"Yerin rahat mı sevgili babacığım?", diye söze girdi Barlas. Babasıyla konuşmayı tuhaf bulduğu bir şekilde çok istiyordu. Haluk Bey de aynı şekilde oğluyla sohbet etmeyi istiyordu. Bu isteğini belli ederek oğlunun sorusunu yanıtladı.
"Evet gayet rahat. Tek kişilik oda da kalıyorum abin sayesinde."
Yüzüne çapraz gülümsemesini yerleştirerek başını hafifçe sağa yatırdı. "Benim sayemde buradasın. Bana teşekkür yok mu?"
Haluk Bey oğlunun cümlesiyle kahkaha atarak başını salladı. "Tabi ki senin de hakkın ödenmez. Seninle gurur duyuyorum evlat."
Barlas, babasının son söylediği şeyle beraber gülümsemesi soldu. Babası yıllar sonra -liseyi kazandıktan sonra- ilk defa ona onunla gurur duyduğunu söylüyordu. Üstelik gurur duyduğu şey de kendisini hapse attırması da olunca bunu söylemesi tuhaf oluyordu. Onun dalga geçtiğini düşündü ancak ciddi gülümsemesi ve bakışları bunu ciddiye alması gerektiğini ifade ediyordu. Zaten ailesi her şeyle kolay kolay gurur duymazdı. Taktirlerden onur belgelerine kadar elinden geldiğince başarılı olmuştu çocukken. Yine de ailesi kendisiyle gurur duyduğunu söylememişti. Ailesinden çok bakıcı onunla gurur duyduğunu söylerdi. Ailesine sorsan zaten böyle bir çocuk olması gerektiğini bunun sayesinde ileride de başarılı olacağını söylerlerdi. Barlas'ta durumu kabul eder başarısına devam ederdi. Ya şimdi? Babasını hapse attırmış ve babası onunla gurur duyduğunu söylüyordu. Dalga geçip geçmediğine karar veremedi. Bakışlarına mı güvenecekti yoksa sözlerine mi? Barlas'ın şaşkın suratına bakarak gülümsedi Haluk Bey. Barlas ellerini masanın üzerinde birleştirip kaşlarını çattı. Merakını gidermek için sorusunu sordu. "Sen ciddi misin?"
"Elbette ciddiyim Barlas ama sakın abine söyleme. Onun biraz...", biraz düşünerek doğru kelimeyi aradı. Aradığı kelimeyi bulduğu gibi de devam etti. "...psikolojisi bozuk. Neyse devam edeyim gerçekten seninle gurur duyuyorum. Bizim ailemiz magazin dünyasında her ne kadar mükemmel bir aile gibi gözükse de Arslan ailesi sözlükte eşkıyanın anlamıdır."
"Yani ailemizdeki herkes suçlu öyle mi? Annem bunun doğru olmadığını söylerdi.", bunu tahmin etmişti ancak aile dediğin masum olur ya o da kendi ailesini masum görmüş kimseye toz konduramamıştı, her ne kadar ailesindeki kişileri sevmese de. Haluk Bey başını sallamak yerine kelepçeli ellerini birleştirdi.
"Herkes suçludur Barlas. Aynı herkesin katil olduğu gibi. Hepimiz katiliz, hepimiz bir canlıyı öldürdük ama tabi büyükten küçüğe değişiyor öldürdüklerimiz. Aynı bunun gibi her insan suçludur. Sen sadece ailemizde devlet çalışanı olan tek kişisin. Adaleti sağlıyorsun. Biz ise kanunları çiğneyen kişileriz. Bu yüzden seninle gurur duyuyorum oğlum. Kanun adamı olduğundan değil. Ailemizdeki farklı bir birey olduğundan. Bize benzemediğinden. Kendi hayatını kendin şekillendirdiğinden. En çok da beni buraya tıkmaya gücün olması beni gururlandırıyor.", derin bir nefes aldı Haluk Bey ve devam etti. "Sen küçükken de böyleydin en azından on yaşında bu kanun adamı ruhun çıktı. Seni ne etkiledi bilmiyorum ancak ne etkilediyse seni on yaşından sonra zekanı daha iyi işler için kullandın. Aferin sana."
