"Doruk, Oya'yı telefon sinyallerinden bulabilir misin?"
"Hemen deniyorum.", Doruk hızlıca bilgisayarında Oya'yı bulmak için uğraşırken Barlas endişeyle odanın içerisinde tur atıyordu. Tanıdığı birini bu şekilde kaybetmek istemiyordu. Üstelik onu kurtarabilecek gücü varken ona bir şey olmasından çok korkuyordu. Hızla cebinden telefonunu çıkarıp Oya'yı aramaya başladı. İçten içe açması için yalvarırken telesekreterin kişiye ulaşamadığını söylemesiyle küfredip telefonu kapattı.
"Telefonu kapalı Allah kahretsin!"
"En son evindeymiş bundan başka bir bilgim yok.", Barlas bir anlığına durup düşündü. Birden aklına Deren'in gelmesiyle aceleyle paltosunu giymeye başladı. Doruk ona korku içinde bakarken Barlas atkısını da giyip telefonunu cebine koydu.
"Yerini bilebilecek birini tanıyorum. Sen, Kerim'e ve Ömer'e ulaşmaya çalış. Haberleşiriz.", kısa açıklamasından sonra odadan çıkıp koşmaya başladı. Etraftaki bakışları umursamadan dışarıya koşup arabasına gitti. Arabasına binip çalıştırdı. Olabildiğince dikkatli ve hızlı olmaya çalışarak hastaneye sürdü. Yolda Deren'in hastanede olması için dua etti. Hastaneye geldiğinde arabayı nerede durdurduğuna önem vermeden hızla inip girişe doğru koştu. Hastaneye girdiği gibi Deren'in hazırlanmış bir şekilde çıkışa yöneldiğini gördü. Yanına koşup kolundan tutarak onu durdurdu. Deren bir anlığına irkilse de kolunu tutanın Barlas olduğunu görünce kaşlarını kaldırdı.
"Barlas senin burada ne işin var?"
"Oya o adamla nerede buluşacak sana söyledi mi?", Deren bu soruya karşılık gülmeye başladı.
"Ondan cidden hoşlanıyorsun! Bu çok hoş ama üzgünüm arkadaşımın randevusunu mahvetmene izin vermeyece..."
Onun sözünü kesip diğer kolunu da tuttu. "Şu an bir seri katille randevuda olabilir! Biliyorsan hemen yerini söyle!", galiba bunu biraz yumuşatarak söylemesi gerekiyordu çünkü Deren söylediklerini duyar duymaz kireç kesilmişti. Barlas onu sarsınca kendine gelip sertçe yutkundu.
"Ciddi olamazsın."
"Çok ciddiyim. Lütfen yerini biliyorsan söyle.", kollarını sıkıca tuttuğunu fark edince ellerini gevşetip Deren'in sakinleşmesini ve Oya'nın şu an nerede olduğunu söylemesini diledi.
"Biliyorum. Akaylar Otel var oranın en üst kısmı restoranmış. Çatıda akşam yemeği yiyeceklerini söylemişti.", Barlas otelin adını duyar duymaz çıkışa koştu. Dışarı çıktığında arabasına yönelip cebinden telefonunu çıkarıp Doruk'u aradı. O sırada Deren'in de peşinden geldiğini gördü. Sorgulamadan arabanın kilidini açıp şoför koltuğuna oturup Deren'in de binmesini bekledi. İkisi de emniyet kemerini takarken Doruk telefona cevap vermişti.
"Barlas bende tam seni arayacaktım. Öğrendin mi Oya'nın yerini?"
"Akaylar Otel'in çatısındaymış şu an yoldayım oraya gidiyorum.", otelin yerini bildiğinden beklemeden olabildiğince hızlı bir şekilde önünü kapatan arabalara korna basarak yolda ilerliyordu.
"Tamam Kerim ve Ömer geldi. Oraya hemen bir ekip yollanıyor."
