"Madem orman aranacak sen niye eve geldin?", banyo kapısına yaslanmış Barlas'ın ellerini yıkamasını izleyen Açelya, arkadaşının anlattıklarına karşı merakla sorusunu sordu. Ellerini kurulayan Barlas, arkadaşına bakmadan cevap verdi.
"Arama izni çıkarılması gerek bu yüzden Kerim izin işini hallederken bizde evlerimize dağıldık."
"Anladım."
"Hadi içeriye geçelim.", Beraber oturma odasına geçtiler. Koltuğa oturdukları gibi ikisi de arkaya yaslandılar. Televizyonda Pepe açıktı ancak Çiçek çizgi film izlemek yerine yerde oturmuş onu izleyen Sıla ve Fırat ile uğraşıyordu. Fırat eliyle oynayan kişinin Çiçek olduğunu fark edince kaşlarını çatarak onu kucağına aldı.
"Ben sen izliyorsun diye Pepe izleyeyim ama sen gel benim elimle oyna.", Sıla gülerek Çiçek'i Fırat'tan aldı.
"Desene oda sıkılmış. Keşke önceden belli etseydi.", İkisi de gülüşüp Çiçek'i izlediler. Dış kapının zilinin çalmasıyla Dünya Hanım yerinden kalkıp odadan çıktı. Kapıyı açtığında Ceylan Hanım'ı görmesiyle ona hoş geldiğini söyleyip içeriye buyur etti. Ceylan Hanım içeriye girdiğinde odadaki herkes ona döndü. Barlas, annesinin gelmesiyle ayağa kalkıp onu gülümseyerek karşıladı.
"Hoş geldin anne. Buyur geç otur."
Ceylan, oğlunun işaret ettiği koltuğa ilerlerken Sıla onu bakışlarıyla dikkatlice inceliyordu. Ceylan bunu fark etmişti ancak bozuntuya vermeden yerine geçip çantasını yanına koydu. Bir bacağını diğerinin üzerine atıp oturma odasını inceledi. Bu evi biliyordu. Hatta Haluk'a kendisi almasını söylemişti. Amacı çocuklarına daha fazla bir şey bırakabilmekti ve sanırım bunu başarmışa benziyordu. Bakışları Çiçek'in üzerinde durdu. Gülümseyerek onu Sıla'nın kucağından aldı. "Benim mis kokulum bak babaanne geldi.", yüzünü buruşturdu. "Aklımda Çiçek'e ufak bir şey almak vardı hay Allah nasılda unuttum."
"Önemli değil anneciğim.", hiç düşünmeden cevap verip onları gülümseyerek izledi Barlas. Sıla rahatsızmış gibi kıpırdanıp yerden kalktı. Abisinin kendisine dönmesiyle boğazını temizledi.
"Şey ben odamda olacağım.", deyip oturma odasından çıktı. Ceylan Hanımı her görüşünde geriliyordu bu yüzdende onunla çok fazla aynı ortamda durmak istemiyordu. Sonuçta o abisinin annesiydi ama kendi annesi değildi. Bu cümleyle içindeki bu karmaşayı ufacıkta olsa açıklıyordu. Fırat'ta birkaç saniye bekleyip peşinden gidince oturma odasında sadece Açelya, Çiçek, Barlas ve Ceylan Hanım kaldı. Çiçek'in mırıltıları dışında üçü de sessiz kalınca Açelya ortamdaki gerginliği hissederek ayağa kalktı ve Çiçek'i kucağına aldı.
"Galiba Çiçek'in yemek zamanı geldi en iyisi ben onu Dünya Hanım'a götüreyim.", onay beklemeden kucağında Çiçek ile odadan çıktı. Ceylan Hanım gidişlerini izleyip gülümsedi.
"Açelya çok iyi bir kıza benziyor. Yaşadıklarından sonra durumunun bu kadar iyi olması onu çok güçlü gösteriyor."
"Oysa onunla ilk tanıştığım zaman bana kızmış ve ondan uzak durmamı söylemiştin.", amacı annesiyle tartışmak değildi ama madem maziden konuşacaklardı içinde kalan bazı şeyleri oturtmak istiyordu. Ceylan Hanım kaşlarını çattı.
