Gözlerimi alarmdan bir iki saniye önce açtım. Gözlerimi ovuşturup çalan alarmı kapattım. Bugün de her zamanki gibi çok yorucu olacaktı, emindim. Yavaşça battaniyeyi üstümden attım ve ayaklarımı soğuk zemine uzattım. Birkaç saniye öylece oturup derin bir nefes aldım. Ardından yataktan kalkıp mutfağa doğru yürüdüm. Kahve makinesine suyu koyarken telefonum mutfak tezgâhında titremeye başladı. Ekranda abimin ismi yazıyordu. Gülümser gibi oldum. Ne zamandır sesini duymamıştım. Bir elimle kahve fincanını alırken diğer elimle aramayı yanıtladım. -Alo? -Günaydın çiçeğim, nasılsın? Abimin sesi, tüm yorgunluğumun arasından sanki kısa bir anlığına da olsa bana nefes aldırdı. -İyiyim abi, sen? -Bende iyiyim çiçeğim. Bugün erkenden gelme şansımız varmı? -Öğle arasından sonra gelebilirsiniz. -Tamam çiçeğim görüşürüz, kendine iyi bak, dikkatli ol. Hafif bir kıkırdama çıktı ağzımdan. -Tamam abi sende dikkatli ol. Öptüm. Telefonu kapattım ve kahve fincanıma kahveyi doldurup masaya geçtim. Yaklaşık on dakika telefonda gezildikten sonra odama geçtim ve giyinmeye başladım. Aynanın karşısında çıplak bedenime bakarken gözlerim sürekli yanmış olan bacağıma kayıyordu. O gün yangında olmuştu. Eğer abim beni kurtarmasaydı belkide ayağım tek değil tüm bedenim yanacaktı. Diye düşünürken istemsizce irkilmeye sebep oldum. 🦢🦢 Ofise geldiğimde çoktan saat on ikiyi geçmişti bile. Ofisim evime 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen İstanbul'un trafiğine tutulmuştum. Odamın kapısını açtığımda şaşıracağım manzarayla karşılaştım. Abim, Pelin ve Atakân benden önce buradalardı ama nasıl içeriye girmişlerdi? "Abi?" Kaşlarını çattım ve yanıt vermesini bekledim. Maskesinin altında otuz iki diş güldüğüne emindim. "Abisinin gülü?" "Nasıl girdiniz?" Dedim ve masama oturup hâlâ anlamaya çalıştım. "Orası bende kalsın." Göz kırptı. İşte şimdi anlamıştım kaybolan yedek anahtarım kaybolmamıştı abim her koşula rağmen almıştı. "Neyse" diyerek göz devirdim abime, "asıl konuya geçelim. Selam Pelin. Nasılsın?" Dedim. "İyiyim. Siz," gözlerindeki o sessiz çığlığı görebiliyordum, resmen yardım istiyordu benden. Ve bende edecektim. "Bende iyiyim teşekkürler," gülümsedim ortamı daha da yumuşatmak için. Gözlerim abimin yanındaki adama kaydı. Yüzünü görmemi engelleyen maskesi görmemi engellemediği tek şey olan Masmavi gözleriydi. "Selam. Sizde hoşgeldiniz." Dedim. "Sağolun." Dedi. Tekrardan Pelin'e döndüm. "Ne için buradasın?" Sesimi biraz daha incelterek söyledim. Gözleri bu sefer bende değildi ellerindeydi, anlamıştım söylemeye utanıyordu. Abime ve onun yanındaki adama döndüm. Tek kaşımı kaldırıp söylemelerini bekledim. Abim kendini toparlayıp konuşmaya başladı, "Pelin 15 yaşında cinsel istismara uğradı. Onun avukatı olmanı istiyoruz." Gözlerim titremeye başladı. 'On beş yaşında cinsel istismara uğradı' cümlesi üzerime bir ağırlık çökmesine neden oldu resmen. Hemen kendimi toparlayıp Pelin'e döndüm. "Söylemeye utanılacak bir şey değil bu... ve evet olurum." Pelin kafasını hâlâ kaldırmadı. Abimin arkadaşı gür ve sert olan sesiyle, "dava haftaya pazartesi. Pelinin avukatı suçlamalar yüzünden mahkemeye girmeyi kabul etmedi." Bakışlarım onu buldu ve konuşmaya devam etti. "Biz çıkalım siz daha ayrıntılı konuşun isterseniz." Dedi ve her ikisi ayağa kalkıp odadan çıktılar. Pelin'e döndüm ve en içten gülüşümle gülümsedim. "En baştan başlayalım mı? Nasılsın?" Gözlerini bana çevirdi. Bu sefer konuşacağından emindim. "İyiyim, siz?" "Bende iyiyim teşekkür ederim. Kaç yaşındasın?" "17." "Çok iyi, hangi okulda okuyorsun?" "Mimar Sinan Güzel Sanatlar Anadolu Lisesinde okuyorum." "Orayı duymuştum. Çok güzel bir yer olduğuna eminim. Neyse biz konumuza geçelim mi artık?" Başıyla onay verdi ve hiç istemediğim