İçeriğe geç

Barlas Arslan

Bölüm 27 · 9 dk okuma

Barlas Arslan

Bölüm 27

27.Bölüm

Oya, Barlas'ın tepkisini görmek için kendi yerine çekilip kırmızı elbisesini düzeltip bacaklarının üzerine oturdu. Barlas birkaç saniye öylece durduktan sonra elini cebine koyup ayağa kalktı. Bakışlarıyla onu takip ettiğinde Barlas bunu fark edip ona döndü. "Şey telefonum çalıyor da."

"Zil sesi duymuyorum."

"Duyamazsın çünkü titreşime almıştım. Ömer arıyor açmasam olmaz şimdi.", başka bir cevap almayınca oturma odasından çıkıp mutfağa geçti ve cebinden telefonunu çıkarıp Ömer'i aradı. Yalan söylemişti. Kimse onu aramamıştı. Sadece bu konuları konuşmaya hazır olmadığını düşünerek gitmeye karar verdi. Tabi bunu en doğru şekilde yapmalıydı.

"Alo Barlas hala Doktor Hanım'ın yanında mısın?", istediği kişinin sesinin gelmesiyle rahatlayarak tuttuğu nefesi verdi.

"Evet. Kerim ormanı araştırmamız için izin aldı mı?"

"Evet yarın sabah bir ekiple ormanı araştıracağız."

"Sabah biri bizi görebilir. Doruk'tan ormanda bulunan ev, kulübe vesaire binaların olup olmadığını kontrol etmesini iste. Hemen geliyorum ve ormana gidiyoruz."

"Delirdin mi sen?! Gece vakti başımıza gelmeyen iş kalmaz!", kulağına doğru bağırılmasıyla telefonu kısa bir süre için kendinden uzaklaştırdı. Kıkırdamayı çok istedi ancak ruhu çekilmiş gibi bir hali olduğundan sadece telefonu kulağına geri yerleştirmekte yetindi.

"Sakin ol sadece bakacağız o kadar. Eğer ormanda bir yerleri varsa o zaman onu erkenden öğrenmemiz işimize yarayacak.", ve bir iç çekiş sesi. Ömer'i otelde olan olaylarda tek başına bıraktığından dolayı ne kadar yorulduğunu tahmin edebiliyordu. Ona da hak verse de dediği gibi o yeri erkenden öğrenmek işlerine yarayacaktı.

"Tamam ben Doruk'a haber veririm."

"Güzel."

"Kapa çeneni.", der demez telefonu kapattı. Barlas telefonunu cebine koyup oturma odasına geri gitti. Oya'yı kahvesini yeni bitirip boş bardağı sehpanın üzerine koyduğu gördü. Yanına giderek yalandan öksürdü.

"Benim acil gitmem gerek Oya."

Ayağa kalkıp tam karşısında durdu. "Benim yüzümden mi gidiyorsun?", dertli olduğunu söyleyip de içen sarhoşlardanmış gibi sormuştu sorusunu. Sesinden çok bakışları etkiliyordu insanı. Muhtemelen yatmadan önce ağrı kesici alacak ancak biraz daha ağlayacağı için işe yaramayacaktı. Bu sahneler tek tek gözlerinin önünden geçince ona bir adım yaklaşıp ellerini tuttu.

"Senin yüzünden değil."

"Ama benim yüzümden gitmeyi kabul ettin dimi?", sorusuna karşılık duraksadı. Başını eğip gözlerini sıkıca kapatıp açtı ve tekrardan ona baktı.

"Çok yorgunum Oya. Sen de çok yorgunsun. Benim yapmam gereken işlerim var. En azından sen uyu."

Duraksadı, yutkundu. Başını eğdi ve gözlerini kapattı. Barlas ona sarılıp sırtını sıvazladı. Birkaç dakika böyle kaldıktan sonra ondan ayrılıp paltosunu alıp evden çıktı. Arabasına binip yolların boş olmasını fırsat bilerek hızla emniyete gitti. Ömer kapının önünde bekliyordu. Arabayı durduğu gibi ortağı üşüdüğünden dolayı titreyerek arabaya bindi ve sürmesini işaret etti. Barlas dediğini yapıp ormana doğru sürerken Ömer elindeki kağıdı kucağında tuttu. "Doruk birkaç yer buldu ancak eski bir kağıt fabrikası olduğunu ve oraya gitmemizi tavsiye etti."

"Anlaşıldı."

"Yalnız merak ettiğim bir durum var. İkimizde yorgunluktan ölürken neden gece yarısı ormana gidiyoruz?"