Barlas bu hızda telefonla daha fazla konuşamayacağını anlayınca hoparlörü açıp telefonu Deren'e verdi. "Hayır yanlış alarm olabilir şimdilik sadece Ömer yola çıksın. Bir durum olursa ekip isteriz.", telefonun ucundan sesli bir iç çekiş geldi.
"Tamam Ömer yola çıkıyor.", ve üst üste gelen parmak şıklatma sesleri. Anlaşılan Doruk, Ömer'i şimdi çıkması için yönlendirmişti.
"Tamam kapatabilirsin telefonu.", Deren onun dediğini yapıp telefonu kapattı. Telefonun ekranını da kapatıp kucağında tuttu. Telefonu ellerinin arasında sıkıp başını eğdi.
"Oya'ya o adamla uygulamadan tanışmıştı. O uygulamayı kullanmasını söyleyen bendim. İlk önce ikimize de çok normal gelmişti ama zamanla uygulamayı kullanmanın aptallık olduğunu anladık. Tam hesabını kapatacağı anda onunla tanıştı.", sesi titredi. "Ya aradığınız seri katil oysa? Ya Oya'ya bir şey olursa?"
Barlas kaşlarını çatıp bir saniyeliğine Deren'e bakıp tekrardan önüne döndü. "Cidden inanılmazsınız gerçekten bunun aptalca bir şey olduğunu sonradan fark etmek ne demek? Gerçekten inanamıyorum doktor olmasanız size aptal derdim.", sözleri genç kadının yerinde küçülmesine yol açmıştı. Bu olanlardan utanmıştı. Yine de Barlas geri adım atmadı, atamadı. O kadar sinirliydi ki haklıyken haksız yere düştüğünü farkında değildi. Bundan sonra daha konuşmaları olmadı. Yol boyunca bu hızda gittikleri için birkaç sürücüden küfür yemişlerdi. İkisi de bunları umursamadan endişeyle bir şey olmadan orada olmayı dilediler. Sonunda otele vardıklarında sert bir frenle arabayı durdurup dışarı çıktılar. Otelin içerisine girip adrenalinden dolayı merdivenlere doğru koştular. Birkaç görevli şaşkınlıkla onlara doğru koştuklarında Barlas görev kimliğini gösterip onları yanlarından kovdu. En üst kata çıktıklarında ikisi de akciğerlerinin yandığını hissettiler. Barlas belinden tabancasını çıkarıp güvenlik kilidini kapatıp Deren'e geride durmasını işaret etti. Genç kadın dediğini yapınca beklemeden kapıya tekme atıp içeriye girdi. Görüş alanına direk oturan Oya'nın arkasındaki elinde şırınga olan adam girdi. Adam gelenlerin farkına varınca Oya'dan önce davranıp onun omuzunu tutup ve şırıngayı boynuna saplamak için kaldırdı.
Silah sesi.
Barlas nişan aldığı gibi adamın şırınga olan eline ateş açmıştı. Kurşun tam eline girince adam küfredip geri çekildi. Elindeki şırınga yere düşmüştü. Olanlara şok derecesinde şaşıran Oya yerinden kalkıp geriye doğru gitti. Adam hızla arkasında gizlediği tabancasını çıkarıp Barlas'a ateş etti ancak kurşun arkadaşını gördüğü gibi Barlas'ın arkasından çıkan Deren'e saplandı. Barlas adamın diğer eline ve bacaklarına ateş edip onu etkisiz hale getirip yanına gitti. Yere düşen tabancasını odanın diğer tarafına fırlatıp adamı ensesinden tutup yerde sürükleyerek başka bir masaya götürdü ve cebindeki kelepçeleri çıkarıp adamı masaya kelepçeledi.
"Deren!", Oya'nın sesini duyduğu gibi hanımların yanına gitti. Deren yerde acı içinde kıvranırken Oya şalıyla onun yarasına baskı yapıyordu. İçeriye Ömer'in gelmesiyle Barlas ona döndü.
