İçeriğe geç

Basit Bir Komşu

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Basit Bir Komşu

Bölüm 3

2.Bölüm🌸

Sabahın köründe savaş ilanı

Gece yarısı Aras’ın yüzüme kapattığı o ahşap kapının yankısı, sadece koridorda değil, doğrudan beynimin içinde çınlamaya devam etmişti. Yatağa dönüp kafamı yastığa gömdüğümde gürültü bir miktar azalsa da tamamen kesilmemişti. Bas sesleri duvarın arkasından derinden derinden vurmaya, kalbimin ritmiyle yarışmaya devam etti. Sabaha karşı dört gibi sızıp kaldığımı, alarmımın o nefret ettiğim standart melodisiyle uyandığımda anladım. Gözlerimi açtığımda kendimi bir kamyonun altında kalmış gibi hissediyordum. Aynamın karşısına geçip baktığımda ise karşılaştığım manzara tam bir felaketti: Morarmış göz altları, dağılmış saçlar ve yorgunluktan küçülmüş gözler. İstanbul’daki ilk sabahım, bir peri masalından ziyade bir korku filminin ilk sahnelerini andırıyordu.

Mutfak tezgahının üzerindeki henüz açılmamış kolilerin arasından güç bela kahve makinesini fenerle arar gibi bulup çıkardım. Su koydum, kahveyi çalıştırdım ve o mucizevi kokunun mutfağa yayılmasını beklerken gözlerim duvara kaydı. Yan daireden tık ses gelmiyordu. Muhtemelen Sayın Aras Demir ve muhterem arkadaşları, geceyi mahvettikten sonra şimdi mışıl mışıl uyuyorlardı. O an zihnimde intikam meşaleleri yanmaya başladı. Hayatım boyunca öyle kinci, ortalığı karıştıracak bir insan olmamıştım ama gece yaşadığım haksızlık, içimdeki o sakin kızı tamamen yok etmişti. Madem hayat gece iki diye durmuyordu, o zaman sabahın sekizinde de durmamalıydı.

Kahvemden koca bir yudum alıp enerjimi topladıktan sonra gözüme köşedeki süpürgeyi kestirdim. Onu bir kenara bırakıp daha etkili bir çözüm aradım ve gözüm açılmamış, içinde tencerelerin olduğu kolilere ilişti. İki tane devasa çelik tencere ve bir tahta kaşık çıkardım. Kendi kendime "Aramıza hoş geldin Aras" diye fısıldayarak duvara yaklaştım. Tam olarak onun yatak odasının denk geldiğini tahmin ettiğim duvar kenarına geçip, tencereleri birbirine vurmaya ve tahta kaşıkla ritim tutmaya başladım. Araya bir de temizlik süpürgesinin sapıyla duvara "güm güm" vurmayı ekledim. Yaklaşık beş dakika boyunca apartmanı adeta bir bando takımı provasına çevirdim.

Tam "Galiba bu kadar yeter" deyip durduğum an, dışarıdan, koridordan bir ayak sesi yükseldi. Ardından benim kapıma öyle bir vuruldu ki, kapı yerinden oynadı. Yüzümde zafer kazanmış bir komutanın muzaffer tebessümüyle kapıya yürüdüm. Deliğe baktığımda Aras’ı gördüm; saçları darmadağınık, gözleri yarı kapalı, üzerinde sadece bir tişört ve şortla kapıda dikiliyordu. Kapıyı ağır ağır, son derece sakin bir tavırla açtım.

"Hayırdır ya, deprem mi oluyor?" dedim, dün gece onun bana kurduğu cümlenin kelimesi kelimesine aynısını, en tatlı ses tonumla yineleyerek.

Aras kapının eşiğine dayanıp bana öyle bir baktı ki, gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu. O dün gecenin kendinden emin, sırıtan, ukala tiplemesi gitmiş; yerine uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş bir öfke yumağı gelmişti. "Sen ne yaptığını sanıyorsun ya?" dedi, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Sabahın sekizinde o gürültü neydi? Tencerelerle ayin mi yapıyorsun evde?"

