Aslı, Boğaz’ın ılık yaz akşamına bakan güvertede dururken, denizin kokusu ve hafif rüzgarın esintisi etrafında dolaşıyordu. İstanbul, ışıklarıyla suyun üzerinde dans ederken, her şey rüya gibi görünüyordu. Teknenin dalgalarla hafif sallanması, akşamın büyüsünü daha da derinleştiriyordu. Tolga, bir yıldır Aslı ile birlikteydi ve bu özel an için her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. İstanbul’da büyümüş olan Aslı, Boğaz’ın bu masalsı güzelliğini her zaman çok sevmişti ve Tolga, onu bu özel akşamda hayatının en büyük sorusuyla şaşırtacaktı.
Tolga, teknenin arka tarafında hazırlıklarını tamamlarken Aslı’nın ona doğru yürüdüğünü fark etti. Aslı, hafif dalgalı saçlarını bir yana savurmuş, mavi beyaz çizgili sade bir elbise giymişti. Hafif bir bronzluk tenine ışıltı katmış, yüzündeki her zamanki güleç ifade Tolga’nın gözünde onu daha da güzel yapmıştı. Aslı her zamanki doğallığıyla, her şeyiyle eşsizdi.
Tolga da bu akşam için oldukça özenle giyinmişti. Keten beyaz bir gömlek, lacivert pantolon ve sade ama şık bir saat takmıştı. Yüzünde hafif bir gerginlik vardı ama Aslı fark etmemişti. Onun gözleri hala Boğaz’daki ışıkların büyüsünde kaybolmuş gibiydi.
Tolga, güvertede Aslı’ya doğru yaklaştı ve elini tuttu. “Biraz daha içeri gidelim mi?” diye sordu. Aslı, “Neden olmasın?” diyerek gülümseyip ona eşlik etti. Teknenin iç kısmına adım attıklarında, Tolga aniden durdu ve Aslı’nın elini biraz daha sıkı tuttu.
“Aslı,” dedi Tolga, sesindeki kararlılıkla, “Bir yıldır hayatımdasın ve her geçen gün seni daha çok seviyorum. Seninle geçirdiğim her an, beni daha iyi bir adam yapıyor. Sana her baktığımda, hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istediğimi daha da çok anlıyorum.”
Aslı, şaşkınlıkla ona bakarken, Tolga ceketinin cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Dizlerinin üzerine çöktü ve kutuyu açtı. İçinde, sade ama zarif bir pırlanta yüzük parıldıyordu. “Benimle evlenir misin, Aslı?” dedi Tolga, gözlerinde ciddi ama bir o kadar da umut dolu bir ifade vardı.
Aslı’nın gözleri doldu. Boğaz, ışıklar, teknede duyulan hafif müzik… Her şey bir anda durdu sanki. Kalbi hızla atarken, bir saniyeliğine şaşkınlıkla donup kaldı. Ama sonra gözlerindeki yaşlarla, “Evet, Tolga, evet!” diyerek ona sarıldı. Tolga, Aslı’yı kollarına alıp döndürdü ve ardından yüzüğü parmağına taktı. İkisi de o anın tadını çıkartırken, İstanbul’un büyüleyici manzarası onların bu özel anına tanıklık ediyordu.
Bir süre sonra, teknede mum ışığında hazırlanmış küçük masaya oturdular. Hafif bir şarap ve deniz ürünlerinden oluşan bir yemek onları bekliyordu. Tolga, yüzüğe bakarak gülümseyen Aslı’yı izlerken, içindeki mutluluğu saklayamıyordu. “Biliyor musun?” dedi Tolga, “Evlenince İtalya’ya yerleşelim diyorum. Yeni bir başlangıç için. Orada işlerim de büyüyor. Sen de bambaşka bir hayata adım atarsın, ne dersin?”
Aslı, bir an düşündü, ama Boğaz’a baktığında bunun aslında doğru bir adım olduğunu hissetti. Tolga’yla her yerde mutlu olacağını biliyordu. İstanbul her zaman onun bir parçasıydı, ama birlikte oldukları her yer de öyle olacaktı. “İtalya mı?” dedi heyecanla, “Orada yeni bir hayat… Evet, çok güzel olur!”