"Ömer diğerlerine haber ver ve ambulans çağır. Ben onu aşağıya indireyim.", cevap beklemeden Deren'e yaklaşıp onu kucağına aldı. Oya yarasına baskı yapmaya devam ederken üçü beraber merdivenlerden inmeye başladılar. Ellerinden geldiğince hızlı ve dikkatli olmaya çalışıyorlardı.
"Deren arabada söylediklerim için özür dilerim. Her insan hata yapar ve ben bunu bile bile üstüne gittim.", arabada ona söylediği şeylerden dolayı şu an kendini kötü hissediyordu. Burukça gülümsediğini gördü.
"Hayır haklısın aptalcaydı. Hem arabada hem de burada.", sesi kısık çıkınca öksürerek boğazını temizleyip devam etti. "Üstelik benim gibi bir anneye bu tür davranışlar uymadı galiba."
"Anne mi? Tamam konuş benimle Deren. Bana çocuğundan, eşinden kısacası ailenden bahset. Lütfen!", korkuyordu. Birini daha koruyamadığı ve kaybedeceğinden korkuyordu. Onu koruyamamıştı, olanlara engel olamamıştı ve bu yüzden kendisini suçluyordu. Bu kişi daha yeni tanıştığı biri olsa bile çok korkuyordu. Korkusunu bastırmak ve kendini kaybetmemek adına onunla konuşuyordu. Ayrıca onun konuşması iyi olacağına dair inancını arttırıyordu.
"Beş yaşında bir oğlum var. Adı Eren.", bir anlığına aklına gelince gözlerini kapatıp yaş akmasına izin verdi. O da bir anne olarak elinde olmadan onu bırakmaktan korkuyordu. "Eşim Tarık polisti ancak iki yıl önce şehit oldu.", o ve onu kaybetmenin acısı aklına geldi. Bunları oğlu da yaşayacak mıydı? Gözlerinden akan yaşlar arttı. "Bir de bir erkek kardeşim var adı Yavuz. Eşi Bahar sekiz aylık hamile. Dört gözle bekliyorlar onu.", daha konuşmadı, konuşamadı. Artık acısı daha da artmıştı. Vurulduğu andan itibaren zaten onları düşünüyordu ancak bunları sesli söyleyince daha kötü hissetmişti.
Birden ambulans sesi duydular. Barlas sesinin bozulduğunu hissedince boğazını temizleyip konuştu. "Sesi duydun mu? Dayan bak çıkışa geldik. Ailene kavuşacaksın. Oğluna, kardeşine ve onun eşine ve yeğenine kavuşacaksın. Duydun mu beni? Deren!", otelden çıkıp tam önlerindeki ambulansa ilerlediler. Ambulans görevlileri kapıyı açıp Barlas'ın, Deren'i yatırmasına izin verdiler. "Tabanca ile iki kez vuruldu.", olanları kısaca anlatıp ambulans hemşiresinin ricasıyla dışarı çıkıp ambulans kapılarının kapanmasını izledi. Dışarısının aynı mahşer alanı gibi olduğunu gördü. Polis arabaları çevreyi kaplamış ışıklarıyla sokak lambalarından daha fazla etrafı aydınlatıyorlardı. Polis görevlileri etrafı polis şeridiyle kaplarken çevredeki meraklı kişiler gelmiş neler olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Üstelik sadece meraklı kişiler değil habercilerde gelmişti. Etraf çok kalabalık olmuştu. Bu kalabalığın içinde ağlayan Oya'yı görünce yanına gitti. Yanına gittiği gibi Oya ona sarılıp ağlamasını şiddetlendirdi. O kadar sıkı sarılıyordu ki Barlas bir anlığına belinin kırılacağını zannetti.
"Lütfen beni eve götürür müsün?", sesi tiz ve cansız çıkmıştı üstelik titriyordu. İç çekerek ondan ayrıldı ve bir eliyle elini diğer eliyle de belini tuttu.
