----
Aslı'nın gözünden
Beykoz’daki çiftlik evine gitmeye karar vermiş olsam da içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. Buraya Zühre için gidiyordum Tolga için değil ama bunu düşünmek bile içimde garip bir ağırlık oluşturuyordu. Bir yandan, Tolga’nın çabaladığını görmek… tuhaftı.
Zühre’nin eşyalarını özenle hazırladım. Onun en sevdiği oyuncakları, battaniyesi ve yumuşak tulumlarını çantaya koydum. Hava soğuk olduğu için kalın bir mont giydirdim ve tavşan kulaklı minik şapkasını takarken yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. “Baban seni bekliyor bakalım minik tavşan” diye mırıldandım. Bu haliyle çok tatlıydı.
Tam o sırada kapı zili çaldı. Derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım. Tolga her zamanki gibi sade ama düzenli giyinmişti. Siyah bir kaban, köyü gri bir kazak. Sanki bana Polat Alemdar. Bu adam eskiden daha hoş giyiniyordu. Pardon... Kıyafetlerini ben seçiyordum. Gözleri Zühre’ye kaydı ve dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “Hazır mısınız?”
Başımı salladım. “Evet.”Tolga, valizimi arabaya yerleştirirken ben de Zühre’yi dikkatlice bebek koltuğuna oturttum. O sırada Tolga’ya döndüm. “Bunu tek başına bağlamayı öğrendin mi?” Tolga hafifçe güldü. “Birkaç kere yanlış yaptım ama sonunda başardım.”
Yol boyunca konuşmadık. Zühre ara sıra mırıldanıp gülücükler atıyordu, Tolga ise dikiz aynasından onu izleyerek gülümsüyordu. Onları böyle görmek alışılmadık bir duyguydu benim için.
Çiftlik evine vardığımızda geniş bir bahçe, eski ama sağlam görünen taş ve ahşap bir ev karşımıza çıktı. Ağaçlarla çevrili avluda küçük bir oyun alanı ve ahır vardı. İçimde bir rahatlama hissi belirdi, burası gerçekten huzurlu bir yerdi. Ben daha önce bir kaç kez gelmiştim. Sevgiliyken ufak kaçamaklar için.
Kapıyı Aylin Hanım açtı. Sıcak bir gülümsemeyle bize sarıldı. “Hoş geldiniz...Aslı. Minik prensesimiz de gelmiş!” Zühre’yi kucağına aldı ve onu sevgiyle kokladı.
İçeri girdiğimizde Gökhan, eşi ve kızları Ayşe bizi karşıladı. Gökhan mesafeli ydi. Zaten karı koca soğuk tiplerdi. Ayşe hemen Zühre’nin yanına gidip ona gülümsedi. “Merhaba bebek” dedi tatlı bir sesle. Zühre de ona bakıp kıkırdadı. Ayşe dikkatlice Zühre’nin elini tuttu, sanki onu incitmekten korkuyormuş gibi. Her zaman merhametli bir çocuktu dahası sıcak kanlı, böyle ana babadan da böyle evlat... Tolga'yla tanışma vesilemiz.
Tolga’nın babası tam o sırada yanımıza geldi. Yüzü sertti. “Demek sonunda teşrif ettiniz.” Abisi kime mi benziyordu? Bu adam Aylin hanım gibi bir kadınla nasıl evlenmişti? Tolga derin bir nefes alarak söz aldı. “Baba buraya huzur bulmaya geldik. Tartışma çıkarmaya değil.”
“Senin huzurun umurumda bile değil. Beni asıl ilgilendiren, torunumdan beni mahrum bırakman. Dahası senin de çocuğundan haberin olmaması.”
Ellerimi sıktım ama söz söylemedim. Bismillah be adam adımımı atalı beş dakka olmadı. Tolga bir adım yaklaştı. “Beni cezalandırması gereken biri varsa o da Aslı. Zühre konusunda Aslı tamamen haklıydı. Ben hatamı biliyorum, o yüzden bu konuda Aslı’ya bir şey söylemeye hakkın yok.” şaşırdım. Gerçekten şaşırdım.
Odanın ortasında gerginlik asılı kaldı. Aylin Hanım sessizce elimi tuttu, biraz gevşedim. “Zühre’yi kucağına almak ister misin?” diye sordu Tolga’nın babasına. Bir an duraksadı, sonra başını salladı. Zühre’yi dikkatlice kucağına aldığında yüzündeki sert ifade hafifledi.
Gerginlik biraz da olsa dağılmıştı. Akşam yemeği için hepimiz bir araya geldiğimizde, Aylin Hanım benim sevdiğim yemekleri hazırlamıştı. Zeytinyağlı vişneli sarma, iç pilavı ve tandır kebabı. Hepsini kendi yapmıştı. Tolga yemekte tamamen Zühre’yle ilgilendi, onu besledi, elleriyle küçük parçalar vererek onunla oyun oynadı. Baba-kız olarak gerçekten zaman geçirdiklerini hissettim. Ek gıdaya başlamıştık bu arada. Haşlanmış sebzeler ve avakado veriyordum henüz.
Yemekten sonra Derya ve ben terasa çıkıp kahvelerimizi içtik. Manzara çok güzeldi. Bana dönüp “İşine döneceğini söyledin, değil mi?” diye sordu.
Başımı salladım. “Evet, Zühre için oyun evi çok uygun. Bu yüzden sorun olmayacak. Haftada bir gitmem yetmiyor. Aktif olarak dönmem lazım. Elif'e çok yük biniyor.” Derya elimi sıktı. “Bu sana iyi gelecek, Aslı. Hem çalışmayı seviyorsun.” Kim sorarsa patrondum ama iş yerime doğru düzgün gitmiyordum.
O akşam, odalara çekildiğimizde Zühre beşiğinde huzur içinde uyuyordu. Oda tam ihtiyacımız olacak şekilde hazırlanmıştı. Kıyafet almamıza bile gerek yokmuş aslında. İnce düşündüğü için Aylin hanıma minettar hissediyordum. Bu kadarına da gerek yoktu bence. Odada mini bir buz dolabı, televizyon, beşik ve kendine ait bir banyo vardı. Pencereden dışarı baktım, karanlığın içinde hafif bir esinti vardı. Yatağa geçtim kendimi uykuya teslim ettim.
---
Helloo yeni bölüm karşınızda efendim. Beğenmeyi, yorum yapmayı ve beni takip etmeyi unutmayınız bu sayede yeni bölümlerden haberdar olabilirsiniz... (♡´▽`♡)


