"Çiçek'e dikkat et olur mu?", Çiçek'i hazırlamaktan tut Pars'ın kucağına verene kadar bu cümleyi ona neredeyse yüz kere tekrarlamıştı Barlas. Pars gözlerini devirerek Çiçek'i kucağında sıkıca tuttu. Yüzüne gelen, Çiçek'in giydiği montta bulunan pembe tavşan kulaklarını geriye itip Çiçek'i kendisine doğru yasladı.
"Anladık Barlas. Çiçek'e göz kulak olacağım. Zaten onu eşime götürüyorum. Hem İdil kız çocuklarını çok sever. Neymiş onu pembe pembe giydirirmiş te falan filan."
"Giydirsin, giydirsin. Her kıyafetinde fotoğraf çekip bana atsın.", gülümseyerek eğildi ve Çiçek'in elini öptü. Başını kaldırıp gözlerini Pars'a dikti. "Aman diyeyim dikkat et. Kış aylarındayız kızımın üşümesine izin verme."
"Tamam merak etme.", deyip arabasına ilerledi Pars. Çiçek'i arka koltuğa oturtup şoför koltuğuna geçti. Barlas onların gidişini arkadan izledikten sonra kendi arabasına yöneldi. Bugün Kerim ile konuşacaktı. O yardımcı olabilirdi. Fiziksel olarak çok sağlıklıydı. Altı ayda bir yaptırdığı check-up sonucunda içi hep rahattı. Zihinsel olarak da hazır olduğunu biliyordu. Her ne kadar kendisine acı çektirse de aklının hala sağlam olduğunun farkındaydı. Arabayı karakola doğru sürerken parmaklarını direksiyona vuruyordu. Her ilerleyişinde daha çok geriliyordu. Oysa gerilmesi için hiçbir sebep yoktu. Sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi gergin ve tetikteydi. Direksiyonu bir eliyle sıkıca tutup diğer eliyle camı sonuna kadar açtı. Dışarıdan gelen soğuk hava gerginliğini az da olsa almıştı. Trafik ışıklarına yaklaştığında kırmızı ışık yanınca yavaşlayıp durdu. Bu sefer daha dikkatliydi. Dünkü olayı tekrardan yaşamak istemezdi. Yeşil ışığın yanmasını beklerken güneş gözlüklerini taktı. Havada güneş vardı ama sadece ışığını görüyordu ısısını alamıyordu. Yan koltuğa koyduğu sigara paketini ve çakmağını çıkardı. Paketinden bir tane sigara çıkarıp ağzına koydu. Çakmağıyla sigarasını yakıp hızlıca bir duman çekmişti. Çakmağını ve sigara paketini ceketine geri koyar koymaz yeşil ışık yanmıştı. Işığın yanmasıyla yoluna devam etti. Kendisi başarılı bir dedektifti. İşini geri alabilirse bu başarıyı devam ettirecekti. Kişiliğine ve kendisine güveniyordu. Bu güven artışıyla beraber gaza bastığını fark edince hemen hızını düşürdü. Başarısını, işini, geleceğini ve Çiçek'i düşündüğü sırada nihayet karakola varmıştı. Arabasını park edip karakolun içerisine doğru ilerledi. Güneş gözlüğünü çıkarıp eline aldı. Etrafında bir iki kişinin ona bakmasına takmayarak dün girdiği odaya ilerledi. Kapıyı çalar çalmaz Kerim'in 'gir' dediğini duydu. Dediğini yapıp kapıyı açtı. Odanın içerisine girerken Kerim ona hem şaşkınlıkla hem de gülümseyerek bakıyordu. "Barlas! Bu ne güzel tesadüf ben de şimdi seni arayacaktım. Sana önemli bir şey demeliyim."
"Benim de sana diyeceklerim var."
Kerim masasının önündeki tekli koltuklardan birini işaret etti. "Otursana."
Barlas, dediğini yapıp koltuğa oturdu. İkisi de konuyu uzatmadan konuşmaya başladılar.
"İşe geri dön."
"İşe geri gelmeni istiyorum."
Önce ikisi de aynı anda aynı anlamı taşıyan cümleyi söyledikleri için küçük bir şok geçirseler de sonunda ikisi de tebessüm etmişti. Şimdi ikisinin içi de rahatlamıştı. Kerim, Barlas'ı ikna etmek için zaman harcamayacaktı, Barlas'ta iş aramak zorunda kalmayacaktı. Kerim kahve dolu kupasını eline alarak arkasına yaslandı. "Açıkçası geri dönmeni istemen beni o kadar mutlu etti ki Barlas."
