Kadın sanki bozuk bir televizyon ekranı gibi sürekli gözümde silikleşiyordu. Bir yandan da birinin beni dürttüğünü ve bana seslendiğini işitir gibiydim fakat anlamlandıramadım. Bir müddet sonra ise kadın tamamen kaybolmuş, içinde bulunduğum o karanlık ortam gitmiş yavaş yavaş aralanan göz kapaklarımın arasından kendi odamın tavanı görünmeye başlamıştı. Beni dürten ve seslenen kişi ise Koray’mış. Beni uyandırmaya çalışıyormuş. Uyanıp yatağım da doğrulduğum zaman ise gördüğüm rüyayı anlamlandırmaya çalışıyordum. Her zaman değil ama nadiren de olsa rüyalara önem verirdim özellikle günlük etkilendiğim olaylar üzerine bir rüya değilse. Daha önce hiç görmediğim ve tanımadığım bir kadını görmüştüm, bakışları ve alaycı tebessümü bir yandan ürkütücüydü lakin ilerledikçe yumuşayan gülüşü ve bakışları insanın kalbini okşayacak türdendi. Bu kadın kimdi? “Yanınızdayım.” Demişti. Sadece benden bahsetmiyordu bunu derken.
Bu uyanır uyanmaz bir şeyleri sorgulayan ruh halimi Koray’da fark etmiş ve anlamlandıramamıştı.
“Ne oldu Mine?”
Kafamı karıştığını belli edecek şekilde salladım.
“B-ben bilmiyorum. Tuhaf bir rüya gördüm.”
Koray kafamı bu kadar karıştıracak nasıl bir rüya gördüğümü anlatmamı merakla bekliyordu. Bir yandan da endişeli gibiydi. Elini sakince benim elimin üstüne koyup usulca okşadı. Kafam gördüğüm rüya yüzünden o kadar karışıktı ki bu hareketini sorgulayamadım bile. Sorgulanacak bir durum da yoktu zaten desteklemek amacıyla bir dokunuştu fakat nedendir bilmiyorum ama Koray bana dokunmaktan çoğunlukla çekinir gibiydi ve bu en ufak temasını bile sorgulamama sebep oluyordu bazen.
“Nasıl bir rüya gördün?”
“Karanlık bir yerdeydim. Hiçbir şey yoktu etrafta, adeta bir karadelik gibiydi. Sonra… Sonra.”
Sıkıntılı bir şekilde saçlarımı karıştırdığımda Koray ellerinin altında ki elimi birazcık daha sıkılaştırdı ve saçlarımı nazikçe okşayıp bu dokunuşu yanağıma indirdi. Bir an yüzüne baktığımda içten ve endişeli bakışları dikkatimi çekti. Zamanında o gri gözlerinde buz gibi bakışları dışında hiçbir şey görmüyor ürküyordum şimdi ise ürkmek dışında neredeyse bütün hoş duyguları görüyordum sanki ve bu artık içimi ısıtıyordu. Fakat gördüğüm rüyanın etkisinden çıkmaya yeterli olacak kadar değil gibiydi.
“Sonra bir ışığın altında kadın belirdi.”
Koray sessizce devam etmemi bekledi.
“Daha önce hiç görmediğim ve tanımadığım bir kadın, siyah, dalgalı ve omuz boyunda saçları vardı, bembeyaz teni ve burnundan yanaklarına doğru yayılan hafif çilleri vardı, hafif dolgun kiraz gibi ise dudakları fakat gözleri, gözleri…. Gözleri de siyah gibiydi uzun kirpikleri arasında ki o siyah gözleri bir şahin gibi keskin ve ürkütücüydü, yüzünde ki alaycı tebessümü de.”
Kadını tarif ettiğimde Koray’ın kafasında canlanan yüz sanki onunda kafasını karıştırmış gibiydi fakat sorgulamadı. Sadece sessizce beni dinlemeye devam etti.
“Ama bu bakışları bana yaklaşmaya başladıkça yumuşadı. Hatta öyle ki başta ürktüğüm o bakışları içimi ısıtmaya başladı.”
