Sabrina kardeşlerin zihinini okumaya çalışıyordu ama ikisi de bir şarkı mırıldanıyordu. O sırada Ares geldi. "Üzgünüm. Geç kaldım." dedi nefes nefese.
"Önemli değil büyük dayı." dedi Hunter.
"Bana öyle deme." dedi Ares.
"Neden? Ne de olsa sen benim büyükbabamın oğlu değil misin? Ayrıca büyükannemin kardeşi değil misin?"
"Biliyor musunuz? Önceden emin değildim. Artık eminim. Ben sizin akraba ilişkilerinden hiç bir şey anlamadım." dedi Sky.
"Hunter'ın büyükbabası Zeus değil mi? Kızı ise Kral Arthur'un oğlu ile evlenmedi mi?" diye sordu Lucy. Herkes ona şaşkın bir şekilde bakmaya başladı. "Kusura bakmayın. Sadece kraliyet tarihi ile ilgiliyim." dedi tedirgin olduğunu belli etmeden.
"Önemli değil." dedi Hunter mutlu bir şekilde.
"Bizim kraliyet tarihi ile neden bu kadar ilgilisin?" diye sordu Rose.
"Neden ilgili olmasın?" diye sordu Hunter.
"Evet kesinlikle katılıyorum. Ne de olsa burada ayrımcılık yok diye biliyorum." dedi Suzy tedirgin bir şekilde.
"Elbette yok." dedi Rose.
...
"Sen ne yapıyorsun?" diye sordu Suzy sinirli bir şekilde.
"Özür dilerim. İster istemez cevap verdim... Beni buna sen alıştırdın." dedi Lucy üzgün bir şekilde.
"Ne ilgisi var? Ben seni nasıl alıştırmış olabilirim?"
"Bana her gün aynı soruları sorduğun için olabilir mi? Ben de refleks olarak cevap verdim."
"Her şeyin suçlusu ben miyim?"
"Ben öyle bir şey mi dedim?"
"Ama ima ettin."
"Belki de evet. Sen bana tokat atmasaydın. Buraya asla gelmeyecektik. Ben şu anda Marco ile Mason Watson' ın yanında olabilirdim." dedi Lucy ve ne söylediğini anladığı zaman ağzını kapattı.
"Marco ve Mason Watson kim?"
"Seni ilgilendirmez."
"Lucy lütfen söyler misin?"
"Kimseye söylemek yok." dedi Lucy ve Suzy tamam anlamında kafasını salladı. "Mason Watson bu çizgi filmin yaratıcısı. Marco ise bizim sınıfa yeni geldi. Marco, Mason Watson'ı tanıyor. Hatta Hunter'ı yaratmak için ilham aldığı kişi Marco."
"Senin için her şey neden bu çizgi film ile ilgili oluyor? Yani artık çizgi filmde seni buluyor."
"Evet kesinlikle. Bu harika bir şey değil mi?"
"Ayrıca Marco deyince gülümsüyorsun ve ben o gülüşü çok iyi biliyorum. 9 yaşındayken Hunter'ı gördüğün zaman da böyle gülümserdin."
"Ne ilgisi var?"
"Yakışıklı mı?" diye sordu Suzy. Lucy'nin yüzü kızardı. " Sanırım bu 'evet' demek."
"Şimdi konumuz bu değil. Bana karakterlerle ilgili sorun var mı?"
"Konuyu değiştiriyorsun ama evet var. Hunter ve Rose nasıl kuzen olabilir?"
"Kral Arthur'un iki tane oğlu varmış. Büyük oğlu Zeus'un melez kızı ile evlendi. Küçük oğlu normal bir prenses ile evlendi. Hunter ve Rose kaç nesil geçtiğini bilmiyorlar ama birbirlerine kuzen demeyi seviyorlar."
"Anladım. Peki Ares..."
"Zeus geçen sene Ares'i cezalandırdı. Bir yıllığına normal genç gibi yaşaması gerekiyordu. Sonra Ares, Rose'a aşık oldu ve bir yıl daha böyle kalmak istedi."