Tolga, Aslı’nın bu heyecanlı yanıtıyla rahat bir nefes aldı. “Öyleyse İtalya’ya,” diyerek kadehini kaldırdı. Aslı da kadehini kaldırdı ve gülümsedi. O an, hayatlarının yepyeni bir sayfasına adım attıklarının farkındalığıyla, birbirlerine sarıldılar. Gözleri birbir
---
Yeni kitabıma da bakabilirsiniiizzz 🥰✨

Aslı, Boğaz’ın ılık yaz akşamına bakan güvertede dururken, denizin kokusu ve hafif rüzgarın esintisi etrafında dolaşıyordu. İstanbul, ışıklarıyla suyun üzerinde dans ederken, her şey rüya gibi görünüyordu. Teknenin dalgalarla hafif sallanması, akşamın büyüsünü daha da derinleştiriyordu. Tolga, bir yıldır Aslı ile birlikteydi ve bu özel an için her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. İstanbul’da büyümüş olan Aslı, Boğaz’ın bu masalsı güzelliğini her zaman çok sevmişti ve Tolga, onu bu özel akşamda hayatının en büyük sorusuyla şaşırtacaktı.
Tolga, teknenin arka tarafında hazırlıklarını tamamlarken Aslı’nın ona doğru yürüdüğünü fark etti. Aslı, hafif dalgalı saçlarını bir yana savurmuş, mavi beyaz çizgili sade bir elbise giymişti. Hafif bir bronzluk tenine ışıltı katmış, yüzündeki her zamanki güleç ifade Tolga’nın gözünde onu daha da güzel yapmıştı. Aslı her zamanki doğallığıyla, her şeyiyle eşsizdi.
Tolga da bu akşam için oldukça özenle giyinmişti. Keten beyaz bir gömlek, lacivert pantolon ve sade ama şık bir saat takmıştı. Yüzünde hafif bir gerginlik vardı ama Aslı fark etmemişti. Onun gözleri hala Boğaz’daki ışıkların büyüsünde kaybolmuş gibiydi.
Tolga, güvertede Aslı’ya doğru yaklaştı ve elini tuttu. “Biraz daha içeri gidelim mi?” diye sordu. Aslı, “Neden olmasın?” diyerek gülümseyip ona eşlik etti. Teknenin iç kısmına adım attıklarında, Tolga aniden durdu ve Aslı’nın elini biraz daha sıkı tuttu.
“Aslı,” dedi Tolga, sesindeki kararlılıkla, “Bir yıldır hayatımdasın ve her geçen gün seni daha çok seviyorum. Seninle geçirdiğim her an, beni daha iyi bir adam yapıyor. Sana her baktığımda, hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istediğimi daha da çok anlıyorum.”
Aslı, şaşkınlıkla ona bakarken, Tolga ceketinin cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Dizlerinin üzerine çöktü ve kutuyu açtı. İçinde, sade ama zarif bir pırlanta yüzük parıldıyordu. “Benimle evlenir misin, Aslı?” dedi Tolga, gözlerinde ciddi ama bir o kadar da umut dolu bir ifade vardı.
Aslı’nın gözleri doldu. Boğaz, ışıklar, teknede duyulan hafif müzik… Her şey bir anda durdu sanki. Kalbi hızla atarken, bir saniyeliğine şaşkınlıkla donup kaldı. Ama sonra gözlerindeki yaşlarla, “Evet, Tolga, evet!” diyerek ona sarıldı. Tolga, Aslı’yı kollarına alıp döndürdü ve ardından yüzüğü parmağına taktı. İkisi de o anın tadını çıkartırken, İstanbul’un büyüleyici manzarası onların bu özel anına tanıklık ediyordu.
Bir süre sonra, teknede mum ışığında hazırlanmış küçük masaya oturdular. Hafif bir şarap ve deniz ürünlerinden oluşan bir yemek onları bekliyordu. Tolga, yüzüğe bakarak gülümseyen Aslı’yı izlerken, içindeki mutluluğu saklayamıyordu. “Biliyor musun?” dedi Tolga, “Evlenince İtalya’ya yerleşelim diyorum. Yeni bir başlangıç için. Orada işlerim de büyüyor. Sen de bambaşka bir hayata adım atarsın, ne dersin?”
Aslı, bir an düşündü, ama Boğaz’a baktığında bunun aslında doğru bir adım olduğunu hissetti. Tolga’yla her yerde mutlu olacağını biliyordu. İstanbul her zaman onun bir parçasıydı, ama birlikte oldukları her yer de öyle olacaktı. “İtalya mı?” dedi heyecanla, “Orada yeni bir hayat… Evet, çok güzel olur!”
Tolga, Aslı’nın bu heyecanlı yanıtıyla rahat bir nefes aldı. “Öyleyse İtalya’ya,” diyerek kadehini kaldırdı. Aslı da kadehini kaldırdı ve gülümsedi. O an, hayatlarının yepyeni bir sayfasına adım attıklarının farkındalığıyla, birbirlerine sarıldılar. Gözleri birbirlerini bulduğunda aşkla baktılar.
