Mühür- Yarım Kalan İş Silah sesi kapalı bir mekânda patladığında, yankısı insanın içini parçalar. Beton duvarlar barutu geri kusuyordu. Hava ağırdı, demir, kan ve yanmış barut kokusu birbirine karışmıştı. Nefes almaya çalıştı çaresizce ama ciğerleri dolmuyordu. Göğsündeki sıcaklık, acıdan çok bir ağırlıktı. Eliyle duvara tutundu, parmakları kaydı. Kırmızı izler bıraktı.Dizleri çöktü.Kulakları uğulduyordu. Bağıran birilerini duydu ama kelimeler seçilmiyordu. Gözleri kapıya kaydı, kaçmak istedi ama vücudu artık ona ait değildi. Bir anlığına aklına o geldi... Sonra yere yığıldı.Üzerine basılan ayak sesleri geldi. Kimse durmadı. Kimse bakmadı.Görevli adam, yerde yatan bedenlere son bir kez baktı. Duygu yoktu yüzünde. Sadece iş bitirme alışkanlığı.Zamanlayıcıyı kurdu.Kapıdan çıkarken arkasına dönmedi.Patlama, gecenin içini yırttı. ... "Hadi sallanma!" Omuzlarım ağrıyordu. Kamyonun kasasından indirdiğim ahşap sandık yere çarptığında toz havaya kalktı. Ellerim nasır tutmuştu, parmak aralarımda eski kesiklerin izleri vardı. Ter, ensemden aşağı akıyordu. Sigara içmemiştim ama ağzımda metalik bir tat vardı.“Bu kadar.” dedi adam. Zarfı uzattı kamyonun kasası boşaldığında. Zarfı elime aldığımda parayı saymadım bile. Ağırlığından belliydi.“Eksik.” dedim sadece. Adam omuz silkti. “İş bu kadar.” Kısa bir adım attım. Yumruğum hızlıydı; düşünmeden, tereddüt etmeden... Adam yere düştüğünde nefesi kesilmişti. dizimin üstüne çöktüm, ceketin iç cebinden kalan parayı aldım. Ne fazlasını ne eksiğini. “Bu benim.” dedim sakin bir sesle. Ayağa kalkarken ekledim “Sadaka değil." kalktığımda arkama bakmadan uzaklaştım. Yağmur başlamıştı. Şehir yağmurda daha kirli görünürdü. Işıklar suda kırılır, yüzler bozulurdu. Ceketimin yakasını kaldırdım, adımlarım daha hızlıydı. Islak asfaltın sesi, kafamın içindeki uğultuyu bastırıyordu.Eve vardığımda kapıyı yavaşça açtım.İçerisi sıcaktı.Tencereden yemek kokusu geliyordu, Koridora yayılmıştı. Annem mutfakta, önlüğüyle ocağın başındaydı. İçeri girdim yüzüme yapıştırdığım sahte gülümsemeyle. Beni görünce gülümsedi, yorgun ama gerçek bir gülümsemeydi.“Geç kaldın.” dedi merakla. “Yemek soğumadan gel diye dua ediyordum.”Kabanımı çıkardım, koltuğun üzerine öylece bıraktım. “İş uzadı.” Masaya oturdum. Tabaklar hazırdı. Orta halli bir sofraydı her zaman… Ne eksik ne fazla. Hayatta kalacak kadar. Laya odasından çıktı. Her zamanki gibi saçları dağınıktı, üstünde bol bir kazak vardı. Beni masada görünce gözleri parladı.“Abi!” neredeyse koşarak yanına geldi. Heyecanı sesinden belliydi. “Yarın beni okula bırakır mısın?” Başımı kaldırdım, kocaman gözlerine bakarak "hayır" demek çok acımasızca olurdu. Kim hayır diyebilirdi ki zaten? “Bırakırım belki. Bakarız.” dedim gülümsemeyle. Sandalyesini kenara iterken ekledim. “Geç kalma ama.” Laya sandalyeye oturdu, anlatmaya başladı. Okulda olan bitenleri, saçma bir tartışmayı, öğretmenin verdiği ödevi… dinledim. Konuşmadım ama zihnim oradaydı. Annem arada bakıyordu, sessizce, dikkatlice. Bu evde kimse masum değildi. Ama kimse kötü de değildi .