Seungmin: Bang Chan, sen ne düşünüyorsun?
Bang Chan başını kaldırdı. Gözleri benimle buluştu. İçinde bir ağırlık vardı, sanki dünyanın tüm ışıklarını taşıyordu.
Bang Chan: Bu dünyaya ait olmayan biri... Işıklar onun etrafında farklı dans ediyor. Normalde her şeyi aydınlatırım, ama onun gölgesi kendi kurallarına göre hareket ediyor. Bu ilginç.
Jeongin: Yani ne demek istiyorsun?
Bang Chan: Yani Taehyun, bu dünyanın kurallarına tam olarak uymasa da, kendi içinde bir denge taşıyor.
Seungmin: Doğru. Ben her şeyi görürüm, her zamanı bilirim. Ama Taehyun'un geleceği... bulanık. Bu benim için hem endişe verici hem de merak uyandırıcı.
Minho: O zaman ne yapacağız? Onu bir hafta boyunca Jisung'la mı bırakacağız?
Seungmin: Hayır. Taehyun bu hafta boyunca hepinizle vakit geçirecek. Her birinizden bir şey öğrenecek. Bu dünyayı tanıması gerekiyor.
Jisung yanıma geldi ve omzuma hafifçe dokundu.
Jisung: İlk gün bana ait. Laboratuvara gel, enerjini daha detaylı analiz etmem gerek.
Jeongin: Dikkatli ol Jisung. Onu deney faresine çevirme.
Jisung: Merak etme. Sadece biraz test, biraz soru. Taehyun'un rahat olması lazım.
Gülümsemeye çalıştım ama dudaklarım titriyordu. Jisung bunu fark etti ve sesini yumuşattı.
Jisung: Bak, korkman çok doğal. Ama burada sana zarar vermeyeceğiz. Hatta... belki eğleniriz bile.
Felix: Eğlenmek mi? Jisung, bu ciddi bir mesele.
Jisung: Ciddiyet her zaman iyi değildir Felix. Bazen en iyi çözümler kahkahaların arasında doğar.
Changbin ayağa kalktı ve bana doğru bir adım attı. Uzun boyu ve geniş omuzlarıyla oldukça etkileyici duruyordu.
Changbin: Ben senin koruman olacağım. Bu hafta boyunca nereye gidersen git, ben arkanda olacağım.
Taehyun: Teşekkür ederim... ama gerçekten gerekli mi?
Changbin: Seungmin öyle dedi. Ve Seungmin'in sözleri burada kanundur.
Hyunjin kıkırdadı. Elini saçlarında gezdirdi ve bana süzdü.
Hyunjin: Changbin çok ciddi, değil mi? Rahat ol. Eğer birisi sana saldırmaya kalkarsa, Changbin onu havaya uçurur.
Changbin: Havaya uçurmak biraz abartılı ama... evet, seni koruyacağım.
Sonra herkes dağılmaya başladı. Ve... Seungmin'le birlikte baş başa kaldım. Elimden geldiğince gözlerimi kaçırıyordum. Çünkü nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum...
Çünkü kimse bu zamana kadar nasıl davranmam gerektiğini söylememişti. Fakat artık her şeyim yönetiliyordu...
Gökyüzü hâlâ kırmızıydı. Ama bu sefer o renk, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda bir başlangıcın habercisi gibiydi.
Seungmin, masanın başında oturuyordu. Elleri önünde kavuşmuş, gözleri üzerimdeydi. Diğerleri odadan çıkmıştı ama onun bakışları hâlâ oradaydı. Sanki zamanı durdurmuş ve beni o anın içine hapsetmişti.
Seungmin: Rahat ol. Sana zarar vermeyeceğimi söylemiştim.
Taehyun: Biliyorum...
Seungmin: O zaman sorun ne?
Taehyun: Daha önce hiç kimse bana karışmamıştı, ya da nasıl davranacağımı söylememişti. Şimdi... ne yapacağımı bile siz belirliyorsunuz. Ve ben böyle bir duruma hiç alışık değilim...