İkiside tabana kuvvet kaçmaya başladı. 6 adam peşlerindeydi ve silahları vardı. Uzun bir süre koştular. Simay’ın dalağı öyle bir şişmişti ki patlayacaktı. Boğazı kurumuştu ve nefes nefeseydi. Sağa döndüler, sola döndüler, bir sürü yola girdiler. Simay,
“Duralım artık.” Dedi. Kerem kafasını Simay’a çevirdi.
“Az kaldı!” Dedi Kerem nefes nefese. Bir süre daha koştuktan sonra Kerem Simay’ı bir duvarın arkasına çekti ve kendine yaslayıp ağzını kapattı. Duvarın arkasından adamlara baktı. Adamlar izlerini kaybetti ve geri döndüler. Kerem Simay’ı bırakıp kaldırıma oturdu. Nefes nefeseydi. Simay neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kerem’e baktı. Sözde ‘piç’ Kerem’e. Biraz bekledi ve en sonunda yavaşça Kerem’in yanına gitti ve oturdu. Simay Kerem’e bakıyordu. Kerem önüne. Bir süre sonra Kerem’de Simay’a döndü. Simay gülümsedi.
“Sen iyi misin?” Diye sordu Kerem.
“Ben iyiyim ama sen değilsin sanırım. Bekle.” Dedi Simay ve çantasına eğildi. Çantasından annesinin zorla koyduğu ilk yardım kitini çıkardı. İçinden baticon, pamuk ve güçlü bir yara bandı çıkardı. Kerem anlamamış bir şekilde Simay’a bakıyordu.
“Böyle eve gideceğini düşünmüyorsun herhalde.” Dedi Simay ve Kerem’i çenesinden tuttu. İlk yarılmış kaşına pansuman yaptı. Kerem Simay’ı izliyordu.
“Çok teşekkür ederim. Gerçekten sen olmasan kim bilir neler yapacaklardı bana. Sana borçlandım. Bir gün ölümle burun buruna gelirsen haber ver. Ödeşelim.” Dedi Simay sırıtarak. Kerem kıkırdadı.
“Teşekkür etmene gerek yok. Ama bir şey sormak istiyorum.” Dedi Kerem.
“Sor.”
“Neden hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun?” Diye sordu Kerem.
“Bilmiyorum. Sanırım hissettim.” Dedi Simay. Sonra kıkırdadı ve;
“Ben aslında medyumun falan.” Dedi ve kendi kendine güldü. Bir süre sustular. Simay pansuman yaparken Kerem onu izliyordu.
“Bu arada acıtırsam söyle.”
“Söylerim.” Dedi Kerem. İkiside bir süre sustu. Sonra Kerem cesaretini topladı ve,
“Burak sana benim hakkımda bir şey söyledi mi?” Diye sordu. Simay durdu. Söyleyecek miydi? Söylemezse piç olurdu. Sonra dudağına geçti.
“Şimdi ağzını sakın hareket ettirme. Senin piç olduğunu söylediler. Sonra göt dediler. Ama çok yanılıyorlar. Sen götsen ben-” Kerem Simay’ın ağzını kapattı. Üç saniye sonra açtı. Simay gülümsedi ve devam etti.
“Affedersin. Ve bitti.” Dedi Simay.
“Başka bir şeyin var mı?” Diye sordu. Kerem duraksadı.
“Elimde var.” Dedi. Simay kafasını eline çevirdi.
“Sana neden öyle diyorlar?” Diye sordu Simay pansumana başlarken.
“Biz… boşver. Onlar yüzünden herkes benden nefret ediyor. Beni seven hiç çok değildi. Ama o iyice azalttı. Şimdi senide benden nefret ettirmeye çalışacaklar. Ben, kötü biri değilim. Benden nefret etmene gerek yok.” Dedi Kerem.
“Saçmalama Kerem. Sence eder miyim?” Dedi Simay. Bir süre sustular. Sonra Simay pansumanı bitirdi.
“Gel seni evine bırakalım.” Dedi Kerem.