Bu kısım da Koray’da da aynı durumu yaşadığımı fark ettim fakat fazla sorgulamayıp rüyayı anlatmaya devam ettim.
“Hatta öyle ki yavaşça saçımı ve yüzümü okşamaya başladığın da bir anne şefkati hissettim gibi ama kadın benim yaşıtlarımda gibi görünüyordu. Sonra dedi ki…”
Bir an sessizleştiğimde Koray’ın merakı artmış gibiydi. En başından beri sessizce dinlerken bu kısımda dayanamamıştı.
“Ne dedi?”
“Sabret ben yanınızdayım dedi.”
“Yanınızdayım?”
Koray’da benim gibi en çok bu kelimeye takılmıştı.
“Evet.”
“Tuhafmış.”
Sıkıntılı bir şekilde başımı geriye atıp derin bir nefes aldığımda rüya yine içime oturmuş durumdaydı. Koray boşta kalan elimi diğer avucunun arasında aldığında ellerimi teselli edercesine okşadı.
“Sanırım kanlı canlı görünmese de bir destekçimiz daha var, ne dersin?”
Sadece beni sakinleştirmek için mi böyle diyordu yoksa cidden böyle mi düşünüyordu bilmiyorum ama tebessümünde ki sıcaklık bu düşünceye çabucak inanmama yetmişti bile.
“Belki de.”
Bundan tam emin değilim ama aklıma bir şey daha takılmıştı.
“Koray.”
“Efendim kehribarım.”
Kehribarım kelimesinden dolayı ne ara yüzümde gülümseme oluştu bilmiyorum ve yanaklarım da yanıyordu sanki? Koray yine kısa bir süreliğine dikkatimi dağıtmıştı. Mümkün olduğunca dikkatimi geri kazanmaya çalıştım.
“Rüyamda ki kadın biraz sana benziyordu sanki?”
“Bana mı?”
Koray’da benim gibi rüyalara önem veriyordu acaba anlamış değilim ama neredeyse benim kadar gördüğüm rüyayı sorguluyordu.
“Evet, yüz hatları, bakışları falan… Kadının görüntüsü bazen silikleşiyor ama sana benziyordu sanki.”
Koray’ın yüzünde benim moralimi düzeltmek amacıyla yüzünde yalancı bir alınganlık ve kocaman alaycı bir tebessüm belirdi.
“Umarım benim bakışlar da hala ürkütücü gelmiyordur sana?”
Bu hareketiyle beraber hafiften burnumu sıkması ile benim kıkırdamam Koray’a görevini başarıyla tamamladığı düşüncesini oluşturmuş sevincini artırmıştı. Derken Doğan’ın yüksek sesinin araya girmesi ile odak noktamızı çekmeyi başarmıştı.
“Çifte kumrular, biraz çabuk olun kahvaltı hazır eşyalar içinde gelecekler nerdeyse. Sayenizde kahvaltı öğlene kaldı zaten.”
Bu sefer ki gülüşlerimiz Doğan sayesindeyken arada bir her şeye rağmen nasıl böyle güzel gülebiliyoruz anlayamıyorum lakin her şeye rağmen böyle güzel gülmeyi başarabildiğimiz için de şükrediyordum.
“Bu arada cidden öğlene kaldık.”
“Nasıl ya? Saat kaç ki?”
“On iki buçuk.”
Saati öğrenmem ile ağzım bir karış açık kalmıştı, cidden o kadar uyumuş muydum ben? Koray ve Doğan ne zaman uyanmışlardı?
“Aaa, o kadar oldu mu? Siz ne zaman uyandınız?”
“Biz on gibi uyandık. Biraz senin uyanmanı bekledik, sonra Doğan acıktığı için kahvaltı hazırlamaya başladı ben kendi kendine uyanmanı istemiştim aslında tamamen dinlenebil diye ama Doğan çay hazır olana kadar ısrar etti uyandırmam için. Üstüne eşyaları almaya geleceklerini öğrenince mecbur kaldım biraz.”
