Tüm boğuk sesleri duyabiliyordum, sanki o boğuk sesler kulağımın içinde konuşuyorlardı. Dumanlar artık nefes almamı engellemeye başlamıştı bile. Ama asla pes etmeyecektim çünkü pes edersem abim bana kızardı. Hem abim beni buradan kurtaracak biliyorum. O her zaman beni kurtarırdı. Ama korkmuyordum çünkü abim bana her korktuğumda o oyuncağın beni kurtaracağını söylerdi. Peluş ayı. Kapıların sertçe tek tek açıldığını duyuyordum. Ve biri beni bulmuştu. Siluetinden anlamıştım, abimdi. Onun beni kurtaracağını biliyordum. "Buradayım abicim." Dediğini duydum. Beni yerden kaldırdığı esnada ayıcığımın parmaklarımın arasından düştüğünü hissettim. Ses çıkaramıyordum hareket edemiyordum abimden geri dönmemi isteyemiyordum. Tarih: 22/06/2024 "Gir!" İçeriye uzun boylu hafif yapılı biri girdi. Gözlerini benden kaçırmadan önümdeki koltuğa oturdu. "Faruk Atadan? Değil mi?" Dedim. Başını salladı. "Evet, evet." Diyerek onayladı. Ve devam etti. "Beni korumanı istiyorum," yakasını düzelti ve devam etti "suçlu değilim... ama yaptığım bir hata yüzünden suçlu durumuna düştüm." Bilgisayardan bir kaç tuşa bastım ve bilgisayarıma gelen dosyayı açtım. "Gece Atadan, karın değil mi?" Başını ağır ağır salladı. "Aldatma olayı yüzünden öldürdüğün söyleniyor burada." Aniden ayağa kalkıp inkar etmeye başladı, "hayır! Ben yapmadım. Benim yüzümden değildi! O beni aldatı benimde gözüm döndü! Lütfen bana yardım et!" Ellerini birleştirip dizlerinin üzerine çöküp yalvarmaya başladı. "Bu davayı kabul edemem. İsterseniz başka birini önerebilirim." Dedim ve yalvaran gözleri bu sefer öfkeyle bakmaya başladı bana. "Seni istiyorum! Benim avukatım olucaksın!" Kelimeleri hafif tehditkârdı. "Eğer benimle bir daha böyle konuşursan buraya adımını dahi atamazsın." Rahat ve kesin bir ses tonuyla konuşmuştum. "Son kez söylüyorum, avukatım olmazsan senide öldürürüm." Dediği an gözlerimi ona diktim ve çok az saniyeliğinede olsa dilimi yutmuş gibi hissettim. Hızla kendimi toparlayıp elimi masaya sertçe vurdum ve parmağımla kapıyı göstererek "çık dışarı!" Diye bağırdım. Gözleriyle beni tehdit etmeye devam ederken, hızla güvenlik düğmesine bastım. Masamın köşesindeki küçük bir kırmızı buton. Sessizce devreye girer ama etkisi çabuk olur. "Uyarıldınız," dedim, sesim bu kez daha sertti. "Şimdi çıkmazsan, zorla çıkarılacaksın." Tam o anda, koridordan iki güvenlik görevlisi içeri girdi. Siyah üniformaları ve kararlı adımlarıyla odaya bir ağırlık çöktü. "Bay Faruk, lütfen bizimle gelin," dedi biri, diğeriyse çoktan adamın koluna uzanmıştı. Faruk bir an direnmeye çalıştı ama gözlerinde panik belirginleşti. Sanki tehditlerinin işe yaramadığını yeni fark etmişti. Güvenlik görevlileri onu kararlı ama nazik bir şekilde dışarı çıkardılar. O ise kapıdan çıkmadan önce son bir kez döndü, gözleri yine üzerimdeydi bu kez karışık bir öfke, intikam ve belki de çok az korku. Kapı kapandığında derin bir nefes verdim. Parmaklarım titriyordu, dizlerimde hafif bir boşluk hissi vardı. Masama tutunarak ayakta kaldım. Sessizlik içimi boğuyordu bir anlığına. Kendime gelmek için pencereye yürüdüm. Şehir, camın ardından hâlâ aynıydı. Arabalar akıyor, insanlar yürüyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama az önce yaşadığım tehdit, hâlâ tenimde bir iz gibi duruyordu. Masamın üzerindeki su şişesini açıp bir yudum aldım. Sonra derin bir nefes daha. Geri döndüm, masama oturdum. Bilgisayarı kapattım. O dosyaya bir daha ne zaman bakacağımı bilmiyordum ya da bakar mıydım, onu da bilmiyordum. Telefonumun çalmasıyla irkildim. Telefonu elime alıp arayan kim diye baktım. Abimdi, telefonu