağım yerine başlicam, ne oldu yerine noldu gibi…)

“Yok Gizem Mine uyanmasın şimdi. Yeni yeni kendine geldi sayılır biraz dinlenmesi gerekiyor.”

“Kapıya çık o halde, Mine’nin evinde misiniz nedim?”

Endişeli ve kesin çıkan ses tonu ne olup bittiğini hemen öğrenmek istediğini net bir şekilde belli ediyordu.

“Evet.”

“Tamam, oraya geliyordum zaten beş dakkaya ordayım .”

Demesi ile telefonu kapatması bir olmuştu. Gizem gelmeden önce yapmam gereken bir şey vardı. Mine’nin telefonunu bir kenara bırakıp kendi telefonumdan bir numara tuşladım, ikinci çalışta açtı.

“Ooo, kuzen biz aklınıza gelir miydik ya hiç? Bu sefer ki başının ağrısı nedir anlat bakalım.”

Hemen bir şey isteyeceğimi anlasın zaten.

“Kuzen benim için birini araştırman gerekiyor. Birkaç sene önce daha yeşit olmadan ceza evine düşmüş biri. Şuan ne durumda bilmem gerekiyor.”

“Hayırdır, ne alaka?”

“Bir ara anlatırım, bazı şüphelerimin doğrulanması gerek. Adı Oğuz, Oğuz AKGÜL.”

“Tamam kuzen ben bir şeyler bulduğumda dönüş yaparım sana.”

“Sağol kuzen.”

“Ne demek.”

Telefonu kapatmanın ardından bir dakika sonra Gizem’den mesaj gelmişti.

“Geldim, kapıdayım.”

Mine uyanmasın diye ağır adımlarla yürüyüp önce odadan sonra evden dışarı çıktım, hem Mine’nin uyanıp uyanmadığını daha kolay anlamak için hem de anahtarım olmadığından ve yerini bulamadığımdan dolayı içeri geri girmem kolaylaşın diye kapıyı sıyırık bıraktım. Gizem endişeyle bir sağ bir sola turlayıp duruyordu, beni görmesi ile bana yönelip sorgulamaya başlamıştı bile.

“Koray ne oldu? An…”

“Ştt, Gizem sessiz ol. Anlatacağım.”

Gizem hemen iki eli ile ağzını kapattı ve yavaşça indirip fısıldayarak konuşmaya devam etti.

“Ay pardon, aşırı merakta kaldım ama ya ses tonumu bir an engelleyemedim. Kafana ne oldu?”

“Benzer konular işte, bu seferki not taş atarak gönderildi.”

“Hangi çağdayız ya?”

“Sapık çağı.” Demek istedim ama kendimi de yaptığım hatalardan dolayı sapık gibi hissettiğim için utandım.

Bir iki metre kapıdan uzaklaşıp merdiven basamaklarına çömdüğümüzde Gizem merakla anlatmamı bekliyordu ama sorularını da durduramıyordu.

“Hadi ama ne oldu, niye kavga ettiniz?”

Bıkkın bir şekilde yüzümü ovuşturup anlatmak için derin bir nefes aldım.

“Tam olarak kavga sayılmaz, Mine panik atak geçirdi uzaktan kavga gibi görünmüş olabilir.”

“Nasıl yani, neden panik atak geçirdi?”

“O videodan sonra bir şekilde o videoda ki kişinin ben olmadığımı kanıtladım sonra ise her şeyi itiraf ettim ama durum daha kötü oldu. Bana baktığında kendisinde travmaya sebep olan o pisliği görmeye başladı ve bu yüzden de panik atak geçirdi.”

Gizem’in kafası daha çok karışmıştı.

“Nasıl kanıtladın bu duru mu, ve Mine’de travma bırakan kişi derken ne demek istiyorsun?”