“Keşke başta uyandırsaymışsın. Uyku düzenim bozulacak böyle.”
“Düzelir zamanla. Her şey üst üste geldi biraz dinlen istedim. Düzelecek ama merak etme…”
Yine gözlerimin içine öyle bir bakmıştı ki gözlerimi başka yöne çeviremiyordum Doğan her zaman ki gibi araya girene kadar.
“Hadisenenize be.”
Diye üstünde mutfak önlüğü elinde tahta kaşıkla pat diye odaya girdiğinde bizi bulduğu durum hoşuna gitmiş olacak ki yine şımarmaya başlamıştı.
“Oho, siz bir birinize böyle aşk dolu bakışlar atın ama bana yenge demeye bile izin yok. İnadına diyeceğim lan, YENGEEE…”
Tam Koray ile ikimiz yine kızmak üzereydik ki elinde ki tahta kaşığı bize doğru savurarak Doğan bizden önce davrandı.
“Sakın kızmaya cesaret edeyim demeyin her şey belli.”
İçine derin bir nefes çekip etrafı kokluyormuş gibi yaptı.
“Etraf buram buram aşk kokuyor şahsen.”
Yanımda ki yastığı Doğan’a doğru fırlatmıştım ki son anda duvarın arkasına geçip kendisini korudu. Ardından ise bir kez daha içeri girip tahta kaşığı uyarırcasına salladı.
“Hadi be kahvaltıya.”
Dedi ve gitti. Doğan’ın gitmesinin üzerine biraz daha kendi aramızda gülüşmenin ardından Koray derin düşüncelere dalmış, bir şeyler söyleyecek gibiydi ve sanki bu söyleyeceği şeyleri tartısından geçiriyordu. Avuçlarının içinde hala ellerim dururken zor zoruna gözlerime bakabilmişti.
“Mine?”
“Efendim?”
Biraz duraksadı ve devam etti.
“Aramız iyi mi artık?”
Bizim aramız zaten açıldığı gibi geri kapanıyordu. Ne ara aramız kötü oldu ve hangi ara düzeldi takip edemiyorum bile. Koray’ın yaptığı hataların boyutu bu kadar hızlı bir şekilde unutulacak kadar küçük değildi ama bir şekilde unutuluyordu. Gereğinden fazla hızlı bir şekilde unutuluyordu hem de. Ne kadar büyük olsa da onun bana karşı tek bir hatası olmuştu ve bundan başka sorunlarım da mevcuttu. Koray ise bu sorunların üstesinden gelebilmem için direk orada bitiyor, bana Gizem gibi destek veriyordu. Üstelik ben onun hayatını riske de atmıştım.
“Her ne kadar bunun bu kadar hızlı gerçekleşmiş olması garip olsa da iyi.”
Küçük bir tebessümün ardından tekrar düşünceli haline döndü. Bu sefer ayrı bir düşünceliydi sanki? Sanırım asıl soru şimdi gelecekti!
“Peki… Ne kadar iyi?”
Bir kaşım istemsizce havalanmıştı ve sorusunu tam olarak anlayamadığımı yüz ifadem yeterince belli ediyordu bence.
“Nasıl yani?”
“Yani… Bizim için bir şans daha olma ihtimali olacak kadar iyi mi?”
Bizim için bir şans mı? Neyden bahsediyor? Aşk konusunda mı? Bir müddet Koray’ın yüzüne öylece bom boş baktıktan sonra ne cevap vereceğimi bilemediğimden dolayı paniklemiştim. Bu sorunun cevabını bende bilmiyordum. Koray’a karşı içimi ısıtan duygular vardı çoğunlukla ona güveniyordum lakin arada bir hala güvensizlik yaşıyordum. Gizem ile ettiğimiz sohbetlerde içimde hissettiğim bu sıcaklığın, garip duyguların aşk olduğunu düşünmüştük fakat bu güvensizlik tekrar sorgulamama sebep olmuştu. Koray’ın kalbini kıracak bir cevapta vermek istemiyordum da. Yaşamış olduğum bu panik hali ile Koray’ın avucunda ki ellerimi hızla çekip ne yapacağımı bilemez bir şekilde öylece bacaklarıma sürtüyordum aynı şekilde başım da öylece sağ sola dönüp duruyordu.