Çatalımı tabağa bıraktığımda dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu. Ve o, henüz bilmiyordu... O gece bir patlama, onun hayatını çoktan değiştirmişti. Gece uzundu.Yatağıma uzandığımda gözlerimi kapatmadım. Tavanın çatlağına baktım öylece. İnce bir çizgi, sanki her geçen gün biraz daha büyüyordu. Nefesim düzensizdi. Düşüncelerim üst üste biniyor, ama hiçbir şeye tutunamıyordu.Uykum geç geldi.Geldiğinde de hafifti.Bir patlama sesiyle irkildiğimi sandım ama sadece rüzgâr camı titretiyordu. Güneş geceyi biraz aydınlattığında evden çıktım. Hava griydi. Bulutlar yeryüzüne mahkûm etmişti Bizi sanki. sokağa çıktığımda kaldırım hâlâ ıslaktı. Ceketimin cebinde dünkü para vardı. Paketin içinde tek kalmış Sigarayı yaktım, ilk nefesim ciğerlerimde yandı. Şehrin sabahları, gecelerinden daha dürüst olurdu, insanlar aceleci, bakışlar sertti. Sokakta öylece yürürken arkamdan gelen adımları fark etmemiştim. Kafamın içindeki gürültü şehrinkini bastırıyordu. Gürültüyü susturan ses arkamdan geldiğinde bir anlığına durdum. “Parayı ver.” Ses yakındı. Çok yakın. Bıçağın soğukluğu kaburgama değdiğinde durdum. Geri dönmedim. “Hayır. Sana ait değil.” Adam sinirlendi. Bıçağı bastırdı. Sinirlerimle oynuyordu, dirseğimle, kısa ama net bir darbeyle bıçağı yere düşürdüm. Ardından Yumruklar hızlı geldi. Sokak bir anlığına daraldı. Adam yere düştüğünde küfrediyordu.Cebimi kontrol ettim, Annemin ve Laya'nın hakkı yerindeydi. “Bir daha deneme. ” dedim sadece. Tam arkamı dönecekken tekrar ayak sesleri geldi. “Yeter.” Ses sakindi. Ama tehlikeliydi. başımı kaldırdım. Takım elbiseli, soluk tenli bir adam karşımdaydı. Kısa bir bakışla süzdüm. Siyah montu, temiz ayakkabıları vardı. Böyle bir sokakta fazla düzgün duruyordu. Bana saldıran adamın onu görünce yüzü değişti. Gözleri büyüdü. Hiçbir şey söylemeden ayağa fırladı ve koşmaya başladı.Takım elbiseli eleman arkasından bakmadı bile. “İyi refleks.” dedi bana dönerek.“Baban gibi...”İstemsizce yüzüm kasıldı.“Babam yok benim.” sesim düşündüğümden daha soğuk çıktı. “Sakın bir daha ağzına alma.”Adam sadece gülümsedi. Bu bir özür değildi. "Var. Ve sana bir miras bıraktı.” Ona doğru kısa bir adım attım, Yumruğunu sıktım istemsizce. “Defol. Benim alacaklım yok.” Adam çeketinin cebinden bir zarf çıkardı. Açmadı. “Borç değil. ” başını salladı yavaşça. “Yarım kalan bir iş.” Öfkeliydim. Fakat içimde bir şeyler kıpırdadı. Bu histen nefret ediyordum. Bu ne olduğu bilinmez herif ne saçmalıyordu? “Beni tehdit mi ediyorsun?” Sadece bir soruydu. Adam hareket etmedi Ama sesi daha yakındı. “Annen, Kardeşin...” Bir anlık sessizlik oldu. “Baban öldü çünkü. İşi yarım bıraktı.” diye devam etti. “Biz yarım işleri sevmeyiz, Klaus.” nefesim ağırlaştı. Boğazıma sert bir yumru oturdu. “Ben o değilim." Adam başını eğdi.“Henüz.”Bir kart bıraktı yere.“Bu akşam gelmezsen… mirasın başka şekilde tahsil edilir.”Arkasını döndü ve sessizce uzaklaştı. kartı alamadım.Ama uzun süre baktım.
