Seungmin'in dudaklarının kenarında ince, anlamlı bir gülümseme belirdi. Sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı ve gözlerini benden ayırmadan konuştu.
Seungmin: Alışık olmadığın bir düzen, değil mi? Ama burada her şeyin bir düzeni var. Senin gibi bir yabancının bu düzene uyum sağlaması zaman alır.
Parmaklarıyla masanın yüzeyine hafifçe vurdu. Her dokunuşta, masanın üzerinde küçük, parlayan halkalar oluşuyor ve kayboluyordu.
Seungmin: Ama şunu anlamalısın, Taehyun. Sana müdahele ediyor olmamız, seni kontrol etmek istediğimizden değil. Seni korumak istediğimizden. Bu dünya, farkında olmadığın kadar tehlikeli.
Taehyun: Peki ya kendimi korumayı öğrenirsem? O zaman bana karışmayı bırakır mısınız?
Seungmin kaşlarını kaldırdı. Gözlerinde hafif bir şaşkınlık, ardından gelen bir merak parıltısı vardı.
Seungmin: Kendini mi koruyacaksın? Gücün yok, Taehyun. Bu dünyada gücü olmayan birinin hayatta kalma şansı... sıfıra yakın.
Taehyun: Ama güç her şey değil. Bildiğim kadarıyla öyleydi.
Seungmin: Burada öyle.
Taehyun: Eğer güç her şey ise ben sadece aranızda olan bir parazitim...
Seungmin: Seni parazit olarak gören varsa, onunla ben konuşurum. Sen buradasın çünkü ben öyle istedim. Ve benim istediğim şey... parazit değil, misafirdir.
Sesi düşük, tehlikeli bir sakinlikteydi. Ama sonra, beklenmedik bir şey oldu. Hafifçe güldü. Soğuk değil, gerçek bir gülümsemeydi bu.
Ayağa kalktı ve masanın etrafından dolaşarak bana doğru yürüdü. Her adımda yer çekimi ağırlaşıyor gibiydi. Önünde durdu, başını hafifçe eğdi ve gözlerinin içine baktı.
Seungmin: Sana bir şey söyleyeyim mi, Taehyun? Bu evrende herkesin bir gücü var. Ama herkesin bir zayıflığı da var. Senin gücün yok belki... ama zayıflığın da yok. Bu, seni diğerlerinden daha tehlikeli yapar.
Taehyun: Tehlikeli mi?
Seungmin: Evet. Çünkü hiçbir şeyi kaybetmekten korkmayan bir insan, her şeyi yapabilir.
Taehyun: Bir şeylerden korkmadığımı nereden çıkardın? Benliğimi kaybetmekten korkarım ben mesela.
Çünkü biliyordum ki kaybedecek çok şeyim vardı. Kendi benliğimi, anılarımı, ait olduğum yeri...
Seungmin başını hafifçe yana eğdi, gözlerini kıstı. Sanki zihnimi okuyormuş gibiydi.
Seungmin: Kaybetmekten korkuyorsun, değil mi? Ama burada kaybedeceğin şeyler farklı. Bu dünyada kim olduğun değil, ne olduğun önemli. Ve sen... sen hiçbir şeysin.
Taehyun: Bunu hatırlatıp durmasak mı? Moralimi bozuyor...
Seungmin: Sana sürekli "hiçbir şeysin" demek yerine, belki sana "henüz bir şey değilsin" demeliyim. Çünkü burada geçirdiğin her gün, seni bir şey yapacak. İster istemez.
Taehyun: Yani... burada kalırsam, bir gün bana da bir güç mü verilecek?
Seungmin: Hayır. O ihtimal yok. Ama burada kalırsan, gücü olmayan birinin nasıl hayatta kalabileceğini öğreneceksin. Ve bu evrende bir ilk olacak. Çünkü bu evrende gücü olmayan tek kişi sensin.
Sanırım bundan zevk alıyor... diyecek sözüm yok. Sadece biraz... gururumu ve moralimi kırıyor ama... neyse.
Seungmin sözlerini bitirdi ve arkasını döndü. Kapıya doğru yürürken omzunun üzerinden sana son bir bakış attı.
Seungmin: Jisung seni bekliyor. Sakın onu bekletme. Sabırsızdır.
Kapı kapandığında, yalnız kaldım. Nefesimi tuttuğumu fark ettim ve derin bir nefes aldım. Biraz sonrasında içeri Jeongin geldi.
Jeongin: Seni Jisung'un laboratuvarına bırakmam söylendi. Hadi gidelim.