"O gün sabah erkenden evden kaçmıştın ve seni gece yarısı iğrenç insanların olduğu tehlikeli bir sokakta bulduk üstelik Açelya'nın annesinin ne olduğunu da o gün tam anlamasan da şu an iyi biliyorsun. Sence de o gün babanla sana kızmamız gereken şeyler yapmadın mı?", işte bu sözler Barlas'ı sinirlendirmişti. Hiç kimse -annesi dahil- Sedef Teyze hakkında böyle konuşamazdı. Sedef onun kırmızı çizgisiydi.
"Sedef Teyze hakkında düzgün konuşursan sevinirim anneciğim. Onun yaşadıkları ve bana yaptığı iyilikleri bilmiyorsun. O zamanlar sen zaten benden nefret ediyordun ve kızmak için bahaneni bulmuştun. Hem sadece kızmamıştın o gün senden nefret etmemi sağlamıştın. Babam bile sonradan gelip benden özür dilemişti.", yanlış konuştuğunu cümlesini bitirir bitirmez fark etmişti. Konuyu açarken bile annesini kırmamaya dair kendine uyarılar yapmıştı. Şimdi annesi hayretler içinde ve kırgınlıkla kendisine bakıyordu. Dudaklarını birbirine bastırıp açtı. "Özür dilerim fazla ileriye gittim amacım seni kırmak değildi sadece içimde kalan bazı durumları halletmek istiyordum."
Ceylan Hanım başını yere eğdi. "Ah hayır haklısın. Kızgınlığını anlayabilirim. Babana olan öfkemi küçücük bir çocuktan çıkarmam doğru değildi. Sonuçta sen suçsuzdun. Üstelik Behzat'tan daha iyi bir evlattın -ki hala öylesin- her zaman bana iyi ve nazik davranırdın. Sana o kadar şey yapmama rağmen yine de yanıma geldiğin olurdu.", gözlerini kapattı. "Sanırım hayatımdaki en büyük pişmanlıklarımdan ilki sana suçlu muamelesi yapmamdır. Özrümü kabul etmeni ve beni anlamanı istiyorum. Aldatılmak kolay değil. Hele aldatılmanın öfkesini kontrol etmek hiç kolay değil."
Barlas yerinden kalkıp annesinin önünde diz çöktü ve ellerini tuttu. "Öfkeni anlıyorum. İhanete uğramak gerçekten acı verici bir şey.", bir anlığına duraksayıp kaşlarını çattı. "Neden babamdan boşanmadın? İhanete uğradığını bile bile, adam elinde çocukla geldiği halde neden onunla boşanmadın?"
Gözlerini açtı ve ellerini tutan elleri sıktı. "Çünkü babanın bir gün hapse gireceğini biliyordum. O hapse girene kadar da onun yakasını bırakmadım. Seninle aramı düzelttikten sonra artık ne yapacağımı biliyordum. Baban işte siz okuldayken gidip bende çalışıyordum. İpleri babanın eline bırakmamaya karar vermiştim. Sana bir aile sırrı vereyim. Babanın tarafı soyguncuların teki olsa da hiçbir ihaneti asla kabul etmezdi. Yıllardır babanı onlara söylerim diye korkutuyordum. Korkak herif yıllar boyunca içindeki azapla yaşadı. Neyse ben çalıştıkça çevrem genişledi, kendi mal varlığım oluştu ve sonunda sen dedektif oldun.", Barlas sonuncusunu anlayamayınca kaşlarını daha çok çattı ve başını hafifçe sola doğru yatırdı. Ceylan Hanım gülümsedi. "Seni babanın yaptığı pisliklere götüren ve tutuklanmasını sağlayan benim."
