İçeriğe geç

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 1

tevekkül

★

Yol boyunca otobüs camına alnımı yaslayıp Malatya'nın uçsuz buçsuz kayısı bahçelerinin arasından süzülüşümüzü izledim.

Askerlik bitmişti. Çantamda sadece birkaç parça kıyafet, cebimde terhis belgem ve zihnimde o bitmek bilmeyen şafak saymaların yorgunluğu vardı.

Eve adım attığımda annemin o "neredesin oğlum?" diyerek boynuma sarılışındaki un helvası kokusu, babamın gözlerindeki gizli gurur... hepsi yerli yerindeydi. Ama içimde, ismini koyamadığım bir sabırsızlık vardı. hafızlığımı aldığım, dirsek çürüttüğüm o yollardan sonra şimdi öğretmen olarak atanmıştım.

"Fatih, oğlum, daha yeni geldin. Bir soluklansaydın,"demişti annem, ben daha bavulumu açmadan istanbul otobüsüne bilet bakarken.

"Anne,"dedim gülümseyerek, yanaklarımı sıkan ellerini nazikçe tutarken. "Görev beklemez. İkinci dönem başlıyor, geç kalırsam talebelerimin hakkına girerim." Annem her zamanki gibi "Aman benim titiz oğlum, güzel yavrum" diyerek dualarla uğurladı beni.

İstanbul'a vardığımda, şehrin devasa uğultusu askerlikteki içtima seslerinden bile daha baskındı. Okulun kapısından içeri girdiğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Cebimdeki tesbihi çevirerek sakinleşmeye çalıştım.

"Tevekkül, Fatih" dedim kendime. "Her şey güzel olacak."

Müdür beyin odasından çıkıp öğretmenler odasına yöneldiğimde, kapı aralığından gelen kahkaha sesleri koridoru çınlatıyordu. Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdim.

"Selamun aleyküm," dedim sesim biraz titreyerek.

Orta yaşlı, esprili bakışlı bir bey ayağa kalktı. "Aleyküm selam bey! gel gel, yeni kan geldi! Ben Hüseyin, tarihçiyim. Malatyalı mısın sen? Bakışların çok temiz maşallah."

Hüseyin Hoca'nın o babacan tavrı içimi bir nebze ferahlatmıştı ki, odanın köşesindeki camın önünde duran, üzerinde kareli kırmızı siyah bir ceket olan bir adam arkasını döndü.

Gülüşü... daha önce hiç böyle bir gülüş görmemiştim. Gözlerinin kenarları çok mu içten kırışıyordu ne?

"Hüseyin Hocam, bırak çocuğu da bir nefes alsın be," dedi neşeyle yanımıza yaklaşarak.

elini bana uzattı. "Hoş geldin meslektaşım. Ben Hasan, coğrafyacıyım. Giresunluyum."

Elimi uzatıp elini sıktığımda, parmak uçlarıma kadar bir sıcaklığın yayıldığını hissettim. Öyle sosyal, öyle rahat bir duruşu vardı ki, kendimi onun yanında bir anda çok küçük ve... çok mahcup hissettim.

"Memnun oldum, ben Fatih... din kültürü," diyebildim sadece. Bakışlarımı kaçırıp yere sabitledim. Hasan Hoca'nın o şen şakrak enerjisi karşısında yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum.

"Din kültürü ha?" dedi hasan hoca, hafifçe omzuma dokunarak. "İyi, iyi... bu okula senin gibi sakin, efendi adamlar lazım. Çok yorarlar seni. Ama korkma, biz buradayız. Kimse dokunamaz sana."

Güldü yine. Niye sürekli gülüyordu? O an nedenini bilmediğim bir şekilde, cebimdeki tesbihi daha sıkı kavradım. İstanbul soğuktu ama bu öğretmenler odası, özellikle de şu an tam karşımda duran adam, içimi daha önce hiç bilmediğim bir huzursuzlukla, garip bir heyecanla ısıtmıştı.

Bölüm sonu

2 yorum

  • DİN KÜLTÜRÜ HOCASISIN SEN KENDİNE GEL WĞSKISLSŞSKSŞLWŞSLSİZLAŞLSŞSLAŞSLSŞLSŞSÖSŞSLSŞZLSŞXLĞSKZ

    1Yanıt
  • Normalde bu tür kurgularda görmeye hiç alışkın olmadığımız bir karakter profilini, tüm tabuları yıkarak bu kadar doğal ve içten işleyebilmen gerçekten büyük bir yazarlık başarısı. Din Kültürü öğretmeni olan bir karakterin o öğretmenler odasındaki ilk heyecan anını ve yaşadığı o tatlı huzursuzluğu okurken adeta büyülendim. Kalıpların dışına çıkan bu özgün kalemini hayranlıkla takip edeceğim. Başarılar diliyorum harikasın :)

    1Yanıt