Yeni bir gün, yeni başlangıçlar. Barlas yataktan kalkar kalmaz banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Tıraş olmayı bir an aklından geçirse de hemen vazgeçti. Şu an ki halini iyi buluyordu. Aynada kendine bakmak için birkaç dakikasını ayırarak yüzünü inceledi. Bugün onun için büyük gündü. İşine geri dönecekti. Hem heyecanlı hem de gergindi. Geçmişi onu bırakmıyor, adeta arkadan ona sıkıca sarılmış bir halde sevdiklerini kaybedişini anlatıyordu. Yüzünü tekrardan yıkayıp ellerini lavabonun kenarına koydu. İçinde tuttuğu derin nefesi kurtulmak istermişçesine hızla dışarıya verdi. Kendine geldiğini düşününce elini yüzünü havluyla kurulayıp banyodan çıktı. Odasına geri döndüğünde siyah eşofman altını ve beyaz kısa kol tişörtünü çıkarıp üzerine beyaz gömleğini ve siyah pantolonunu giydi. Düz renk siyah kravatını bağlayıp aynı renkte ceket giydi. Siyah kemerini de taktıktan sonra gri trençkot ceketini alıp odasından çıktı. Mutfağa gitmeden önce Çiçek'in odasına girdi. Uyanmış olan Çiçek, babası olarak bildiği adamı görünce gülerek kollarını ona doğru uzattı. Barlas, Çiçek'in gülüşünde karşılık vererek onu kucağına aldı. Çiçek ile mutfağa gittiğinde Dünya Hanımın mükemmel bir kahvaltı hazırlamış olduğunu gördü. Barlas baş köşeye oturur oturmaz gözlerini masanın üzerinde gezdirdi.
"Günaydın Dünya Hanım. Kahvaltı çok güzel görünüyor. Şimdiden ellerinize sağlık."
Dünya Hanım bardaklara çay koyup yerine geçti. Gülümseyerek Barlas'a ve kucağındaki Çiçek'e baktı. "Afiyet olsun. Çiçek uyanmış ha? Ben baktığımda uyuyordu."
Çiçek ağzından mırıltılar çıkararak babasının kucağında hareket ediyordu. Barlas onu saçından öpüp kokladı. "Uyandı tabi. Baktı babası geliyor 'uyanayım da babama görüneyim' dedi. Dimi kızım?", Çiçek minik elleriyle babasının kendisini tuttuğu büyük elinin parmaklarıyla oynamaya başladı. Barlas onun bu halini o kadar çok seviyordu ki. Kızına biraz daha hayranlıkla baktı. Ona bakmalara doyamasa da kahvaltısını yapmalıydı. Bir yandan Çiçek'i tuttuğu elinin baş parmağıyla Çiçek'in ellerini okşarken diğer yandan da kahvaltısına başladı.
"Bugün işine geri dönüyorsun. Heyecanlı mısın?"
Çayına şeker koyduktan sonra karıştırıp çay kaşığını bardaktan çıkarıp masanın üzerine koydu. "Biraz gerginim. Onun dışında iyiyim."
"Eh sizin işte kolay değil."
"Değil ama işimi çok özledim. Bu yüzden bir yandan da mutluyum.", söylediği gibi bir yandan da mutluydu. Zor zamanlar yaşamış olmasına rağmen işini çok seviyordu ve şimdi geri dönmek onu mutlu ediyordu.
Dünya Hanım birkaç yudum çay içtiği bardağını yerine koyup tabağına bir tane omlet aldı. "İdil ile konuşmuştum. Bana olanları anlattı. Başınız sağ olsun."
Barlas, Dünya Hanımın aniden bu konu konuşmasıyla afalladı. Çatalının elinden masaya düşmesiyle çıkan sesle kendine gelip başını salladı. "Dostlar sağ olsun."
"Çiçek'i evlat edinmeniz çok iyi helal olsun size."
"Sağ olun.", Barlas daha fazla konuşmadan kaçınıp kahvaltısına devam etti. O sırada telefonunun çalmasıyla kahvaltısı yarıda kesildi. Ağzındaki lokmasını bitirip telefonunu açıp kulağına götürdü. "Efendim Ömer. Tamam birazdan çıkacağım. Tamam evinin konumunu at ben gelip alırım seni. Görüşürüz."
Barlas telefonu kapatıp evden çıkmak için hızlıca çayını içip ayağa kalktı. Çiçek'i öpüp koklayıp Dünya hanımın kucağına bıraktı. "Benim gitmem gerek size iyi günler.", trençkot ceketini giyer giymez tekrardan Çiçek'e baktı. "Lütfen ona iyi bakın.", deyip hızla evden çıktı. Asansörle kapalı otoparka indiğinde hızlı adımlarla arabasına doğru ilerledi. Arabasına binmeden önce etrafa bakındı. İçinde iyi olmayan hisler vardı. Tam arabasına binecekti ki arkadan gelen sesle hızla sesin geldiği yere dönüp elini kemerine doğru attı. Tabi eli boş yere gitti. Daha silahını almamıştı. Sesin geldiği yerde bir kadın çantalarını yere düşürmüştü. Barlas'ın kaşlarını çatarak kendisine bakmasıyla kadın tedirgin bir şekilde ellerini göğüs hizasında kaldırdı. "Kusura bakmayın korkutmak istememiştim."
