İçeriğe geç

Bay kusursuz Cinayet

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Bay kusursuz Cinayet

Bölüm 3

Mühür- Bir Daha Eve Dönememek

Mühür- Bir Daha Eve Dönememek

Ağzımdaki kanın tadı pas gibiydi. Dirseklerimi zemine dayayıp doğrulmaya çalıştım ama başım dönüyordu. Adam kapıya yönelmişti ki nefesimi toparlayıp konuştum.“Dur.”Sesim kısıktı ama keskindi.“Sen kimsin?” diyebildim. “Ve siz kimsiniz?”Adam durdu. Arkasını döndü. “Bu soruyu sorman hoşuma gitti.” dedi.“Çoğu kişi sormaz.” başımı kaldırdı. Gözlerim karanlığa alışmıştı artık.“Beni babamla tehdit ediyorsun. Ailemle tehdit ediyorsun. Ama ne için?”Adam yavaşça yaklaştı.Çömeldi.“Adım Rafi, Biz devletin yapamadığını yaparız.”İronikti, gülmemi tutamadım. Kısa, kuru bir kahkaha çıktı boğazımdan. “Masal anlatma.”Rafi'nin yüzü sertleşti.“Borçları sileriz. İsimleri değiştiririz. İnsanları ortadan kaldırırız.” diye devam etti.“Karşılığında sadakat alırız.”dişlerimi sıktım.“Bu bir tarikat.”Rafi başını salladı.“Hayır” dedi, sesi rahatsız edici geliyordu. “Bu bir düzen.”Bir an durdu. “İnanç değiliz. Umut da değiliz,” diye ekledi.“Biz korkuyuz.” nefesim ağırlaştı.“Babam neden sizinleydi?”Rafi ayağa kalktı.“Çünkü başka seçeneği yoktu. Çünkü seni, anneni, kızını korumak için diz çöktü.” gözlerim karardı, nasıl bir pislik içinde olduğumu bile bilmiyordum. “Onu siz öldürdünüz.”Rafi sessiz kaldı.Bu bir itiraftı.“Peki ben? Beni neden istiyorsunuz?”Rafi yaklaştı.Fısıldadı.“Çünkü sen bizim gibi değilsin Ve bu yüzden işe yarıyorsun.” yumruğumu sıktım. Babam olan o aptal adamın kaderini bana yazmaya çalışıyorlardı. “Ben size ait değilim.”Rafi doğruldu.“Henüz. Ama olacaksın.”Kapıya yöneldi.“Yarın gece” dedi son kez.“Ya gelirsin… ya herkes seni bekler.”Kapı kapandı. karanlıkta kaldım.

...