“Bilmiyorum… Ben… Şey.. Ee… Kahvaltı! Doğan yine başımıza üşüşmeden kahvaltıya geçelim biz?”
Şeklinde abuk sabuk hareketlerle, zar zor kurduğum cümleler ile kendi halimce bir kaçış yolu buldum fakat bu kaçma çabam bile Koray’ın kalbini incitmiş gibiydi. Başını üzgün bir şekilde onaylarcasına salladı.
“Peki, Ben geçiyorum sen gelirsin.”
Dedi ve gitti. Koray’ın bu hali ne kadar benimde canımı sıkmış olsa da elimden bir şey gelmezdi. Ne duygularımdan tam olarak emindim ne de ona karşı güvenim tam oturmamıştı. Sırf sevinsin diye yalan söyleyemezdim, bu onu sonrasında daha çok üzerdi. Cidden ona karşı güvenim bile tam oturmamışken aynı evde nasıl beraber kalacaktık? Bana zarar vermezdi bundan eminim fakat yine de rahat değildim ve tek yaşamaya da alışmıştım doğrusu. Sanırım bir an önce önemli resim çalışmalarıma başlayıp satmayı bir kez daha denemeliydim. Bakalım sergi resimlerimi kabul edecek mi? normalde oraya sözüm vardı ve bir hafta öncesine kadar resimlerimi halledip getirmem gerekiyordu fakat atölyemde ki çoğu eşyalar gibi sergiye götüreceğim resimlerimde param parça olmuştu ve yenisini yapmaya da fırsat kalmamıştı. Fakat o kadın? Dürüst olmak gerekirse rüyamda gördüğüm kadın bazı ince detayların eklenmesi ile mükemmel bir tablo ortaya çıkaracak bir kadındı. İlk fırsatta bu fikri oluşturmam gerek.
“Hadi be YENGEEE.”
Doğan’ın yine bu şımarık seslenmesinin üstüne derin bir iç çekmenin ardından lavaboya gidip bir güzel elimi yüzümü yıkadım. Ardından ise birazdan eşyaları toplamak için gelecekleri ve benimde bu evden gitmem gerekeceği için saçımı başımı özensizce toplayıp üstüme beyaz bir sweatshirt ve siyah, kalın bir eşofman giydim. Ayaklarımı da sıcacık tutacak bir çorap giydikten sonra dolaptaki eşyalarımı da özensiz bir şekilde üç bavula en kısa sürede doldurmayı da tamamladıktan sonra kahvaltı için sonunda mutfağa yönelebildim. Ben geldiğimde Doğan’ın hazırladığını düşündüğüm mutfak masamda simitler yine beklemekteydi, Koray ve Doğan’ın önünde ki tabağa omlet yerleştirilmiş bardaklara çay doldurulmuştu. Bir tabakta hazırlanmış sahibini bekliyordu, Doğan iştahla kahvaltısını yemeye başlamıştı ama Koray çatalla omletin cırhını çıkarmak ile meşgul görünüyordu, derin düşüncelerine öyle bir dalmış ki gözünü bile kırpmadan tabağına bakıyor ama ne omleti mahvettiğinin farkındaydı nede benim geldiğimi fark etmişti. Doğan haber verene kadar.
“Oo, yengem sonunda kahvaltıya teşvik edebilmişsiniz. Çayınızı da dökeyim ben hemen.”
Doğan çay doldurmak için kahvaltısını yarım bırakıp kalktığında bende yavaşça sandalyeme oturdum. Koray ile kısa bir an göz göze gelmiştik ama bakışlarını hemen kaçırıp tabağına tekrar odaklanmaya başladı. Çok düşünceli ve çaresiz duruyordu, benim bakışlarıma karşılık vermiyor, görmemek için ise isteksiz bir şekilde omletini yemeye başlamıştı. Benim de pek iştahım olduğu söylenemezdi zaten. Yine de Doğan’a ayıp olmasın diye iyi kötü yemiştim. Tam kahvaltımızı bitirdik toplamaya başlayacağız derken ise evin önüne bir araç gelmişti. Büyük ihtimal Doğan’ın eşyalar için gelecekler dedikleri kişilerdi bunlar, öylede çıkmıştı.