Barlas sadece durdu. Babasının söyledikleri onu etkilemişti. Belki de kendisine yaranmak için blöf yapıyordu. Bunu düşünse de içindeki ses 'Belki de sahicidir.' demeden duramıyordu. Boğazını temizleyerek duruşunu dikleştirdi. "Madem adaletli olmam seni bu kadar etkiledi neden hala şeytan rolünü oynuyorsun?"
"İki sebepten dolayı. Birincisi bu hayatta şeytanlara da ihtiyaç var kişilerin iyi olması için. Sen yeter ki kendini şeytana kaptırma, kaptırma ki sende iyi ol. İkincisi ise parayı seviyorum.", diyerek sırıttı. "Hem de çok seviyorum. Bunun sebebi de başka insanlar. Hiç düşündün mü para olmasaydı ne olurdu diye? Ya da herkes paylaşımcı olsaydı? Kimse paylaşmayınca insan ister istemez hakkını bir şekilde alıyor.", iki elini iki tarafa açıp 'bu kadar' işareti yaptı. Kelepçelerin bileklerini daha fazla zorlamaması içinde ellerini tekrardan birleştirdi.
Barlas bir gün bu konuları babasıyla konuşacağını hiç düşünmemişti. Düşünmese bile cevabı hazırdı. "Haklısın. İnsanlar daha paylaşımcı olsalar herkes mutlu olurdu. Ancak kendini şeytana kaptırıyorsun. Hak, birinin elinden bir şeyi zorla veya izinsiz almak değildir. Çalışarak almaktır. Kendi dediğinle çakışıyorsun baba. Sen hakkını aldığını söylüyorsun. Peki sen hiç paylaşımcı oldun mu?", Haluk Bey ağzını açsa da bir şey diyemeyeceğinden geri kapadı. Barlas'ta söyleyeceklerine devam etti. "Sen ilaç kaçakçılığı yaptın. İnsanların canının alınmasına sebep oldun. O insanların yaşama hakkını yedin. Kanunlar bu yüzden var. İnsanların hakkını yeme diye var. Şimdi diyorsun ki hakkım olanı aldım. Ya o insanların hakkı? Bu yüzden seni tıktım buraya ve bu yüzden geldim. Seninle konuşmam gereken şeyler var."
Daha fazla bu konuyu konuşmak istemediğinden hemen buraya gelme sebebine girdi. Haluk Bey devam etmesi için başıyla işaret verince konuya girdi. "Ülkeye soktuğun ilaçlarla yasa dışı ilaç yapılıyor. Kurbanların kanlarında o ilaçlardan var. Şimdi anlatma sırası sende. Biz senin depolarını ele geçirmiştik. Başka depon veya ilacı tekrardan ülkeye sokacak kişiler var mıydı?"
Haluk Bey biraz öne eğilerek kaşlarını yukarı kaldırdı. "Bilmiyorum. Bu ilaçlar hakkında bir şey bilmiyorum."
Ayaklanarak oda da bir tur atıp masaya geri döndü. Ayakta dikilip ellerini masaya koydu. "Altı yıl önce de bunları demiştin ama ben her şeyi kanıtlayıp seni buraya tıkmıştım. Anlat!"
"Vay canına iş ile özel hayatı karıştırmıyorsun çok profesyonelce bir davranış.", Haluk Bey hafifçe gülümseyerek kısa ve yavaşça alkışladı. Sabrının taştığını belli edercesine nefes verdi. Hızlıca sandalyesini çekip ters çevirip oturdu. Kollarını üst üste sandalyenin sırt kısmının üstüne yerleştirdi. "Peki anlaşabiliriz bence. Ne istiyorsan söyle yapacağım senin konuşman karşılığında."