Gizem’e olup biten her şeyi tek tek anlattım. O videoda ki kişinin ben olmadığımı nasıl kanıtladığımı, Oğuzu, itiraflarımı, liseden beri tanışıklığımızı… Sanki bir masal dinliyormuş gibi dikkatle beni dinliyor ama sorularının devamını getirmektense asla geri kalmıyordu. Liseden beri bir birimizi tanıyor olmamıza rağmen Mine’nin beni nasıl tanıyamadığını sordu görünüş olarak değişimimden bahsettim, isim ve soyadından nasıl tanıyamadığını sordu cevap veremedim. Bu sorunun cevabını bende merak ediyordum, cidden beni o kadar unutmuş muydu?

“Şimdi ne olacak?”

“Bilmiyorum, ama önceliğim Mine’yi bu psikopattan kurtarmak.”

“Nasıl yapacaksın peki bunu?”

“Şuan bu kişinin cidden Oğuz olup olmadığını araştırıyorum. O olduğu bes belli aslında ama yine de emin olmak gerek. Sonrasında bir çözüm bulmaya çalışacağım.”

“Off, bu zor zamanda yanınızda olamayacak oluşum çok kötü ya.”

Tam sebebini sormak üzereydim ki bir ses benim yerime sormuştu.

“Bir yere mi gidiyorsun?”

Gizem ve ben sesin geldiği tarafa döndüğümüzde Mine kapıdan gözlerini ovalayarak çıktı. Uykudan yeni kalktığı ama hala uykulu olduğu belliydi. Gizem ile hemen ayaklanmamıza fırsat kalmadan aramıza oturdu ve bir eli ile sanki kafası kaşınıyormuş gibi saçlarını karıştırmaya başladı. Uykuluyken sanki bir tik gibi sürekli yaptığı bir şeydi bu.

“Ay canım, biz mi uyandırdık?”

“Yok, uyanmıştım zaten kapıyı açık görünce geldim ben.”

“Hm, anladım. Biraz daha iyi misin peki?”

“Evet de sen soruma cevap vermedin?”

“Maalesef, yarı yıla girdik malum. Annem yanına çağırıyor.”

Mine bacaklarını basamaklardan aşağıya uzatıp kollarını da arkasında ki basamağa yasladı, gözlerini kapatıp ciğerlerini soğuk havayla sanki kendine gelmek istercesine doldurdu.

“Ne güzel işte özlemiş annen, sende özlemişsindir.”

“Öyle de, böyle bir zamanda yanında olamayacak oluşum içime sinmiyor.”

“Takma kafana, dönüşünde yine dertleşiriz olmadı telefon denilen şey boşuna icat edilmedi değil mi?”

Yine umursamaz tavrını takınmaya çalışıyordu ve hala uykulu oluşu işini kolaylaştırıyordu.

“Ne zaman gideceksin peki?”

“Yarın, okulun yeni yıla girmeden önce bir balo benzeri bir etkinlik düzenlenecek. Bitişine yakın, gece yarısında.”

“Külkedisi gibi, saat tam on ikiyi bulduğunda kaybolacaksın yani?”

Üçümüzün yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Küçük bir sessizliğin ardından Mine bir eli ile ağzını kapatmaya çalışırken uykusunun ağırlığını belli edecek şekilde kocaman esneyip ardından Gizem’e sarıldı.

“Gitmeden önce son gününü arkadaşının yanında kalarak geçirirsin ama herhalde? Hem saatte geç olmuş göndermem ki.”

Gizem yüzüne yerleştirdiği içten gülümsemesi ile Mine’nin sarılmasına eşlik ederken bir yandan da bakışları bende sabitlenmişti.

“Olur ama Mine senden bir söz istiyorum.”

Mine Gizem’in kollarının arasındayken yarı açık gözleri ve uykulu ses tonuyla “Ne sözü?” derken bende merak içinde Gizem’in hangi konuda söz istediğini sessizce bekledim.

“Biliyorum Koray’a kızgınsın ama bu süre içinde yanında olmasına izin versen. Kaan’da memleketine dönecekmiş. Böyle bir durum da yalnız kalmanı istemem. Gerçi izin vermesen de Koray’ın seni yalnız bırakacağını sanmam zaten.”

Bu sefer merakla Mine’nin cevabını beklerken ne Gizem’in nede benim ciddiye alamayacağımız sevimlilikte, uykulu hali ile söylenmekle yetindi.