hemen açtım ve kulağıma götürdüm. -Alo? Abi? -Balım. Napıyorsun? -Hiç, iş güç. Sen. -Bende öyle. Aslında sana bir şey söylemem lazım. Sesindeki yumuşaklığın azaldığını hissettim. -Tabi, dinliyorum. Dedim. -Bir arkadaşım var ve onun bir kız kardeşi var... dedi ve bir kaç saniyeliğine durdu. -Evet abi. Dedim devam etmesi için. -Kız kardeşinin davasına bakmanı istiyorum. Hiç düşünmeden cevab verdim. -Olmaz abi. Biliyorsun günde belki iki-üç davaya bakıyorum. Çok fazla olur. -Abicim lütfen. Benim için. Böyle konularda sürekli kendini sokuyordu. -Tamam abi, yarın buraya gelin sen, arkadaşın ve kız kardeşi. Olur mu? -Tamam abicim. Dedi ve telefonu kapattı. Telefonu masaya fırlattım ve geriye yaslandım. Gözlerimi kapatıp kafamdaki sesleri susturmaya çalıştım. Gözlerimi açtım tavanı izledim. Sessizlik başlarda huzur gibi gelmişti, sonra içimi kemirmeye başladı. Kalkıp pencereye yürüdüm. Şehir ışıkları, gecenin içine saçılmış yıldızlar gibiydi. Kafamda dönen düşünceler, dışarıdaki arabaların korna sesleriyle yarışıyordu. Kardeşim... Yine beni bir davanın içine çekmişti. Tanımadığım birinin, muhtemelen iç yüzünü hiç bilmeyeceğim bir olayın tam ortasında olacaktım. Bir yanda adalet duygum, diğer yanda aile bağı... Bilgisayarımın ekranı hâlâ açıktı. Oturup son bir e-postayı kontrol ettim. Bir dava dosyası, ertesi gün için hazırlamam gereken savunma notları... Onlarca küçük ayrıntı. Ama elim klavyeye gitmedi. Düşüncelerim hep o son cümledeydi: "Kız kardeşinin davasına bakmanı istiyorum." İstiyordu. Talep değil, rica değil. Beklenti. Kafamda bir ses yankılandı: "Bir kez daha olur, sonra biter." Ama öyle olmuyordu hiçbir zaman. Rahatlamak için mutfağa geçtim. Kahve mi yoksa bir bardak su mu? Ne içeceğimi bilemedim. En sonunda bir şişe su açtım. İçtiğim her yudumda boğazımda bir şeyler düğümlendi. Sonra mutfaktaki koltuğa oturdum. Televizyonu açmadım. Müzik de dinlemedim. O sessizlikle, kendimle, yüzleşmem gerekiyordu belki de. Zaman geçti. Saat gece yarısını devirmişti. Telefonum bir kez daha çaldı. Abim değildi. Numara kayıtlı değildi. Bir an açıp açmamakta tereddüt ettim. Sonra parmağım ekranın üzerindeki yeşil simgeye gitti. -Alo? dedim, temkinli bir sesle. Karşıdan nefes sesi geldi, ardından kadın sesi. -Merhaba... Ben Pelin. Yaman'ın kız kardeşi... Birkaç saniye sustum. Numaramı nereden bulduğunu düşünmeden edemedim. -Evet, Pelin. Nasılsın? -İyiyim ve rahatsız ettiğim için özür dilerim... Sadece... Yarın gelmeden önce... Beni gerçekten dinleyecek misiniz? Sesi o kadar kırılgandı ki... Arada sessizlik oldu. -Dinleyeceğim, ama yalnızca gerçeği. O anda bir iç çekti. Sanki boğazındaki yük biraz azalmıştı. -Teşekkür ederim. dedi sadece ve telefonu kapattı. Elimde hâlâ telefon, gözüm hâlâ boşluğa dalmıştı. O an anladım. Bu sadece bir dava olmayacaktı. Bu dava onun geçmişiyle, korkularıyla, çığlıklarıyla belki de vicdanıyla yüzleştiği bir şey olacaktı. Saat: 20.00 Odamın kapısını kilitledim ve asansöre doğru gidecekken birini fark ettim. Tüm dişlerini bana gösteriyordu, otuz iki diş gülümsüyordu. "Ooo bakıyorumda bu sefer avukat hanım gececi." Dalga geçtiği ses tellerinden anlaşılıyordu. "Benimle dalga geçme Ramazan. Unutma benim sayemde buralardasın." Dedim. Yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan cümleme pat diye cevap verdi. "Sende benim sayemde tekrardan bu cübbeyi giyiyorsun eski avukat." "Hey! O konuyu açma dedim sana!" Baş parmağımı ciddi olmadan ona savurdum. Kolunu omzuma attı ve beraber gülerek gelen asansöre bindik.
Bölüm 2
Tehdit
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.