Bu onun ilgisini çekmişti. Öne doğru eğilip masaya yaklaştı. "Bana özgürlüğümü verebilir misin?"
Önce gülümsedi sonra sesli bir şekilde kahkahalar atarak elleriyle sandalyenin başını tutup başını geriye attı. Barlas'ın sesli kahkahası odayı doldururken Haluk Bey tek kaşını kaldırmış gülümseyerek oğlunu izliyordu. Kahkahasına son verirken eski pozisyonunu alıp sırıttı. "Bak işte buradan belli senin suçlu olduğun. Şimdi anlat."
Dudağının kenarını yukarıya doğru kıvırdı. "Ben sadece özgürlük istiyorum o kadar."
Ciddiyetine geri büründü. "Yok sana özgürlük filan. Anlat sabrımın sınırlarını zorlama."
"Az önce ne güzel konuşuyorduk. Bu ani duygu değişimleri iyi değil. Kesin Havin'den sonra böyle oldun.", Havin'in adını duymasıyla sinirle elini yumruk yapıp elini masaya vurdu. Derin ve hızlı nefes alıp verirken gözlerini kapatıp sakin kalmaya çalıştı. Eli titrediği sırada kısık ama sert bir ses tonuyla, "Anlat.", dedi.
Oğlunun bu sinirinden sonra aynı sakinlikle konuştu. "Size söylemediğim depolarım elbette vardı ama boşuna aramayın oraları boşaltmışlardır bile. Başka kim ülkeye sokar bilmiyorum.", Barlas bir şey demeden tam çıkacakken babasının kendisine seslenmesiyle durdu.
"Barlas. Yeni ortağını yanından ayırma Engin'i ölüme terk ettiğin gibi terk etme. Ayrıca dikkat ette Havin'in ölümüne sebep olduğun gibi torunumun ölümüne de sebep olma.", bu işte bardağa taşan son damlaydı. Önce arkasına döndü sonra da babasının üstüne atlayıp tüm sinirini, tüm kırgınlığını, tüm enerjisini babasını yumruklayarak çıkarmaya başladı. Neyse ki sesleri duyan gardiyanlar gelip Barlas'ı babasının üstünden aldılar. Tüm siniri vücuduna büyük bir enerji verirken iki gardiyan onu sıkıca tutuyordu. Kadın olan Barlas'ın karşısına geçip, "Barlas Bey işinizi bittiyse sizi uğurlayalım diyoruz!"
Barlas durup ellerini cebine koydu. Hala sinirliydi ancak vaktin kolay durmadığını biliyordu. "İşim bitti. Size verdiğim rahatsızlıktan ötürü kusura bakmayın.", kadın gardiyanın ciddi suratına aldırmadan odadan çıktı. Dışarıya çıktığında gökyüzüne baktı. Derince soluklanıp ciğerlerini havayla doldurdu. Tekrardan ciğerlerini boşaltırken arabaya ilerledi yavaşça. Zaten Havin'in kendisi yüzünden öldüğünü düşünüyordu ama bunu birinin ona söylemesi o kadar içine işliyordu ki. Bindiği gibi arabayı çalıştırdı. Ellerini direksiyona koyduğunda ellerinin dışının sinirden babasını dövmesinden dolayı yaralar olduğunu fark etti. Başını direksiyona vurup birkaç saniye öyle kaldı. Sinirine yenik düşmüş ve babasını dövmüştü. Bunu yapmaması gerekiyordu. Ne olursa olsun sinirlerine hakim olmalıydı. Daha fazla burada durmak istemediğinden Ömer'in yanına gitmeye karar verdi. Yoldayken sakinleşmiş, kendine gelebilmişti. Kendine gelmesiyle babasının dediklerini düşündü. Babasının Çiçek'i nereden öğrendiğini o sinirle akıl edememişti. Bunu fazla umursamadan tüm konsantrasyonunu yola ayırdı. Ömer ve Doruk'un yanına gittiğinde Ömer ayaklarını önündeki sehpaya uzatmış telefonuyla oyalanıyordu. Doruk'ta o çiftlik oyununu oynayarak zaman geçiriyordu. Barlas onları bu halde görünce kaşlarını çatarak iki elini sertçe masaya koydu. Çıkan sesle beraber Doruk ve Ömer daldıkları teknolojik aletten başlarını kaldırdılar. Ömer telefonunu kapatıp Barlas'ın ellerine bakarken Doruk laptopunun kapağını kapatıp arkasına yaslandı. "Abi ödümüzü kopardın!"