“Of, sizde benim başıma koruma kesildiniz ya.”

Bu tepki karşısında gülmeden kendimizi alamadık fakat Gizem yine de ısrarlı bir şekilde söz vermesini beklemişti fakat ben Mine’nin bu konuşmalardan ne kadarını anlayabildi onu sorguluyordum. Uyanık mı yoksa uyuyor mu orası bile net belli değildi.

“İyi ya tamam, uyumak istiyorum ben artık.”

Bu sevimlilik karşısında yine kendimizi gülmeye kaptırdığımızda Mine ayaklanıp Gizem’i de kolundan çekiştirerek ayağa kaldırdı ve içeri sürüklemeye başladı. O esnada Gizem’in bir zafer kazanmışçasına gizlice bana uzattığı çak beşlik bekleyen eline beklediği karşılığı verdim.

Mine peşinden bizi çekiştirerek içeri sokmasının ardından kendisi direk yatağına düşüp uykuya dalmıştı bile. Ben bildiğim bu sevimli haline gülerken Gizem şaşkınca bakıyordu.

“Ee, bu uyudu ya?”

“Biliyorum.”

“Biz?”

“Sende ilk defa kalmıyorsun ya kıyafetlerin yerini biliyorsundur?”

Gizem bildiğini belli edercesine Mine’nin gardırobundan bir şeyler bakmaya koyulmuştu ki Mine hatırladığı şey ile hızla yerinde doğruldu ve “Ben sizi unuttum.” Diye bağırdığında Gizem bu beklenmedik hareket ve ses yüzünden çığlığının eşliğinde gardırobun içine girdi.

“Kız sen manyak mısın? Pat diye uyuyorsun, pat diye kalkıyorsun. Yüreğime iniyordu!”

“İyi misin?”

Ben gülmemi bastırmaya çalışırken Gizem’in bu düşüşüne ilk başta şaşırsa da ardından Mine’nin gülmesini bastırabildiği pek söylenemezdi. Arkadaşına yardım etmek için yanına gitmişti ama Gizem söylenmek ile meşgul.

“İnsafsızlar, arkadaşınızın bu haline gülüyorsunuz bir de.”

Bu sefer gülmemi bende bastıramamıştım. Şuan ki yaşadığımız zorlukların yanında bizim yüzümüzde oluşan bu küçük tebessümler benim çocukluğumdan beri hep hayal ettiğim o sevimli aile ortamı huzurunu veriyordu. Beni büyüten amcam ve yengem, kardeşim gibi hissettiren kuzenim için bir şikayetim falan yoktu ama şu durumda bu ortamın tebessümünde ki huzur ayrıydı. Bir yandan da Mine’nin kendisi için olayları çabuk unutup umursamazca davranmayı seçtiği savunma mekanizması hepimize işlemiş gibi duruyordu.

Fakat ne yazık ki ne zaman bu şekilde davranarak kendimizi avutmaya çalışsak da bunu yaparken zorlanmamıza sebep olacak olaylar ile karşılaşmamız uzun sürmüyordu.

Mine arkadaşını gardırobun içinden çıkarmayı başardığında bu sefer kıyafet arayışına girmişti. Gizem ise söylenmelerinin ortamı bir tık yumuşatmış olduğunun farkında gibi oyununu devam ettiriyordu.

“Ay kızım o kadar yanında kaldım, pat diye uyumalarınla karşılaştım ama aynı şekilde böyle uyanmalarına ilk defa denk geliyorum. İnşallah bu son olur.”

Mine yüzünde ki tebessüm ile dolaptan ilk seçmiş olduğu, yanında ilk kaldığım geceki kıyafetleri çıkarıp bana uzattığında Gizem bu durumdaki tersliğe benim gibi şaşkınca izledi.

“Sizde bir çok durumun tersine işlediği belli, Mine’nin kıyafetleri sana olacak mı ki?”