"Bunun farkındayım.", dedi çapraz gülümsemesini yüzüne yerleştirerek. O da sevinmiş ve içi rahatlamıştı.
"Güzel. O zaman bugün İçişleri Bakanlığı'nın Müsteşar yardımcısıyla yapacağımız ufak toplantıya geliyorsun. Bir olay için buluşacağız ve bu olaydaki dedektifimizin bir ortağa ihtiyacı var. Ben şahsen seni düşünüyordum."
Başını salladı. "Tamam.", aslında Barlas şaşkındı. Bu kadar çabuk işe geri döneceğini ve Müsteşar yardımcısıyla görüşeceğini duymak onu bir hayli şaşırtmıştı. Kerim kahvesinden bir iki yudum içtikten sonra masaya bıraktı. Barlas derin nefes verip ellerini kucağında birleştirdi. İçinde kötü bir his vardı. Ya bu his bugünün sonunu belirliyordu ya da bu kötü his kendisinin yoluna çıkmasını sağlıyordu. İkincisi mantıklı gelirken Kerim'in ayaklanıp ceketini giymesiyle kendine geldi. Onu izlerken Kerim başını kapıya doğru salladı. "Hadi gidelim. Erkenden gidersek bizim için iyi olur."
"Pekala.", Barlas yerinden kalkıp Kerim ile karakoldan çıktı. Arabasına doğru ilerlerken her şeyin bu kadar hızlı gelişmesinden dolayı içindeki heyecan ve korku tekrardan ortaya çıkmıştı. Sanki daha önce bu işi yapmamıştı ve ilk iş günündeki gibi hissediyordu kendini. Bunu pek belli etmeyerek Kerim ile arabasına bindi. Kemerini takıp aynaları kontrol edip arabayı çalıştırdı. Kerim'in tarif ettiği restorana giderlerken yol boyunca sohbet ettiler. Eski zamanlardan konuştular. Eskiler hakkında konuşmak ikisine de iyi gelmişti. Yıllardır içlerinde tuttukları şeyleri konuşmak ikisi içinde iyi gelmişti. Barlas eskileri unutmak istemeyen biriydi. Her gece başını yastığa koyarken 'bir gün ya Havin'i unutursam' diye düşünürdü. Bu ona kabus gibi gelirdi bu yüzden bir şeyleri unutmamak için çabalardı. Yoğun trafiğin ardından yirmi altı dakikada restorana varmışlardı. Barlas arabadan inmeden önce restoranın dışına göz attı. Eskiden buraya bir iki kere geldiği olmuştu. Gayet güzel bir restorandı. Üç katlı restoranın çevresi, neredeyse tamamı boydan boya camla kaplanmıştı. Geri kalan yerler açık kahverengi, krem rengi ve siyah denilebilecek bir lacivert ile kaplanmıştı. Kerim'in arabadan inmesiyle kendisi de arabadan inip Kerim'in peşinden restorana doğru ilerledi. Giriş kısmının kalabalık olduğu restoranın kapısının yanındaki ince ve yüksek olan masanın arkasındaki yüksek sandalyeye oturmuş bekleyen görevli Kerim'i ve Barlas'ı görünce yerinden kalktı. Kerim hiç konuşmadan cüzdanından kimliğini çıkarıp görevliye gösterdi. Görevli anlayışla başını sallayıp eliyle merdivenleri işaret etti.
"Hoş geldiniz efendim buyurun sizi masanıza götüreyim.", görevlinin peşinden merdivenlere ilerlediler. Kahverengi tahta desenli gösterişli olan merdivenlerden çıktılar. Üçüncü kata vardıklarında görevli onları camın yakınında olan masaya götürdü. Üçüncü katın manzarası nefes kesiciydi. Üstelik bu kat bomboştu. Oysa geri kalan ikinci ve birinci kat doluydu. İkisi de bunu düşünmeye bile zahmet etmeden masalarına geçtiler. Diğerleri gelene kadar bir şey almayacaklarını söyleyip garsonu yolladılar.
Barlas arkasına yaslanıp ellerini masanın üzerine koydu. Sol bileğini hafifçe kaldırıp saate baktı. "Sence ne zaman gelirler?"
"Fazla sürmez."
Elini yerine geri yerleştirip başını dışarıya çevirdi. "Umarım çok bekletmezler. Çözmem gereken davayı hemen öğrenmek istiyorum."
"Barlas Arslan. Çok bekletmedik umarım."
