Seungmin: Elçi bir hafta sonra gelecek. Ama ben sana farklı bir teklif yapmak istiyorum. Eğer kalmak istersen... seni bu evrenin bir parçası yapabiliriz. Ama bu, her şeyini bırakman anlamına gelir. Eski dünyanı, anılarını, kim olduğunu... unutman gerekir.
Taehyun: Yani... kendimi yeniden mi yaratmalıyım?
Seungmin: Evet. Ve bu, şu ana kadar yapacağın en zor şey olabilir.
Sessizlik çöktü. Gökyüzünde kızıl bulutlar yavaşça hareket ediyordu. Sanki şehir bile nefesini tutmuş, cevabımı bekliyordu.
Taehyun: Eğer kabul edersem... hala ben olacak mıyım?
Seungmin: Sen, her zaman sen olacaksın. Ama kim olduğunu seçme şansın olacak.
Bu cümle, içimde daha önce hiç hissetmediğim bir şeyi uyandırdı. Umut mu? Korku mu? Yoksa ikisinin arasında bir yerde, tarif edemediğim bir duygu muydu?
Gözlerimi Seungmin'den ayırmadan konuştum.
Taehyun: Peki ya seçtiğim kişi, buradakilerle uyuşmazsa? Ya seçtiğim kimse, sizin beklediğiniz gibi olmazsa?
Seungmin başını hafifçe eğdi. Dudaklarında o ince, anlaşılması zor gülümseme belirdi.
Seungmin: Biz senin ne olmanı beklediğimizi söylemedik ki. Senin kendi olmanı bekliyoruz. Sadece... gerçekten kim olduğunu keşfetmen için sana bir şans veriyoruz.
Parmaklarını havada gezdirirken zamanın kendisi sanki onun hareketlerine cevap veriyordu.
Seungmin: Biliyor musun, Taehyun? Bu evrende herkes bir güçle doğar. Ama çoğu insan o gücün ne olduğunu asla keşfedemez. Çünkü onlara ne oldukları söylenir, kim olabilecekleri değil. Sen ise... sıfırdan başlıyorsun. Bu bir lanet olabilir, ama aynı zamanda eşsiz bir hediye de.
Taehyun: Hediye mi? Hiçbir şeyim olmaması mı?
Seungmin: Hiçbir şeyin olmaması, her şey olabileceğin anlamına gelir. Tıpkı boş bir tuval gibi. Üzerine ne çizmek istersen, onu çizebilirsin.
Derin bir nefes aldım. Seungmin'in sözleri kafamın içinde yankılanıyor, daha önce hiç düşünmediğim ihtimalleri aydınlatıyordu.
Taehyun: Peki... nasıl başlayacağım? Kim olduğumu nasıl seçeceğim?
Seungmin ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü. Kızıl gökyüzüne bakarken, profili keskin hatlarla belirginleşti.
Seungmin: Her şeyden önce, ne istediğini bilmelisin. Sadece burada kalmak mı istiyorsun, yoksa ait olmak mı? Çünkü kalmak ve ait olmak aynı şey değil.
Taehyun: Ne farkı var?
Seungmin: Kalmak, varlığını sürdürmektir. Ait olmak ise... bir parçası olmaktır. Bu evrenin, bu insanların, bu şehrin. Seni kabul etmeleri değil, senin onları kabul etmen. Ve en önemlisi, senin kendini kabul etmen.
Sessizlik yeniden çöktü. Seungmin'in sözleri ruhumun derinliklerine işliyordu. Kendimi kabul etmek... Bunu hiç düşünmemiştim. Hep kaçmıştım.
Önce kendi dünyamdan, sonra bu dünyaya geldiğimde de gerçeklerden...
Taehyun: Peki ya kendimi kabul edemezsem?
Seungmin bana döndü. Gözlerinde, zamanın tüm ağırlığını taşıyan bir derinlik vardı.
Seungmin: O zaman burada kalsan bile, hep yabancı olacaksın. Ve yabancı olanlar... er ya da geç yok olurlar.
Sözleri sertti ama içten geliyordu. Bir uyarı değil, bir gerçekti bu.