Duyduklarına karşı gözlerini büyüttü ve kaşlarını kaldırdı. İşte bunu beklememişti. Bir anda o sene davanın kapanacağını ancak son anda gelen bilgiyle kendisinin davaya devam etmek istediğini hatırladı. Ceylan Hanım söyleyeceklerini bitirmediğini konuşmasına devam ederek belirtti. "Elime bir şey geçer diye yıllarca babanla evli kalmaya razı kaldım ve sonunda onu enseledim. Çevremi genişletmemde işime yaradı sağ olsunlar bana yol gösterdiler."
"Vay be.", sadece bunu diyebildi. Başka nasıl karşılık vereceğini bilemedi. Annesinin intikamını bu şekilde alması gerçekten şaşırtıcı ve etkileyiciydi. Evet etkilenmişti. Hatta elinde olsa 'helal be' bile derdi ancak o sadece annesine gülümsemekle yetindi. Annesinin kendisiyle gurur duyduğu belliydi. Her yapılan yanlış cezasını her yapılan doğru da hakkını bulurdu. Babasının annesine yaptığı ihanetin sonucu yılların korkusu ve sonunda hapse düşmek olmuştu. Annesi ise onu bu hallerde görerek hakkını aldığını düşünüyordu. Tabi bu hakkı sadece birkaç sene daha geçerliydi. Haluk Kenan Arslan birkaç sene sonra -tabi bir arıza çıkmazsa- hapisten çıkacak ve özgürlüğüne kavuşacaktı.
Barlas yutkunarak kuruyan boğazını ıslattı. Aklına gelen soruyla tekrardan ciddiyete büründü. "Peki neden hala ondan boşanmadın?"
Duraksadı. Sanki bir bahane arıyormuş gibi -sanki de değil bir bahane aradığı belliydi- gözlerini kaçırdı. Bahanesini bulduğu gibi oğluna geri döndü. "Çünkü hapisten çıktığında nasıl çökmüş olduğunu görmek için aramızdaki bağı koparmamaya karar verdim."
Onun bahane uydurduğunu fark edince gözlerini kıstı. "Başka bir şey olmadığına emin misin?"
"Eminim."
Birkaç tıklanma sesiyle ikisi de kapıya döndü. Dünya Hanım kapının önünde rahatsız etmekten korkuyormuş gibi çekingen bir şekilde duruyordu. Ellerini birleştirip gülümsedi. "Rahatsız etmiyorumdur umarım."
Barlas ayağa kalktı. Uyuşmuş olan dizlerinin sızlamasıyla yüzünü buruşturdu. "Hayır Dünya Hanım rahatsız etmediniz. Bir sorun mu vardı?", bacakları o kadar uyuşmuştu ki sesi bile inliyormuş gibi çıkmıştı.
"Sofra hazır diyecektim."
"Tamam geliyoruz.", Dünya Hanım başını sallayarak mutfağa geri döndü. Ceylan Hanım ayağa kalkıp oğlunun iyi olup olmadığına bakınca oğlu ona eliyle önden buyurması gerektiğini işaret etti. Annesi odadan çıkınca o da bacaklarının açılması için onları sallayarak mutfağa ilerledi. Mutfağa geldiğinde direk Çiçek'in oturduğu mama sandalyesinin yanındaki yerine geçti. Çiçek'in başını okşayıp saçından öptü. Bu Çiçek'in çok hoşuna gitmişti ki gülmeye başladı. Bu manzara masadakilerin hoşuna gitmişti. Açelya, Çiçek'in yanında yani Barlas'ın sol tarafında oturuyordu. Açelya'nın yanında da sırayla Sıla ve Fırat oturuyordu. Dünya Hanım ve Ceylan Hanımda yan yana Barlas'ın sağ tarafındaki sandalyelerde yerlerine geçmişlerdi. Sıla ara sıra göz göze gelmemeye çalışarak Ceylan Hanım'a bakıyordu. Sanki bir şey dese hemen kavga çıkaracağını düşünüyordu. Tabi bunu hiçbir şekilde istemezdi. Sofrada herkes sessizce yemeklerini yiyordu. Kimsenin pek sohbet edesi yoktu. Birden içeriden bir telefon sesi yükseldi. Barlas telefon melodisinin kendisine ait olduğunu anlayıp yerinden kalkıp oturma odasına gitti. Orta sehpanın üzerindeki telefonu eline alıp kimin aradığına baktı. Ekranın üzerinde 'Şevket' yazmasıyla hızla kendi odasına gidip telefonu açtı.