Aslı, Boğaz’ın ılık yaz akşamına bakan güvertede dururken, denizin kokusu ve hafif rüzgarın esintisi etrafında dolaşıyordu. İstanbul, ışıklarıyla suyun üzerinde dans ederken, her şey rüya gibi görünüyordu. Teknenin dalgalarla hafif sallanması, akşamın büyüsünü daha da derinleştiriyordu. Tolga, bir yıldır Aslı ile birlikteydi ve bu özel an için her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. İstanbul’da büyümüş olan Aslı, Boğaz’ın bu masalsı güzelliğini her zaman çok sevmişti ve Tolga, onu bu özel akşamda hayatının en büyük sorusuyla şaşırtacaktı.
Tolga, teknenin arka tarafında hazırlıklarını tamamlarken Aslı’nın ona doğru yürüdüğünü fark etti. Aslı, hafif dalgalı saçlarını bir yana savurmuş, mavi beyaz çizgili sade bir elbise giymişti. Hafif bir bronzluk tenine ışıltı katmış, yüzündeki her zamanki güleç ifade Tolga’nın gözünde onu daha da güzel yapmıştı. Aslı her zamanki doğallığıyla, her şeyiyle eşsizdi.
Tolga da bu akşam için oldukça özenle giyinmişti. Keten beyaz bir gömlek, lacivert pantolon ve sade ama şık bir saat takmıştı. Yüzünde hafif bir gerginlik vardı ama Aslı fark etmemişti. Onun gözleri hala Boğaz’daki ışıkların büyüsünde kaybolmuş gibiydi.
Tolga, güvertede Aslı’ya doğru yaklaştı ve elini tuttu. “Biraz daha içeri gidelim mi?” diye sordu. Aslı, “Neden olmasın?” diyerek gülümseyip ona eşlik etti. Teknenin iç kısmına adım attıklarında, Tolga aniden durdu ve Aslı’nın elini biraz daha sıkı tuttu.
“Aslı,” dedi Tolga, sesindeki kararlılıkla, “Bir yıldır hayatımdasın ve her geçen gün seni daha çok seviyorum. Seninle geçirdiğim her an, beni daha iyi bir adam yapıyor. Sana her baktığımda, hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istediğimi daha da çok anlıyorum.”
Aslı, şaşkınlıkla ona bakarken, Tolga ceketinin cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Dizlerinin üzerine çöktü ve kutuyu açtı. İçinde, sade ama zarif bir pırlanta yüzük parıldıyordu. “Benimle evlenir misin, Aslı?” dedi Tolga, gözlerinde ciddi ama bir o kadar da umut dolu bir ifade vardı.
Aslı’nın gözleri doldu. Boğaz, ışıklar, teknede duyulan hafif müzik… Her şey bir anda durdu sanki. Kalbi hızla atarken, bir saniyeliğine şaşkınlıkla donup kaldı. Ama sonra gözlerindeki yaşlarla, “Evet, Tolga, evet!” diyerek ona sarıldı. Tolga, Aslı’yı kollarına alıp döndürdü ve ardından yüzüğü parmağına taktı. İkisi de o anın tadını çıkartırken, İstanbul’un büyüleyici manzarası onların bu özel anına tanıklık ediyordu.
Bir süre sonra, teknede mum ışığında hazırlanmış küçük masaya oturdular. Hafif bir şarap ve deniz ürünlerinden oluşan bir yemek onları bekliyordu. Tolga, yüzüğe bakarak gülümseyen Aslı’yı izlerken, içindeki mutluluğu saklayamıyordu. “Biliyor musun?” dedi Tolga, “Evlenince İtalya’ya yerleşelim diyorum. Yeni bir başlangıç için. Orada işlerim de büyüyor. Sen de bambaşka bir hayata adım atarsın, ne dersin?”
Aslı, bir an düşündü, ama Boğaz’a baktığında bunun aslında doğru bir adım olduğunu hissetti. Tolga’yla her yerde mutlu olacağını biliyordu. İstanbul her zaman onun bir parçasıydı, ama birlikte oldukları her yer de öyle olacaktı. “İtalya mı?” dedi heyecanla, “Orada yeni bir hayat… Evet, çok güzel olur!”
Tolga, Aslı’nın bu heyecanlı yanıtıyla rahat bir nefes aldı. “Öyleyse İtalya’ya,” diyerek kadehini kaldırdı. Aslı da kadehini kaldırdı ve gülümsedi. O an, hayatlarının yepyeni bir sayfasına adım attıklarının farkındalığıyla, birbirlerine sarıldılar. Gözleri birbirlerini bulduğunda aşkla baktılar.