"Tamam hadi seni evine götürelim.", kalabalığın ardından Ömer'i görmesiyle ona gitmesi gerektiğine ve onu arayacağına dair işaret yaptı. Karşılığında onay işaretini alınca Oya ile arabasına gitti. Oya o kadar halsizdi ki onu yan koltuğa kendi oturtmuştu. Evini tarif ettikten sonra başını cama yaslayıp ağlamaya devam etmişti. Barlas ona yanında olduğunu göstermek için elini tutup hafifçe sıktı. Evine geldiklerinde Oya arabadan indiği gibi tökezleyince arabaya tutunarak ayakta durdu. Kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Barlas yanına giderek onu belinden tutup ayakta durmasına yardım etti. Onu bahçeli evin kapısına kadar götürüp çantasından çıkardığı anahtarla kapıyı açıp eve girdiler. Oya'nın daha fazla ayakta duramayacağını anlayınca hızlıca onu koltuğa oturtup mutfağa koştu ve bir bardak su alıp yanına geri geldi. Su içmesine yardımcı olduktan sonra bardağı orta sehpaya bırakıp yanına oturdu.
"Benim yüzümden oldu. Şu an benim yüzümden bu hallerde.", yüzünü elleriyle kapatıp hıçkırıklarla ağlamaya devam etti. "Keşke içimdeki sesi dinleseymişim. Bana o adamla buluşmamamı söylemişti."
"Ben en iyisi ikimize kahve yapayım. İyi gelir.", diyerek mutfağa gitti. Tezgahın üzerinde gördüğü ısıtıcıya yeteri kadar su koyup çalıştırdı. Birkaç dolabı kurcalayıp bulduğu bardaklardan iki tane çıkarıp tezgahın üzerinde duran kahveden bardaklara koydu. Normalde ona kızmayı çok istedi. Ona bağırmayı, çağırmayı, aptal olduğunu söylemek istedi. Ancak onu şu an o kadar iyi anlıyordu ki ne dili ne de yüreği el verdi onun gönlünü kırmaya. Zaten yeterince üzüldüğünü biliyordu. Yüzünü sıvazlayıp kendini sakinleştirmeye çalıştı. Onunla ne yapacaktı bilmiyordu.
Isıtıcının işini bitirdiğine dair 'tık' sesini duyduğu gibi yaslandığı tezgâhtan ayrılıp bardakları doldurdu ve çay kaşığıyla karıştırıp bardaklarla içeri gitti. Bardakları orta sehpaya bırakıp yerine geri oturdu. Oya ağlamayı bırakmıştı ama donuk bir ifadeyle öylece duruyordu. Barlas ona bakıp elini omuzuna koydu. "İnan bana ne senin ne de Deren'in bunları yaşamasını isterdim. Keşke olanları engelleyebilseydim ama bir şey yapamadım. Aynı yıllar önce onu kurtaramadığım gibi.", son söylediğini kısık sesle söylese de Oya bunu duyarak başını ona çevirmişti. Ona yaklaşıp titreyen elini yanağına yerleştirip Barlas'ın kendisine bakmasını sağladı.
"Her şeyi, herkesi kurtaramazsın."
"Ama insanlar acı çekiyor."