"Komiserim sizi akşam akşam rahatsız ettiğim için özür dilerim ancak sizin için önemli olduğunu düşündüğümden haber vermek istedim. Kumru Aktaş hakkında istediğiniz bilgileri buldum.", Şevket'in söylediği haberle gülümsedi.
"Güzel. Zahmet olmazsa bana onları e-postadan atabilir misin?"
"Tabi komiserim nasıl isterseniz."
"Teşekkür ederim Şevket, iyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Barlas telefonu kapattığı gibi masasına koşup dizüstü bilgisayarını açtı. Maillerine girip yeni gelen maili açtı. Dosyada bir sürü resimler ve yazılar bulunuyordu. İlk önce bir resim açtı. Evet bu oydu. Biraz yaşlanmış ve olgunlaşmış haliydi. Resimde mavi gözleri parlıyordu. Hatıralarında kalan uzun sarı saçları yoktu onun yerine sarı ve kısaltılmış saçlar vardı. Elmacık kemiklerini, yanağında olan benini ve güzel gülüşünü inceledi. Resimleri geçti orada bulunan gazete haberlerine baktı. Beş kez evlenmiş, eşlerinin üçü vefat etmişti diğer ikisiyle boşanmıştı. Şu an zengin hayatı yaşıyordu. Haberlerde yazdığına göre bir erkek çocuğu olmuştu ancak çocuk babasıyla trafik kazasında ölmüştü. Birçok vakfa yardımda bulunduğu yazıyordu. Haberlerden çıkıp daha geçmişe gittiğinde bir evlilik daha yaptığını ve o evliliğinden hamileyken düşük yaptığına dair bir yazı gördü. Şu anda kaldığı evin adresinin de yazılı olduğunu görünce ağzını kapatmak için kullandığı elini yumruk yaptı. İçten içe annesini çok merak ediyordu ve yanına gitmek istiyordu ancak bunu şu anda içeride olan yıllardır kendisine annelik yapan kadının bu konuya dair söylediği ısrarlı sözünü nasıl çiğneyebilirdi bunu bilemiyordu.
Birden kapısı çaldı ardından da annesinin sesi duyuldu. "Barlas müsait misin?"
Sanki bir suç işlerken yakalanmış gibi hızla bilgisayarın ekranını kapatıp bağırdı. "Evet müsaidim.", Ceylan Hanım oğlundan aldığı cevapla kapıyı açtı ve kendisine has güzel gülümsemesini sundu.
"Dünya Hanım çay yaptı, hadi şöyle anne oğul güzelce çay içelim."
"Tamam sen geç ben geliyorum."
"Tamam.", başka bir şey demeden odanın kapısını kapatıp oradan ayrıldı Ceylan Hanım. Barlas birkaç saniyeliğine öylece arkasından bakakaldı sonra yapması gerekenler aklına gelince bilgisayarını geri açıp gerçek annesinin adresinin yazdığı kısmın fotoğrafını çekti ve bilgisayarı tamamen kapatıp odadan çıktı. Akşamın geri kalanında annesiyle sohbet etmişti. Normalde Ceylan Hanım, Kumru Aktaş hakkında konuşmak istese de Barlas hemen konuyu kapatıp onun hakkında bir şey duymak istemediğini belirtti. Kumru'nun yanına gitmeye karar vermişti ve bunu annesinden sakladığı için kendini kötü hissediyordu. Bu yüzden şimdilik bu konu hakkında konuşmak istemediğini dile getirdi. Birkaç çay, atıştırmalık ve edilen uzun sohbetten sonra evdekiler uyumak için odalarına çekildiler. Barlas rahat uyuması için kendi odasını annesine vermişti. Kendisi de oturma odasında uyuyacaktı. Işıklar kapatılmış herkes odasında uyuyorken Barlas daha yeni üzerini ağır ağır değiştirerek pijamalarını giymiş ve koltuğa yatmıştı. Her ne kadar gözlerini kapatsa da uykusu gelmiyordu. Birkaç saat önce eline geçen dosyaları aklından çıkaramıyordu. Gerçek annesinin nerede yaşadığını biliyordu ve şu an onu görme arzusu uyumasına izin vermiyordu. Sanki onu bir kerecik görse bir şeyleri netleştireceğini hissediyordu.