"Şaka yapıyorsun." dedi Suzy şaşkın bir şekilde.
"Başka sorun var mı?"
"Şimdilik yok."
"Tamam o zaman." dedi Lucy. Suzy kapıyı açtı ve tam gidecekken "Nereye gidiyorsun?"
"Dışarı gidiyorum."
"Pardon eksik sordum. Burayı bilmeden nereye gidiyorsun?"
"Merak etme sadece tuvalete gidiyorum."
"Peki tamam."
"Bir şey olmaz değil mi?" diye sordu Suzy korkak bir şekilde.
"Rahat ol. Bir şey olmaz."
"Tamam." dedi Suzy ve gitti.
Lucy ablasının yanında atamadığı kahkahayı attı. "Ne kadar da güzel kahkaha atıyorsun." dedi arkadan bir ses. Lucy arkasını döndü. Hunter'ı gördü. Domates gibi kızardığını biliyordu. "Utanmana gerek yok."
"Sen neden geldin?"
"Yemek hazır. Bu arada Suzy nerede?"
"Tuvalete gitti."
"O zaman ben gidiyorum. Siz gelirsiniz." dedi Hunter ve gitti.
"Ben ne yaptım?" diye sordu Lucy kendi kendine.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Suzy.
"Yok bir şey. Hadi gidelim. Yemek hazırmış."
"Tamam."
...
"Kızlar geliyor mu?"
"Evet anne." dedi Hunter.
"Oğlum, yanlış anlama ama sana bir şey söyleyeceğim."
"Elbette baba. Ne oldu?"
"Sen artık kralsın ve bir kralın yanına kraliçe yakışır. Tabi ki de hemen yarın olsun demiyorum..."
"Anladım baba. Ayrıca ben kraliçemi buldum."
"Harika."
O sırada kız kardeşler geldi. "Özür dileriz. Geç kaldık." dedi Lucy.
"Önemli değil." dedi Hunter.
"Bu arada kızlar size kötü bir haberim var. Yakın zamanda denize açılan gemilerde ufak bir aksilik olmuş. Aileniz bir kaç gün daha denizde olacak."
Suzy bir şey söyleyecek gibi duruyordu ama Lucy bu riski göze alamadı. "Gerçekten önemli değil. Biz alışkınız."
"Sen öyle diyorsan."
"Kesinlikle öyle."
...
"Sen ne yapıyorsun?" diye sordu Suzy.
"Bu soruyu sormaktan ne zaman vazgeçeceksin?" diye sordu Lucy bıkkın bir şekilde.
"Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlamıyorum."
"Bir kaç gün sonra 'Atalar Günü' olmalı. Yani ölümsüz olan atalar ve ölümlü olan ataların ruhları gelir."
"NE!" diye bağırdı Suzy ve Lucy onun ağzını kapattı.
"Şimdi sen ne yapıyorsun?"
"Ne dediğinin farkında mısın?"
"Buradaki en tuhaf şey biz değiliz. Neden böyle dediğimi daha iyi anladın mı?"
"Evet kesinlikle." dedi Suzy korkak bir şekilde.
"Merak etme ruhlar seni yemez. Ayrıca bizim o günden önce başka bir boyuttan geldiğimizi söylememiz lazım."
...
Hunter dışarıda öylesine yürürken yanına Ares geldi. "Sen bu saatlerde dışarıya çıkmazdın. Ne oldu?" diye sordu.
"Ares sana bir şey soracağım." dedi Hunter ve Ares tamam anlamında kafasını salladı. "Rose'a aşık olduğunu ne zaman anladın?"
"Lucy mi?"
"Çok mu belli ediyorum?" diye sordu Hunter bıkkın bir şekilde. Ares evet anlamında kafasını salladı. "Sence o da anladı mı?"
"Bilemiyorum."
"Galiba anladı." dedi arkadan bir ses.
"Sevgilim." dedi Ares.
"O zaman ben ne yapacağım?"
"Ona söyleyeceksin." dedi Rose.