"Geçmişte yaşananları bilmem ama benim yaptığım aptallıktı. Sırf annemin baskısı yüzünden bu işlere giriştim. Üstelik bir başkasından hoşlanmaya başlamışken onu görmezden gelip o yemeğe gitmem büyük aptallıktı.", ikisi de kısık sesle konuşuyordu. Yorulmuşlardı. Adam kaybetmekten yorulmuştu, kadın ise kendisine yıktığı suçların altında ezilmekten yorulmuştu. Şu an bu iki yorgun insan birbirlerine fazlasıyla yakındı ve Barlas bu yakınlıktan hoşlanmamıştı. Telefonunun çalması için içten içe dua etti. Dizilerde olan o klişenin şu an başına gelmesi için neler vermezdi. Oya onun bakışlarını gördü. Mavi gözleri resmen dur diye bağırıyordu. Onu kırmak veya kaçırmak istemedi ancak bu anında bozulmasını istemedi. Bu yüzden başını göğsüne yaslayıp ona sıkıca sarıldı. Barlas kırgınlıkla ona karşılık verdi. Bu durumdan rahatsızdı fakat bunu dile getiremiyordu. Kırmak istemedi bu yüzden başını başına yasladı. Saçlarının yanağına değdiği an Havin'i aldatıyormuş gibi hissetti. Sanki o hayattaydı ve şu an onu aldatıyormuş gibiydi. Yine de bu akşam Oya'ya ayak uydurmaya karar verdi. Ona fazla yakın olmayacak sadece ona destek olacaktı.
Barlas elini onun yanağına koyup yavaşça başını kaldırmasını sağladı. Gözlerini onun gözlerine sabitleyip birkaç saniye durduktan sonra söylemek istediklerini dile getirdi. "Eğer bir yaşadığın veya yaşattığın bir şeye 'aptallık' diyorsan onun senin için doğru bir davranış olmadığını anlarsın. Sen bu gece senin için doğru olmayan bir şeyi öğrendin ve bence bunun için sevinmelisin. Artık aptallık olan bir davranış daha biliyorsun."
"Ama düşüncesizliğim yüzünden en yakın arkadaşım hastanede canıyla uğraşıyor. Eğer düşünebilseydim bunlar olmayacaktı."
"Sana, söylendikçe yine de anlamayı reddedeceğin ama aklında hep duracak o cümleyi söyleyeyim mi?", sorusuna karşılık baş sallaması alınca sözlerine devam etti. "Olacağı varsa olur ve sen bunu engelleyemezsin.", bu söz kendisine o kadar söylenmiş ve kendisi de o kadar çok reddetmişti ki artık her an bu sözü düşünüp duruyordu. Sehpanın üzerinden kahvesini alıp birkaç yudum içti ve yerine geri koydu.
"Ama ben hatamı bile bile yaptım."
"Çünkü o sırada hata olduğunu biliyordun ama anlamıyordun. Şimdi anlıyorsun.", bunları söylerken Oya biraz daha yakınına gelmişti. Artık gitmesi gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Tam hareketleneceği sırada Oya ona engel olmuştu. Yutkundu.
"Ben birinden hoşlanmama rağmen o randevuya gitmiştim."
"Hoşlandığın kişi..."
"Sendin.", Barlas duyduğu şeye karşı şaşırmamıştı. Tahmin etmişti ancak yine de hareketsiz kaldı. Oya bir anlığına durup tepki vermesini beklese de bir karşılık alamayınca durmayıp ellerini onun yanaklarına yerleştirip dudaklarını öptü. Barlas gözlerini kapatmaktan başka bir şey yapmadı. Ne karşılık verdi ne de onu itti. Öpmesine izin verdi. Tüm duyguları o yarım dakikayı bulan öpücükte canlanmıştı. Aklından Havin ile geçirdiği anlar geçti, kalbinin çok hızlı attığını hissetti. Havin hayatından ayrıldığından beri hiçbir zaman bir kadınla beraber olmayı düşünmemişti. Her zaman olacaksa olur demişti ancak hiç o sulara yanaşmamıştı ve yanaşmadığı gibi düşünmemişti de. Şimdi birden gelen bu öpücük sanki ilk öpücüğüymüş gibi çok değişik hissettirmişti. Yalnız bu his öncekiler gibi değildi. Sanki ikisi bomboş bir futbol sahasında öpüşüyormuş gibi hissettirmişti. Oya geri çekilince de bu his kaybolmuştu.
---------------------------------------------------
Final bölümü 1.Kısım sonu. ^^