Yattığı yerden kalkıp oturur pozisyona geldi. Orta sehpanın üzerine koyduğu su dolu bardağı eline alıp önce birkaç yudum sonra da daha fazlasını istediğini düşünerek bardaktaki suyun tamamını içti. Boşalan bardağı hızla yerine koyup koluyla ıslanan dudaklarını sildi. Derin nefesler alıp vererek kendini sakinleştirmeye çalıştı. Kendine gelmeliydi. Gece yarısı gidip görse ne olacaktı ki. Belki de çoktan uyumuştu ve gitse de onu göremeyecekti. Önemli işler sabır isterdi. Bazen farkında olmadan bu sabrı gösteremiyordu ancak bir şey yapmadığı zaman kendini çok çaresiz hissediyordu. Daha fazla kendini yormanın bir anlamı olmadığını düşünerek yerine geri yatıp yorganını üzerine aldı ve kendisini uykuya teslim etti.
Sabah olduğunda aynı ruh hali içerisinde olduğunu hissetti. Evdeki diğer kişiler henüz kalkmamıştı. Tabi birisi dışında. Barlas, Çiçek'in odasına geldiğinde Çiçek çoktan uyanmış, uyku arkadaşıyla oynamaya başlamıştı. Babasını görünce oyuncağı bir kenara atıp kollarını ve bacaklarını uzatarak babasına kendisini kucağına almasını istediğini belli etmişti. Babası gülümsedi ve isteğini yerine getirdi. Bu yorucu zamanlarda kendisine en iyi gelen kişi kızı olabilirdi. Ona her baktığında değişik hislere kapılıyordu. Ne de olsa hayattan bihaber sadece oyun oynayan bir çocuktu. Kapıdan gelen ayak seslerini duyar duymaz sesin geldiği yöne döndü. Dünya Hanım uyanmış çevresi kırışık olan gözlerini ovuyordu. Erken saatte kalkan birini görmenin şaşkınlığıyla odaya girdi.
"Barlas evladım neden bu kadar erken kalktın?"
"Erken çıkmak için kalktım. Gitmeden önce de Çiçek'i bir kontrol edeyim ve sizin uyanmanızı bekleyeyim dedim. Uyandığınıza göre beklememe gerek kalmadı."
"Peki ama kahvaltı etmeyecek misin?", Çiçek'i kucağına alıp Barlas'a sorusunu cevaplaması için meraklı gözlerle baktı.
"Hayır teşekkür ederim kahvaltıyı sonra yapacağım.", deyip kızının başını öpüp odadan çıktı. Kendi odasına gidip ses çıkarmadan bugün giyeceği kıyafetleri alıp odadan çıktı. Oturma odasında üzerini değiştirip evden çıktı. Otoparktan arabasını alıp siteden çıktı. Onu uzaktan görmek istiyordu. Yanına gitmeyecek hesap sormayacaktı sadece birkaç dakikalığına onu izleyecekti. Aklına kazınan adrese doğru sürdü. Arabayı kırmızı ışıkta durdurunca yeşil yanana kadar bütün bu olanları düşündü. Yılların gerçeği gün yüzüne çıkmış ve Barlas'ın eşelemesinden dolayı saklı olanlar daha çok ortaya çıkıyordu. Şu an burada yeşil ışığın yanmasını beklemeyebilirdi ancak onu görme arzusu tüm duygu ve düşüncelerine ağır basıyordu. Yeşil ışık yandı ve ilerledi. Hemen varacağına emin bir şekilde aracı hızlı, bir o kadarda kontrollü kullanıyordu. Sanki Kumru Hanım kaçıyordu ve ona bakışlarıyla hesap soramayacak gibi hissediyordu. Yaklaşık bir saatte Kumru Hanımın evine geldi. Arabanın el frenini çekip indi. Büyük, bahçeli eve hayranlıkla baksa da bu bakışları geliş amacını hatırlamasından dolayı kısa sürdü. Eve girmeden arka bahçeye giden yola doğru ilerledi. Kışın ortasında bahçede oturup oturmadığını bilmiyordu ancak yine de bakmaya değerdi. Arka bahçeye ilerleyip fazla görünmeden bahçeyi inceledi.
