----
Aslı'nın gözünden
"Por una cabeza, de un noble potrillo…" Şarkının sesi kulaklarımdan vücuduma yayılırken Tolga’nın elleri belimdeydi. Ahşap zeminin üzerinde adımlarımız dansın büyülü ritmiyle uyum içinde kayıyordu. Dizlerim hafifçe bükülmüş, göğsüm onun göğsüne değmeden ama sıcaklığını hissederek hareket ediyordum. "Que justo en la raya, afloja al llegar..." Beni bir anda çevirdiğinde nefesim kesildi. Yüzüme düşen kahküllerimi eliyle geriye itti. Sonra eğildi ve dudağıma incecik bir öpücük kondurdu. Ellerimiz birbirine kenetlenmiş, adımlarımız uyumlu, nefeslerimiz düzensizdi. Göğsümde bir şeyler sıkıştı. Bırakmak istemedim. "Por una cabeza, si ella me olvida, qué importa perderme, mil veces la vida, para qué vivir…"
Beni bir anda çevirdiğinde nefesim kesildi. Yüzüme düşen kahküllerimi eliyle geriye itti. Sonra eğildi ve dudağıma incecik bir öpücük kondurdu. Ellerimiz birbirine kenetlenmiş, adımlarımız uyumlu, nefeslerimiz düzensizdi. Göğsümde bir şeyler sıkıştı. Bırakmak istemedim.
"Por una cabeza, si ella me olvida, qué importa perderme, mil veces la vida, para qué vivir…"
Pencereden Floransa Meydan'ı görünüyordu. Beni tüğ kadar hafif bir tutukla masamıza doğru götürdü. Sandalyeli çekti ve oturduk. Gözlerinde dans eden ışıkları izlerken içimde tuhaf bir özlem hissettim. Kadehimi kaldırdım, kenarlarını hafifçe dudaklarıma yasladım. Şarap ağzımda yayıldı ama bir anda kadehin kenarından taşmaya başladı. Kırmızı damlalar elimin üzerinden masaya süzüldü, durmuyordu. Ağzımdan çektim o kadar çok dökülüyorsun ki beyaz masa örtüsü tatlı bir pembeye boyanmaya başlamıştı. Tolga bir şey söylemek için ağzını açtığında sesi duyulmadı. Sonra silikleşti, etrafımdaki her şey bir sis perdesine büründü.
Ve gözlerimi açtım. Gri tavanı izlerken nefesim düzensizdi. Yatakta doğruldum, alnımdaki teri sildim. Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Floransa yoktu. Şarap yoktu. Tolga yoktu.
Sadece bir rüyaydı. Elimi göğsüme koyup derin bir nefes aldım. Yalnızca rüyaydı. Son günlerde Tolga ile tekrar görüşmeye başlamam onu rüyalarıma kadar taşımıştı.
Ayağa kalkıp banyoya yöneldim. Soğuk suyun yüzüme çarpmasıyla biraz kendime geldim. Hislerim bulanıktı. Tolga’ya karşı ne hissediyordum? Bunu düşünmek bile yorucuydu. Aklımı ve kalbimi aynı noktada toplayamıyordum. Gururum aşkıma öyle düşman ki.
Kapı hafifçe tıklandı."Aslı, kahvaltı yapalım mı?" Kaan’ın sesi her zamanki gibi huzur veriyordu.
Tam cevap verecekken kapının diğer tarafından bir ses daha yükseldi. "Aslıı hadi ama acıktık!"
Gülümsedim. Aras her zamanki gibi sabırsızdı. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. İkisi de deri ceket ve güneş gözlükleriyle tarz duruyorlardı. Serseriler. Kaan'ın bir elinde bir sepet vardı.
"Tamam tamam, hadi gidiyoruz." Zühre'yi hazırlamak için odama yöneldim. Kahvaltıyı Beykoz ormanlarında yapmaya karar verdik. Havanın ferahlığı içimi rahatlattı. Çimenlerin üzerine serdiğimiz örtüye oturup Kaan’la kahvelerimizi yudumlarken içimdeki sıkıntıyı ona açmaya karar verdim. Bekar bir ebeveyn olarak bazı endişelerini anlayabilirdi ki bence onun durumu daha zordu.
Kaan dikkatlice yüzüme baktı. "Tolga hakkında ne hissediyorsun?" Sorunun kaynağı konusunda çok isabetliydi. Kendini anlatmaya çalışmamak büyük lükstü.
Bir süre düşündüm. "Bilmiyorum. Çok karışığım, Kaan. Bir yanım hâlâ ona kızgın bir yanım da… bilmiyorum belki özlem. Bunu söylemek bile bana yanlış geliyor. Sonuçta bana yaptıklarını unutmadım. Ama o babalık konusunda çabalıyor, iyi bir baba olacak gibi görünüyor."
Kaan başını salladı. "Aslı hislerinin olması çok doğal. Sevdiğin, hayatını paylaştığın biri. Hem de çocuğunun babası. Kendini suçlama. Duygular her zaman siyah-beyaz değildir."
Derin bir nefes aldım. "Ama ona geri dönemem. Artık böyle bir şey olmaz ve bunu bilmek bu hislerle o kadar zor ki." Kaan gülümsedi. "Kimse sana bir şey yapmanı söylemiyor. Sadece hislerini inkâr etme. Zamanla her şey netleşir. Hem onursuz olabilir aşk."
O sırada Aras bir kelebeğin peşine düşmüş, heyecanla koşuyordu. Ben de gülerek ona doğru eğildim ve küçük elini tuttum. "Çok uzağa gitme tamam mı?" Kaan ise Zühre’yi kanguruya yerleştirip yürüyüş için hazırlandı. "Hadi biraz yürüyelim." Eşyalarımızı toparlayıp arabaya bıraktık. Ormanın içinde ağır adımlarla yürürken içimdeki huzursuzluk biraz azaldı. Kaan’ın sözleri kafamın bir köşesinde yankılanıyordu. Avucumda Aras'ın eli, yanımda kucağında kızımla Kaan. Rahatlamış hissediyordum. Telefonum titreşti. Çünkü bir şeyin mutlaka rahatsız etmesi gerekiyordu. Tolga: İşten sonra görüşebilir miyiz? Bir an mesajı okuyup ekrana boş boş baktım. Sonra derin bir nefes aldım.
----
Eveet yeni bölüm geldi. Siz bu konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Ben maalesef gururun ve hislerin birbirine girdiği ve insanın kendisine çok öfkelendiği bu süreci yaşadım. Peki siz böyle bir durumda nasıl olurdunuz? ❤✨


