İçeriğe geç

Bebeğim

Bölüm 50 · 3 dk okuma

Bebeğim

Bölüm 50

Çiftlikte Son Gün

Heloooo uzun zamandır yoktum hayat telaşı so sad :(

Yorum,beğeni ve takibinizi bekliyorumm

---

Sabah, çiftlik evine ince bir sis tabakası oturmuştu. Baharın sonunda gelen bu serinlik, havada tatlı bir huzur bırakmıştı. Gözlerimi araladığımda, kuşların sesine karışan Zühre’nin neşeli mırıltıları geldi kulağıma. Yatağımın ucunda duran beşik hafifçe sallanıyordu, Tolga kızını sabah uykusundan almış, konuşarak oyalıyordu. Göz göze gelmemeye özen göstererek usulca doğruldum. Odama ne giriyon be adam?

Tolga, beni fark edince kısa bir gülümseme gönderdi. “Kahvaltıya ineceğim. Zühre biraz oynasın diye yanımda” dedi. Cevap vermedim, sadece başımı salladım. Bu birkaç gündür Tolga’nın bana yaklaşımındaki özen, aramızda bir şeylerin geri döndüğü anlamına gelmiyordu. Zühre için burada olduğumu kendime tekrar tekrar hatırlatıyordum. Bu odaya girme konusunu onunla konuşmayı aklıma not ettim.

Kahvaltıda herkes vardı. Derya, Sinan’la köşede fısıldaşarak bir şeyler anlatıyordu. Gökhan, Ayşe’yi kucağında tutuyordu. Zühre onun dizinin dibindeydi. Ex kayınpederim bile bu sabah daha yumuşak bir ifadeyle oturuyordu masada. Göz ucuyla beni süzüyor, arada torununa göz kırpıyordu.

Yemeğin sonuna doğru, Ex kayınpederim sandalyesini hafifçe çekip yanıma yaklaştı. Herkes dağılırken, “Biraz yürüyelim mi?” dedi. Sürpriz bir teklifti ama reddetmedim. Bahçedeki çakıl taşları ayaklarımızın altında çıtırdarken konuşmaya başladı.

“Aslı” dedi, elleri arkasında yavaş adımlarla. “Bu hafta sonu için buraya gelmeyi kabul etmen… bizim için önemliydi. Biliyorum, geçmişteki sözlerimi, davranışlarımı unutturmaz ama…”

Sustum, sadece dinledim.

“Bir babanın en zor kabul ettiği şey, oğlunun hata yapabileceği. Ben uzun zaman bunu inkâr ettim. Sana da, torunuma da haksızlık ettim. Ama bu hafta sonu… Zühre’ye bakışını, ona dokunuşunu… Anneliğin kutsallığını gördüm.”

Sesi çatallanıyordu. “Belki her şeyi telafi edemem. Ama torunumu tanımama izin verdiğin için teşekkür ederim.”

İçimden yumuşak bir şey aktı. Ona dönüp başımı eğdim. “Ben kimseyi affetmeye zorlamıyorum. Ama Zühre’nin hayatında sevgiye ihtiyacı var. Onu seven kim varsa… gelsin, dahil olsun.”

Başını salladı, sessizce yürümeye devam ettik.

Öğleden sonra ev toparlanmaya başladı. Tolga valizi arabaya yerleştirirken gözlerini kaçırmıyordu benden. Derya yanıma gelip kulağıma eğildi. “Sinan'la Zühre’nin fotoğraflarını çektik. Aslı... burada her şey çok başka olmuş. Hani senin yüzün bile gülmeye başladı.”

Güldüm. “Farkında olmadan olmuş belki."

Bahçeden uzaklaşırken, Tolga yanıma yaklaştı. Arabaya binmeden önce “Konuşmamız lazım” dedi.

Arabada Zühre arkada benZühre'nin yanında Tolga’nın aynasından bana bakıyordu. Yol boyunca konuşmadık. Sessizlik yalnızca motorun uğultusuyla bölünüyordu.

Eve vardığımızda, valizleri kapıya bıraktıktan sonra Tolga durdu. “Aslı… bu hafta sonu için teşekkür ederim. Gerçekten. Ama bir şeyi artık açık konuşmam lazım.”

Yüzüne baktım, gözleri ciddiydi.

“Ben hâlâ seni seviyorum. Bu hafta, seninle kızımızı birlikte uyuturken... kahvaltıdaki o küçücük anlar bile içimi yaktı. Senden uzak olmak zor. Ama daha da zoru... seni hâlâ severken senin bana böyle bakman.”

İçimde kımıldayan o tanıdık duyguyu hemen bastırdım. “Tolga” dedim. “Bak... kızımız için bu iletişimi kurmam gerekiyordu. Evet, bu hafta güzeldi ama bu... geçmişte yaşattıklarının gölgesinde değil. Ben sana tekrar güvenemem. Hissedemem. Ne senin aşkını, ne de o evliliğin sıcaklığını. Çok geç oldu.”

“Hiç mi şansım yok?” dedi.

Başımı iki yana salladım. “Zühre’nin babası olabilirsin. Çok iyi biri bile olabilirsin. Ama eşim olamazsın. Artık değil.”

---

O gece yatağımda uzanırken elimdeki telefona baktım. Kaan’dan gelen mesajda sadece bir fotoğraf vardı: Gittiğimiz ormandan çekilmiş bir kare, yaprakların arasından süzülen ışıkla dolu.

Altına sadece bir cümle yazmıştı:

“Bazen sadece yürümek, kelimelerden daha iyidir.”

Gülümsedim. Belki haklıydı. Belki artık kelimelerin değil, adımların zamanıydı.

Bölüm sonu

1 yorum