“Yok ben kendim-”
“Hadi Simay. Geç oldu zaten.” Dedi Kerem.
“Emin misin?”
“Neden olmayayım?”
“Ben yolu bilmiyorumda.”
“Nerede oturuyorsun?”
“Konak.”
“Çok uzak değil.” Dedi Kerem. Simay çantasını aldı ve yola çıktılar.
“Sen, orada ne yapıyordun?” Diye sordu Simay.
“Nerede?”
“O ara sokakta.”
“Ekmek almaya çıkmıştım.”
“Orada mı oturuyorsun?”
“Sence?”
“Pardon saçma oldu biraz.” Bir süre sessizce yürüdüler.
“Sen Burak’tan hoşlanıyor musun?” Diye sordu Kerem. Simay Kerem’e döndü.
“Neden?”
“Merak ettim.”
“Yani, tatlı biri. Komikte. Ama hayır. Hoşlanmıyorum. Peki sen? Beliz’i seviyor musun?”
“Neden?”
“Merak ettim.”
“Nefret ediyorum.”
“Hep böyle misin?” Diye sordu Simay.
“Nasıl?”
“Kısa mı kesersin hep?”
“Evet. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Sen?”
“Ben.. ben hep konuşurum. Her şey hakkında. Mesela yıldızlar konu olunca susmak bilmem.”
“Ne var ki yıldızlarda?” Simay sırıttı.
“Gerçekten bilmek istiyor musun?”
“Neden istemeyeyim?”
“Susmayacağım çünkü. Bak şu takım yıldızı var ya. O avcı. Takım yıldızlarını bulmak çok zordur. Hatta bulamazsın.”
“Bulurum.” Dedi Kerem gururla.
“Aynen canım.” Dedi Simay kinayeyle.
“Bulurum ki.”
“Tamam bana büyük ayıyı bul.” Dedi Simay. Sonra Kerem eliyle büyük ayıyı işaret etti.
“Burada.” Simay şaşırdı.
“Bizde bir şeyler biliyoruz demek. O zaman bana yılancıyı bul.”
“One be?”
“Bak şu büyük olan. Kocaman.”
“Senin ne kadar çok boş vaktin var.” Dedi Kerem.
“Gece uyku tutmazsa çıkar balkona bakarım. Dene bence.”
“O değilde, bugün çok komik düştün.” Simay sırıttı.
“Sanki siz düşmüyordunuz. Salak kapı.” Kerem sırıttı. İkiside birbirine baktı.
“Neye sırıtıyorsun sen?” Diye sordu Simay.
“Asıl sen neye sırıtıyorsun.”
“Ben utandığım için sırıtıyorum. Sen neden sırıtıyorsun?”
“Tamam söylüyorum. Seni ben düşürdüm.”
“Hadi ordan.”
“Yemin ederim. Ben çıkarken gelmişsin. İkimizde kapıyı zorladık. Sonra Beliz yine bir şey dedi. Bende ona döndüm sonra bi baktım sen yerde yatıyorsun.”
“Ya! İyi bok yemişsin!” Dedi Simay ve Kerem’e omuz attı. Bir süre daha yürüdüler.
“Evin hangisi?” Diye sordu Kerem. Simay etrafına bakındı.
“Şurada. Ben oraya kadar giderim.”
“Sen bilirsin.”
“Gitmeden. Çok teşekkür ederim. Yani, iyi ki varsın.” Dedi Simay ve Kerem’e sarıldı. Kerem şaşırdı. Sonra oda sarıldı.
“Kim bilir neler yaparlardı bana. Dediğim gibi, ölümle burun buruna gelirsen haber ver, ödeşmiş oluruz.” Dedi Simay ve sarılmayı bıraktılar.
“İyi geceler. Bu arada çok ga”
“Sanada.” Dedi Kerem ve gitti.
DEĞERLİ OKURLARIM, BU SADECE TANITIMDI! DAHA NELER NELER OLACAK! GÖRÜŞMEK ÜZERE!