Gelen ses ile Barlas ve Kerim bakışlarını merdivenlere doğru çevirdi. İçişleri Bakanlığının Müsteşar yardımcısı Adalet Erdem tatlı bir tebessümle onlara bakıyordu. İkisi de ayağa kalkıp Adalet Hanımı selamladılar. Adalet ve arkasındaki altı adam ve iki kadın masaya doğru ilerlediler. Barlas centilmenlik yaparak Adalet Hanımın sandalyesini çekti. Adalet sandalyeye oturunca sandalyeyi masaya yaklaştırıp kendi yerine geçti. "Barlas. Centilmenliğinizden hiçbir şey kaybetmemişsin."
Barlas sadece gülümseyerek cevap verdi. Adalet Hanımı tanıyor ve seviyordu. O iyi bir kadındı. Omuzlarına gelen kısa saçlarını beyaza boyatmıştı. Uzun kakülünü sağ kulağının arkasına sıkıştırmıştı. Diz kapağının altında krem rengi bir etek, aynı renkte bir ceket ve beyaz renginde bir gömlek giymişti. Beyaz renginde de çok fazla uzun olmayan topuklu ayakkabı da giymişti. Sol yakasına taktığı kahverengi ile altın rengini taşıyan eskiye benzer bronşla resmiliğini ve ciddiyetini artırmıştı. Üstelik elli dört yaşında olarak bu kıyafetler ona çok yakışmıştı.
"Adalet Hanım öncelikle hoş geldiniz.", Kerim konuşmayı başlatarak iyi bir adım atmıştı. Adalet hanım başını sallayarak garsonun önüne koyduğu menüyü eline aldı.
"Hoş buldum. Ne kadar açım bilemezsiniz. Bugün yoğun bir gün. O yüzden yemek siparişini verir vermez Barlas ile sohbet edeceğiz.", Barlas'a göz ucuyla bakış attığında Barlas sadece içinde tuttuğu nefesi vermekle yetindi. Yemek siparişlerini verip garsonu geri yolladıktan sonra Adalet Hanım ellerini masada birleştirip duruşunu dikleştirdi.
"Evet Barlas işe geri dönmen için Kerim sana bir teklifte bulundu. Burada olduğuna göre teklifi kabul ettin?
"Evet efendim."
Barlas'ın geri dönmeyi istemesi Adalet'i mutlu etmişti. "Bu harika o zaman fazla uğraşmamıza gerek yok.", sol tarafında oturan esmer erkeği işaret etti. "Bu Ömer. Senin yeni ortağın. İkiniz yarın olacak yemin törenine kadar iş alımı işlerini halledin. Kerim Bey size sonra katılır."
Barlas bu kadar kolay olmasına şaşırarak kaşlarını çattı. Her şey çok kolay olmuştu. Belki de ona kolay gelmişti emin değildi. Emin olduğu tek şey ise bu kadar hızlı olmasını beklemediğiydi. "Ne yani her şey bu kadar hızlı ve kolay mı olacak?"
Adalet Hanım nefes verip ellerini birbirine vurup birleştirdi. Birleştirdi ellerini hafif yana yatırıp gülümsedi. "Aklımda senin için bir görev var. Gözüm üzerindeydi. Fiziksel olarak gayet sağlıklısın. Bu yüzden fazla bekletmeden yarın senin yemin törenin olacak. Bizim seninle konuşmamız gereken tek konu senin ruhsal sağlığın. Ruhsal olarak iyi durumda olup olmadığını öğrenmem gerek."
Barlas saçını kaşıyarak masadakilere tek tek göz gezdirdi. Ellerini tekrardan kucağında birleştirip başını hafif yana yatırdı. "Ben gayet iyiyim Adalet Hanım."
"Bak Barlas sen işini çok iyi yapan ve işini sevenler takımından birisin. Mesela Ömer gibi ya da senin hiç sevmediğin Furkan gibi. İşinde her ne kadar başarılı olsan da ruhsal olarak senden emin olmak zorundayım. Her birimizin içinde ufakta olsa sinir var. Bizim o sinir kırıntısının yangına dönüşmeden kontrol altına almamız gerekiyor. En fazla da senin. Zor şeyler yaşadın. Öfkelisin ve bu vakada seni öfkelendirecek şeyler olmasından korkuyorum."
Barlas yavaşça başını sallayarak burnunu çekti. "Sizi anlıyorum Adalet Hanım. Merak etmeyin ben iyiyim."
"Emin misin?"
"Evet efendim."
