İçeriğe geç

Bebeğim

Bölüm 48 · 3 dk okuma

Bebeğim

Bölüm 48

Künye

---

Aslı'nın gözünden

Tolga’nın mesajını okuduğumda ne hissedeceğimi bilemiyordum. “İşten sonra görüşebilir miyiz?” Yazdığı bu kadar basitti ama bende yarattığı etki kocamandı. Ona dair hislerimi daha az önce Kaan’a itiraf etmişken şimdi onunla yüz yüze gelmek… Bilmiyorum, belki de en doğrusu bu olurdu. Hem artık ne olursa olsun Zühre olduğu için kopmaz bir bağımız vardı. İnsanın evleneceği kişiyi iyi seçmesi gerektiğini düşünürdüm ama çok iyi tercihler bile kötü sonuçlanabilirdi. Aşk bir kumardır.

Cevap vermek için acele etmedim. Kaan'nın kucağındaki Zühre’ye baktım, yumuşacık tenine burnumu gömdüm. Kokusu içimi rahatlatıyordu. Şu an dünyada en önemli şey oydu. Tolga'nın ne dediği, ne istediği ikinci planda kalmalıydı. Ama zihnim hâlâ onun etrafında dolanıyordu.

Tolga’nın babalık konusunda çabaladığını görmemek imkânsızdı. İş çıkışlarında yanımıza uğruyor Zühre’yle vakit geçirmek için elinden geleni yapıyordu. Her defasında biraz daha rahatlıyor, ona dokunurken daha az tedirgin görünüyordu. Ama bana karşı… İşte orada farklı bir Tolga vardı. Çekingendi. Göz göze geldiğimizde bile hemen başka tarafa bakıyordu. Benim yanımda kendini rahat hissetmiyordu ya da belki beni sinirlendirmekten korkuyordu. Bundan emin değildim. Genelde dan dan bir tarafı vardı. Bence bu şeye benziyordu bir psikopatın ya da narsistin nezaketine. Nezaket entellektüel birikimden gelir ve evet Tolga ve ailesi bu açıdan oldukça görgülüydü ama şunu da biliyorum ki önlerine bir şey çıktığında hepsi aslan kesiliyordu ama o nezaket de kaybolmuyordu. İkisi arasında çok da akıl almayan bir denge vardı bence. Kaba olmadan da öldürücü olabiliyorlardı.

Akşamüstü buluşma yerine vardığımda Tolga çoktan oradaydı. Elinde bir kâğıt torba vardı, içinden minik bir kutu çıkardı. “Bunu Zühre için aldım” dedi sesi alçak ama net bir şekilde.

Kutuyu açtığımda içinden minik, altın bir künye çıktı. Üzerinde zarif harflerle ismi yazıyordu: Zühre. Ve bir yıldız kabartması vardı.

Bir an duraksadım. “Teşekkür ederim” dedim sadece. Onun yapabileceği bir şeydi. Büyük hediyeleri ve gösterişi seviyordu. Ayrıca ince düşünülmüş şeyler yapardı genelde. En azından benim için bir zamanlar.

Tolga, Zühre’yi arabasına yerleştirdiğimde kollarını uzattı. “Tutabilir miyim?”

Bu soru bile gösteriyordu ki hâlâ benden bir onay bekliyordu. Eskiden böyle değildi. Eskiden bir şey yapmak istediğinde sorup durmazdı ama şimdi benden gelecek her kelimeyi tartıyordu. Başımı salladım. Açıkçası bu üstünlüğü kurmak bende zafer kazanmış hissiyatı yaratıyordu.

Kızımızı kollarına aldı, dikkatle sardı. Ona bakarken gözleri yumuşadı. “Her gün biraz daha değişiyor” dedi. E bebek bu ne bekliyon demedim tabii, kafamla onayladım sadece.

Birkaç dakika boyunca sadece Zühre’yle ilgilendi. Onun parmaklarını tuttu, minik burun kıvırışlarına güldü. Yanımızdan geçen bir kadın ikisine bakıp gülümsedi. “Baba olmak size çok yakışmış ne güzel eşiniz rahatla kahvesini içebiliyor” dedi. Sen bi'de bana sor abla.

Tolga biraz bozulmuş gibi kaşlarını kaldırdı ama sonra gözlerini Zühre’den ayırmadan hafifçe gülümsedi. “Teşekkür ederim” diye mırıldandı.

Ben arkamı yaslayıp onları izlerken, onun gerçekten değiştiğini mi düşünüyordum? Yoksa sadece kızına bağlanan bir adam mıydı?

Sessizlik bir süre devam etti. Sonunda Tolga derin bir nefes aldı. Kızımızı tekrar bana verdiğinde sesi alçaktı. “Onu daha fazla görmek istiyorum.” Gözlerimi kısmıştım. “Zaten her gün görüyorsun.”

Başıyla onayladı. “Biliyorum ama… Onunla bir gün değil, daha uzun vakit geçirmek istiyorum. Birlikte bir şeyler yapalım. Mesela çiftlik evine gelin hafta sonu. Babam da Zühre'yi görmek istiyor. Söz veriyorum sizi rahatsız edecek hiç bir şey olmayacak hem annem ve Derya'da bizimle.”

Bundan emindim herhangi bir sorun yaşamazdık. Yaşatmazdı.

Bu teklife tamamen kapalı olduğumu düşünmüştüm ama içimde bir şeyler kıpırdadı, annemle konuşmalarımın da bunda payı vardı beni daha yapıcı bir yere getirmeye çalışıyordu. Babasıyla ve ailesiyle yüzleşmek zorunda kalacak olmam hoşuma gitmiyordu ama bir yandan da Tolga’nın kızımıza duyduğu özlemi görüyordum. Çabalıyordu.

Derin bir nefes aldım. “Tamam” dedim. “Ama sadece hafta sonu.”Tolga’nın gözlerindeki şaşkınlık ve minnettarlık aynı anda belirdi. “Gerçekten mi?”

Başımı salladım. “Evet.”Ona sınırları koymam gerektiğini biliyordum. Çünkü içimde hâlâ belirsiz hisler vardı ama en azından Zühre, babasını tanıyacaktı. Bunu ona gerçekten vermek istiyordum.

----

Bölüm sonu

6 yorum