"Çünkü bu olayı çözenler biziz."

"Bence sende başka bir şeyler daha olmuş aksi takdirde bir insan neden kendini bu kadar zorlar ki, ha?", sorusuna karşılık bir cevap almak için biraz bekledi. Bir karşılık alamayınca ortağına dönüp gözlerini büyüttü. "Kötü bir şey olduysa anlat."

İç çekip arabayı yavaşlattırdı. "Oya ile aramızda küçük bir şey geçti."

"Ve sen bundan memnun değilsin?", yine sorusuna cevap alamamıştı. Ortağı susup kalmıştı. Önüne dönüp arabanın yanan farlarından göründüğü kadar manzarayı izledi. Söylenebilecek birkaç şey bulunca manzarayı izlemeyi bırakmadan konuştu. "Kendini çok kasıyorsun. İnsanların birbirlerinden hoşlanması kötü bir şey değil. Belki bu seni rahatsız etmiştir anlarım ama Barlas cidden rahatsız olduysan bunu Oya'ya söyle. Kız ile oynama yani."

"Rahatsız olduğumu dile getirmem gerek ama bir şey beni engelliyor."

"O zaman ondan hoşlanıyorsun."

"Bilmem, sanmıyorum ama...", sözünü kesti.

"Hislerini öğrenmeden yorum yapma."

"Tamam.", yarım saatlik yolda daha fazla konuşmadılar. Ormana geldiklerinde direk eski fabrikanın girişinde durdular. Arabadan indiklerinde telefonlarındaki el fenerini açıp fabrikanın etrafında dolaşmaya başladılar. Ömer fabrikanın sağ tarafındaki camlardan birinin kırık olduğunu fark edince Barlas'a haber verdi. İkisi beraber kırık camdan içeriye girip etrafı aramaya başladılar. Fabrika neredeyse tamamen bomboştu. Eskimiş ve kirlenmişti hatta haşereler bile gelmişti. İkisi de içeride daha fazla bir şey olmadığına kanaat getirince tam fabrikadan çıkacakları zaman Barlas'ın bir şey fark etmesiyle durdular. Orada bulunan eski bir masanın altında dikdörtgen bir kapak görmüştü.

"Yardım et.", diyerek ortağını yanına getirtip onun yardımıyla paslanmış eski masayı kenara çekip kapağı zorlanarak açtılar. Kapağı açtıklarında aşağıya doğru inen bir merdivenle karşılaşmışlardı. Merdivenlerden inip etrafa bakındılar. Etrafta belli bir düzende dizilmiş boş hasta yatakları, masalar, sandalyeler ve içi dolu ilaç dolapları vardı. Burası resmen hastanede terk edilmiş bir müdahale odası gibi görünüyordu İkisi de dağılıp etrafı karıştırmaya karar verdiler. Dağılmadan önce yanlarında taşıdıkları eldivenleri giydiler sonra da işe koyuldular. Barlas etrafı karıştırmaya ecza dolaplarından başlamaya karar vererek onlara yöneldi. İlk önce cam kapaklı olanları açıp raflara baktı. Bir sürü çeşit çeşit ilaçlar belli bir düzen içerisinde raflara dizilmişti. Dolabın içinde dört tane raf vardı. En üstündeki ve onun bir altındakinde normal ilaçlar dururken diğerlerinde 'Deney 1' ve yazısını anlayamadığı ama Latince olduğunu düşündüğü isimli içi sıvı dolu cam tüpler bulunuyordu. Cam kapağı kapatıp altındaki camsız kapakları açtı. Orada dikkatini ilk çeken mavi dosyalar arasındaki tek pembe dosya oldu. Onu alacağı sırada Ömer'in seslenmesiyle durdu.

"Barlas çabuk gel bir şey buldum.", kapakları kapatıp Ömer'in yanına gitti. Ömer, odanın ortasında duran ameliyat yatağının kollarına bağlanmış ipleri gösterdi. İpler bir hastaya değil de daha çok kaçırılmış biri için uygun iplerdi -ki onların da yaptığı buydu- üstelik iplerin bir kısmı kurumuş kırmızı parçacıklarla kaplıydı. Bu parçacıkların kurumuş kan olduğu açıkça belliydi.

"Buranın onlara ait olduğu açıkça ortada. Burayı bulmamız işimize çok yaradı. Şimdi hem oteli hem de burayı biliyoruz. İçimden bir ses burası ve buradaki şeylerin işimize çok yarayacağını söylüyor."

"O zaman gidiyor muyuz?"

