---
Tolga’nın Gözünden
Sabah kahvaltısı her zamanki gibi sakin başlamıştı. Annem sofrayı hazırlarken kendi kendine mırıldanıyordu. Çaydanlığın buharı ince bir hüzme hâlinde yükseliyor, kahvaltının sıcacık kokusu mutfağa yayılıyordu. Sinan sandalyesine yayılmış, telefonunu karıştırıyordu. Derya her zamanki gibi masanın köşesine kıvrılmış, ince belli bardağındaki çayı karıştırırken gözleri boş bir noktaya dalmıştı. Babam, iş seyahati sebebiyle aramızda yoktu evin biraz daha sessiz oluşu bile onun eksikliğini hissettiriyordu.
Ben ise masanın en köşesine oturmuş, elimdeki çayı yudumluyordum. Kahvaltı masasındaki huzur, bir yandan rahatlatsa da bir yandan içimdeki karmaşayı daha da derinleştiriyordu. Sessizliği Sinan’ın sesi bozdu.
“Dün Aslı’yla karşılaştım” dedi sanki bu söz sıradan bir hava durumu haberiymiş gibi.
Kahvaltıya odaklanmış olan herkesin dikkati bir anda Sinan’a yöneldi. Benim elim çayı bıraktığım fincanın kenarında donup kaldı.
Annem merakla sordu, “Ne zaman, nerede karşılaştınız?”
Sinan biraz gerinip çayını yudumladı, ardından rahat bir tavırla devam etti. “Dün akşam bir arkadaşla ocakbaşına gitmiştik. Çıkışta karşılaştık. Yanında biri vardı arkadaşıymış, Kaan. Doktor muymuş neymiş... Bir de küçük bir çocuk. Kaan’ın oğluymuş. Aras adında bir çocuk. Çok sevimliydi.” Sinan direkt benimle göz teması kuruyordu.
Arkadaşı Kaan. Bu kelimeler beynimde yankılandı. Bir an için yüzümü belli etmemeye çalışarak sessiz kaldım. İçimde yükselen kıskançlığı dizginlemeye çalışıyordum. Sıradan bir tanışıklık olabilir miydi? Aslı Kaan’ı sadece “arkadaşım” olarak mı tanıtmıştı?
Sinan konuşmaya devam etti. “Kaan çok düzgün birine benziyor. Hani Aslı böyle insanları nereden buluyor, şaşırıyor insan. Çok sakin, kibar biri. Aslı’yı eve bırakacağını söyledi.”
Derya, birden alaycı bir şekilde gülümsedi. “Hani bari bir şeyler yolunda gitsin değil mi? İnsan mutlu olmasını ister.” o da direkt bana bakıyordu.
Bu sözler beni bir an için irkiltti. “Ela, saçmalama,” dedim, sesim biraz sert çıkmıştı. “Arkadaşı diyor sadece.”
Ela omuz silkti, ama alaycı ifadesi yüzünden silinmedi. Annemse daha detaylı bilgi almak ister gibiydi. “Peki, Aslı nasıl görünüyordu? İyi mi? Her şey yolunda mıymış?”
Sinan omuz silkti. “Yorgun gibiydi ama biraz kilo almış gibi geldi. Gerçi bol bir mont giymişti çok dikkat etmedim. Aslı her zamanki gibi güler yüzlüydü.”
Bir an için içimdeki huzursuzluk daha da derinleşti. Kaan’la arasındaki bağ neydi? O küçük çocuk… Aras. Aslı’nın hayatına bir şekilde dâhil olmuş gibi görünüyordu. Ama neden?
Annem “Yorgun derken nasıl bir yorgun? Ay iyidir inşallah havalar da tam hastalık havası” dedi sesinde hâlâ bir tereddüt vardı. Aslı’ya her zaman sıcak bakmıştı, onu aileden biri gibi görmüştü.
Sinan ise konuyu fazla uzatmak istemez gibiydi. Çayını bitirip, “Yani her şey yolunda gibiydi” dedi ve masadaki ekmek sepetine uzandı.
Ama benim içim asla o kadar sakin değildi. O kahvaltı masasında, herkes kendi sohbetine dönse bile benim zihnim Aslı’nın yanında gördüğüm o adamla meşguldü. Kaan. Oğluyla birlikte…
İçimde bir ses, bu huzursuzluğun kıskançlıktan kaynaklandığını haykırıyordu. Ama bir yandan da Aslı’yla aramdaki uzaklığı kendim yaratmıştım, biliyordum. Şimdi, geçmişteki hatalarımın izlerini bir başkasının silme ihtimali, beni rahatsız ediyordu.
Camın ardından İstanbul’un manzarasına bakarken içimdeki karmaşayı susturmaya çalıştım. Ama sustukça büyüyen bir huzursuzluk, beni boğmaya devam etti.
----
Ben diyom ki doğumdan sonra Tolga olayların içine girsin. Ne dersiniz? 🤔