Barlas sakinleşip bir şey demeden arabasına bindi. Ömer'in attığı konuma yol alırken yol boyunca düşünceleriyle meşgul oldu. Adalet Hanımın ona vereceği görevi az çok anlasa da yine de meraklanmıyor değildi. Sonuçta en ince ayrıntısına kadar bilmediği şeyler vardı aklındaki görevde. Ömer'in evinin önüne vardığında arabayı park edip arabadan indi. Cebinden telefonunu çıkarıp arabaya yaslandı. Tam onu arayacağı sırada adını duymasıyla kafasını kaldırıp balkonda ona el sallayan Ömer'e baktı. Telefonunu kapatıp cebine koyup tekrardan başını kaldırdı. "Gelsene gidelim ne duruyorsun balkonda?"
"Tamam geleceğim de hanım atıştırmalık bir şeyler hazırlıyor. Hayır dedim olmaz gerek yok diye tutturdu hazırlayacağım. Hazırlasın geleceğiz yanına. Seni eşim ve oğlumla tanıştıracağım."
"Peki ama acele et."
"Anlaşıldı.", deyip içeriye geçti Ömer. Barlas, Ömer gelene kadar oyalanmak için etrafına bakındı. Burası iyi bir mahalleye benziyordu. Hem şirin hem de güzel evleri olan bir sokaktı. Gayet hoştu. Kendisi de burası gibi şirin bir mahallede kalmak istiyordu. Bir yandan da bahçeli evleri düşünüyordu. Çiçek'in kapalı duvarlar ardında değil güzel bir bahçede büyüme fikri kendisine cazip geliyordu. Bina kapısının açılma sesiyle başını kapıya doğru çevirdi Barlas. Ömer kucağında küçük bir erkek çocuğu ve yanında da genç ve güzel bir kadınla gelmişti. Barlas elini tokalaşmak için kadına uzatıp gülümsedi. "Barlas."
Kadın da hem gülümsemesine hem de tokalaşmasına karşılık verdi. "Ayşen."
Ömer kucağındaki çocuğu Barlas'a yaklaştırdı. "Bak Barlas amcası bu da benim oğlan, Emre."
Barlas, Emre'nin kıvırcık saçlarını karıştırarak, "Memnun oldum Emre.", dedi. Tabi saçlarının karıştırılması hoşuna gitmeyen Emre elini yumruk yaparak Barlas'ın ona uzattığı eline vurdu.
"Oğlum yapılır mı bu? Kusura bakma Barlas.", Ömer, Emre'yi saçlarından öpüp annesinin kucağına verdi. Ayşen, Emre'yi kucağına alıp içi yemek dolu poşeti uzattı. Ömer gözlerini devirip poşeti almak yerine arabanın ön koltuğuna doğru ilerledi. "Sana gerek olmadığını söyledim Ayşen. Almayacağım yemekleri."
Ayşen bozulduğunu belli eden bir yüz ifadesiyle bir şey demeden elini indirdi. Barlas bu durumdan hoşlanmayarak Ayşen'in karşısına geçti. "Valla mis gibi koktu. İzin verirseniz yemeği ben almak isterim."
Bir anlığına göz ucuyla Ömer'e bakıp gülümseyerek poşeti Barlas'a uzattı. "Tabi alabilirsiniz afiyet bal şeker olsun."
Barlas poşeti alıp arabaya geçti. Poşeti arka koltuğa koyup emniyet kemerini taktı. Ömer'in de yanına oturmasıyla arabayı çalıştırıp ana yola çıkmak için ilerledi.
"Zorunda değildin."
"Hangi konuda?"
Ömer kaşlarını çatarak Barlas'a döndü. "Yemeği almak zorunda değildin."
Bir anlığına Ömer'e bakıp ciddileşti. "Bir gün o yemeği sana yapıp vermesi için çok yalvaracaksın ancak o burada olmayacak. O zamana kadar bunun tadını çıkar."
Ömer bir şey demeden önüne geri döndü. Işıklarda durduklarında Barlas ceketinin cebinden sigarasını ve çakmağını çıkarıp ağzına bir tane sigara yerleştirdi. Sigarasını yakıp paketi Ömer'e uzattı. Ömer bir şey demeden paketi ve çakmağı Barlas'ın elinden aldı. Barlas yeşil ışığın yanmasıyla arabayı sürerken Ömer'de kendisine bir sigara yaktı. Yol boyunca ikisi de konuşmadılar. Emniyet müdürlüğüne gelene kadar ikisi de birer tane daha sigara yakmışlardı. Arabayı park edip Emniyet Müdürlüğünün girişine ilerlediler. Ömer yolu bildiğini belli ederek Barlas'ın önünden yürüyerek yol gösteriyordu. Koridordan ilerleyip sol taraftaki krem rengindeki bir kapının önünde durdular. Ömer sırıtarak elini yumruk yapıp kapıyı tıklatmak için havaya kaldırdı. "Eee hazır mısın?"
Barlas'ta sırıtarak başını salladı. "Hazırım.", Ömer yumruğunu kapıya üç kere vurduğunda bekletilmeden içeriden 'gir' komutunu aldılar. İkisi de içeriye girdiklerinde Kerim, Adalet Hanımı ve dün gördükleri diğer kişiler ile karşılaştılar. Adalet Hanım memnun olduğunu belli eden bir ifadeyle ayağa kalktı. "Hoş geldiniz. Direk konuya girmek istiyorum sonuçta zaman çabuk biten ve geri gelmeyen bir şey.", diyerek Barlas'a döndü. "Barlas karşıma gel bakalım. Bende sana ait olan bir iki emanet var ve bunları sana vermem için yeminini etmen gerek."