"Kerim'e göstermek için fotoğraflarını çekelim. Yarın sabah işe gittiğimizde de fotoğrafları gösterir ve neler bulduğumuzu açıklarız."

"Tamam.", ikisi de etraftaki şeylerin fotoğraflarını çekmeye başladılar. En ince ayrıntısını bile kaçırmamak için odanın her tarafını fotoğraflıyorlardı. Yeterince fotoğraf çektiklerine karar verince odadan ayrıldılar. Merdivenlerden çıkıp kapağı kapatıp masayı yerine koydular. Kapağı kapatırken Barlas'ın aklına o pembe dosyaya bakmak gelmişti ancak geç kaldığını düşünerek bunu dile getirmemişti. İşleri ve enerjilerinin bittiğine kanaat getirdiklerinde fabrikadan ayrıldılar. Barlas, Ömer'i evine bıraktıktan sonra kendi evine gitti ve eve vardığı gibi kendini rahat yatağına teslim etti.

******

"Size gerçekten inanamıyorum bu ne sorumsuzluk!", sabah olduğunda emniyete geldikleri gibi dün ne yaptıklarını ve o fabrikada neler bulduklarını anlatmış üstüne çektikleri fotoğrafları göstermişlerdi ancak bu Kerim'i mutlu etmekten ziyada öfkelendirmişti. Kendisi izin almak için o kadar çabalamıştı ve şimdi bu ikisi fabrikayı gizliden gizliye kontrol ettiklerini söylüyorlardı. "Ben size oraya bir ekiple gideceğiz demedim mi? Ulan geri zekalılar biz Amerikan filmimi çekiyoruz da siz böyle işlere girişiyorsunuz?", sabah sabah bağırmaktan ağrıyan başını ovalayıp oturduğu koltukta arkasına yaslandı.

"Haklısınız efendim ama sabah arayışımız biraz riskli olabileceğinden gece yarısı araştırması yaptık.", Ömer'in savunması Kerim'i daha çok öfkelendirmişti ama bir şey demek yerine sadece dişlerini sıkmıştı. Sakinleşmek adına derin nefesler alıp yavaşça verdi. Az da olsa kendini iyi hissedince Barlas'a döndü.

"Oteli buldunuz, yeraltı müdahale odasını da buldunuz peki şimdi bir planınız var mı? Varsa uygulamadan önce bize söylerseniz memnun oluruz!", her ne kadar biraz sakinleşmiş olsa da iğnelemeden duramamıştı. Bu da Barlas'ın gözünden kaçmamıştı.

"Çiçek ile otele gitmeyi planlıyorum. Baba kız tatil yapıyormuşuz gibi görünürüz."

"Onlarda saf salak senin onları enselemek için değil de tatil yapmaya geldiğini sanacaklar ha?"

"Biliyorum ama ben Alev ile zaman geçiren tek kişiyim. Onu bulabilirim. Yani iyi araştırma için bir fırsatım olur.", Kerim bir anlığına durup Barlas'ın teklifini düşündü. En iyi şekilde karar vermeleri gerekiyordu.

İşte bu yüzden, "Gün içerisinde bir toplantı yapıp bunu konuşalım. Siz de toplantıya kadar planınızı netleştirin.", dedi.

"Tamam."

"Anlaşıldı.", Barlas ve Ömer sırayla cevaplayıp odadan çıkmak için kapıya yöneldiler. Kerim'in son söylediği cümleyle bir anlığına dursalar da sonradan odadan çıkmak için devam ettiler.

"Öğleden sonra sizi burada hazırlanmış halde görmek istiyorum."

Odadan çıktıklarında ikisi de rahat bir nefes alarak çalışma odasına gittiler. Odada kimse yoktu. Doruk hala gelmemiş olmalıydı. Bunu fırsat bilen Ömer, Barlas'a uyuyacağını ve bir saat sonra onu uyandırması gerektiğini söyleyerek boyundan kısa olduğundan ayaklarının dışarıda kaldığı koltuğa uzandı. Barlas'ta bir saat geçene kadar kendi keyfine bakmaya karar verdi. Kendine kahve almak için odadan çıktığı sırada telefonunun çalmasıyla kapı önünde durup telefonunu açtı.

"Efendim Hakan?"

"Barlas çok önemli bir şey buldum. Hemen yanıma gelsen iyi olur. Acil!", Hakan'ın söyledikleri onu endişelendirmişti. Kaşlarını çatıp odaya geri girdi ve hızlıca paltosunu alarak dışarıya doğru koşmaya başladı.

"Neredesin?"