Sokak soğuktu. Hava keskin. Şehir her zamanki gibi kayıtsızdı. Eve yürürken kimse bana bakmadı. Kimse bir şey hissetmedi. Oysa içeride bir şey çatlıyordu. O gece konuşmadım. Ertesi gün de. İki gün geçti. Bir iş buldum, oyalandım, eve geç geldim. İçinde bir huzursuzluk vardı ama adını koymadım. Çünkü bazı korkular isim alırsa gerçek olur. Üçüncü gün akşamüstü eve döndüm. Kapıyı ittim. Açık kaldığını fark ettiğimde içimde bir şey gerildi ama adını koymadım. Annem kapıyı açık bırakmazdı. Her zaman kilidi iki kere çevirirdi. Laya her seferinde "Anne yine mi kilitliyorsun?” diye söylenirdi. “Anne?” dedim. Sesim evin içinde kayboldu.Yanıt gelmedi. Ayakkabılarımı çıkarmadım. İçeri birkaç adım attım. Ev sessizdi ama bu, gecenin sessizliği değildi. Bu… terk edilmiş bir sessizlikti. Masanın yeri değişmişti. Sandalyelerden biri devrilmişti. Halının üzerinde koyu bir iz vardı. Eğildim. Kurumuştu. Kalbim hızlandı.“Anne?” dedim bu sefer daha sert. Mutfak boştu. Salona geçtiğimde dizlerim titredi. Annem yerdeydi. Yan yatmıştı. Saçı yüzüne düşmüştü. Bir an uyuyor sandım. Saçma bir düşünceydi ama beynim başka bir ihtimali kabul etmiyordu.Yanına çöktüm. “Elin neden bu kadar soğuk?” sordum. Sanki cevap verecekmiş gibi. Vermedi .Boğazım sıkıştı. Nefes alamadım. Omuzlarını tuttum, hafifçe salladım.“Anne… kalk.”O an gördüm. Gözleri açıktı ama bana bakmıyordu. İçimden bir şey koptu. Sessizce.“Laya?” diye fısıldadım. Ayağa kalktım ama bacaklarım bana ait değildi. Odaya baktım. Koltuğun yanında küçük bir beden vardı. Tanımamak için gözlerimi kıstım. Olmadı.Yanına gittim.Onu kucağıma aldım. Çok hafifti. Saçı yüzüne yapışmıştı. Normalde böyle olmazdı. Bana kızardı, “Abi saçımı bozma.” derdi. “Bak, Eve geldim!”Sesim titredi. “Bak geldim işte.”Göğsümde bir şey patladı. Dişlerimi sıktım. Bağırmadım. Ağlamadım. Sadece onu tuttum. Daha sıkı. Sanki bırakınca tamamen kaybolacaklarmış gibi. Zaman geçti. Ne kadar bilmiyorum. Sonra masayı gördüm. Bir kâğıt. Elim titreyerek aldım. 'Yarım işler sevilmez. O an her şey netleşti. Yavaşça güldüm. Kısa, kırık bir gülüş. “Demek öyle...” dedim kendi kendime. Öfke geldi. Geç değil, erken de değil. Tam zamanında. Duvara yumruk attım. Bir kez. Bir daha. Acıyı hissetmek istedim ama hissedemedim. Ev bana bakıyordu. Her köşe, her eşya. Annemin tenceresi. Laya’nın çantası.Telefonum çaldı. Açtım. “İki gün önce sormuştum.” dedi Rafi’nin sesiydi. “Hâlâ gelmek istemiyor musun?”Bir an konuşamadım. Sonra “Bitti.” diyebildim sadece Rafi duraksadı.“Adres aynı. Bu sefer geç kalma.” Telefon kapandı. Evi terk ederken arkamı dönmedim. Çünkü dönsem kalırdım. Kalırsam ölürdüm.Gizli yere girdiğimde yüzümde ifade yoktu. Rafi bana baktı. Bir şey söylemek istedi ama sustu. “Başın sağ olsun.” dedi sonunda.Gülümsedim. “Artık kimse sağ değil.” dedim. “O yüzden boş ver.” “Geliyor musun?” diye sordu. Başımı kaldırdım. “Ben sizin köpeğiniz olmam. Ama içinize girerim.” Rafi’nin gözleri karardı. Sessizlik oldu.Sonra başını salladı. “Mühür'e hoş geldin, Klaus. " O an bir şey hissetmedim.Çünkü içimde hissedecek hiçbir şey kalmamıştı.İçimde bir şey kaynıyordu.Bu öfke değildi sadece. Öfke sıcak olur, bağırır, yıkar. Bu daha ağırdı. Daha sessiz. Bir şeyin içimde yerleştiğini hissettim. Soğuk bir karar gibi. Geri alınamaz.Onları öldürmek istiyordum.Ama rastgele değil. Hızlı değil.Bağırarak hiç değil. Onların düzenini istiyordum. Korkularını.Sessizliklerini. Rafi konuşurken dinlemedim. Kulaklarım açıktı ama zihnim başka bir yerdeydi. Annemin elinde. Laya’nın saçlarında. O evde bıraktığım hayatta.İntikam, bir anlık patlama değildi artık.Bir işti.“Benden ne istiyorsunuz?” diye sordum.Sesim sakindi. Bu beni bile ürküttü.Rafi bakışlarımı inceledi.“Sadakat.” Başımı salladım.“Hayır, Bilgi.” Rafi kaşlarını çattı. “Kim karar veriyor?” diye devam ettim. “Kim bu düzenin başında?” Bir anlık sessizlik oldu. O an fark ettim.Bu sessizlik bana ait değildi. O'da… dinliyordu. Rafi cevap vermeden önce gözlerini yukarı kaldırdı. Çok kısa bir an. Ama kaçırmadım. Tavandaki karanlığa baktı. Kameralara değil. Daha yukarıya. “Henüz onunla konuşmazsın.” dedi. İçimde bir şey yerine oturdu. “Demek bir patron var.” dedim.“Ve siz de onun köpeklerisiniz.” Rafi sertleşti. “Dikkat et.” Gülümsedim. İlk kez gerçekten. “Benim dikkat edecek kimsem kalmadı.” O anda odadaki hava değişti. Basınç gibi. Sanki biri görünmeyen bir kapıyı kapattı. Bir ağırlık çöktü omuzlarıma. Bu, silahların ya da adamların yarattığı bir tehdit değildi.Bu… otoriteydi.Bir ses gelmedi.Ama bir varlık hissedildi.Ve o an şunu anladım:Bu yapının tepesindeki adam bağırmıyordu. Tehdit etmiyordu.Sadece vardı.Rafi daha alçak sesle konuştu.“Bazı insanlar görünmez kalır. Çünkü görünür olurlarsa şehir yanar.” İçimdeki nefret büyüdü.Ama kontrolsüz değildi artık. “Onu indireceğim. Adını bilmesem de.” Rafi bana baktı. Uzun uzun. “Belki. o seni indirmeden önce.” Ayağa kalktım. “Beni kullanacaksanız, ben de sizi kullanırım.”Sessizlik.Sonra Rafi başını eğdi.“İlk işin bu gün." "Bu kadar erken mi, Aceleniz ne?" Rafi cevap vermedi.Ama gerek de yoktu.Çünkü o an karanlığın içinde bir çift gözün açıldığını hissettim.