Doğan ile Koray gelen adamları eşyalar konusunda yardım ve yönlendirmek amacıyla yanlarına gitmişti bana ise mutfak temizliği kalmıştı. On veya on beş dakika gibi kısa sürede oda bitmişti zaten. İşimin bitmesinin üzerine kimseye yardıma gitmedim, kimseyi yönlendirme çabasına girmedim. Hala bu durumu kabullenemiyordum zaten nasıl katılabilirdim iyi veya kötü bir şekilde de olsa huzur bulduğum, alıştığım, kendi düzenimi bir şekilde başarabildiğim bu evin boşaltılmasına. Masaya öylece oturup onları izledim. Koray benden bakışlarını kaçırıyordu, Doğan ise yerinde duramıyordu zaten bir yandan da adamlara yardım etmeye çalışıyordu. Diğerleri yabancıydı zaten onlara ne benim bu evimin boşaltılmasını depresyona girmiş bir şekilde izlememden, modumun düşmesinden! Ben sadece evime son kez göz atmak istiyordum.
Mutfağın yanında olan saksılarla ve ilham için kahvemi ve resim malzemelerimi alıp, özellikle gece vakitleri gittiğim, yıldızlara bakarak resimler yaptığım, resim yapmadığım zaman ise salıncağıma oturup kahvemi yudumlarken yine yıldızlara, bahçemde ve balkonumda ki çiçeklerime bakıp ilgilenirken huzur bulduğum balkonuma baktım. Şu küçücük balkonun verdiği huzurun boyutu bile fazlasıyla büyüktü. Buradan bahçemde göründüğü için oraya bakmayı da ihmal etmedim. O bahçemde ki çiçeklerin huzuru da ayrıydı, balkonda yaptığım aktivitelerin çoğunu orda da yapardım. Bazen kilimimi serer öylece sırt üstü uzanıp ya uyuklar yada gök yüzünü seyrederdim. O çiçekleri en güzel şekilde büyütebilmek içinse az çaba harcamamıştım. O çabalar bile ne güzeldi. Lavantalarımın çoğunu oraya dikerdim, balkonumda çok az olurlardı. Orada ayrı güzel görünürlerdi, orası onlar için ayrı rahattı sanki.
Bahçemde ki anılar kısmında Koray ile mahvolmuş lavantalarımı orada düzeltmeye çalıştığımız anı da gelmişti gözümün önüne ve hangi ara oluştuğunu bilmediğim bir gülümsemeye sebep olmuştu bende bu anı, içim tekrar ısınmaya başlamıştı sanki. İkimizin de üstü mahvolmuştu, hem sırıl sıklam ıslanmıştık hem de ikimizin de üstü hep çamur içinde kalmıştı. Sonrasında benim kıyafetlerimi giymesinin üzerine şorttan açıkta kalan bacakları üzerine aramızda geçen sohbeti de hatırlamam ile gülümsemem hafif bir kıkırdamaya dönmüştü. Başımı çevirdiğim de ise Koray ile sonunda göz göze gelmiştik. Fakat bu beklenmedik bir anda olduğundan olsa gerek bir anda yanaklarımın kızardığını hissettim, onun gibi bakışlarımı kaçırmayı da başaramıyordum. Bir süre bana öylece baktı ardından ise benim az önce gözlerimi dikip derin düşüncelere daldığım bahçeme yönlendirdi bakışlarını. Bahçeye kısa bir bakış atmanın ardından oda benim gibi kıkırdamaya başlamıştı, sadece gülerken değil içten ise belli belirsiz kıkırdarken bile gözleri parlıyordu. Bu bahçe onunda aklına aynı anıları mı getirmişti? O yüzden mi bu tebessüm?