"Öyle umuyorum. Şimdi yemeklerimizi yiyelim sonra 'biz' sizi görevlendireceğimiz dava hakkında konuşacağız."
'Biz' kelimesini bastırarak söylediğinde yemekten sonra Ömer ile buradan gitmeleri gerektiğini anladı. Bunu sorun etmeyerek başını salladı. "Tabi efendim."
Kısa zamanda yemekler iki garson tarafından servis edildi. Yemek boyunca edilen sohbette Adalet Hanım Barlas ile baya sohbet etmişti. Konuşarak onun durumunu anlamaya çalışıyordu. Tabi Barlas'ta bunu bilerek en iyi şekilde cevap veriyordu. Barlas çatalına doladığı son soslu makarnasını da yedikten sonra elinin yanındaki peçeteyi alıp ağzını sildi.
"Efendim ben yemeğimi bitirdim izniniz olursa kalkmak isterim."
"Tabi Barlas gidebilirsin ama Ömer ile.", Adalet hanımın cümlesinden sonra Ömer ve Barlas birbirlerine döndü. İkisi de aynı anda başlarıyla onaylayıp ayağa kalktılar. Kısaca masadakilerle vedalaşıp restorandan çıktılar. Barlas parmaklarını birbirine geçirip kollarını yukarıya doğru kaldırarak iyice esnedi. Kendine gelince Ömer'e dönüp elini uzattı.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
Ömer hafif bir tebessümle elini uzatıp Barlas ile tokalaştı. "Bende memnun oldum. Ortak."
Barlas 'ortak' kelimesini duyduğu an içinde bir kıpırtı oluştu. Biriyle ortak olmayalı uzun zaman olmuştu. Elini çekip arabasına yöneldi. Ömer'in peşinden geleceğini bildiği için bir şey dememişti. Tam da düşündüğü gibi yeni ortağı peşinden geliyordu. Arabaya vardıklarında Barlas arabanın anahtarını çıkarıp arabanın kilidini açtı. Ömer'e geçmesini işaret edip şoför koltuğuna oturdu. İkisi de arabaya bindikten sonra Barlas arabayı çalıştırıp park alanından çıktı.
"Eee nereye gidiyoruz ortak?"
"Güzelce sohbet edebileceğimiz bir yere.", Barlas arabayı sahile sürerken ikisi de konuşmadı. Uzun uzun konuşmayı gidecekleri yere saklıyorlardı. İkisi de birbirlerinin merak ediyordu. Kiminle ortak olduğunu bilmek ikisi içinde önemliydi. Sahile vardıklarında Barlas arabayı uygun bir yere park etti. İkisi de arabadan indiğinde Barlas arabayı kilitledi. Beraber arabadan fazla uzak olmayan bir banka gidip oturdular.
"Sohbeti ben başlatayım o zaman. Senin hakkında birkaç şey duymuştum Adalet Hanımdan. Bir de senden dinlemek istiyorum."
Barlas başını yana doğru sallayıp, ayaklarını ilerletip sağ ayağını sol ayağının üzerine atıp, ellerini birleştirdi. Bakışlarını denize doğru çevirdi. Deniz sakindi. Yavaş dalgalanmaları insana huzur veriyordu. Bir anlığına Havin'i anlatası gelse de bundan vazgeçip şu an ki hayatını anlattı. "Çok yakınım olan biri vefat etti bende onun çocuğunu evlat edindim. Baba olunca artık bir şeylerin değişmesine karar verip işe geri döndüm. İşte bu kadar."
Ömer, Barlas'ın anlattıklarını dikkatle dinleyip güldü. "Bende bir babayım ve babalığın ne kadar zor olduğunu biliyorum ama insan alışıyor merak etme.", bunu söylediği gibi kendi çocuğu gelmişti aklına." Benim hayat durumum da seninki gibi pek bir macera yok. Tabi kayınpederimin beni öldüresiye tüfekle kovaladığı günü saymazsak."
Barlas duyduğu şeyle gülerek kaşlarını çattı. "Ciddi misin? Neden seni tüfekle kovaladı?"
"Benden ölesiye nefret ediyor da ondan. Tüfekle kovalamanın bahanesi de atış çalışmaları yapıyormuş ta bende hep onun önüne geçiyormuşum.", ikisi de bu duruma baya bir güldüler. Beraber baya bir konuşup iyice kaynaştılar. Ömer ona evli ve bir çocuğunun olduğunu bahsederken Barlas ona nişanlanacağını ama nasip olmadığını söyledi. Barlas konuyu neşelendirmek adına ona Engin'den bahsederken Ömer'de ona katılıp kendi eski ortağından bahsetmişti. Eski ortağının bir kadın olduğunu ve ürkütücü bakışları olduğunu söylemişti. Bakışları hem korkutucu hem çekiciydi diye anlatmıştı. Beraber konuşmak onlara baya iyi gelmişti. Birbirleriyle iyi anlaşacaklarını şimdiden anlamışlardı. Zaten iki insanın anlaşması kolaydı. İkisi de dürüst olduğu sürece.