"Barlas.", kendisine seslenen Ömer'e döndüğü gibi Ömer kafasıyla ellerini gösterdi. "Ne olmuş oğlum ellerine?"
Barlas bir anlığına kızarmış hatta azıcık kanayan ellerine baktı. Umursamadan ellerini cebine koyup başını kaldırdı. "Önemli bir şey değil. Asıl konumuza gelelim. Ben seni buraya oturun diye mi yolladım Ömer?"
Ayaklarını sehpadan indirip duruşunu dikleştirdi. Barlas'ın bu sinirini anlayamamıştı. Şimdilik boş vermeye karar verdi. "Konuştuk hallettik hatta.", dediği gibi Barlas, Doruk'a döndü. Doruk oturmasını işaret edince masanın hemen önündeki koltuklardan birine oturdu. Doruk iş laptopundan sevgili sitesini açıp laptopu Barlas'a doğru itti. Barlas laptopu kendine çekip siteye bakmaya başladı. O bakarken Doruk'ta öğrendiklerini anlatmaya başladı. "Mesajlara bakılırsa kadın bu. Yalnız daha fazlası da var. Kadının takipçilerine bak. Bir de kadının hiçbir şeyine ulaşamadım. Yani kadın kendini gizliyor. Aradığınız katil bu olabilir.", demesiyle Barlas kadının takipçilerine baktı. Harun'un profilini görmüştü. Devamını bakarken kaşlarını daha çok çattı. Hikmet'in profilini de görmüştü. Tanıdığı üçüncü kişiyle sayfayı kaydırmayı bırakıp üçüncü kişinin profilini işaret etti.
"Bu benim arabamın önünde ölen adam."
Doruk ciddileşerek burnundan nefes verdi. "Oradakiler kalpten gidenler Barlas."
"Hepsi mi?"
"Evet ama biri yaşıyor."
"Hangisi yaşıyor? Hemen adresini telefonunu bul! Allah kahretsin neden beni beklediniz?"
Barlas'ın bağırmasıyla Doruk laptopunu alıp kaşlarını çattı. "Telefonunu kapatan salak ben değildim! Neyse ki senden zeki, mükemmel ve yakışıklıyım da adresi siz demeden buldum.", Doruk whatsapptan adamın adresini Barlas'a attı. Barlas hemen ayaklanıp Ömer'e de ayaklanması için işaret etti. "Sağ ol benim zeki, mükemmel ve yakışıklı arkadaşım. Hadi Ömer gidelim."
"Tamam tamam.", Ömer'de ayaklanınca ikisi beraber hızla Doruk'un verdiği adrese gittiler. Yolda Barlas hızlıca arabayı sürerken Ömer sevgili sitesinde Harun'un hesabına bakıyordu. "Vay canına kadın çok ürkütücü ama bir o kadarda çekici bir şekilde konuşmuş. Adamı hipnoz eder bu kadın."
