İçeriğe geç

Başka Bir Evrende

Bölüm 18 · 2 dk okuma

Başka Bir Evrende

Bölüm 18

Ait Olmak

Taehyun: Ne olmak istediğimi bana bırakıyorsunuz ama benim olmak istediğim şeyler imkansız denecek kadar uzak...

Seungmin'in gözleri bir an parladı. Sessizlik, odanın cam duvarlarında yankılanan bir çınlamaya dönüştü. Sonra hafifçe güldü, ama bu kez alaycı değil, gerçekten merakla karışık bir gülümsemeydi.

Seungmin: İmkânsız mı? Bu evrende imkânsız diye bir şey yoktur, Taehyun. Sadece henüz gerçekleşmemiş şeyler vardır.

Pencereden içeri sızan kızıl ışık, yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Diğer yarısı gölgede kalmıştı.

Seungmin: Söyle bakalım. Ne olmak istiyorsun da imkânsız diyorsun?

Taehyun: Hayallerim biraz çocuksu gelebilir sana. Anlatsam da anlayabilecek misin emin değilim...

Seungmin başını hafifçe yana eğdi. Gözlerinde o her zamanki derinlik vardı, ama bu sefer içinde bir kıvılcım geziniyordu.

Seungmin: Dene. Belki anlarım, belki anlamam. Ama sen söylemeden kimse bilemez.

Derin bir nefes aldım. Kelimeler boğazımda düğümleniyordu. Bu dünyada herkesin güçleri, yetenekleri vardı. Benim ise sadece... hayallerim. Ama... konuşamadım...

Taehyun: Sanırım... anlatmak istemiyorum. Hazır değilim. Biraz dinlenmek istiyorum...

Gözlerim Seungmin'in üzerinde bir süre daha asılı kaldı. Söyleyeceklerim boğazımda düğümlenmişti. İmkânsız dediğim şeyi dudaklarımdan dökemeyecek kadar korkaktım belki de.

Ya da söylersem gerçekten imkânsız olacağından korkuyordum...

Seungmin başını hafifçe salladı. Sesi ne kırgındı ne de kızgın; sadece anlayışlıydı.

Seungmin: Olur. Dinlen. Ama bil ki, Taehyun... İmkânsız dediğin şeyi ne zaman anlatmaya hazır olursan, buradayım. Zaman benim elimde. Bekleyebilirim.

Ayağa kalktığımda kapı açıldı. Changbin içeri girdi.

Changbin: Geldim. Hadi gidelim.

Sessizce arkasından yürüdüm. Koridorlar yine uzun ve sessizdi. Odama vardığımızda sadece içeri girdim ve kapıyı kapattım.

Yatağıma uzandım ve sadece tavana baktım. İçimden hiçbir şey yapasım gelmiyordu... Hayallerimin imkansız olmasının yanı sıra herkese karşı bir kırgınlık hissediyordum.

Herkes güçlerini severken bana iyi hissettirmek için yalan söylüyorlarmış gibi geliyordu... Hepsinin güçlerini sevdiğini biliyordum, ya ben?

Ben tamamen dışlanmışlık hissiyle kaplıydım... Bu ruhsal çöküşümün ağırlığıyla bir süre sonra uyuyakaldım...

Uyandığımda odanın içi loştu. Gökyüzü yine o tanıdık kızıl tonlarına bürünmüştü. Kaç saat uyuduğumu bilmiyordum. Yatağa oturup ellerime baktım. Felix'in verdiği taş hâlâ avucumdaydı. İçindeki altın damarlar yavaşça parlıyordu.

Kapıya hafif bir vuruş geldi. Bu seferki ses daha yumuşaktı, sanki içerideki kişiyi rahatsız etmek istemiyor gibiydi.

"Taehyun? Uyanık mısın?"

Felix'in sesiydi. Kapıyı açtım. Felix elinde küçük bir tepsiyle duruyordu. Üzerinde bir kase çorba ve ekmek vardı.

Felix: Changbin senin yemek yemediğini söyledi. Biraz bir şeyler yemelisin.

Taehyun: Aç değilim... ama sağol.

Tepsiyi masaya bıraktı. Gözleri beni süzdü, endişeliydi.

Felix: İyi görünmüyorsun. Ne oldu? Seungmin'le konuşman mı seni bu kadar etkiledi?

Taehyun: Bir şeyim yok... Biraz yorgunum sadece...

Felix: Yorgunluk değil bu, Taehyun. Gözlerinde bir şey var. Sanki... bir şeyleri saklıyorsun.

Başımı iki yana salladım. Ama sözlerim yalan kokuyordu, bunu ben de biliyordum. Fakat hislerimi söyleyebilecek kadar cesaretli değildim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.