Bu sefer ben Koray’ın bu gülümsemesine dalmışken Amanda yine ayağımın dibinde bitmişti ve üstüme çıkmaya çalışıyordu. O alıp masanın üstüne bırakarak yardımcı oldum. Bu sefer ben Amanda ile ilgilenirken ve Amanda benim yanağımı bir öpücük misali yalamaya başlarken Koray’ın bakışlarının daha da yoğunlaştığını hissettim. Bu küçük arkadaşı da o getirmişti bana. Çıkardığı huzursuzluğu bu şekilde hafifletmeye çalışmıştı ama sadece kısa bir an bu sevimli arkadaş ile ilgilenmek aklımdan çıkarmak ile yetinmişti.
Doğan Koray’ın yanına gelip işler için çekiştirmeye başladığında o yoğun bakışlarından anca uzaklaşabilmiş ve evimi tekrar son kez bakmaya başlamıştım. Salonumun sağ köşesinde duran resim atölyeme kaymıştı bu sefer gözlerim. Buraya ilk geldiğimde orada fazla bir şey yoktu, resim malzemelerim ve tablolarım maddiyatımdan dolayı çok azdı. Fakat ben yine de o malzemeler ile gayet güzel çalışmaları başarmış ve satabilmiştim. Bu şekilde yavaş yavaş resim malzemelerimin ve tablolarımın sayısı da artmaya başlamıştı. En son atölyeme yapılan baskına kadar tabi. Ondan sonra bir çok eşyam, tablom ve çalışmalarım parçalanmış neredeyse ilk gün ki haline dönmüştü. Anneme sinirlendiğim zamanlarda o odadan hiç çıkmıyor sürekli resim yapıyordum ama bazen öfkem dikkatimi dağıtıyordu bu yüzden boyaları rast gele fırlatarak soyut bir şeyler yapıyor, öfkemi dindirmeye çalışıyordum. Bazen ise bu fırlatılmış renklerin oluşturduğu karmaşalar bana ilham veriyordu, sonrasında ise içimde ki ruh halini yansıtacak türden bir resme yöneliyordum. Sonuç ise gayet güzel oluyordu. Bu günde kendimi o odaya kapatıp öfkemi dindirebilseydim keşke ama bu gün o oda boşaltılıyordu.
Birazda gözlerim evin diğer köşelerine takıldı, odamda uyumak dışında, salonumda ise film izlemek ve arada bir kestirmek dışında bir anım yoktu. Hayatıma Gizem ve Koray dahil olana kadar. Ondan sonra bu köşelerde de az çok anılar birikmişti. Gizem? Doğru ben hala gizemi aramadım, ne oldu, durum ne, annesi nasıl sormadım. Bu unuttuğum hatayı telafi edebilmek için hemen telefonumu çıkarıp Gizem’i aradım. Biraz uzun sürse de açmıştı. “Alo.” Demesine kalmadan bu sefer konuşan ben olmuştum.
“Alo, Gizem. Hayatım nasılsın? Annen nasıl oldu? İyidir inşallah?”
Sanki şükreder gibi derin bir nefes çekmişti.
“Allaha şükür iyi, sadece kolunda bir kırık var. Onun dışında her şey normal.”
“Oh! İyi bari, senin adına sevindim canım, geçmiş olsun.”
“Kahveni getirdim hayatım.”
Diye Kaan’ın sesi geldi telefonun karşı tarafından. Gizem ise bir teşekkürün ardından sohbetini geri bana yöneltti.
“Siz ne yapıyorsunuz?”
“Hiç, annem uyudu işte bizde birer bardak kahve içmek için kantine indik. Bu arada kazayı öğrenmemden dolayı endişelendiğim için sizin olayı tam anlayamadım ben. Kaan’a sordum ama oda benimle ilgilenmekten pek bir şey anlayamamış. Bitek evin satıldığı kısım falan. Ne oldu?”