Barlas, Adalet Hanımın karşısına ilerlerken Ömer kapıyı kapatıp Barlas'ın arkasında durdu. Barlas hazır ol pozisyonunu alıp bir anlığına Kerim'e baktı. Kerim içten bir memnuniyetle kendisini izliyordu. Başıyla onay verince Barlas karşısına bakarak dik durdu. "Ben Barlas Arslan. Görevime tekrardan devam edebilmek ve görevimi yerine getirebilmek adına kanuna, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusun ve vicdanım üzerine ant içerim."
Adalet Hanım bir şey demeden önce elinin hemen yanındaki küçük kutuyu Barlas'a doğru itti. "Aramıza tekrardan hoş geldin. Bunlar sana ait."
Barlas kutuyu açtığı gibi içinde dedektif olduğunu gösterebileceği bir adet cüzdan, tabanca ve yedekten şarjör gördü. Eşyalarını alıp başıyla teşekkür ederek Ömer ile Kerim'in yanındaki iki boş koltuğa oturdular. Adalet Hanımda onlar yerlerine geçene kadar koltuğuna geri oturup ellerini masanın üzerinde birleştirip duruşunu dikleştirdi. "Evet Barlas bugün sadece sana işini geri vermek için değil yeni ortağınla sana ilk görevinizi vermek içinde bir araya geldik. Yasin Bey lütfen görevi anlatmaya başlar mısınız?"
"Tabi Adalet Hanım hemen.", diye söze girdi Adalet Hanım'ın sol tarafından ikinci sandalyede oturan Yasin Bey. Giydiği takım elbisesinin ceketinin düğmesini takarak duruşunu dikleştirerek devam etti. "Bu kalp krizi vakalarıyla ilgileniyoruz. Haberlerden takip etmişsinizdir bu sıralar vakalar baya arttı. Tabi bu sadece dağın görünen kısmı. Bir de görünmeyen yani haberlerde görmediğiniz ve göremeyeceğiniz kısmı var. Bizde ilk sıralar bu vakaları fazla önemsememiştik ta ki bir artış yaşanana kadar."
Yasin Bey'in lafı dolandırmasından sıkılan Kerim araya girdi. "Yani bu vakaların bir komplo, yasa dışı test ne bileyim kısaca doğal olmayan bir şey olduğunu düşünüyoruz."
"Yani bir seri katilimiz var diyorsunuz?", diye sordu Barlas. Cevabını Yasin Bey'in yanındaki adamdan alabildi.
"Evet ancak seri katiller desek daha doğru. Bu bir kişinin yapabileceği bir iş değil."
"Ayrıca bir şey daha var.", demesiyle gözler Adalet hanıma döndü. Adalet hanım derin bir ciddiyetle bakışlarını Barlas'ın üzerinde tuttu. "Bu konuyu Yasemin Hanım anlatsa daha iyi olur. Kendisi adli tıp laboratuvarımızın başında."
Bu sefer herkes gözlerini sarışın kısa saçlı, gözlüklü olan kadına çevirdi. Kadın masaya doğru eğilerek elindeki kalem ile oynamaya başladı. "Kurbanların kanında anlayamadığımız bir madde keşfettik ve bu maddenin içindeki bazı şeyler ülkemize girişi yasak."
"Ve bu maddeleri bir zamanlar Haluk Kenan adlı iş adamı ülkemize sokmuştu. Neyse ki fark edilip tutuklandı.", Adalet Hanım bunları derken göz ucuyla Barlas'a bakıyordu. Barlas içinden 'Haluk Kenan Arslan' diye geçirdi babasının adını. Babası kendisini öldürmeye çalıştığını anladığı zaman babasını daha çok takip etmiş, bu madde kaçakçılığını ortaya çıkarabilmişti. Babasını suçüstü yakaladığına ne sevinebiliyor ne de üzülebiliyordu. Kim isterdi ki suçlu bir babanın evladı olmayı? Üstelik bir kanun adamıysan. Barlas'ın Haluk Kenan Arslan'ın oğlu olduğunu çok az kişi biliyordu. Şu an burada olan kişilerden Adalet Hanım ve Kerim buna dahildi. Adalet Hanım, Barlas'ın yüzündeki hüznü fark etmiş ve konuyu değiştirmek için harekete geçmişti.
"Yeni vakalar oluyor ve elimizde şu an bu bilinmeyen ilaç dışında bir şey yok. Siz ikinizden istediğimiz şey halkın bu durumdan haberi olmamasını sağlayarak bu olayı çözmeniz. Bu zamana kadar biz büyük bir titizlikle bu olayı gizli tutmaya çalıştık ancak haberciler bu artışı fark etti. Bu işte de sağlık bakanlığı devreye girdi. Halkın bunun normal bir şey olduğunu ve dikkat edilmesi gerekenleri söyledi. Bu yüzden içimiz az da olsa rahat. Şimdilik. Teknoloji çok büyük bir şekilde ilerledi ve ilerlemeye devam ediyor. Küçük bir kıvılcım bile büyük bir yangına dönüşebiliyor. Yani küçük bir dikkatsizlik halkın ayaklanmasına daha kötüsü korku ve endişe içinde yaşamalarını sağlar. Bizim en temel görevimiz halkın huzurunu, güvenliğini ve adaletini sağlamak. Bu yüzden dikkatli olun."