Ve onu gördü.
Elinde dumanı tüten bardağıyla veranda da oturmuş dışarıyı izliyordu. Aynı dün akşam incelediği resimlerdeki gibi görünüyordu. Yaşına göre genç, olgun ve güzel bir kadın. Onu izledikçe farkında olmadığı içindeki öfke yavaş yavaş büyüyordu. Şimdi ona hesap sormayı o kadar çok isterdi ki ama yapmadı, yapmayacaktı. Her ne kadar yaşadığı şeylerde gerçek annesinin bulunmamasına ve annesinin Sıla'yı o hastaneye mahkum ettiğini bilse de bunların hesabını sormayacaktı. Aklına geldiği gibi Sıla'yı düşündü. Bu kadın ne düşünmüştü de onu o hastaneye kapatmıştı. Kaşlarını çattı. İşte şimdi öfkesi damarlarından tüm vücuduna yayılmıştı. Kendisi en azından evinde bir aileyle vakit geçirmişti peki ya Sıla? Onu neden bırakmıştı ki? Kendini tutmalı ve sakin olmalıydı. Ona hesap sormayacaktı. İstemiyordu. Onunla konuşmamak en iyisiydi. Bu kadın yıllar önce çocuklarını terk etmişti. Birini işkenceci bir akıl hastanesine diğerini ise evli ve ailesi olan bir adamın evine bırakmıştı. Neden ondan hesap soracaktı ki? O hiçbir şekilde konuşulmayı hak etmiyordu.
"Buyurun beyefendi kime bakmıştınız?", yakın bir yerden duyduğu sesle düşüncelerinden sıyrılıp kendine geldi. O anda yumruklarını sıktığını fark etti. Yumruklarını açıp kendisine seslenen kadına döndü. Elinde poşetlerle alışverişten daha yeni geldiğini belli ediyordu. Üstelik soru tarzı ile mimikleri evin bir görevlisi olduğunu belli ediyordu. Kadın biraz ciddiyetle biraz merakla karşısındaki kendisinden uzun boylu bu adama bakıyordu.
"Ben birine bakmıştım da yanlış adrese gelmişim. Kusura bakmayın.", klasik olan bu yalanı söyleyip kadının yanından geçip arabasına ilerledi. Kadın genç adamın gidişiyle hiç eve girmeden hızla arka bahçeye gitti.
******
Annesinin evinden çıktığı gibi soluğu kahvaltı yapmak için bir pastanede almış ve kahvaltıdan sonra Doruk'un aramasıyla emniyete gitmişti. Çalışma odasına geldiğinde doruk başını bilgisayardan kaldırıp ciddi bir ifadeyle Barlas'a baktı. Barlas arkadaşının oturduğu tarafa gidip bir sandalye çekti ve yanında oturdu. "Ömer ile gelmemişsindir dimi?", hal hatır sormadan ve bu ciddilikle sohbete girdiyse kesin önemli bir şey öğrenmişti. Bu iyi bir haberdi ancak bulduğu şeyi öğrenmeden ciddiyetini bozmak istememişti bu yüzden daha fazla bekletmeden başını iki yana salladı.
"Hayır nerede olduğunu bilmiyorum."
"Tamam sorun yok. Seninle bakarız bulduğuma.", dizüstü bilgisayarını açıp birkaç şeyle uğraştıktan sonra ekranı arkadaşına çevirdi ve cebinden içinde sarı renkli reçete olan poşeti çıkardı. Açılmış peçetenin üzerinde bir logo bulunuyordu. Barlas bakışlarını bilgisayar ekranına çevirdiğinde orada büyük bir otelin resmini gördü. Gözlerini kısıp otelin üstünde yazan ismin ortasında peçetenin üzerindeki logodan gördü.