Beni bodruma indirdiler. Merdivenler dar ve nemliydi. Duvarlar terliyordu. Ampullerden biri yanıp sönüyordu, her kararmada kalbim bir anlığına duruyordu sanki. Silahı elime verdiklerinde ağırlığı ilk kez bu kadar gerçek geldi. Daha önce tutmuştum ama bu sefer farklıydı. Bu sefer bir hedef vardı. Ortadaki sandalyede bir adam oturuyordu. Elleri arkadan bağlıydı. Yüzü kan içindeydi ama baygın değildi. Beni gördüğünde gözleri büyüdü. Tanımıyordum. Tanımamam gerekiyordu. Rafi arkamdaydı. “Bunu yapman gerekiyor.” dedi sakince. “Yoksa seni ciddiye almayız.” Silahı kaldırmadım. Adam nefes nefeseydi. Dudakları titriyordu. Bir şeyler söylemek istedi ama ağzından sadece boğuk bir ses çıktı. O sesi tanıyordum. Korkunun sesi. “Ben katil değilim.” dedim. Sesim düşündüğümden daha sakindi. Rafi güldü. “Hepiniz aynısını söylüyorsunuz. Sonra tetiği çekiyorsunuz. Ailene ne olduğunu unutma. " Adam bana baktı. Gözlerime. O an annemi gördüm. Laya’yı. Evdeki masayı. Yerdeki notu. Silahı kaldırdım. Ama ellerim titriyordu. “Yap.” dedi Rafi. “Bakma yüzüne.” Ama ben baktım. Adam başını iki yana salladı. Ağlıyordu artık. Sessizce. Kimse duymasın ister gibi. İçimde bir şey bağırıyordu, Dur. Ama başka bir şey daha vardı. Daha karanlık. Daha ağır. Onlar durmamıştı. Tetiği çektim. Ses bodrumda yankılandı. Kulaklarım çınladı. Geri tepme kolumu sızlattı. Adam sandalyede öne doğru yığıldı. Ama yere düşmedi. Çünkü ilk kurşun öldürmemişti. Rafi sessiz kaldı. Herkes sustu. “Bir daha.” dedi. Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Nefes alamadım. Bu sefer gözlerimi kapattım. Tetiği tekrar çektim. Her şey bittiğinde odada sadece barut kokusu vardı. Ve benim midemde yükselen kusma hissi. Silahı düşürdüm. Ellerime baktım. Titriyordu. Rafi omzuma dokundu. “Hoş geldin, Artık bizdensin.” Başımı kaldırdım. Hayır, dedim içimden. Ben sizin sonunuzum.