"Peki efendim."
"Emredersiniz.", Ömer ve Barlas başlarını sallayarak görevin gizli tutulmasının önemini anladıklarını belli ettiler.
Ömer oyalanmak için eline aldığı kalemi masanın üzerine geri koyarak ayağa kalktı. "O zaman başka bir şey yoksa biz izninizle gidelim."
"Tabi gidin. Ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi."
Barlas ve Ömer toplantı odasından çıkıp arabayı park ettikleri yere ilerlediler. Arabaya bindiklerinde ikisi de tekrardan sigara yakıp arkalarına yaslandılar. Barlas arabayı çalıştırıp park alanından çıktı. "Adli tıp a gidelim diyorum. Bir de kurbanlara biz bakalım."
"Bende sana onu diyecektim."
"O zaman yolumuz adli tıp.", yolun yarısında Ömer ne kadar konuşmaya çalışsa da Barlas yarım yamalak cevaplar verdi. Havin'de adli tıp doktoruydu. Barlas hep ilişkilerinin bir yandan Havin'in işi sayesinde de güzel gittiğini düşünürdü. Baktığı vakalar sayesinde Havin'i işteyken de görürdü. Havin'e hep hayrandı hala daha hayran olmaya devam ediyordu. Şimdi adli tıp binasına gittiğinde onu göremeyeceğini bilmek içindeki yaranın artmasına sebep oluyordu. Yolun diğer yarısında Barlas, Ömer ile sohbet etmişti. Kafasını ne kadar dağıtırsa kendisi için o kadar iyiydi. Sonunda adli tıp binasına girdiklerinde bir iki görevliyle konuşup morga indiler. Morga girdiklerinde Barlas içeride gördüğü kişiyle ufak bir şok yaşadı. Gördüğü doktor, Havin'in kuzeniydi. Onun adli tıpta çalıştığını duymuştu ancak morgda görev aldığını bilmiyordu. Önündeki ceset ile ilgilenen doktor gelenlere bakmak için başını kaldırdığında Barlas'ı görmesiyle onun gibi şaşırdı ve donakaldı. Ömer'i tanıyordu. Barlas ile de uzun zamandan beri tanışıyordu. Onu şaşırtan şey Barlas'ın buraya gelebilmesiydi. Buraya gelmişse işine geri de dönmüştü. Barlas, doktorun yanına gidip bir cesede bir de doktora baktı.
"Kalp ha? Ne yapıyorsun şimdi kalple."
Doktor güldü. "İkinizde hoş geldiniz. Başıma gelenleri anlatınca ikinizde inanamayacaksınız. Sandalyeleri çekip karşıma geçinde anlatayım."
Ömer ve Barlas, Doktor Hakan'ın dediğini yapıp birer sandalye alıp karşısına geçtiler. Hakan, Ömer ve Barlas'ın yerleştiğini görünce işine geri döndü. Bir yandan da başından geleni anlatmaya başladı. "Öncelikle anlatacaklarımı kimseye anlatmamınız konusunda sizi uyarıyorum.", ikisinin de söz vermesiyle anlatmaya devam etti. "Bu aralar kız arkadaşımla evlenme hayalleri kurarken terk edildim. Siz gelmeden iki üç saat önce kız arkadaşımı buraya getirdim. O sırada da bu arkadaşın kalbini incelemek için vücudundan çıkarmıştım. Sevgilime değişik, anlamlı, biraz gülebileceğimiz ve romantik bir evlenme teklifi etmek için beş taşlı yüzüğü bu kalbin üzerine bantlayıp sevgilimin önünde eğilip ona 'Ben sana kalbimi kaptırdım benimle evlenir misin?' dedim. Tuhaf bir şekilde önce koşup çöpe kustu sonra da bayıldı. Ayılınca da benden ayrıldı. Nedenini de anlayamadım bence çok güzel bir evlilik teklifiydi. Biri bana böyle evlilik teklifi etse direk kabul ederdim."
Barlas ve Ömer birbirlerine bakarak sırıttılar. İkisi de önüne döndüğünde Barlas ellerini iki yana açtı. "Valla bende anlayamadım. Bana öyle evlilik teklifi etseler ben de kabul ederdim."
Ömer'de lafa girmeyi unutmadı. "Ah kadınlar illa mumlu, güllü, kemanlı bir şey istiyorlar mis gibi evlilik teklifi etmişsin neden kabul etmemiş anlayamadım."
Hakan işini bitirir bitirmez kanlı eldivenlerini çıkarıp çöpe attı. "Valla bende anlayamadım. Oysa ne ümitliydim evet diyeceğine. Hayır yani kim sevdiğine böyle evlilik teklifi etmiş ki? Al sana bir ilk. Neyse bunları beraber çok konuşacağız. Şimdi gelme sebebinizi anlatın.", aslında Hakan daha çok konuşmak istese de Barlas'ın buraya geliş nedenini öğrenmek istiyordu. Bu yüzden hemen konuyu değiştirdi.
"Bizi kalp krizi vakasıyla görevlendirdiler.", Ömer, Hakan'a ayak uydurup direk konuya daldı. "Biz de kurbanları yakından incelemek için geldik."