******
Ömer ile ettiği sıkı sohbetten sonra saatin geç olmasıyla ayrıldılar. Barlas eve gitmeden önce Çiçek'i almak için Pars'ın evine gitti. Kendi evi gibi Pars'ın evi de güzeldi. Aralarındaki iki fark, Pars'ın evi sıradan bir apartmanda bulunuyordu ve Pars kendi evini seviyordu. Arabayı park edip beyaz renginde binaya doğru ilerledi. Asansörle beşinci kata çıkıp sağ tarafındaki kapıya gitti. Evin kapısını çaldığında çok beklemeden kapı açıldı. İdil gülümseyerek Barlas'ın geçmesi için yol verdi. "Bizde seni bekliyorduk Barlas. Hoş geldin. İçeriye girsene."
Başını iki yana salladı. "Hayır sağ ol İdil geç oldu. Çiçek'i alıp gideceğim."
"Ve bakıcıyı dimi?", İdil sözlerini söyleyip işaret parmağını kaldırıp ona 'bir dakika' işareti yaptı. Barlas'ı kapıda bırakıp içeriye gitti. Tekrardan gelirken yanında ellili altmışlı yaşlarda bir kadın ve kadının kucağında Çiçek ile geldi. Barlas, Çiçek'i görür görmez kucağına alıp boynunu öpüp koklayıp ona sıkıca sarıldı. Babalığı kızını sevdiği gibi çok sevmişti.
"Ooo ben kızımı ne kadar özlemişim. Mis gibi kokuyor benim kızım.", karşısında kendisini izleyen iki kadının gözlerinden huzur ve mutluluk belli oluyordu. Barlas'ın bu davranışları onları etkiliyordu. Barlas, kızıyla birkaç saattir ayrı kalmanın hasretini kısaca giderip İdil'e döndü. "Pars yok mu?"
İdil suratını düşürüp kollarını göğsünün üstünde bağlayarak kapıya yaslandı. "Hala gelmedi."
"Umarım iyi bir açıklaması vardır.", dalga geçercesine söyleyip güldü.
"Umarım.", İdil yerinde düzlenip elini yanındaki kadının koluna koydu. "Barlas bu Dünya abla. Kendisi çok iyi bir bakıcıdır. Sevecen, ilgili ve zeki bir kadındır. Tek yaşar bu yüzden sende kalıp yedi yirmi dört saat Çiçek ile ilgilenebilir. Pars demiştir ben Mert ile daha çok zaman geçirmek için işimden ayrıldım bu yüzden Dünya ablanın bir işe ihtiyacı vardı neyse ki sen baba oluverdin. Biz senin şartlarını konuştuk kendisi kabul etti."
"Anladım. Memnun oldum Dünya Hanım.", diyerek anlayışla yüzünde tebessüm oluşturdu.
Dünya Hanımda tebessümüne hafif, tatlı ve komik bir şekilde gülerek karşılık verdi. Gülüşü kısa ve tombik bedenine çok yakışıyordu. Onu daha tatlı ve samimi gösteriyordu. "Maşallah Çiçek çok tatlı Barlas Bey. Ona bakıcılık yapmak benim için çok iyi."
"Peki o zaman biz gidelim.", Barlas, Çiçek'i Dünya Hanımın kucağına verip Dünya Hanımın valizlerini ve Çiçek'in çantasını aldı. O eşyaları arabaya yerleştirirken bir gözü Dünya hanımın üzerindeydi. Beklediğinden daha çok şekilde Çiçek ile ilgileniyor ve onu güldürüyordu. Bu hoşuna gitmişti ancak yine de bunu yeterli bulmadı. Ona daha çok güvenmesi gerekiyordu. Eve giderken yol boyunca Dünya Hanım konuşmuş kendisi dinlemişti. Ara sıra sohbette kendisi de yer almıştı ancak çoğunlukla Dünya hanımı konuşturmuştu. Onun konuşması gayet iyi ve güven hissi veriyordu. Eve de bu iyi hislerle vardılar.
------------------------------------------------------------------------------------
Bölüm sonu. ^^