Odaya beni biri götürdü mü, yoksa kendim mi yürüdüm bilmiyorum. Kapı kapandığında çıkan ses fazla yüksekti. Metalin metale çarpması gibi. Kilit sesi… Sanki içimde bir şey daha kapandı. Oda küçüktü. Penceresiz. Duvarlar griydi ama gri değilmiş gibi duruyordu, kirli bir renk, yorgun bir renk. Köşede bir yatak vardı. Üzerinde ince bir çarşaf. Nevresim temiz görünüyordu ama ben yine de dokunmak istemedim. Ellerime baktım. Hâlâ titriyordu. Lavaboya yöneldim. Musluğu açtım. Su aktı. Önce yavaş, sonra hızlandı. Ellerimi altına tuttum. Parmak aralarımı ovuşturdum. Tırnaklarımın altını. Avuç içlerimi. Bir şey çıkacak sandım. Bir renk. Bir iz. Hiçbir şey yoktu. Ama his… gitmiyordu. Daha sert yıkadım. Sabunu aldım. Köpük oluştu, fazla beyazdı. Çok fazla beyaz. Köpükle birlikte bir şeylerin akıp gideceğini düşündüm. Olmadı. Su tenimi yakmaya başladı. Derim gerildi. Canım yandı. Bırakmadım. Bırakamadım. Musluğu kapattığımda ellerim kızarmıştı. Çatlaklar vardı. Ama hâlâ kirliydiler. Aynaya baktım. Gözlerim bana ait değildi. Daha derin, daha boş bakıyordu. “Bu sensin.” dedim. Sesim yankılandı. Oda küçük olduğu için değil. İçim boş olduğu için. Yatağa oturdum. Ayakkabılarımı çıkarmadım. Üzerimdeki kıyafetleri de. Sanki çıkarırsam derimle birlikte bir şey daha soyulacak gibiydi. Sırtımı duvara verdim. Başımı geriye yasladım. Gözlerimi kapattım. Gördüğüm ilk şey sandalyeydi. Sonra gözler. Sonra ses. Açtım. Nefesim hızlandı. Göğsüm sıkıştı. O an fark ettim, İlk kez gerçekten yalnızdım. Annem yoktu. Laya yoktu. Eve dönme ihtimali yoktu. Bu oda… bundan sonrasıydı. “Beni buna zorladınız.” dedim sessizce. “Ve ben geldim.” Ama bir ses daha vardı. Daha dürüst olanı. Geldin çünkü kalacak yerin yoktu. Geldin çünkü artık kaybedecek bir şeyin kalmadı. Ellerimi tekrar dizlerime koydum. Titriyordu. Bu sefer yıkamadım. Yıkarsam sabaha kadar duramayacağımı biliyordum. İçimde iki şey vardı. Biri bağırıyordu: “Kaç.” Diğeri sessizdi. Ama ağırdı. “Kal.” Başımı duvara vurdum. Hafifçe. Acı hissetmek, susturmak için. Gerçek olduğunu anlamak için. “Bitmedi.” dedim kendi kendime. “Bu daha başlangıç. Beni siz yarattınız, Şimdi neye dönüşeceğimi izlemek zorundasınız. "

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.