Elini çenesine koyarak Ömer'in anlattığı özeti dinleyen Hakan birkaç saniye öylece durup başını salladı. "Doğru yere gelmişsiniz. Gelin benimle.", diyerek çelikten dolaplara ilerledi. Birini çekip ayaklarını sabitledikten sonra üzerindeki beyaz örtüyü göğsüne kadar çekti. Barlas ve Ömer, Hakan'ın yanına gittiler. İkisi de yüzü bembeyaz kesilmiş kurbana bakarken Hakan otuzlu yaşlarında olan adamın boynunu işaret etti. "Şu küçük morluğu görüyor musunuz?"
Barlas ve Ömer eğilerek Hakan'ın işaret ettiği yere baktılar. Dikkatli bakılmadıkça görünmeyen minik mor izi normalden uzun bir süre bakınca fark edebildiler. Hakan onların gördüğünü anlayarak elini geri çekip kollarını göğsünün altında birleştirdi. "Kurbanın adı Hikmet Koç. Otuz sekiz yaşında bir inşaat işçisi. Evli ve üç çocuğu var. Alkol ve sigara kullanıyor. Ben de o morluğu zar zor fark ettim. Fark ettiğimde de bazı testler yaptırmaya karar verdim. Testler çok karışık. Kullanılan ilacın içinden Haluk Kenan'ın ülkeye sokmaya çalıştığı maddelerden çıktı. Diğerlerini henüz çözemedik. Adamın kalbi çökmüş diyebilirim. Bunlar dışında diğer iç organlarında bir zarar göremedim."
"Peki bir şey soracağım Hakan. Bu zamana buna benzer kadar kaç vaka gerçekleşti?"
Barlas'ın sorusuyla elini çenesine koyup gözlerini kapatarak düşünmeye başladı. Cevabı bulduğu gibi gözlerini yavaşça açtı Hakan. "Başka illerde de oluyor ama çok az. Diğer illerdeki adli tıp doktorlarıyla da konuşuyorum. Toplam yirmi beş kurban var ve bunların on beşi burada."
Ömer sessizliğine bozarak söze girdi. "Peki en son hangi kurbanı ailesine teslim ettiniz? Ailesine üstü kapalı bir sorgu yapsak bence bir şeyler bulabiliriz."
"En son hangi cenazeyi ailesine teslim ettik hatırlamıyorum. Bir saniye.", diyerek masasına döndü Hakan. Masanın üstü dağınık olması aradığı dosyayı bulmasını biraz zorlaştırmıştı. İnce dosyayı bulduğunda biraz inceleyip Ömer ve Barlas'ın yanına geri döndü. "Tamamdır. En son dün Harun Akkuş diye birini ailesine teslim etmişiz. Dün cenazesi vardı bugün de mevlidi olacakmış diye cenazeyi almaya gelen ailesinden duymuştum."
"Bize adresini verebilirsen iyi olur Hakan."
"Dosyadan adresi alabilirsin Barlas. Benim şu an ilgilenmem gereken işler var.", diyerek dosyayı Barlas'a uzattı. Barlas dosyayı alıp adresi telefonunun notlar kısmına yazıp kaydetti. Dosyayı masaya geri koyup kurbana son kez baktı.
"Yazık olmuş. Sonra görüşürüz Hakan."
"Görüşürüz."
Barlas ve Ömer daha fazla bir şey demeden adli tıp binasından çıktılar. Arabayı park ettikleri yere ilerleyip arabaya bindiler. Ömer emniyet kemerini takar takmaz Barlas'a döndü. "Şimdi ne yapıyoruz?"
"Elimizde neler var?"
"Bir adres ve Haluk Kenan'ın yasaklı ilaç getirmesi var."
Barlas babasının adını tekrardan duymasıyla yine içinden 'Arslan' diye devam ettirdi. Derin bir nefes verdikten sonra hafifçe başını sallayarak kendini toparladı. "O zaman ilk önce şu mevlide gidelim. Yolda Kerim'i ara bizim için Haluk Kenan ile görüşme ayarlasın. Aile ziyaretini bitirir bitirmez onunla kısa bir sohbet etmeye gitmemiz gerek."
"Tamam.", böylece ikisi de yol boyunca kendi işleriyle uğraştılar. Barlas arabayı, Hakan'dan aldıkları adrese doğru sürerken Ömer de Kerim ile konuşmuştu. Gittikleri yer eski ve küçük bir mahalleydi. Arabayı uygun bir alana park edip etrafa bakındılar. Barlas elindeki kağıttan adresi tekrardan kontrol edip kağıdı ceketinin iç cebine koydu. "Gel benle.", Ömer, Barlas'ı takip ederek ön bahçesi kalabalık olan tek katlı eve doğru ilerlediler. Barlas'ın aniden durmasıyla Ömer, Barlas'ın sırtına çarparak bir iki adım geriledi. İkisi de evi uzaktan izledi.
"Eğer böyle gidersek dikkat çekebiliriz. Gel.", arabaya geri döndükleri gibi Barlas ceketini, yeleğini ve kravatını çıkarıp arabanın arka koltuğuna attı. Gömleğinin ilk iki düğmesini açıp saçlarını karıştırarak görünüşünü resmi havasından ayırdı. Ömer de ona uyarak ceketini ve kravatını çıkarıp arka koltuğa attı. Saçları zaten karışık olduğundan onlara daha dokunmayı gerek duymadı. Son olarak ikisi de tabancalarını arabanın torpido gözüne koydular. İşleri bitince kapıyı kapatıp arabayı kilitleyip tekrardan eve doğru ilerlediler.
"Ben adamın karısının yanına gidiyorum sende başkalarından bilgi almaya çalış."
