Toplantı dağıldığında, gece iyice ilerlemişti. Gökyüzü yine o koyu kırmızı tonlarına bürünmüştü. Changbin beni odama kadar eşlik etti.
Changbin: Bu gece kapının önünde nöbet tutacağım. Eğer bir şey olursa bağır.
Taehyun: Gerçekten gerekli mi?
Changbin: Seungmin öyle istedi. Ve ben de öyle istiyorum. Sen... önemlisin, Taehyun. Farkında mısın bilmiyorum ama burada kimsenin seni kaybetmek istemediği bir gerçek.
Söyleyecek söz bulamadım. Sadece başımı salladım ve odama girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz, yatağa oturdum ve Felix'in verdiği taşı avucuma aldım. Hafifçe ısıtıyordu. İçindeki altın damarlar sanki benimle birlikte nefes alıyor gibiydi.
Sabah olduğunda, kapı çalındı. Ama bu sefer farklıydı. Kapıyı açtığımda karşımda Minho duruyordu. Yüzünde her zamanki o gizemli ifade yoktu. Daha ciddiydi.
Minho: Jisung seni bekliyor. Ama önce seninle konuşmam gerek.
Taehyun: Ne hakkında?
Minho: İçeri girebilir miyim?
Başımı salladım. Minho odaya girdi, kapıyı kapattı ve pencereye doğru yürüdü. Bir süre dışarıya baktı. Kırmızı gökyüzü yavaş yavaş mora dönüyordu.
Minho: Dün gece Seungmin'le tekrar konuştum. Senden bahsettik.
Taehyun: Ne dedi?
Minho: Seni burada tutma kararının doğru olup olmadığını sorguluyor.
Yutkundum. İçimde bir sızı hissettim. Yine mi? Herkes beni sorguluyor, tartıyor, değerlendiriyordu. Ama gücüm yoktu. Hiçbir şey yapamazdım. Sadece bir oyuncaktım...
Taehyun: Peki... sen ne düşünüyorsun?
Minho bana döndü. Gözleri benimkilerle buluştu. O anda, onun sadece zihinleri okuyamadığını, aynı zamanda ruhları da gördüğünü fark ettim.
Minho: Ben senin burada olmanı istiyorum. Çünkü sen... farklısın. Tehlikeli değilsin. Sadece kaybolmuşsun. Ve kaybolan herkesin bir şansı hak ettiğini düşünüyorum.
Minho kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açmadan önce durdu ve omzunun üzerinden bana baktı.
Minho: Jisung seni bekliyor. Unutma, Taehyun... burada yalnız değilsin.
Kapı kapandı. Yine aynı sözler...
Baş başa kaldığım odanın sessizliği, Minho'nun sözlerinin yankısıyla doluydu. "Burada yalnız değilsin." Herkes aynı şeyi söylüyordu ama ben hâlâ o derin kuyunun dibinde tek başımaymış gibi hissediyordum. Bu sözler bana yalan gibi geliyordu...
Felix'in verdiği taşı avucumda sıktım; ısısı biraz olsun teselli veriyordu.
Birkaç dakika sonra kapı tekrar çaldı. Bu sefer Jisung'un neşeli sesi geldi.
Jisung: Taehyun! Hazır mısın? Bugün çok işimiz var!
Ama Jeongin bir anda yanımıza geldi.
Jeongin: Jisung, Seungmin seni çağırıyor. Acil.
Jisung: Ne oldu?
Jeongin: Karanlık Evren'in elçisi geldi. Kule'nin önünde. Seungmin'le görüşmek istiyor. Ve... Taehyun'u soruyor.
Changbin ve Minho da uzaktan geldiler, bizi duymuşlardır herhalde.
Minho: Onu buraya nasıl getirdiler? Kimse haber vermedi.
Jeongin: Aniden geldi. Seungmin onu ana salonda karşıladı. Senin de orada olmanı istiyor, Taehyun.
Taehyun: Beni mi istiyor? Neden?
Jeongin: Bilmiyorum. Ama Seungmin sana güvendiğini söyledi. Sakın korkma, yanında olacağız.
Hep birlikte Kule'nin ana salonuna doğru yürüdük. Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu. Felix'in verdiği taşı cebimde sıktım. Soğuktu, ama sanki bana güç veriyordu.