... kartı cebime koydum daha sonra. Başka çarem varmış gibi durmuyordu. Hava karardığında şehir başka bir yüzünü takındı. Işıklar daha soluk, sokaklar daha dar görünüyordu. Kartta yazan adrese yaklaştıkça insan sayısı azaldı. Binalar eskidi, tabelalar sökülmüş, camlar kararmıştı. Burası unutulmuş bir yer değildi. Unutturulmuştu.Büyük, eski bir binanın önüne gelmiştim. Kapı metaldi. Üzerinde hiçbir işaret yoktu. "En fazla ne olabilir ki? "İki kez tıklattım.Kapı sessizce açıldı.İçeride hava ağırdı. Tütsü değil, barut kokuyordu. Beton duvarlar çıplaktı, süs yoktu, sembol yoktu. Sadece kameralar... Çok fazla kamera. Işıklar yukarıdan sert vuruyor, gölgeleri keskinleştiriyordu.sokakta yoluma çıkan takım elbiseli herif yine karşımdaydı. “Hoş geldin, Klaus.” dedi sessizce“ona benzemiyor. ” neredeyse mırıltı şeklinde söylemişti, cevap vermedim. Etrafta neler olduğuna bakıyordum. Silahlı olanlar vardı fakat görünür şekilde değil. Köşelerde, kapı aralıklarında… Hepsi hazırdı. Ani bir polis baskınında ne yapabilirlerdi merak ettim açıkcası. “Burası neresi?” diye sordum.Adam yürümeye başladı. Yavaş yavaş, sanki hava onu engelliyor gibi... İstemeden peşinden gittim. “Burası babanın çalıştığı yer.”Bir kapıdan geçtik. Paslı, neredeyse üzerimize yıkılacak kolonların arasından... İçerisi nispeten daha genişti. Masalar vardı, üzerinde dosyalar, silahlar, paralar. İnsanlar çalışıyordu, Sessizce. Emir beklemeden. Tanrı'ya yalvarır gibi.“Babam burada değildi” diyebildim sadece “O böyle işlere girmezdi.” Adam durdu. Bana döndü yavaşça. Burada saniyeler saat gibi geçiyordu sanırım, sıkıcıydı. “Baban senin sandığın gibi bir adam değildi. ”Bir dosyayı masadan aldı, öylece önüme koydu. Açmadı. “Bize bilgi taşıdı. İnsan taşıdı. Kapılar açtı..” diye devam etti.“Ve bir gün durdu.” çenem kasılıyordu. İstedikleri şeyi anlamıştım az çok. “Ben onun hatasını düzeltmem.” Adam hafifçe başını salladı.“Hayır.” sesinde garip bir sakinlik vardı. “Onun işini bitireceksin.” O anda fark ettim, Bu bir teklif değildi.Bu, çoktan verilmiş bir karardı. Adam sesi alçaltarak konuştu. “Annen hâlâ aynı evde... Kardeşin hâlâ aynı okulda.” Kan beynime sıçradı, masaya doğru sert adımlarla yaklaştım. “Onlara dokunursan—" “Dokunmayız.Sen doğru durursan...” Sessizlik çöktü.“İlk iş basit” diye devam etti. “Gözlem. Taşıma. Dinleme.” etrafımdaki insanlara baktım. Kimse bize bakmıyordu. Kimse bizimle ilgilenmiyordu. Sanki çoktan buraya aitmişim gibiydi.“Hayır.” diyebildim sadece. Karşımda sevimsizce gülümsedi.Bu kez daha soğuktu.“Baban da öyle demişti.” içimden bir şeyler koptu O an. Bu kapıdan içeri giren biri, aynı kişi olarak çıkmazdı.
...
Adam masanın kenarına yaslandı. “İş yarın gece. Bir depo...” başımı kaldırdım. “Ne deposu?” Adam gözünü kaçırmadı. “İnsan.” O kelime havada asılı kaldı.İstemsizce yüzüm gerildi. “Hayır.” Oda sessizleşti. Klavyelerin tıkırtısı durdu. Birileri başını kaldırdı ama bakmadı. “Silah taşırsın sandım.” diye devam etti. “Kapı açarsın sandım.” masaya yaklaştım. İçimdeki öfke harlanıyordu. “Ben kimseyi satmam.” Öylesine omuz silkti. “Satmak değil.” dedi. Fazla kendinden emin bir ses tonuyla devam etti. “Devretmek.” Babamın böyle işlere bulaşmış olması, daha kötüsü beni de alet etmesi sinir bozucuydu. yumruğumu masaya vurdumDosyalar sıçradı. “Benim babam bunun için mi öldü?” diye bağırdım. Sesim odada yankılandı. “Çocukları kamyonlara doldurmak için mi?” Adamın yüzü ilk kez sertleşti. “Sesini alçalt.” bakışlarında hiçbir duygu kırıntısı yoktu. “Burası senin ahlakını tartışacağın yer değil.” bir adım daha attım. “Beni buna sokamazsınız!” Bir anlık sessizlikten sonra adam başını yana çevirdi. “Tutun.” Her şey bir anda oldu. İki adam arkadan atladı. Refleksle dirsek attım, biri yere serildi. Diğeri boğazıma sarıldı. Dengemi kaybettim, duvara çarptım. Yumruklar indi. Sert, ezbere, alışkanlıkla.yere düştüm ama kalktım. Birini yakasından çekip kafasını masaya vurdum. Kan sıçradı. Oda karıştı.Ama sayıları fazlaydı.Bir cop sırtınma indiğinde Nefesim kesildi. Dizlerim çöktü. Bir tekme daha.Yere kapandığımda kulaklarım çınlıyordu.Adam yanıma çöktü. Sesi sakindi. “Bak” dedi sakince. “Biz seni seçmedik. Baban seçti.”Ağzımdaki metalik tat midemi bulandırdı, kanı tükürdüm.“Ben… sizin köpeğiniz değilim.”Adam başını salladı.“Değilsin. Bizim silahımızsın.” Ayağa kalktı. “Yarın gece...” diye ekledi.“Gelmezsen sevdiklerini senin yerine getiririz.” ilk kez nefretimin yönü netleşmişti.