"Tamam.", ikisi de birbirinden ayrı yönlere gittiler. Barlas evin duvarına yaslanılmış bankta ağlayarak oturan kadının yanına gitti. Etrafta bir sürü kişi olmasına rağmen kadının yanına gitmişti. Kadının iki yanı da dolu olduğundan önünde bir dizinin üzerinde oturdu. "Başınız sağ olsun hanımefendi."
Kadın biraz Barlas'ı ilk kez görmesinden dolayı şaşırsa da umursamayarak, "Dostlar sağ olsun.", diyebildi çok fazla ağladığını belli eden sesiyle.
Barlas'ın, "Ahh ahh Harun abi iyi adamdı.", demesiyle kadın ona döndü ve burnunu çekip, "Siz kocamı nereden tanıyorsunuz? Sizi ilk kez gördüm de."
Kalp krizi vakalarını kimsenin duymaması gerekiyordu. Herkesin Harun Akkuş'un kalp krizinden dolayı vefat ettiğini bildiğinden bunu bozmaması gerektiğini düşündü. Ne de olsa kadına, 'Kocanız kalp krizi diye bir cinayete kurban gitti. Onun hakkında birkaç soru sorabilir miyim?', diyemezdi. Bu yüzden yalan söylemeliydi. Neyse ki Hakan'ın gösterdiği dosyada kurbanın bir balıkçı olduğu da yazılıydı. Bu bilgi işini çok kolaylaştıracaktı. "Ben iş arıyordum da bu yüzden Harun abi ile görüşüyordum. Vefat ettiğini duyunca bazı aksaklıklardan dolayı cenazesine gelemedim ama gitmemek olmaz diyerek mevlidine geldim."
Yalanının işe yarayıp yaramadığını merakla beklerken kadın başını sallayarak tüm dikkatini Barlas'a verdi. "Adım Gülşen. Siz?"
"Barlas."
"Sizde mi balıkçısınız yoksa kocamın büfesinde mi çalışmak istemiştiniz?"
Barlas düşünmeye gerek duymadan, "Balıkçıyım.", diye cevap verdi. Gülşen Hanım göz yaşlarını silerek ellerini kucağında birleştirdi. "Ne güzel."
Gülşen Hanımın bunu demesiyle daha konuşmayacağını anlayan Barlas konuşmayı sürdürmek için konu açtı. "Şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz Gülşen Hanım?"
Şu an hayatının en önemli sorusunu yeni tanıştığı yabancıdan duymak biraz garip ve üzgün hissettirse de cevap verdi. "Aslında pek düşünmeye fırsatım olmadı.", düşündüğünü belli edercesine durdu sonra devam etti. "Biliyorsunuzdur kocam balıkçı ve küçük bir büfesi var. Sizi işe alabilirim. Siz balık tutarsınız bende büfeyle ilgilenirim. Tabi isterseniz?"
Hemen yeni bir bahane bularak cevap verdi Barlas. "Çok üzgünüm ama iş buldum. Cenazeye gelemememin sebebi de bu yüzdendi.", aklına gelen soruyu da sorarak konuşmayı sürdürmeye devam etti. "Çocuğunuz var mıydı? Harun abi bana ailenizden pek bahsetmedi de."
Kadın kederli bir şekilde yere baktı. "Bahsetmez bilirim. Beş yaşında bir oğlumuz var. Bir tek onu umursar sadece. Harun'un babası onu benimle zorla evlendirmişti. Bana sevgi göstermezdi. Ara sıra sinirden deliye döndüğü olmuştu. Ona deseydim boşanalım diye hemen kabul ederdi kesin yani beni o derece sevmezdi."
"Peki neden onunla boşanmadınız?"
Omuzlarını silkti. "Bilmem. Cesaretim olmadı diyebilirim. Babam maddi sıkıntılardan dolayı beni ve kardeşlerimi okutamamıştı. Bu yüzden bende zamanında el işi öğrenmiştim. Sonra bu heyecanım terziliğe geçti ve şimdi gayet iyi şeyler yapıyorum. İstesem Harun'dan boşanıp oğlumla kendime güzel bir hayat kurabilirdim ama işte yine de cesaret edemedim.", yeni bir hayata başlamaktan dolayı duyduğu korkudan utandığını başını eğerek belli etmişti. Bu gayet normal bir korkuydu ancak bazıları bu korkuyu kendine yediremiyordu.
"Anlıyorum. Peki nasıl vefat etti rahmetli? Vefatının nedenini bilmiyorum da."
Gülşen Hanım kaşlarını çatarak Barlas'a baktı. Barlas'ın bu kadar soru sorması canını sıkmaya başlasa da biraz düşününce konuşmanın iyi geldiğini anlamıştı. Bu yüzden hiç sorun yaratmadan sohbete devam etti. "Kalp krizinden gitti. Ben demiştim ona içme o zıkkımı diye!", eşine olan yılların sinirini şimdi çıkaracakmış gibi bir anda patlayıvermişti. Bu Barlas'ı biraz ürkütse de durmadı.
"Zıkkım dediğiniz şey içki mi?"
"Evet. Bak kalpten gidersin böyle. Valla alkol tüm kötülüklerin anası. Yani ölünün arkasından kötü konuşulmaz ama Allah affetsin hiç beni dinleme gider içerdi."