“Denendi ve onaylandı.” Şeklinde onayladıktan sonra Mine dolaba geri dönerken yüzünde alaycı bir şekilde büyüyen tebessümü bacaklarım için yaptığı yorumu mu, yoksa onun şortunun bana bile bol gelişini anımsadığı için miydi ayırt edemiyorum. Bu sefer kahverengi, ayıcıklı peluş eşofman takımını çıkarıp Gizem’e verdikten sonra son olarak kendisi için bir şeyler bakınırken benzer bir peluş eşofman takımı çıkarmasını umut ederek pür dikkat onu izliyordum, peluş gecelikleri sevimliliğini daha çok arttırıyordu. çıkardığı şeylerin nasıl bir şey olduğunu bile görmeye fırsat kalmadan elindekileri büyük bir çığlıkla fırlatmıştı.

“Gizem, Gizem sakın. Küpelerini başka yerde çıkar, sakın.”

Gizem ne olduğunu anlamaya çalışırken ben olayı anlamıştım ama beklenmedik çığlığı karşısında bende şaşkındım.

“Ne oluyor gene?”

“Gizem sen küpelerini banyoda falan çıkar. Mine küpe, piersing ve benzeri şeylerin oluşturduğu deliklerden falan fena huylanır. Saçların çoğunlukla kulaklarını falan kapattığı için anlamamışsındır belki ama deliğin büyüklüğüne göre saniyesinde istifar bile edebilir.”

“Off, delik diyip durmayın ya.”

"Sözünden etmekte sıkıntı yok normalde ama gördükten sonra var fakat. "

“Mine sende de her gün yeni bişiler ya, bakalım daha neler çıkacak senden. Neyse ben lavaboya gidiyorum o zaman?”

“Tamam.”

Gizem odadan Mine’nin de üstünü değiştirebilmesi adına kapıyı kapatıp elindeki kıyafetler ile lavaboya yöneldiğinde bende resim atölyesinde üstümü değiştirebilirim düşüncesi ile o tarafa yöneldim. Atölyeye girmem ile huzurum bir tık kaçmışı aslında, Mine’nin yaptığı o güzel eserlerinin sayısının azalmış oluşu canımı biraz sıkmıştı. Boyaları, fırçaları, resim malzemeleri ve odanın her köşesini dolduran, hatta neredeyse odanın dışına çıkacak kadar fazla olan o resim tabloları, o herifin burayı mahvetmesi ile iyice azalmıştı. Oda da resmen koca bir boşluk duruyordu. Bu durum Mine’nin durumunu maddi açıdan da zorlaştıracak gibiydi, çünkü geçimini her ay yapılan herhangi bir resim sergisinde resimlerini satarak geçim sağlıyordu.

Mine o resimlerinin çoğunu alan kişinin ben olduğumu öğrense büyük ihtimal bana çok kızacaktı. Benim onun resimlerini sadece onu sevdiğimden ve bu yüzden yardım etmek istediğimi düşünmesinden kızacaktı. Resimlerini benden başka pek fazla kişilerin almadığını öğrenmek kendisini yetersiz ve yeteneksiz hissettirecek ve ona bu durumu fark etmesinde geciktirdiğimi düşünüp kızacaktı. Fakat durum öyle değildi, insanlar artık sanattan anlamıyordu ve genel olarak yatırım amaçlı, bir müzede sergilenebilecek türlerde, en çokta tarih öncesi resimlere daha çok merak sardıklarından dolayı onun resimlerine ilgi duymuyordu.

Halbuki Mine’nin sanatı fark edilmekte bu kadar gecikerek adeta bir hakaret savuracak türden bir tavrı hak etmeyecek kadar güzeldi. Ben hepsini almayı başaramadığım için bir yandan üzgündüm ama bir yandan da gerçek sanat anlayışına sahip olan kişilerin ortaya çıkması ile Mine’nin bu eserlerinin güzelliğini fark edip o resimleri alabilmek için verdikleri mücadeleden dolayı da Mine adına mutluydum. Fakat onun bu şekilde düşünmeyeceğine de emindim.