o konuşmaya başladık. "Ben 15 yaşındayken... yani 2 yıl önce... tecavüze uğradım..." derin nefes alıp devam etti "onlar..." gözlerindeki yaşlara engel olamadı. Çekmecemden peçete çıkarıp ona uzattım. Hıçkırıklarla anlatmaya devam etti. "Yani... eski sevgilim ve arkadaşı tarafından tecavüze uğradım... bilinçsizdim. O piç okul çıkışı çorba içmeye davet etti beni. Kabul ettim ama keşke etmeseydim. Duygularıma engel olamadım, onu seviyordum..." verdiğim mendille göz yaşlarını silip devam etti, "oraya gittiğimizde çorba içmek istemediğimi söyledim. Bana 'Ama buranın çorbaları meşhurdur sen içmeden bırakmam, Sen burada dur ben alıp geleyim yemekleri.' Dedi keşke... keşke kabul etmeseydim kalkıp evime gitseydim..." bir anda sustu. Sanki sonrasını anlatmak istemiyordu. "Peki çorbanı aldıktan sonra ne yaşandı?" Dedim. Konuşmak istemediğini anladım, ortam bir kaç dakikalık sessizlikten sonra derin nefesler alıp vermeye başladı ve tekrardan konuşmaya başladı. "Çorbamı almaya giderken bir şey yapmadığını düşünüyorum çünkü orada çalışan ve çorbamızı yapan kişi onun arkadaşıydı..." kafasını bana kaldırıp gözlerime derin ve acıyla baktı. "Ben kirlimiyim?" Nefesim kesildi, başımı salladım. "Hayır değilsin... Hiçte olmadın..." Gözlerimin dolmasına engel olamadım, genellikle gençlere avukat olmayı tercih ettiğim için ilk defa küçük yaşlarda istismara uğrayan birinin davasına girecektim ve daha çocukken bu travmayı yaşıyordu. Kendime gelmem lazımdı. Derin nefes alıp ayağa kalktım ve onun karşısına oturdum. Psikiyatri değildim biliyorum ama küçük bir kız çocuğunun bu acıyla yaşamasına asla göz yummamam. Kimse yummazdı. "Seni anlıyorum böyle olmasını istemezdin. Ama daha çok bilgi bilmem lazım devam edelim mi?" Başını sallayıp devam etti, "saat gece sekize geliyordu. Akşamcı olduğum için okuldan her zaman geç çıkarım annem ve babam genellikle beni almaya gelirlerdi ama o gün gelmediler... işte bende o yerden gitmek istedim... izin vermedi, kolumu tutup bana 'Seni götürmeme izin ver.' Dedi. Keşke kabul etmeseydim... annem beni her seferinde arıyordu ama başımın dönmesiyle hiç bir şeyi hatırlamıyordum. Telefonum neredeydi? Ben neredeyim? Diye cümleler kuruyordum aklımdan. Sonra ise beni götürüp arabaya bindirdi ve oradan sonrasını hatırlamıyorum." "Peki ordan sonrasını nereden biliyorsun?" Dedim. "Abimden, o çok endişelenip beni telefonumdaki takip cihazından bulmuş... ben... ben yarı çıplak bir halde ormanın ortasında yerde baygın bir haldeymişim. Abimin bir diğer dediğine göre başımda iki genç varmış birini tek görebilmiş diğeri arkasına dönükmüş... onlar abimi gördüklerinde oradan uzaklaşmışlar..." elimi onun elinin üstüne koydum, "abim onları yakalamaya çalışmış ama başaramamış..." Ağlamaya devam ediyordu, hiç durmuyordu. O çok güçlüydü, belliydi. Ve ağlaması onu daha çok rahatlatıyordu. "İstersen bugünlük bu kadar konuşalım, yarın tekrardan yanıma gelirsin ve bu sefer deliller hakkında konuşuruz." Başını salladı ve ayağa kalktı. Gözlerime bakıp aniden bana sarıldı "teşekkür ederim..." bende ona sarıldım. Ayrıldığımızda gözlerindeki o acı çok azda olsa hafiflemişti belliydi. Kapıya yöneldiği esnada konuştum. "Sen güçlü bir kızsın Pelin." Kapıyı açtı ve bana dönüp sırıttı. Pelin içindeki acıları resme döküyordu. O yüzden güzel sanatlar lisesinde okumaya devam etti. Çünkü bir insan içindeki acıyı dışarıya vurmuyorsa eminimki onu kağıda yazarak veya çizerek döküyordur. Abim ve arkadaşı oradaydı. Pelin onların yanına gitti ve abise sımsıkı sarıldı, bakışlarım hâlâ Pelindeydi. Abime döndü bu sefer bakışlarım, o da bana bakıyordu. Gururla bakıyordu, bu davayı kazanacağımı söylüyordu gözleri.
Bölüm 3
Yeni dava
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.