Barlas, Gülşen Hanımdan daha bir şey öğrenemeyeceğini düşünerek ayağa kalktı. Uyuşan dizlerinin acısıyla yüzünü buruşturup bacaklarını biraz oynattı. "Haklısınız valla alkol tüm kötülüklerin anası. Neyse ben gideyim sizi daha fazla sıkmayayım. Tekrardan başınız sağ olsun."
Gülşen Hanım bir şey demeyince Barlas oradan ayrılıp Ömer'in yanına gitti. Şansına Ömer'de yanına geliyordu. Ortada buluştuklarında fazla dikkat çekmemeye çalışarak evin ön bahçesinden ayrıldılar. Arabaya bindiklerinde ikisi de direk birbirlerine döndüler. İlk soruyu Ömer sordu. "Bir şey bulabildin mi?"
"Adam çok alkol alıyormuş ve karısıyla ilişkisi iyi değil. Onun dışında pek bir şey bulamadım. Sen buldun mu?"
Başını salladı. "Buldum tabi. Harun'un kahveden arkadaşlarıyla konuştum. Hani şu sevgili siteleri ve uygulamaları falan var ya hani kadınlar ve erkekler birbirleriyle yazışıyor, işte bizim kurbanda o uygulamalardan birini kullanıyormuş. Arkadaşları Harun'un bir kadınla görüştüğünü söylediler."
"Kadının ismini ya da görünüşünü öğrenebildin mi?"
"Hayır. Kadını net görememişler."
"Peki o zaman onu buluruz sıkıntı değil. İlişki yaşadığı kadınla da konuşalım."
"Tamam. Şimdi Haluk Kenan'ın yanına mı gideceğiz?"
Barlas başını salladı. "Biz değil ben. Senin yapman gereken başka bir şey var."
"Ne gibi?", Barlas cevap vermeden önce arabayı çalıştırıp gelirken gördüğü yakınlarda olan bir taksi durağının yanında durdu. Taksilerden birini işaret ederek, "Taksiye bin ve bizim emniyet müdürlüğüne git. Doruk'u tanıyor musun? Tanıyorsundur şu teknik uzmanını. Onun yanına git. Harun'un şu sitedeki hesabını bulsun.", deyip işaret parmağıyla burnunun ucunu kaşıyıp elini direksiyona koydu. "Anladın mı?"
Ömer başını sallayıp emniyet kemerini çözdü. "Anladım. Merak etme Doruk'u tanıyorum. Sen tek mi gideceksin Haluk'un yanına?"
Başını salladı. "Evet tek gideceğim."
"Tamam o zaman haberleşiriz.", Barlas'ın onaylamasıyla tabancasını, ceketini ve kravatını alıp arabadan indi ve taksi durağına ilerledi Ömer. Taksilerden müsait olana binip şoföre gideceği yerin adresini verdi. O emniyet müdürlüğüne giderken Barlas derin bir nefes alıp sakince geri verdi. Babasıyla uzun zamandır görüşmemişti. En son onu adliyenin önünde kelepçelerle ceza evine götürülmek için arabaya bindirilirken görmüştü. Daha da görmemişti. Anılar zihninde canlanırken farkında olmadan direksiyonu daha da sıkı tuttu. Bunu fark edince ellerini gevşetip daha fazla oyalanmadan arabayı çalıştırıp babasının kaldığı ceza evine sürdü.
******
Doruk Efeoğlu. Otuz dokuz yaşında bir bilgisayar uzmanı. İşini gayet severek yapar. Ömer buraya geldiğinde onu ilk karşılan kişidir Doruk. İkisi de iyi anlaşırlar. Ömer vakanın araştırılması için ayarlanan odaya girdiğinde beklediği gibi onun dizüstü bilgisayarda oyun oynadığını gördü. O hiç yaşına bakmaz her türlü oyunu oynardı özellikle de savaş oyunlarını. Barlas'a ayarlanan ama şu anlık Doruk'un kullandığı masanın hemen önündeki koltuklardan birine oturup bacağını diğerinin üzerine attı Ömer. "Seni oyuncu seni. Zula mı oynuyorsun?"
Doruk hırkasının şapkasını başından geriye atıp kafasını iki yana salladı. "Sevgili nişanlım savaş oyunlarını çok oynadığımı söylüyor. İleride çocuklarımız olursa onlara kötü örnek olabilirmişim. Bu yüzden bana bir çiftlik oyunu önerdi. Yarım saattir domuzların evin önünde duran adama saldırmalarını bekliyorum. O adamın kim olduğunu bilmiyorum ama çok çirkin ve korkutucu bir tip. Dur bir dakika.", ekrana biraz eğilip birkaç saniye öyle durdu. Kaşlarını çatarak kafasını geri çeker çekmez şikayetine başladı. "O benmişim. İnanamıyorum sadece üç domuzu, iki sığırı ve dört tavuğu olan çirkin bir herifim! Bu nasıl bir oyun?!"
Ömer rahat bir tavırla omuzlarını silkti. "Bilmem ki. Neyse bunları geçelim, sana iş düştü."
Doruk sakinleşmek için nefes verip kişisel dizüstü bilgisayarının kapağını kapattı. "Söyle bakalım ne işi?", Ömer adli tıp ta kurbanın yaşarken çekilmiş olduğu fotoğrafı telefonundan Doruk'a gösterdi.
"Bu Harun Akkuş. Hani şu sevgili siteleri var ya. Onlardan birine kayıtlıymış. Hesabını bulabilir misin?"
