Minho: O zaman ona gerçek bir kimlik vermeliyiz. Jisung, ne kadar süren var?
Jisung: En az bir hafta daha. Ama... eğer Taehyun'un enerjisiyle daha fazla çalışırsak, belki iki güne kadar düşürebiliriz. Ama riskli.
Seungmin: Ne tür bir risk?
Jisung: Eğer enerjisini çok hızlı manipüle edersek, evren onu daha erken fark edebilir. Bu, onu daha da tehlikeli bir hedef haline getirir.
Elçi, pusulayı tekrar cebine koydu. Ellerini birleştirdi ve bana doğru bir adım attı. Gözleri, karanlığın ta kendisiydi.
Elçi: Taehyun. Sana bir hafta süre tanıyorum. Bir hafta sonra geri geleceğim. O zamana kadar kararını vermiş ol. Gelip benimle gelmeyi seçersen, Karanlık Evren'in kapıları sana açık olacak. Ama burada kalıp kendi şansını denemeyi seçersen... bil ki, seni tekrar görmeyeceğim. Çünkü boşluk, bir kere çağırdı mı, geri dönüşü olmaz.
Elçi arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü. Her adımda, yerlerde hafif koyu izler kalıyordu. Kapı kapandı. Ve o an, odadaki ağır hava biraz olsun dağıldı. Ama içimde oluşan o ağırlık hala oradaydı.
Bir hafta... bir hafta içinde hayatımı değiştirecek bir karar vermek zorundaydım. Ya burada kalacaktım, ya da hiç bilmediğim bir evrene gidecektim. Ama içimden bir ses hala "hiçbir yere ait değilim" diye fısıldıyordu.
Seungmin: Taehyun, yarın Jisung'la çalışmaya devam edeceksin. Ama bu sefer, sana yardım etmesi için Minho'yu da görevlendiriyorum. Zihinlerle çalışabiliyor. Belki anılarına erişerek, nereden geldiğini ve neden burada olduğunu hatırlamana yardımcı olabilir.
Ertesi sabah Minho'nun odama gelmesiyle uyandım. Gözlerimin altındaki morluklar uykusuz geçen bir geceyi ele veriyordu. Karanlık Evren elçisinin teklifi zihnimde dönüp duruyordu.
Minho: Hazır mısın? Jisung bizi bekliyor. Bugün birlikte çalışacağız.
Taehyun: Anılarıma mı gireceksin? Ya hoşuma gitmeyen şeyler görürsen?
Minho'nun dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.
Minho: Anılarla çalışmaya alışığım, Taehyun. Ama onlara sadece rehberlik edeceğim. Seninle birlikte keşfedeceğiz.
Laboratuvara vardığımızda Jisung zaten hazır bekliyordu. Ortada iki sandalye vardı, karşılıklı yerleştirilmiş. Aralarında ise Felix'in küresine benzer ama daha küçük, parlayan bir kristal duruyordu.
Jisung: Bugün farklı bir yöntem deneyeceğiz. Minho, ellerini Taehyun'un şakaklarına koyacak. Ben de kristal aracılığıyla enerji akışını dengeleyeceğim. Ama Taehyun... bu acı verici olabilir. Çünkü bastırılmış anılar bazen direnir.
Oturdum. Derin bir nefes aldım. Minho arkama geçti. Ellerini şakaklarıma koyduğunda, teni soğuktu. Ama kristal ısınmaya başladı.
Minho: Gözlerini kapat. Ve ne görürsen gör, sakın korkma. Ben buradayım.
Taehyun: Tek bir şartım var. Gördüklerimi hatırlamak istemiyorum. Ve ne olursa olsun bana geçmişimle ilgili bir şey söylemeyin. Olur mu? Kendi geçmişimde ne olduğunu bilmek istemiyorum...
Minho'nun parmakları şakaklarımda hafifçe titredi. Kristalden yayılan ısı yüzüme vururken, bir an tereddüt ettiğini hissettim. Ama sonra sesi geldi; yumuşak, anlayışlı.
Minho: Söz. Gördüklerimi sana anlatmayacağım. Sadece enerjini dengelemene yardım edeceğim. Ama Taehyun... bil ki, sakladığın her şey bir gün yine de yüzeye çıkar. Bunu hazırlıklı ol.
Başımı hafifçe salladım. Gözlerimi kapattım. Kristalin ışığı göz kapaklarımın ardından kızıl bir parıltı olarak sızıyordu.
Minho'nun elleri biraz daha bastırdı. İlk başta hiçbir şey olmadı. Sadece karanlık. Muhtemelen kendi anılarımı görmek istemediğim için göremiyordum...