★
Okula başladığım ilk hafta, üzerimde tarif edemediğim bir ağırlık vardı. Her sabah o ağır okul kapısından girerken düğmelerimi ilikliyor, "Ya rabbi, ayaklarımı sabit kıl, zihnimi bulandırma" diye dualar ediyordum. Askerlikten sonra sivil hayatın bu kadar karmaşık geleceğini hiç düşünmemiştim.
Öğretmenler odası ise benim için dünyanın en güvenli yeri olması gerekirken, en huzursuz olduğum yer haline gelmişti. Özellikle hasan hoca oradaysa.
İçeride bir köşeye çekilmiş, müfredat notlarıma bakarken Elif Hoca'nın sesini duydum. Sesi her zaman biraz fazla yüksek çıkıyordu.
"Fatih Hocam, siz de ne kadar sessizsiniz. malatya'da herkes böyle mi?" dedi, yanındaki aynada eşarbını düzelterek.
"Estağfirullah hocam, alışmaya çalışıyorum sadece," dedim başımı kağıtlardan kaldırmadan. Elif Hoca'nın o üstten bakan, kibirli tavrı beni iyice kabuğuma çekiyordu.
Tam o sırada kapı, sanki bir fırtına kopmuş gibi gürültüyle açıldı. Hasan Hoca içeri girdi.
Odaya girdiği an hava değişiyor, eşyaların bile rengi canlanıyor gibiydi.
"Selam millet! Hayırlı sabahlar!"
Gelip tam karşımdaki sandalyeye ters oturdu. O kadar yakınıma girdi ki, hafif bir parfüm kokusuyla karışık taze demlenmiş çay kokusu burnuma doldu.
"İç bakayım Fatih, rengin solmuş senin. Askerlik seni çok yormuş belli ki." Önüme bir çay bıraktı. elini omzuma koyduğunda sanki omuzlarımdan aşağı bir elektrik boşaldı.
O an kalbim öyle bir çarptı ki, göğüs kafesimin dışından duyulacak diye ödüm koptu. Başımı hemen öne eğdim.
"Yapma Fatih" dedim içimden. "Adam sana abilik yapıyor, nezaket gösteriyor. Senin kalbin niye böyle yerinden çıkacak gibi oluyor? Ne oluyor sana?"
"Teşekkür ederim Hasan Hocam, zahmet etmeseydiniz"dedim, sesim pürüzlü çıkmıştı. Çaydan bir yudum alırken ellerimin titrediğini fark ettim. Hemen bardağı masaya bıraktım.
Hasan Hoca gülerek Hüseyin abiye bir şeyler anlatmaya başladı, kahkahası odayı dolduruyordu. Ben ise o an sadece kaçmak istedim. İçimdeki bu tuhaf heyecan, bu sebepsiz ilgi beni korkutuyordu. Bu bir hataydı.
"Saçmalama Fatih" diye azarladım kendimi. "Sen bir hafızsın, sen bu okula örnek olmaya geldin. Bir adama karşı böyle şeyler hissetmek... tövbe estağfirullah."
Hasan Hoca'nın neşeli sesi arkada devam ederken, ben sadece önümdeki ders notlarına odaklanmaya çalıştım ama tek bir kelime bile okuyamıyordum. Zihnim sadece onun o beyaz, kusursuz gülüşüne takılıp kalmıştı. Bu duygu her neyse, onu hemen burada, bu masada gömmem gerekiyordu.