"Göreceğiz bakalım yakalanınca kim kimi hipnoz ediyor!", tek katlı kötü durumda olan bir evin önüne geldiklerinde ikisi de arabadan inip eve doğru yöneldiler. Kapıya vardıklarında tahta kapının üstündeki tokmakla kapıyı çaldılar. Kapı çalınmasından başka ses çıkmaması ikisinin de hoşuna gitmemişti. Barlas belinden silahını çıkarınca Ömer de onu takip edip silahını çıkarıp emniyet kilidini açtı. Barlas'ın başıyla işaret etmesiyle kapının yanına geçti Ömer. Önce ayağıyla iki kere tekme attı. Kapı açılmayınca birkaç adım geri gidip sağ omuzunu kapıya doğrulttu. İçinden üçe kadar sayıp koşarak kapıya atladı. Kapı açıldığı gibi Barlas kolunun üstüne yere düştü. Ömer hızlı hareket edip Barlas'ı aşarak içeriye girince o da ayaklanıp peşinden gitti. İkisi de odalara teker teker bakarken Ömer baktığı odada gördüğü şeyle ortağına seslendi. Kendisine seslenilmesiyle koşarak yanına gittiğinde yataktaki adamı gördü. "Bizimkileri ara Ömer bende ortalığı inceleyim."
Ömer cevap vermeden kapının önüne çıkıp Kerim'i aradı. O sırada da Barlas evde bulduğu çorapları yerde iz bırakmamak için ayakkabılarına geçirdi. Cebinden çıkardığı eldivenleri de taktıktan sonra adamın yanına gidip işaret ve orta parmağını şah damarının üzerine koydu. Görüldüğü gibi adam ölmüştü. Adamın kıyafetleri üzerindeydi. Başına darbe almış mı diye kontrol etti. Almıştı. Başında kurumuş kan vardı. Boynuna baktığında Hikmet'in boynundaki gibi küçük bir morluk gördü. Adamı bırakıp etrafa bakındı. Etraf normal olmayan bir şekilde düzgündü. Yere baktığı an yerde kan izinin olduğunu gördü. Yere oturup azıcık olan kanı iyice gözlemledi. Kafasını sola çevirdiğinde çöp kutusunu görmesiyle hızla çöp kutusuna uzandı. Kapağını açmasıyla çöp kutusunun tertemiz olduğunu gördü.
"Bu kadın her kimse uzman bir katil olmalı.", diye geçirdi içinden. "Aksi halde iz bırakır bende bir şey görürdüm. En iyisi Adli Tıp ekibinin evi incelemesini bekliyeyim ama gitmeden önce son bir şey daha.", Barlas ayaklanarak adamın yanına geri gitti. Ceplerini kontrol ettiğinde ceplerinin boş olmasıyla ellerini çekip yatağın yanındaki sandalyenin üzerine atılmış olan eski ceketi eline aldı. Ceplerini kontrol ettiğinde aradığını buldu. Kurbanın telefonu. Telefona, eve, adama ve tekrardan telefona baktı.
"Böyle bir adam nasıl bu kadar pahalı bir telefon almış ki?", küçük ama merak ettiği bu sorunun cevabını önemsemeyi bırakarak telefonu masanın üzerinde gördüğü küçük poşete koydu. Poşeti ceketinin iç cebine yerleştirip evden çıktı. Evden çıktığından kapıya yaklaşan polis ekiplerini, adli tıptan gelen ekibi ve olay savcısının geldiğini gördü. Savcı Deniz Bey hiç beklemeden Ömer ve Barlas'ın yanına gitti.
"Durum nedir?"
Ömer susarak Barlas'ın konuşmasını bekledi. Eve baktığı için onun konuşmasını daha mantıklı buluyordu. Barlas eldivenlerini çıkarıp cebine koyduğunda içeriye giren Adli Tıp ekibini izledi sonra da savcı beye döndü. "Sayın Savcım biz kalp krizi vakalarını araştırıyoruz. Zaman kaybetmemek adına ve görevin gizliliğinden ayrıntıları veremeyeceğim. Sadece şunu söyleyebilirim ki içerideki adam o kurbanlardan biri. Elimizde delilde var."
