Sürpriz Buluşma
Akşam olduğunda hâlâ Aras’ın gönderdiği mesajı düşünüyordum. “Geleceksin.” İki kelimeydi ama nedense bütün gün aklımdan çıkmamıştı. Gitmeyeceğimi söylemiştim fakat içimdeki merak ağır basıyordu. Üstelik Ece de birkaç dakika önce mesaj atmış, “Hazırlan, birazdan geliyoruz,” demişti. Ne giyeceğime karar vermek için dolabın karşısında birkaç dakika dikildikten sonra rahat bir pantolon ve ince bir gömlek seçtim. Saçlarımı açık bırakıp çantamı aldım. Tam ayakkabılarımı giyerken kapım çaldı. Kapıyı açtığımda Ece ve Aras karşımdaydı. Ece gülümseyerek, “Hazır mısın?” dedi. “Evet ama nereye gittiğimizi hâlâ bilmiyorum.” Aras kapının yanında durup ellerini cebine soktu. “Söylesek sürpriz olmaz.” “Beni zorla götürüyormuşsunuz gibi hissediyorum.” “İstersen dönüp eve gidebilirsin.” Aras bunu söylerken yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Bir an durdum. “Yok, geliyorum.” Aras başını salladı. “Biliyordum.” Üçümüz apartmandan çıkıp sokağa indik. Akşam havası serindi. İstanbul’un kalabalığı her zamanki gibi sokaklara yayılmıştı. Arabaya bindiğimizde Ece öne oturdu, ben arka koltuğa geçtim. Aras direksiyona oturdu. Arabayı çalıştırdıktan sonra radyodan müzik açtı. Birkaç dakika sessizce ilerledik. Sonra Ece arkasını dönüp bana baktı. “Defne, sen İstanbul’a neden geldin?” Sorusu beklemediğim bir anda geldi. “Okul için. Bir yandan da kendi ayaklarımın üzerinde durmak istedim.” “Ailen?” “Onlar başka şehirde. İlk başta yalnız yaşamama sıcak bakmadılar ama sonunda ikna oldular.” Aras dikiz aynasından bana baktı. “Tek başına eve çıkmak cesaret ister.” “Bence korkmak daha kolaydı. Ben korksam hiç gelmezdim.” Aras birkaç saniye sustu. Sonra başını hafifçe salladı. “Doğru.” Bu kez sesinde alay yoktu. Bir süre sonra araba kalabalık bir caddede durdu. Etraf ışıklarla doluydu. Aras arabadan indi ve kapımı açtı. “Geldik.” Arabadan indiğimde karşımızda küçük ama oldukça hareketli bir sokak gördüm. Birkaç kafe yan yana sıralanmıştı. İnsanlar masalarda oturuyor, sokaktan müzik sesleri geliyordu. “Buraya neden geldik?” diye sordum. Ece gülerek, “Çünkü Aras burayı seviyor,” dedi. Aras ona baktı. “Ben söylemeyecektim.” “Sürprizi bozdun.” “Zaten anlamıştı.” Bir kafeye girdik. İçerisi sıcak ve kalabalıktı. Aras bizi arka taraftaki masaya götürdü. Masada birkaç kişi daha vardı. Dün geceki arkadaşları da oradaydı. Beni görünce hep birlikte selam verdiler. “Yeni komşu geldi!” dedi içlerinden biri. Aras gözlerini devirdi. “Onu korkutmayın.” “Sen zaten ilk gece yeterince korkuttun,” dedim. Masadakiler güldü. Aras sandalyeyi çekip oturmam için yer açtı. Ben yanına oturdum. Garson siparişleri almak için geldi. Herkes bir şeyler söylerken ben menüye bakıyordum. Aras bana doğru eğildi. “Ne yiyeceksin?” “Bilmiyorum.” “Tatlı seviyor musun?” “Evet.” “O zaman sana buranın en güzel tatlısını söyleyeceğim.” “Senin zevkine güvenmiyorum.” “İlk kez yanıldığını kabul et.” “Daha önce kaç kere yanıldım?” Aras gülümseyerek, “Saymaya kalkarsam gece