Epeyce bir yol yürüdükten sonra sonunda laboratuvara geldik.
Jisung'un laboratuvarı, gece gördüğümden daha da büyüleyiciydi. Ortada, üzeri garip aletler ve parlayan sıvılarla dolu şişelerle kaplı büyük bir masa vardı.
Jeongin beni kapıya bıraktı, "Jisung, getirdim," dedi ve arkasını dönüp gitti. Kapının kapanmasıyla birlikte laboratuvarın içindeki sessizlik daha da belirginleşti.
Jisung, masanın başında duruyor, elinde küçük, kristal bir küreyle oynuyordu. Başını kaldırdı ve bana gülümsedi. Bu seferki gülümsemesi daha samimiydi, sanki gerçekten yardım etmek istiyordu.
Jisung: Gel, gel. Korkma. Burada kimse seni deney faresi yapmayacak. Sadece... seni biraz tanımak istiyorum. Hem de senin için iyi olacak bu.
Masaya yaklaştım. Jisung, masanın karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Oturdum. Ellerimi masanın üzerine koydum ama hemen çektim; yüzey buz gibiydi.
Jisung: Öncelikle, enerjini tekrar okumam gerek.
Jisung, iki elini masanın üzerinde, benim ellerimin hemen yanına koydu. Gözlerini kapattı. Birkaç saniye sonra, masanın yüzeyi ısınmaya başladı. Kristal küre parlamaya, havadaki metal halkalar daha hızlı dönmeye başladı.
Sonra, masanın tam ortasında, benim enerjimi temsil eden o tuhaf renkler belirdi: koyu mor, neredeyse siyah ve içinden geçen incecik altın sarısı damarlar.
Jisung'un gözleri parladı. O renkleri görünce heyecanla eğildi, sanki bir hazine bulmuş gibiydi.
Jisung: İşte bu... bu gerçekten inanılmaz. Bu enerji hiçbir kayda geçmemiş. Tamamen yeni bir frekans. Sana bir şey sorabilir miyim, Taehyun?
Taehyun: Buyur...
Jisung: Kendi dünyanda... nasıl biriydin? Sıradan mıydın? Özel mi?
Soru beni şaşırttı. Kimse bana kendi dünyamı sormamıştı. Hepsi sadece bu dünyaya nasıl geldiğimi, ne olduğumu merak ediyordu. Ama Jisung... o benim kim olduğumu merak ediyordu.
Taehyun: Sıradandım sanırım. Okula gidiyordum, arkadaşlarım vardı, ailem... sıradan bir hayat.
Jisung: Peki mutlu muydun?
Soru göğsüme saplandı.
Gözlerim Jisung'un yüzüne takıldı. Soru çok basit görünüyordu ama içimde fırtınalar koparmıştı. Mutlu muydum? Ne demek mutlu? Sıradan bir hayat, sıradan insanlar, sıradan hisler... belki de mutluluk dediğim şey sadece alışkanlıktı.
Jisung başını eğdi, benim sessizliğimi yanlış yorumlamadı. Sadece bekledi.
Jisung: Anladım. Yani cevap vermek istemiyorsun. Sorun değil. Zaten enerjin her şeyi söylüyor zaten. Havan değişti.
Başımı kaldırdım, gözlerimdeki belirsizliği gizlemeye çalışarak.
Jisung masanın etrafında dolaşırken eliyle havada bir çizgi çizdi. Işık çizgiyi takip etti ve havada asılı kaldı.
Jisung: Bak, enerjin ilk geldiğinde koyu mordu. Ama şimdi...
İşaret ettiği yerde ışık yavaşça değişmeye başladı. Mor, giderek daha solgun bir tona dönüştü. Kenarlarında mavi ve gri karışımı ince dalgalanmalar belirdi.
Jisung: Biraz hüzün. Biraz özlem. Ve sanırım... biraz da kırgınlık. Ama sadece kendine karşı.
Jisung, masaya oturdu, karşıma geçti ve gözlerime baktı.
Jisung: Sana burada kalıcı bir kimlik yaratacağım. Ama bunun için seninle ilgili her şeyi bilmem lazım. Geçmişin, anıların, korkuların... en önemlisi de gerçekten ne istediğin.
Taehyun: Ne istediğimi bilmiyorum ki.
Jisung: O zaman öğrenelim. Ama bugünlük bu kadar yeter. Fazla zorlamayalım.
Jisung ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüdü. Kapıyı araladı, dışarıda Changbin duruyordu. Kolları göğsünde kavuşmuş, duvara yaslanmış, bekliyordu.
Changbin: Bitti mi?
Jisung: İlk gün tamamlandı. Taehyun'u odasına götürebilirsin.
Changbin başını salladı ve bana döndü. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde garip bir sıcaklık vardı.
Changbin: Gel. Odan hazırlandı.
Arkasından yürüdüm. Koridorlar uzun ve sessizdi. Adımlarım taş zeminde yankılanıyordu. Changbin hiç konuşmadı, sadece yürüdü. Ama yanımda olması garip bir güven veriyordu.
Birkaç kat yukarı çıktıktan sonra, koridorun sonunda küçük bir kapıya geldik. Changbin kapıyı açtı ve içeri girmemi işaret etti.
Changbin: Burası senin odan. Basit ama rahat. Pencereden gökyüzünü görebilirsin. Kırmızı saatte dışarı çıkma, tamam mı? Acil bir durum olursa bana haber ver. Hemen yan odadayım.
Odaya girdim. Küçük, sade ama temizdi. Tek bir yatak, bir masa, bir sandalye.