"Aradığımız oteli buldum sevgili dostum.", Doruk'un gururla söylediği şey Barlas'ı hem şaşırtmış hem de heyecanlandırmıştı. Sonunda iyi bir plan yaparak bütün bunlara sebep olanları durdurabilirlerdi. Aldığı haberle arkasına yaslanıp rahat bir nefes aldı ancak Doruk'un söylediği şeyle tüm rahatlama hissi kayboldu.
"Buna inanmayacaksın ama yine de söyleyeyim. Otelin sahibi Doktor Oya'nın babası."
"Ciddi misin?"
"Hem de çok.", bir iki yere tıklayıp klavyeyle birkaç bir şey yazdıktan sonra bilgisayar ekranını tekrardan arkadaşına çevirdi. "Birde kendi gözlerinle gör."
Ekranda bulunan fotoğrafın altında otelin adı ve sahibi yazıyordu. Afrodit Otel'in sahibi Oktay Sarı ve ailesi. Aile fotoğrafında Oya ve Oya'nın anne ve babası vardı. Barlas bilgisayarı kendine çekerek diğer fotoğraflarda gezindi. Oya'yı daha önce hiç bu kadar resmi ve güzel görmemişti. Yılbaşı'nı her yıl babasının otelinde kutladıklarını söylemişti. İşte şimdi her şeyi daha net anlıyordu. Bunları onunla konuşması gerektiğini düşünerek bilgisayarı Doruk'a doğru çevirip ayağa kalkıp geldiğinde çıkardığı paltosunu ve atkısını giydi. "Ben Oya ile konuşmaya gideceğim sen bunları Ömer'e ve Kerim'e anlatırsın. İkisinden birine ulaşınca beni haberdar et tamam mı?"
"Tamam.", Barlas hazırlandıktan sonra odadan çıktı. Dışarıya adımını atmaz arabasına doğru ilerleyip yanına vardığında arabasına bindi. Emniyet kemerini takıp arabayı çalıştırdı. Oyalanmadan hastaneye doğru sürdü. Hastane bahçesine geldiğinde arabayı park edip hızla hastanenin içerisine girdi. Girişteki sekreterin yanına gideceği sırada önündeki kalabalığı görünce kaşlarını çatıp bu kadar kişiyi bekleyemeyeceğini anlayıp Oya'yı birilerine sormak için sağ koridora doğru ilerledi. Çok da uzağında olmayan iki hemşirenin arasına girerek sohbetlerini böldü.
"Affedersiniz Doktor Oya'ya bakmıştım da onu nerede bulabilirim?"
Saçları örgülü olan hemşire dudaklarını büzüp omuzlarını silkti. "Onu bugün hiç görmedim. Galiba Oya Hanım bugün gelmedi."
"Siz gidebilirsiniz hanımlar, beyefendi ile ben ilgileneceğim.", yanlarına gelen doktor ile hemşireler hemen dediğini yapıp oradan ayrıldılar. Gelen doktor spor ayakkabı giymesine rağmen neredeyse Barlas'ın boyuna yakın, hafif açık tenli, sarı saçları yukarıdan at kuyruğu şeklinde toplu olan ve Barlas'ın Oya ile yaşıt olduğunu düşündüğü genç ve güzel bir kadındı. Doktor Hanım elini uzatarak. "İsmim Deren, Oya'nın hem meslektaşı hem de en iyi arkadaşıyım. Barlas'tı dimi?"
Barlas elini sıkarak karşılık verip gülümsedi. "Evet, Barlas Arslan. Memnun oldum Deren Hanım."
Elini çekerken dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi. "Deren yeterli. Oya'yı mı arıyordun?"
"Evet. Nerede olduğunu biliyor musun?"
"Oya bu akşamki randevusu için izinde."
"Randevusu için izinde mi?", yüzündeki mimiklerle ve ses tonuyla Deren'e şaşırdığını göstermişti. Onun da karşısındaki adamın şaşkınlığı gözünden kaçmamıştı.