Savcı Deniz Bey başını sallayarak ellerini ceplerine koydu. "Peki. Siz gidebilirsiniz. Olay yeri incelendikten sonra bilgiler elinize geçecektir. Bu arada o vakalardan haberim var.", son söylediğini sadece onun duyabileceği şekilde kısık sesle söylemişti.
"Tamam efendim iyi günler.", Ömer ile Barlas arabaya bindiklerinde Ömer kemerini taktıktan sonra ortağına döndü. "İçeride ne yaptın?"
"Kurbanın telefonunu aldım. Telefonu önce laboratuvara götürüp parmak izi var mı diye kontrol ettireceksin. Sonra da Doruk'un bakması için telefonu ona vereceksin. Bende o sırada Kerim'in yanına gidip bulduklarımızı ve planlarımızı anlatacağım."
"Anladım. Bende Adli Tıp a gidene kadar sana bu sevgili sitesinden hesap açayım.", Barlas tek kaşını kaldırıp Ömer'e kısa bir bakış attı. Ömer, Barlas'ın bakışının altındaki anlamı anlayarak kıkırdadı. "Merak etme amacım sana kız arkadaş bulmak değil. O kadınla konuşman için sana hesap açıyorum. Kadını kandır ve onu tuzağa çekelim."
Yüzünü ciddileştirip kırmızı ışıkta durduğu gibi Ömer'e baktı. "Tamam yapalım ama içimden bir ses bu kadının beklenenden daha zeki söylüyor. Evde her şey düzgündü. Tabi Adlı Tıp ekibi daha ayrıntılı bir şekilde bir şeyler bulurlar ama ben kan damlasından başka bir şey görmedim. O kan damlasının da kurbana ait olduğunu düşünüyorum.", yeşil ışık yandığında önüne dönüp arabayı sürmeye devam etti.
"Yine de bir şansımızı deneyelim. Güzel çıktığın fotoğrafın var mı?"
Hiç düşünmeden başını sağa solla salladı. "Hayır yok. Fotoğraf çekilmeyi bırakalı çok oldu.", fotoğraf çekilmeyi fazla sevmeyen kişilerdendi Barlas. Bir sürü fotoğrafı vardı ancak onları da hep Havin'in zoruyla çektirmişti. Havin'in gitmesiyle bir daha fotoğraf çekilmemişti. Eski fotoğraflarına baktığı zamanda karışık duygular içerisine giriyordu. Fotoğraflar bize geçmişteki güzel anılarımızı hatırlattığı kadar bize acı veren anılarda hatırlatıyordu. Bunu çok zor bir şekilde öğrenmişti. Adli Tıp'ın önüne geldiklerinde Ömer arabadan inip kapıdan Barlas'a baktı. "O zaman konuşuruz?"
Ceketinin iç cebinden küçük poşeti Ömer'e uzattı. "Haberleşiriz.", Ömer telefonu alıp arabanın kenarından çekildiği gibi Barlas hiç durmadan gitti. O gidince Ömer'de Adli Tıp'ın girişine yöneldi. Bu sabah tanıştıkları Yasemin Hanım'ın odasını bulduğunda kapıyı çalıp içeriye girdi. Çıkmaya hazırlanan Yasemin Hanım aniden karşısında Ömer'i görmesiyle koluna takmak için aldığı çantayı masanın üzerine bıraktı. "Ben de tam çıkıyordum."
"Bir kurban daha gitti haberiniz vardır belki. Biz işlerin hızlanması için kurbanın telefonunu aldık. Acilen parmak izine bakabilir misiniz? Daha içindekileri kontrol edeceğiz de."
Göz ucuyla telefona bakıp başını sallayarak bordo kabanını çıkarıp laboratuvar önlüğünü giyip ellerine eldiven takıp telefonu poşetinden çıkardı. "Sen burada kal.", deyip odadan çıktı.
------------------------------
Bölüm sonu.