İçeriğe geç

Bebeğim

Bölüm 41 · 4 dk okuma

Bebeğim

Bölüm 41

Hastane

---

Aslı’nın Gözünden

Telefonum masanın üzerinde sessizce titreşirken Zühre’yi kucağımda sakinleştirmeye çalışıyordum. Kızım, minicik ellerini yüzüme doğru uzatırken yanakları alev alevdi. Ateşi sabahtan beri düşmemişti. Kaç kere termometreyle ölçtüm bilmiyorum. Her seferinde biraz daha yükselen bir derece gördükçe içimdeki korku büyümüştü.

Telefonun ekranına baktım. Arayan Derya’ydı. Tolga’ya her şeyi anlattıktan sonra beni aramıştı ama o sırada Zühre’yle o kadar meşguldüm ki doğru düzgün konuşamamıştım. Şimdi tekrar arıyordu. Telefonu açıp kısık bir sesle “Derya şu an konuşamam. Zühre’nin ateşi çok yüksek hastaneye gidiyoruz” dedim.

Derya’nın sesi endişeyle yükseldi

“Ne? Aslı, ciddi mi? Kaç derece ateşi? Hangi hastane ?hemen anneme haber veriyorum”

“Sabah 38,5’ti şimdi 39’u geçti. Kaan müdahale etti ama düşmüyor. Panik yapmamak için kendimi zor tutuyorum, Derya. Şimdi Aras'ın bakıcısı geldi Kaan'la hastaneye gitmek üzereyiz.”

“Tamam, tamam, sakin ol. Annemle Sinan'a haber vereyim mi?”

“Sen bilirsin. Ama şu an konuşamayacağım. Zühre’yi kucağıma alıp çıkmam lazım.”

Telefonu kapattım ve Kaan’ın yanımıza geldiğini gördüm.

“Çanta hazır. Gerekli olan her şeyi aldım. Ambulans çağırmayı düşündüm ama bence hastaneye kendimiz gitmemiz daha hızlı olacak” dedi.

Başımı salladım. Zühre’yi incecik battaniyesine sardım ve onun ağlamalarını susturmaya çalışarak arabaya doğru çıktık. Kaan, hem sakin hem de hızlı bir şekilde arabayı sürdü. Direksiyon başında bir yandan benimle konuşmaya çalışıyordu.

“Aslı, lütfen panik yapma. Bebeklerde ateş sık görülür. Doktorlar gerekeni yapar. Önemli olan, şimdi hızlıca oraya varmamız.”

Ama onun bu sakinliği bile içimdeki huzursuzluğu yatıştıramıyordu. Zühre, yol boyunca kucağımda kıpırdanıp duruyor, zaman zaman kısa çığlıklarla ağlıyordu. Ona bakarken içim daralıyordu. İlk kez bu kadar çaresiz hissetmiştim. Yanii evet çok şey yaşamıştım ama insanın yavrusunun acısı korkusu başka oluyormuş.

Hastaneye vardığımızda Kaan hemen girişteki görevliye durumu anlattı. Çocuk acile yönlendirildik. Orada bekleyen birkaç aile daha vardı ama Kaan hemen bir hemşireye ulaşmayı başardı. Hemşireler Zühre’yi alıp muayene odasına götürdüklerinde kendimi tamamen çaresiz hissettim. Kucağımdan ayrılışı sanki içimden bir parçayı koparıp götürmüşler gibi geldi. Benim hassas halimden dolayı Kaan odaya girdi.

Kaan bir ara yanımda durup elimi tuttu. “Aslı buradalar. Ona en iyi şekilde bakacaklar. Biraz nefes al.” tekrar içeri gitti.

Ama nasıl sakin olabilirdim ki? Herkesin söylediği mantıklı şeyler, o an zihnimden uçup gidiyordu. Zühre’nin ağlaması, hastane kokusu, etraftaki sesler hepsi beni daha da huzursuz ediyordu. Dakikalar geçmek bilmiyordu.

Bir süre sonra, doktor yanımıza geldi. “Ateşi yüksek olduğu için soğutma tedavisi uyguluyoruz. Muhtemelen bir enfeksiyon başlangıcı var. Kan tahlilleri alındı, sonuçlar çıkınca daha net konuşuruz. Şimdilik kontrol altına aldık. Endişelenmeyin. Annemiz biraz hassas sanırım babası? ” dedi beni rahatlatmak isterken.

Derin bir nefes aldım. Kaan hemen doktorla detayları konuşmaya başladı. Sorular soruyor, ilaçların dozajını, uygulanacak yöntemleri öğreniyordu. Onun bu profesyonel tavrı beni bir nebze olsun rahatlatmıştı.

Bir süre sonra hemşire, Zühre’yi küçük bir yatakta yanımıza getirdi. Minik yüzü hala biraz sıcak ama gözleri kapalıydı. Uyuyordu. Hemşire “Şimdilik burada kalmanız gerekiyor. Tahlil sonuçlarını beklerken onu gözlem altında tutmamız lazım” dedi.

Zühre’ye dokunup yüzünü okşadım. Gözlerim dolmuştu. “Teşekkür ederiz” diye mırıldandım.

Kaan, kolunu omzuma doladı ve sessizce yanımda oturdu. “Bak, her şey yolunda gidiyor” dedi. Beni en iyi anlatan bekar bir baba olarak oydu. Hatta sırf şu an yanımda olmak için bu saatte uyuyan oğlunu evde bakıcıyla bırakıp gelmişti.

O an içimde bir minnettarlık hissettim. Kaan’ın yanımda olması, bu zor anları biraz daha katlanılır kılmıştı. Ama yine de zihnim bir an bile durmuyordu. Tolga’nın bu durumdan haberi yoktu. Eğer o da burada olsaydı belki Zühre’nin babası olarak bu anlara dahil olabilirdi. Ama şimdi, her şey bu kadar karmaşıkken bunu düşünmek bile yorucuydu.

Derya ve Aylin Hanım’ı düşündüm. Şimdi ne yapıyorlardı? Derya’ya tekrar mesaj atmam gerekiyordu ama ellerim doluydu. Kaan, düşüncelerimi fark etmiş gibi telefonumu eline alıp “Derya’ya ben mesaj atarım. Onlara bilgi vereyim” dedi.

Saatler geçmek bilmedi. Hastane ortamında zamanın ağırlaştığını fark ettim. Ama sonunda doktor tekrar yanımıza geldi ve iyi haberlerle tahlil sonuçlarını açıkladı: “Bir enfeksiyon belirtisi var ama antibiyotik tedavisine gerek yok gibi görünüyor. Evde ateş düşürücülerle devam edebilirsiniz. Ama bir şey olursa mutlaka geri gelin.”

Hastaneden çıkarken hem rahatlamış hem de tükenmiş hissediyordum. Zühre kucağımda sakin bir şekilde uyuyordu. Eve dönmek için sabırsızlanıyordum ama bu yaşadıklarım bir daha tekrarlanır mı diye korkuyordum. Kaan bu gecelik Aras'la bende kalabileceğini söylemişti.

Eve dönerken Kaan’ın sakin tavrı hâlâ yanımdaydı. Bu süreçte en büyük destekçim olmuştu. Ama aynı zamanda Tolga’nın yokluğu içimde bir boşluk bırakmıştı. Babasıyla Zühre’nin arasında ne zaman bir bağ kurulacaktı? Bunun cevabını bilmiyordum ama her geçen gün biraz daha karmaşık hale geldiğini hissediyordum.

---

Bölüm sonu

6 yorum