"Evet. Bir sorun mu var? İstersen ben yardımcı olabilirim?", ilk sorusunu elinden geldiğince belli eden imalı bir tonda sormuştu.
"Ah hayır sadece onunla konuşmam gereken bir mesele vardı."
Deren başını yana yatırıp gözlerini kıstı. "Ondan hoşlanıyor musun?", sorusu onu çok rahatsız etmişe benziyordu. Başını kaşıyarak yutkundu.
"Hayır sadece onunla konuşmak istedim. Bunu da nereden çıkardın?"
"Randevusu olduğunu duyunca bir bozuldun gibi geldi de."
"Hayır bozulmadım. Neyse benim gitmem gerek. Size iyi günler.", cevap beklemeden arkasını döndü ve direk çıkışa yöneldi. Hastaneden çıktığında direk arabasını park ettiği yere gidip hastaneden ayrıldı. Deren'in sorusu çok tuhafına gitmişti. Oya'dan hoşlanmayı üstüne onun randevusu olduğunu duyunca kırıldığını düşünemiyordu veya düşünmek istemiyordu. Bir anlığına kulağından Havin'in son sözleri geçti.
"Barlas güçlü ol. Hastaneden çıkacaksın, hayatına bakacaksın. Başka birine aşık ol, evlen, çocuk sahibi ol. Kendi ailen, kendi hayatın olsun. Ben dayanamayacağım."
Şanslıydı ki kırmızı ışık yanmıştı. Arabayı hızla durdurup titreyen ellerini durdurmak için direksiyonu daha da sıkı tuttu. Havin'in son söylediği cümleyi acıklı sesiyle duymuştu aynı o gün duyduğu gibi. Boğazında oluşan yumruyu öksürerek yok etmeye çalıştı. İşe yaramayınca yanında duran içi dolu su şişesini alıp birkaç yudum içti. O sırada kırmızı ışığın sönüp yeşilin yanmasıyla arkadaki sürücüler bir saniye bile beklemeden kornaya bastılar. Barlas sabır dileyerek ilerledi. Sürücülerin kornaya basması Barlas'a göre kendine gelmesinde yardımcı olmuştu. Havin'in dediği hep aklında kalacaktı, Deren'in sorduğu soru ise zihninden kaybolacak ve bir daha bunu düşünmeyecekti. Rahatladığını hissettiği sırada emniyete geldiğini fark etti. Akşam olana kadar emniyette Doruk ile olayı baştan sona gözden geçirmiş, beraber yemek yemiş ve sohbet etmişlerdi.
"Bazen Çiçek hayatıma hiç girmeseydi şu an ne haldeydim onu düşünüyorum. Baba olmak gerçekten güçlü bir şeymiş. Kızım benim her şeyim, hayatım, canım yani cidden her şeyim. Aklıma geldikçe Çiçek'in bana gönderilmiş bir hediye olarak düşünüyorum. Hayatın benden aldıklarına karşı dünyanın en güzel hediyesi. Sence de öyle değil mi?", bilgisayarına odaklanmış olan Doruk'tan tık yoktu. Barlas ona döndü ve birkaç kere seslendi. "Doruk."
Gene ses gelmeyince yerinden kalkıp arkadaşının yanına gitti. Doruk, Barlas'ın yanına gelmesiyle yavaşça ona döndü. "Barlas bir iyi bir de kötü bir haberim var. İyi haber bu olayda kadınları öldüren adamın uygulamadaki hesabını bulmuş olabilirim. Eğer adamımız buysa Alev gibi takipten çıkmamazlık yapmıyor çünkü ölenlerden sadece iki kişiyi takip ediyor. Kötü haber ise bu adam Oya'yı da takip ediyor."
"Oya bu akşamki randevusu için izinde.", Barlas'ın aklına Deren'in söyledikleri gelince korkuyla bilgisayar ekranına yaklaşıp Oya'nın uygulamadaki hesabına baktı.
-------------------------------------------------------------
Bölüm sonu ^^