Gözlerimi masumca kırpıştırdım. "Aaa, rahatsız mı oldun yeni komşu? Ama burası bir apartman, hayat da sabahın sekizinde durmuyor maalesef. Hayat devam ediyor, ben de evimi yerleştiriyorum, temizlik yapıyorum. Biraz fazla hassassın sanki? Bu kadar her şeye takılacaksan bu şehirde çok zorlanırsın."

Aras ne yapmaya çalıştığımı anladığı an duraksadı. Çenesini sıktı, gözlerini kısıp yüzümü inceledi. Dün gece söylediği her kelimeyi ona bumerang gibi fırlatmış olmam hoşuna gitmemişti ama bir yandan da bu hamleme şaşırmış gibiydi. Bir an için aramızdaki o gergin sessizlikte sadece ikimizin nefes alıp verişi duyuldu. Yüzündeki öfke yavaşça yerini sinir bozucu, alaycı bir tebessüme bıraktı.

"Demek öyle Defne hanım..." dedi, adımı dün gece kapıdaki isimlikten okumuş olmalıydı. "Demek misilleme yapıyoruz. Kısasa kısas, öyle mi?"

"Ben sadece bir komşuluk dersi veriyorum Aras bey" dedim dik bir duruşla. "Gecenin bir yarısı insanları uyutmamak neymiş, sabah uykundan sıçrayarak uyanmak nasıl bir duyguymuş anla diye."

Aras kapının kasasına biraz daha yaklaştı, boy farkımızdan dolayı bana hafifçe yukarıdan baktı. "Güzel taktik, kabul ediyorum. Ama yanlış kişiyle savaşa girdin. Ben uykumu her türlü alırım ama sen bu binada bir gün bile huzur bulamazsın. Bu sadece bir başlangıçtı."

"Elinden geleni arkana koyma" dedim, kendimden emin görünmeye çalışarak. "Polis numarası rehberimde hızlı aramada, yönetim kurulu başkanıyla da henüz tanışmadım ama tanışmak için can atıyorum."

Aras hafifçe güldü, bu gülüş sinirlerimi altüst etmeye yetti. "Polis mi? Yönetim mi? Sen gerçekten çok tatlı bir mahalle kızısın. Burası üniversite kampüsünün yanı başı, burada kuralları yönetim değil, biz koyarız. Ama madem savaş istiyorsun, sana iyi şanslar dilerim yeni komşu. Çünkü ihtiyacın olacak."

Sözünü bitirir bitirmez bana cevap verme fırsatı tanımadan arkasını döndü ve dairesine doğru yürüdü. Kapısını gürültüyle kapattığında, ben dairemin ortasında tek başıma kalmıştım. Kalbim hızla çarpıyordu, adrenalin vücuduma yayılmıştı. Normalde kavga etmekten, tartışmaktan nefret eden ben, sırf bu ukala çocuğa gününü göstermek için sınırları zorlamıştım.

Mutfağa dönüp soğumaya başlayan kahvemden bir yudum daha aldım. Odadaki kolilere baktım, sonra duvara baktım. Bu hikayenin burada bitmeyeceğini, Aras’ın bu hamleyi karşılıksız bırakmayacağını çok iyi biliyordum. İstanbul’a okulumu bitirmek, sakin bir öğrencilik hayatı yaşamak ve kendi ayaklarımın üzerinde durmak için gelmiştim. Ama görünüşe göre yan dairedeki yürüyen felaketle birlikte, sakinlik kelimesi hayatımdan uzun bir süre için silinmişti. Yine de geri adım atmamaya kararlıydım. Eğer Aras Demir bu binanın kralı olduğunu sanıyorsa, tahtını sallamak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. İlk raundu ben kazanmış olabilirdim ama savaşın henüz yeni başladığının farkındaydım.

Bölüm sonu

4 yorum