"Öncelikle sakin ol başım belada değil. Sadece dediğim gibi çok önemli bir şey buldum."

"Tamam anladım da sen şu an neredesin onu söylesene!", asıl sorusuna cevap alamamak Barlas'ı çıldırtmaya başlamıştı.

"Adli Tıp'taki arşiv odasındayım. Sen girişe gel oradaki görevliye 'Arşive inmem gerek Doktor Hakan Bey beni bekliyor' de o getirir seni yanıma."

"Tamam kapatıyorum.", deyip cevap beklemeden suratına kapattı. Hakan ile konuştuğu sırada çoktan arabasına gelmiş hatta arabayı çalıştırmıştı bile. Park alanından çıkıp Adli Tıp'a doğru sürdü. Yol boyunca Hakan'ın ne söyleyebileceğini düşündü. Söyleyeceği şey neydi ki bu kadar önem taşıyordu? Bunu düşünerek Adli Tıp'a gelmişti. Arabasını uygun bir yere park edip Adli Tıp binasının içerisine girdi. Hakan'ın dediklerini yapıp orada bulunan görevliye demesi gerekenleri harfi harfine söyledi. Görevli onu arşiv odasına götürdü. Odaya girdiği gibi bilgisayar başına oturan Hakan'ın yanına gitti.

"Ne buldun?"

"Önce otursan iyi olur Barlas.", Hakan ciddi bir ifadeyle arkadaşına yanındaki sandalyeyi gösterdi. Kaşları çatık bir şekilde bilgisayar ekranına bakıyordu. Barlas'ın oturmasıyla koltuğuyla beraber ona döndü. "İki gün önce şu kalp krizi vakaları için arşivi incelemeye karar vermiştim. Her vakit bulduğumda babanın tutuklandığı zamandan bir sene öncesinden başlayarak arşivde bulunan kalp krizi vakalarını ve anlaşılamayan vakaları karıştırdım."

"Peki ne buldun?"

Hakan iç çekerek bilgisayar ekranını Barlas'a çevirdi. Barlas ekranı gördüğünde yüzünde şok geçirmiş gibi korku dolu bir ifade vardı. "Havin'i buldum."

"Ama bu imkansız!", hemen savunmaya geçmişti. "Havin hastanede doktorların gözü önünde öldü yani otopsiye niye gerek duyulsun ki? Ayrıca hangi ara otopsi yapıldı?!"

"Bilmiyorum ama dosyası bilgisayarda ve 2015 dosyasında var.", bunları duyan Barlas nefes almakta zorlanıyormuş gibi hafifçe ağzını açarak nefes almaya devam etmişti. O bir şey demeyince Hakan masanın üzerindeki pembe dosyayı alıp önüne koyup devam etti. "Barlas hatırla Havin 12 Mayıs'ta vefat etti ama 14 Mayıs'ta gömüldü. O arada otopsi yapılmış olabilir."

"Neden ama?!"

"Bilmiyorum."

"Göster şu dosyalarda yazanı."

"Sorun orada zaten."

"Ne?", Hakan iç çekip iki eliyle yüzünü sıvazlayıp ellerini yukarıya doğru götürüp saçlarını geri attı. Söylemek istediği şeyi nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi. Barlas bunun farkına vararak kaşlarını çattı ve bağırdı. "Söylesene!"

"Havin'in dosya adı var, tarihi var ama bilgiler yok! Otopsi bilgileri çalınmış!", bunu demesiyle arkadaşı önündeki pembe dosyaya baktı. Hakan önce pembe dosyanın üzerindeki 'Havin Loya Kaya' ismini sonra da dosyanın boş olduğunu gösterdi. Ve işte o an Barlas'ın içinden bir şeyler kopup gitti. Kim neden böyle bir şey yapsın ki? Niye Havin'in bedenini otopsi edip sonra da bilgileri kaçırsın ki? Arkadaşı ona iyi olup olmadığını sorarken kulağı duyuyor ama aklı algılamıyordu. Önce sordu sonra sarsarak sormaya başladı. Fayda etmedi çünkü Barlas Arslan'ın aklında şu an tek bir cümle kendini bozuk plak gibi tekrar ederek geçiyordu.

Havin'in dosya adı var, tarihi var ama bilgiler yok! Otopsi bilgileri çalınmış!

...tarihi var ama bilgiler yok!

...Otopsi bilgileri çalınmış!

Havin'in otopsi bilgileri çalınmış!

Devam Edecek....

---------------------------------------------------

Ve ilk kitap biter. ^^

İkinci kitapta ve yazacağım kurgularda görüşmek üzere. 💙

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.