biter,” dedi. Ona bakıp başımı salladım. “İnanılmazsın.” Bir süre sonra siparişler geldi. Sohbet ilerledikçe ortam daha da neşelendi. Aras’ın arkadaşları sürekli eski anılar anlatıyor, Ece arada onları susturmaya çalışıyordu. Ben de fark etmeden konuşmaların içine karışmıştım. Bir ara Aras’ın çocukluk arkadaşı Mert bana dönüp, “Aras senden bahsetti,” dedi. Aras’ın yüzü bir anda değişti. “Mert.” “Ne var?” “Sus.” Kaşlarımı kaldırdım. “Benim hakkımda ne demiş?” Mert gülerek, “İlk gün yeni komşuyla kavga ettiğini söyledi. Bir de kızın tencerelerle saldırdığını anlattı.” Masada kahkaha koptu. Ben Aras’a baktım. “Demek arkamdan konuşuyorsun.” “Arkandan konuşmadım. Olayı anlattım.” “Aynı şey.” “Değil.” “Bence aynı.” Mert araya girdi. “Bence Aras senden biraz çekiniyor.” Aras hemen itiraz etti. “Ben kimseden çekinmem.” “Öyle mi?” dedim. “Öyle.” “O zaman yarın sabah yine tencere çalayım.” Aras birkaç saniye bana baktı. “Sakın.” Gülmeye başladım. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes biraz daha sakinleşti. Masadaki sohbet küçük gruplara ayrıldı. Ben dışarıdaki sokağı izlemek için kafeden çıktım. Birkaç dakika sonra Aras da yanıma geldi. Yan yana kaldırımda durduk. “Eğleniyor musun?” diye sordu. “Evet.” “Pişman değilmişsin.” “Hayır.” Aras ellerini cebine soktu. “İyi.” “Neden?” “Çünkü gelmeseydin bütün gece Ece’nin sana neden gelmediğini anlatmasını dinleyecektim.” Gülümsedim. “Yani beni kendin için çağırmadın?” “Kim söyledi?” Aras bana baktı. Gözlerinde alıştığım alaycı ifade yoktu. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Bilmiyorum,” dedim. Aras hafifçe gülümsedi. “O zaman öğrenirsin.” İçimde tuhaf bir heyecan oluştu. Konuyu değiştirmek için sokağa baktım. “Hava soğudu.” “Üşüdün mü?” “Biraz.” Aras üzerindeki ceketi çıkarıp bana uzattı. “Al.” “Gerek yok.” “Defne, al.” Ceketi aldım. “Teşekkür ederim.” “Rica ederim.” Birkaç dakika sonra içeri döndük. Ece bizi görünce hiçbir şey söylemeden gülümsedi. Gece sonunda eve dönerken bu kez arabada daha fazla konuşuyorduk. Apartmanın önüne geldiğimizde Aras arabayı durdurdu. Hepimiz indik. Ece kendi dairesine yöneldi. Ben de kapıma doğru yürürken Aras arkamdan seslendi. “Defne.” Döndüm. “Ne?” “Bugün güzeldi.” “Evet, güzeldi.” “Yarın görüşürüz.” “Görüşürüz.” Kapımı açıp içeri girdim. Ceketi hâlâ üzerimdeydi. Kapıyı kapattığımda birkaç saniye yerimde kaldım. Sonra cekete baktım. Aras’ın kokusu üzerindeydi. Hemen kafamı salladım. “Hayır Defne. Saçmalama.” Ceketi sandalyenin üzerine bıraktım. Fakat yüzümdeki gülümsemeyi engelleyemiyordum. Aras Demir hâlâ sinir bozucu, ukala ve kendinden fazlasıyla emin biriydi. Fakat artık onunla aynı apartmanda yaşamak bana eskisi kadar kötü görünmüyordu. Hatta yarın onu görecek olmak içimde küçük bir merak uyandırıyordu. Bunun ne anlama geldiğini düşünmek istemedim. Çünkü daha birbirimizi tanıyalı birkaç gün olmuştu. Yine de bir şeylerin değiştiğini ikimiz de hissediyorduk. Ve asıl sorun, bu değişimin nereye gideceğini hiçbirimizin bilmemesiydi.