Hyunjin: Changbin, Felix'in peşinden gitti. Ben de sana bakmakla görevlendirildim.
Taehyun: Bana bakmak mı? Biri beni mi izleyecek?
Hyunjin: Öyle söylenebilir. Ama rahat ol, seni kafese kapatmayacağız. Sadece... Seungmin, herkesin bir görevi olduğunu düşünüyor. Ve benim görevim, sana bu dünyanın inceliklerini öğretmek.
Gözleri kumaş parçasına kaydı. Onu havaya kaldırdı. Kumaş, Hyunjin'in elinde titremeye başladı ve bir anda havada asılı kaldı. Rengi değişti; önce mavi, sonra yeşil, ardından altın sarısı oldu.
Hyunjin: Bu, bir kimlik kılıfı. Senin enerjini gizlemek için kullanılabilir. Jisung'un laboratuvarından aldım. Denemek ister misin?
Tereddüt ettim. Ama Hyunjin'in gözlerinde bir şey vardı; belki de gerçekten yardım etmek istiyordu. Başımı salladım.
Kumaş havadan indi ve omuzlarıma yerleşti. Hafif, ipek gibiydi. Ama dokunduğu anda tüm vücuduma yayılan bir serinlik hissettim. Sanki bir örtü beni sarmış gibiydi.
Hyunjin: Güzel. Şimdi enerjin daha az belirgin. Ama tamamen kaybolmadı. Sadece kısa bir süre için işe yarar. Yeter ki seni takip edenler şaşırsın.
Taehyun: Teşekkür ederim... Ama neden bana yardım ediyorsun? Daha birkaç gün önce bana şüpheyle bakıyordun.
Hyunjin başını hafifçe eğdi. Dudaklarında ince bir tebessüm belirdi.
Hyunjin: Çünkü şüphe, her zaman düşmanlık değildir. Bazen sadece dikkatli olmaktır. Ama seni tanıdıkça... farklı olduğunu görüyorum. Tehlikeli değil, sadece kayıp.
Kelimeler boğazımda düğümlendi. "Kayıp" kelimesi, bana gerçekten ait olduğumu hissettiren ilk sözcüktü. Belki de bu dünyada gerçekten kayıp olmak, bir yere ait olmaktan daha doğal geliyordu bana.
Bir süre sessizlik içinde kaldık. Hyunjin'in sözleri odanın içinde yankılanıp kaybolurken, ben hâlâ omzuma yerleşen kumaşın hafifliğini hissediyordum. Serinliği vücuduma yayılırken, sanki görünmez bir kalkan beni sarmış gibiydi.
Hyunjin: Nasıl hissediyorsun?
Taehyun: Garip. Sanki birisi beni örtüyle saklamış gibi. Ama iyi bir şekilde.
Hyunjin: O zaman iyi. Çünkü bu kumaş sadece enerjini değil, aynı zamanda varlığını da bulanıklaştırıyor. Seni takip edenler, seni gözden kaybedebilir. Ama uzun süreli değil. En fazla birkaç saat.
Uzaktan Jeongin'in geldiğini gördüm, gözü kumaştaydı.
Jeongin: Kimlik kılıfı mı? Jisung'un işi mi?
Hyunjin: Evet. Geçici bir çözüm.
Jeongin başını salladı, ama gözlerinde bir şey vardı. Sanki onaylamıyordu.
Jeongin: Taehyun, bu kumaş seni saklasa da, asıl sorunun ne olduğunu unutma. Seni asıl tehlikeye atan, kim olduğun değil, ne olduğun. Ve bu kumaş, o gerçeği değiştirmiyor.
Sözleri keskin gelmişti, ama doğruydu. Hyunjin ise Jeongin'e döndü.
Hyunjin: Biliyorum. Ama şimdilik ona biraz nefes alması için zaman tanımalıyız.
Jeongin derin bir nefes aldı. Sonra bana döndü. Yüzü yumuşamıştı, ama gözlerinde o ciddiyet hâlâ vardı.
Jeongin: Taehyun, seni uyarmak için geldim. Seungmin, Karanlık Evren elçisini araştırıyor. Ama bulduğu şeyler... pek iç açıcı değil.
Taehyun: Ne buldu?
Jeongin: Elçinin sadece bir haberci olmadığını. Aynı zamanda bir toplayıcı olduğunu. Hiçbir evrene ait olmayanları toplar ve Karanlık Evren'e götürür. Ama götürdükleri... orada yaşamazlar. Enerjileri emilir ve yok olurlar.
Hyunjin: Bu doğru mu? Seungmin buna inanıyor mu?
Jeongin: Seungmin, zamanı okuyabilir. Gelecekteki olasılıkları görebilir. Ve Taehyun'u Karanlık Evren'e giderken gördü. Ama sonrası... boşluk. Hiçbir şey yok. Sanki Taehyun hiç var olmamış gibi.
Donup kalmıştım. Sözler zihnimde yankılanıyordu. Karanlık Evren'e gidersem, yok olacağım. Ama burada kalırsam, evren beni reddedecekti. İki yol da ölüme çıkıyordu.
Hyunjin: O zaman ne yapacağız?
Jeongin: Seungmin bir plan üzerinde çalışıyor. Ama zamana ihtiyacı var. Taehyun, bu kumaşı kullan ve saklan. Kimseye görünme. Anladın mı?
Başımı salladım. Söyleyecek söz yoktu. Jeongin'in söyledikleri aklımda dönüp duruyordu.
Jeongin arkasını döndü ve hızla uzaklaştı.