Kendimi atölyenin alışık olmadığım o görüntüsünden sonunda kurtarmayı başardığımda üstümü değiştirip atölyeden çıktım. Gizem koltukta bekliyor, Mine ise mutfakta su içiyordu. Kendisi için dört gözle peluş pijama takımı çıkarması ile hata yapmışım gibi duruyordu çünkü şuan ki gece kombini sevimliliğini daha çok arttıracak türdendi.

Hep çoraplara karşı bir takıntısı olduğunu biliyordum, özellikle diz boyu uzun çoraplara ve bu çorapları giydiği zaman kesinlikle belli olmasını ister, şort giyerdi. Şuan ki giydiği çorap dizinin biraz daha üstünde ve peluş, siyah beyaz, çorabın uzunluğunun bittiği yerde ise panda suratı vardı, küçük panda kulakları da vardı. Üstünde ise şortunun varlığını gizleyen, neredeyse çorabının bitiş çizgisine bile ulaşmak üzere olan, bol, uzun, peluş sweatshirt giymişti.

“Waow, bacaklar bir erkek için fena.”

Gizem, Mine gibi bacaklarım üzerine dalga geçmeye başlarken kendimi kaptırdığım sevimli manzaranın etkisinden kurtarmayı az çok başardığımda yapmacık bir alınganlığa büründüm.

“Sende başlama Gizem ya.”

“Bu tepki ilk benden çıkmadı galiba.”

“Kılları almak dışında bizim bakımların yarısını uygulasa ne tepkiler gelir kim bilir?”

Mine’de araya girdiğinde Gizem’de ki alay şaşkınlığa geçiş yaptı.

“Sadece kıl almakla, bu görünüm imkansız saçmalama, cidden öyle değil dimi Koray? Yeminle kimseye anlatmam sırrın ne çabuk söyle.”

“Ne abarttınız ya nasıl bir sırrı olabilir bir bacağın anlamıyorum.”

“Mine ne sırrı diyo, cidden sadece kıl mı alıyorsun, başka bir şey yok?”

“Yok.”

“Biz şu görünüm için neler yapıyoruz da olmuyor, bu çocuk sadece kıl alıyorum diyor Mine ben ağlicam ama cidden.”

“Biliyorum canım, biliyorum. Senin ile aynı hissediyorum.”

Mine’de arkadaşının sırtını sıvazlayarak daha çok dalga geçebilmek için kocaman gülümsemesi ile yalandan bir destek dokunuşu oluşturdu. Bu durumu ikinci defa yaşamama rağmen şuan ki karşılaştığım tepkinin şokunu daha üstümden atamamışken ikincisi geldi.

“Neyse Gizem, biz yatalım artık prenses daha fazla utanmasın.”

“Prenses?”

Benim bu tepkime karşılık ikisi de cevap vermeden, gülüşerek direk odaya kaçtı. Bir prensesliğimiz eksikti!

Onların kendilerini odaya atmalarının ardından bende kendimi Mine’nin az önce yatmış olduğu kanepeye bıraktım ve az önce Mine’nin üstüne örttüğüm battaniyeyi bu sefer kendi üstüme çektim. Şimdiden buram buram lavanta kokusuna bürünmüştü.

“Keşke benim kokumda lavantaya benzeseydi. Onun en nefret ettiği şeyin kokusuna benzemektense…”

Tam kendimi Mine’nin kokum için yapmış olduğu benzetmeye tekrar kaptıracak olmuştum ki bir mesaj bildirim sesi bunu engelledi.

“Kuzen dediğin kişiyi biraz araştırdım. Bir sene önce çıkmış ve şirketlerinin başına geçmiş.”

Tamda tahmin ettiğim gibi. Bir bildirim daha.

“Senin yine anlatmadığın bir şeyler var belli. Neyse yarın yanına gelecektim zaten bir şekilde ağzından baklayı çıkarmasını bilirim ben.”

Gel kuzen gel…

*Arkadaşlar bölüm bitişi normalde burası değil ama hem yeni bölümü biraz hızlı göndermek istedim, fazlasıyla geçte kaldım aslında ama... En yakın zamanda 11.Bölüm devamı şeklinde paylaşacağım :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.