“Boş ver Gizem sen oraya konsantre olmaya bak. Geldiğinde…”
Sözümü bitirmeme gerek kalmadan Gizem’in itirazları yükselmeye başladı bile.
“Mine, burada şuan bir sıkıntı yok. Anlat işte, sabırlı bir insan olmadığımı az çok anlamışsındır.”
“Ve meraklı…”
Diye kıkırdayarak devam etti. Bunun üstüne bende gülmeden edemedim. Fakat konuyu anlatacak gibi olduğumda yine canım sıkılıyordu. Bir süre öylece sustum kaldım ve Gizem’in sabırsızlığı kendini göstermeyi ihmal etmedi. Fakat işimi kolaylaştırmak adına kısa cevaplar ile durumu anlatabileceğim türde sorular sormaya başladı.
“Anlatacak mısın? Ev cidden satılmış mı?”
Başta üzgün bir şekilde başımı onaylarcasına salladım. Ardından ise Gizem’in bu hareketimi görmediğinin ve göremeyeceğinin farkına varmam ile “Evet.” Dedim.
“Kim satmış peki? Ev senin üstüne değil mi?”
“Yok, benim üstüme değil.”
Soruları cevapladıkça bir kez daha aynı gerçekler ile yüzleşiyor modum iyice düşüyordu. Zaten yükselmişte değildi, yükselmek bir yana olayın şokunu atabilmiş bile değildim. Bir sonraki sorunun cevabı ise en ağır olanıydı ve olayın anlaşılmasında en büyük payı olan! Neden böyle bir şeyin yaptığı kısım da var tabi.
“Kimin üstüne peki?”
Sıkıntılı bir şekilde iç çekip saçlarımı karıştırdım. Bu soruya cevap vermek cidden zordu. Bu yüzden bir süre durakladım ama cevaplamayınca gerçek değişmiyordu.
“Annemin.”
Bu cevabın üstüne Gizem’in gözlerinin kocaman açıldığını hissedebiliyordum. Sesi artık daha şiddetliydi.
“Sen ciddi misin? Annen mi yapmış? Neden? Senin o evde yaşadığını bilmiyor mu?”
“Biliyor.”
“Neden yapmış peki?”
“Para için.”
Şeklinde omuzlarımı silkerek kısa ve net bir şekilde cevaplamış oldum. Bu kadar hızlı ve net cevaplarımın bir diğer sebebi ise bu konunun mümkün olduğunca kısa bir şekilde bitmesiydi. Doğruları söylüyordum bir yandan da. Annem bunu para için yapmıştı. Ne kadar haddinden fazla parası olsa da doymak bilmeyen para sevdasından dolayı başka bir ihtimal bulunamıyor.
“Para için? Ne alaka, parası mı yok? Her şey bir yana sana soramaz mıydı ya da en azından bir haber veremez miydi?”
Ah, Gizem ah. Bunları kaç defa kendi kendime sordum bir bilsen.
“Ona uygun kibarlıklar değil anlaşılan bunlar. Belki de para sevdası insanlıktan tamamen çıkmasına sebep oldu artık.”
Gizem bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti.
“Canım ne diyeyim? İnanmakta güçlük çekiyorum şuan. Anneni arayıp sordun mu peki sen?”
“Yok, aramadım. Konuşmak istemiyorum o kadınla.”
Gizem bu duruma inanmakta zorlandığından dolayı olsa gerek bir umut yüzünden inadını devam ettirdi.
“Canım senide anlıyorum öfkelisin ama belki durum bilinenden farklıdır? Bir ara derim bence.”
“Bilmiyorum Gizem bir gözden geçiririm bu konuyu.”
“Tamam canım. Bu arada sen nerede kalacaksın? Ev buldun mu, ne kadar süren var taşınmak için?”
Bu soruyu cevapladığımda Gizem’in yine imalı cümleler kuracağını bildiğimden dolayı baya çekinmiştim. O daha cümlelerini kurmadan şimdiden utanıp kızarmıştım bile.
“Eee, şey… Koray’ın evinde kalacağım.”