Doruk bir elini çenesine koyarak birkaç saniye fotoğrafı inceledi ve gülümsedi. "Bulabilirim hatta daha iyisi hesabını çalabilirim ve siz soruşturmanıza size yardımcı olabilecek şeyleri görebilirsiniz."
"Çok iyi olur."
"Tamam.", biraz öylece durup gözlerini kısarak Ömer'e baktı. "Yeni ortağın kim? Sabahtan beri kim olduğunu öğrenmeye çalışıyorum ama bir türlü öğrenemedim."
"Barlas Arslan."
Barlas'ın adını duyar duymaz yüzündeki gülümseme büyüdü. "Vay canına Aslan Barlas geri dönmüş ha? Bu mükemmel bir haber.", birden gülüşünü soldurup kaşlarını çattı. "Şerefsize bak sen geri dönüyorsun ve yıllardır dost olduğun insanı ziyaret etmiyorsun. Sinirlendim!"
Gülerek, "Anladım.", dedi. Barlas'ı daha çok öğrenmesi gerektiğini düşündü. Bu yüzden Doruk'tan yardım alabilirdi. Kollarını masanın üzerine koyup tamamen Doruk'a döndü. "Barlas'ı uzun zamandan beri tanıyor görünüyorsun?"
"Evet hem de en yakından."
Tek kaşını kaldırarak ellerini birleştirdi. "Peki onun hakkında sorular sorsam ne dersin?"
Doruk durup biraz düşündükten sonra dizüstü bilgisayarını kenara çekip o da aynı şekilde ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "Sor bakalım ne soracaksın?"
******
Arabasını ceza evinin önünde park etmiş, arabanın kaputuna yaslanmış bir halde ceza evini izliyordu. Bir tarafı kahkahalara boğulmak isterken diğer tarafı öylece durmak istiyordu. Onun hikayesinde babasının işlediği suçu ortaya döküp babasını hapse attırmak vardı. Babasını çocukken çok severdi. Babalar hep yaslanabileceğin iki duvardan biridir ya, o da çocukken kendi duvarına yaslanmayı çok severdi. Zamanla babasına olan sevgisi azaldı, annesine olan sevgisi ise arttı. Abisi zaten onu hiç sevmiyordu bu yüzden ona karşı hissettiği bir sevgi yoktu ama sevgisizlikte yoktu. Kısaca abisi için hiçbir şey hissetmiyordu. Barlas herkesin 'ucube' olarak gördüğü bir çocuk olmuştu. Çocukken sahip olduğu üstün zekâsı, adalet duygusu ve gözlem yeteneğinden dolayı etrafındaki kişiler bunu garipser ve ona 'ucube' diye seslenirdi. Çocukluğunda babası bu lakaba engel olmak için çalışmıştı ancak büyüdüğü zaman babası da ona bu kelimeyi söylemişti. O gün her ne kadar büyümüş olsa da kendi duvarı üzerine çökmüştü. Tabi zamanla yetişkin olunca o duvarları bir kenara atmış ve ayağa kalkmıştı. En azından dedektif olana kadar ayaklarının üzerindeydi. Babasının kendisine karşı çıkmasıyla içindeki çocuğun üzerine o engel olamadan yine duvar çökmüştü. Şimdi daha iyi anlıyordu neden babasının, kendisinin dedektif olmasını istemediğini. İki eliyle de yüzünü sıvazlayıp derin bir nefes verdi. Kendisi güçlüydü. Babası ona daha ne yapabilirdi ki? Duruşunu dikleştirerek ceza evine doğru ilerledi. Ceza evinin kapısının önündeki asker, Barlas'ın önüne geçince Barlas cebinden dedektif kimliğini çıkarıp gösterdi. "Ben Haluk Kenan'ı görmek için gelmiştim."
Asker kimliği kontrol eder etmez başını sallayıp demir kapıyı açtı. Barlas'a içeriye kadar eşlik edip görev yerine döndü. İçeri girdiklerinde Barlas gardiyanlara da açıklama yaptı. Güvenlik kontrolünden geçmek için kemerini, tabancasını, saatini, cüzdanını ve telefonunu çıkarıp masanın üzerine koydu. Kadın gardiyan dedektör ile Barlas'ın üzerini kontrol etti. Ne olur ne olmaz diye de erkek gardiyanda Barlas'ın üstünü aradı. Temiz çıkınca Barlas tabancası dışında eşyalarını alıp kadın gardiyanı takip etti. Gardiyan siyah bir kapıyı açıp Barlas'ın içeriye girmesini işaret etti. Loş ışıkla aydınlatılmış olan odanın içerisinde iki sandalye bir masa vardı. Sandalyelerin birinde oturan yaşlı adam masmavi gözlerini Barlas'a dikti.
"Hoş geldin oğlum."
Barlas, babasının oturduğu sandalyenin karşısında bulunan boş sandalyeye oturdu. "Hoş buldum. Seninle biraz sohbet etmeye geldim."
"Ne güzel. Çay ya da kahve ikram ederdim ancak durumum belli.", zaten görünen durumunu göstermek için gülümseyerek kelepçeli ellerini açabildiği kadar iki yana açtı.
"Buradaki durumun beni zerre alakadar etmiyor. Beni alakadar eden dışarıda işlediğin suçlardır.", böylece iki Arslan'ın konuşması başlamıştı. İkisi de masmavi olan gözlerini birbirine dikmişti. Babasından aldığı tek özelliği babasına karşı bir silah gibi kullanıyordu.
------------------------------------------------------------------------------------
Bölüm sonu. ✨