---
Aslının ağzından.
Tolga bana haber verdiğinde Ezgi’nin üniversite için İtalya’ya geleceğini ve bir süre bizimle kalacağını öğrenmek beni çok şaşırtmıştı. Ezgi’yi düğünümüzde tanımıştım, Tolga’nın uzaktan akrabasıydı ve aynı zamanda ailesinin yakın dostlarından biriydi. O gün tanışmamız biraz yüzeysel olsa da, benden yaşça küçük olan bu genç kızın sıcak ve samimi tavırlarını hatırlıyordum. Şimdi üniversite eğitimi için Roma’ya geldiğini ve henüz kalacak bir yeri olmadığını öğrendiğimde ona kapımızı açmaktan başka bir şey düşünemedim.
"Tabii ki, Ezgi bizde kalabilir," dedim Tolga’ya tereddütsüz. "Bir ev bulana kadar ne kadar isterse kalsın."
Tolga da bu kararımdan memnun olmuştu. Ona göre bu geçici bir durumdu. Hem Ezgi gibi tatlı birinin evde olması bana da iyi gelirdi, belki birlikte daha fazla vakit geçirir ve bu yabancı şehirde yalnız hissetmezdim.
Ezgi eve ilk geldiğinde Roma’da yeni bir hayatın eşiğinde olmanın heyecanıyla doluydu. Üzerinde bir kot ceket, sade bir beyaz tişört ve spor ayakkabıları vardı. Bavulları kapının hemen yanında duruyordu. Saçları omzuna kadar iniyor, gözlerindeki canlılık enerjik ruhunu yansıtıyordu. "Aslı abla, buraya geldiğim için çok heyecanlıyım!" dedi bana kocaman gülümseyerek. "Sizi rahatsız etmeyeceğim, emin olabilirsiniz. En kısa sürede ev bulup taşınacağım."
"Ne rahatsızlığı Ezgi, burası senin de evin sayılır," dedim içten bir şekilde. "İstediğin kadar kalabilirsin. Seninle vakit geçirmek bana da iyi gelecek." O an gerçekten böyle hissediyordum. Gençliği, canlılığı bana da enerji vermişti.
O akşam hep beraber akşam yemeği için sofrayı hazırladık. Masanın üzerinde İtalya’nın taze sebzelerinden yapılmış bir makarna vardı, yanına da birkaç küçük mezeyle şarap açmıştım. Tolga’nın iş yoğunluğu nedeniyle son zamanlarda sık sık birlikte yemek yiyemiyorduk ama o akşam üçümüz de masada oturmuş keyifle sohbet ediyorduk. Tolga, Ezgi’yi dinlerken gözlerinde abilikten ziyade ona duyduğu güven ve samimiyet vardı. Ben de Tolga’nın onun ailesine ne kadar değer verdiğini bildiğim için, Ezgi’ye karşı kendimi daha rahat hissediyordum.
Ezgi'nin üniversitedeki bölümü hakkında konuşurken konu birden düğünümüze geldi. Tolga bu konuyu açmayı çok severdi, her defasında düğünümüzün detaylarını yeniden anlatmaktan büyük keyif alırdı.
"Hatırlıyor musun Aslı, düğün günü ne kadar heyecanlıydın?" dedi bana gülümseyerek. "Hani makyajın yapılırken sürekli ellerin titriyordu!"
"Unutmam mümkün mü?" dedim gülerek. "O gün hayatımın en heyecan verici günüydü. Çırağan Sarayı’nın o muazzam salonunda yürümek, senin gözlerine bakarak evet demek… Gerçekten rüya gibiydi."
Tolga hafifçe başını sallayarak bana baktı, gözlerinde o eski aşkı tekrar gördüm. "Benim için de öyleydi. Ezgi de düğünde oradaydı, değil mi?"
Ezgi, o günleri hatırlarken biraz çekingen ama sıcak bir gülümsemeyle cevap verdi. "Evet, Aslı abla. O kadar güzeldin ki, hepimiz büyülenmiştik. O zamandan beri sizi tanımak ve daha yakın olmak istedim aslında ama düğünden sonra görüşme fırsatımız olmadı."
Bu sözler içimi ısıttı. Ezgi’nin samimiyeti, ona karşı hissettiğim dostane duyguları güçlendiriyordu. "Artık buradasın, bol bol vaktimiz olacak. Birlikte gezeriz, İtalya’yı keşfederiz."
O an Ezgi’ye içimden hiçbir şekilde olumsuz bir şey hissetmiyordum. Tam aksine, onun burada olması bana destek olacağı gibi Tolga ile aramızdaki dengeyi de bozmazdı diye düşünüyordum. Tolga, işinden dolayı yoğun olsa da, evdeki bu sıcak ortamın ona da iyi geleceğini biliyordum. O akşam yemeğini keyifle bitirdik, uzun uzun sohbet ettik ve geceyi hep birlikte kahkahalarla sonlandırdık.
Ezgi, bana hem gençliğimi hatırlatan bir enerji, hem de Tolga’yla kurduğumuz hayata uyum sağlayacak bir misafir gibi görünüyordu. Onunla ilgili herhangi bir sorun yaşamayacağımıza inanıyordum. Her şey yolunda görünüyordu. Tolga’nın bana olan sevgisinden şüphe etmem için hiçbir sebep yoktu; ne de olsa bizi bir araya getiren güçlü bir aşk hikâyesiydi.
Gece Ezgi odasına çekildikten sonra, ben de mutfaktaki son tabakları yerleştirip Tolga’nın yanına oturdum. Gözlerim ağırlaşmıştı ama içimde bir huzur vardı. İtalya’daki bu hayat, başlarda düşündüğümden daha sakin ve huzurlu geçiyordu. Ezgi de aramıza katıldığında, her şeyin biraz daha renkli olacağını düşündüm.
---