“Ciddi misin? Hadi iyi yönünden bak ya, bu olayın vesilesiyle biraz daha yakınlaşmış olacaksınız.”
Dedi ve çapkın bir kahkaha savurdu. Al işte biliyordum ben böyle olacağını. O daha cümlelerini kurmadan kızaran yanaklarım şimdi alevdi resmen.
“GİZEM.”
“Tamam, tamam. Sustum. Neyse canım hadi sana iyi yakınlaşmalar. Ben annemin yanına çıkayım artık.”
Ve yine o gülüşünü eklemeyi de ihmal etmedi.
“Tamam. Görüşürüz, dikkat et kendine.”
“Tamam canım sen de.”
Telefonu kapatmanın ardından gözlerim ekranda takılı kalmıştı. Gizem haklı olabilir miydi acaba? Bu konuya annemin bir açıklaması var mıdır? Cidden konu başka olabilir mi? Pek sanmıyorum ama Gizem benimde içime umut yerleştirmişti. En sonunda dayanamadım ve “Annem.” Yazısının üstüne tıklayıp açmasını bekledim. Bu bekleyiş öyle ağır ve yorucuydu ki kalbim aynı dünkü gibi canımı yakıyordu. Bir yandan içimde ki umut sıkıştırıyordu bir yandan ise o umudun boşa çıkma ihtimali. Yine!
Annemin telefonu açmasını beklerken gözüm ister istemez sağ sola kayıyordu ve o sırada evimin bahçesine doğru bakan, çitlerin arkasında katta evin önünde ki yolun karşı tarafında kalan birini fark ettim. Öyle sert ve öfkeli bakıyordu ki bakışları bu mesafeden bile fark ediliyordu. Biraz daha odaklandıktan sonra ise bu kişinin Kerem olduğunu fark ettim. Ne işi vardı onun burada ve neden öyle bakıyordu. Bir müddet sonra bir şey daha fark ettim. Kerem’in bakışları direk bahçede duran Koray’ın üzerineydi. Koray’a neden öyle bakıyordu peki?
Kerem’i o bakışları ile görmemin üstüne öyle bir dalmıştım ki telefonumun açıldığını, annemin bana seslendiğini bile farkında değildim. En son yüksek sesle, “ALOOO!” diye bağırması ile kendime gelmeyi başardım.
“A-alo, anne?”
“Ne oldu?”
“A-anne, şey…Ben, ben bir şey soracaktım sana?”
“Ne soracağını biliyorum ve evet Mine. Evi ben sattım.”
Yuh artık! İnsan en azından alıştıra alıştıra söyler. Ya da ne bilim en azında “Şu sebepten dolayı sattım kızım.” Diye bir açıklama yapar. Bu umursamazlık, acımasızlık niye? İçimde ki umudun sönmesi bir yana annemin bu acımasızlığı ve bunu umursamayışı kalbimi bir kez daha en derinden kırdı. Yanağımdan aşağı süzülen sıcacık bir ıslaklık hissettim.
“Neden, neden yaptın bunu? Hiç mi düşünmedin beni ya? İnsan kızına bunu nasıl yapar ben senin kızın değil miyim?”
Sonlara doğru iyice yükselmiştim aynı şekilde sesimde. Fakat annemin bağırarak. “Değilsin.” Demesi ile bir kez daha hayatımın şokunu yaşamıştım. Öylece boş boş gözlerimi kırpıştırıyor duyduğum şeyi idrak etmeye çalışıyordum.
“N-nasıl değilim?”
“Bildiğin değilsin işte. Kısırım ben bir kere, çocuklar da hiç sevmem iyi ki kısırım . Derken biri sen daha bebekken geldi kapımızın önüne bıraktı gitti. Ben istemedim ama baban kıyamadı aldı seni başıma da bela etti. Artık para falan da gönderdiği yok zaten. O çirkin evde bir işe yaramış oldu artık. Annen olmadığımı öğrendiğine göre artık arama beni.”
Dedi ve acımasızca konuştuğu gibi telefonu yüzüme kapatıp beni bir travma ile daha baş başa bıraktı.