★
İlk dersim, ilk öğrencilerim... heyecandan avuç içlerim terlemişti. Sınıfın kapısını çalarken içimden bildiğim bütün inşirah surelerini okuyordum. Kapıyı açıp içeri girdiğimde elli çift meraklı göz üzerime dikildi.
"Selamunaleyküm arkadaşlar," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.
Sınıfın o ilk andaki gürültüsü bıçak gibi kesildi. "Aleykümselam hocam!" diye bir ağızdan cevap verdiler. Beklediğimden çok daha sıcak, çok daha saygılı karşılamışlardı beni. tahtaya adımı yazdım: Fatih A.
"Tanışalım bakalım," dedim tahtanın önüne geçerek. "Ben Malatyalıyım, yeni atandım. Askerliğimi yeni bitirdim, ayağımın tozuyla aranıza geldim. Bu dönem inşallah beraberce ahlakı, edebi, güzel olanı konuşacağız."
Öğrenciler hemen kaynaşmaya yer arıyordu zaten. Biri "Hocam askerlik nasıldı?", diğeri "Hocam malatya kayısısı gerçekten o kadar meşhur mu?" diye sorular yağdırmaya başladı.
O kadar samimilerdi ki, bir an için
omuzlarımdaki o ağır yükün hafiflediğini hissettim. Tam o kaygılı, her şeyi kontrol etmeye çalışan Fatih'ten sıyrılıp "öğretmen Fatih" olmanın tadını çıkaracaktım ki, sınıfta bir gülüşme koptu.
"Hocam siz çok tatlısınız ama biraz utangaçsınız sanki" dedi en öndeki kıvırcık saçlı kızlardan biri. gülümseyip başımı önüme eğdim. "Estağfurullah, ilk günün heyecanı diyelim çocuklar."
Dersin o en keyifli, en sıcak tanışma faslı devam ederken sınıfın kapısı aniden çalındı. İçeriye nefes nefese bir öğrenci girdi.
"Hocam bölüyorum ama..." dedi çocuk, kapı kulpunu bırakmadan.
"Buyur canım, bir şey mi oldu?"
"Hocam, hasan hoca gönderdi beni. Onun dolabının anahtarı sizde kalmış herhalde, 'Fatih Hoca'dan iste teneffüste anahtarı getirsin, dolabı açamıyorum' dedi."
İsmini duymamla beraber sanki sınıfın içindeki o ılık hava birden dondu. "Hasan Hoca" dedi çocuk. sadece iki kelime ama kalbimin ritmini altüst etmeye yetti. cebimi yokladım, sabah öğretmenler odasında masanın üzerindeki anahtarları karıştırıp yanlışlıkla onun anahtarını da cebime attığımı o an fark ettim. nasıl bu kadar dalgın olabilirdim?
"Ah, doğru ya... yanımda kalmış," dedim kekeleyerek.
Anahtarı cebimden çıkardım, metalin soğukluğu parmaklarımı yaktı sanki.
Sınıftaki o muzip çocuklardan biri, "Ohooo hocam, hasan hocayla aranızdan su sızmıyor herhalde, anahtarlar bile ortak!" diye bir espri patlattı. Bütün sınıf gülmeye başladı. Bu hasan da baya sosyaldi.
Ben ise sadece tahtadaki ismime bakıyordum. Yanaklarımın alev alev yandığını, kulaklarımın uğuldadığını hissedebiliyordum. Daha ilk günden adımın onunla yan yana gelmesi, üstelik böyle bir dalgınlık yüzünden...
"yapma fatih..." diye fısıldadım içimden. "alt tarafı bir anahtar. neden elin ayağın birbirine dolaşıyor? neden sanki büyük bir sırrın ifşa olmuş gibi hissediyorsun?"
Dersin geri kalanında ne anlattığımı, öğrencilerin ne sorduğunu hiç hatırlamıyorum. Zihnimde sadece üst kattaki o odada anahtarını bekleyen neşeli bir adamın hayali vardı. Ve ben, o anahtarı ona teslim etmek için teneffüste yanına gitmek zorunda olduğum gerçeğinden kaçamıyordum.