Dışarıdan yükselen bağırışlarla irkildim, elimdeki kitabı farkında bile olmadan yere bıraktım. Hızla etrafıma bakındım, sonra ayağa kalkıp pencereye yöneldim. Perdeyi araladığım anda gözlerim dehşetle açıldı, karşı apartman alevler içindeydi. Rengin de oradaydı, o apartmanın içindeydi. Hiç düşünmeden merdivenlere koştum, kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Kendimi sokağa attığım anda annem beni kolumdan yakalayıp durdurdu. "Rengin!" diye haykırdım, sesim caddede yankılandı. Kendimi annemin ellerinden kurtarıp yangınla boğuşan binaya daldım. Yoğun duman ciğerlerime doluyor, gözlerim yanıyordu. Yangının öfkesiyle yanan koridorlarda odaların kapılarını tekmeleyerek açıyor, her birini umutsuzlukla arıyordum. "Rengin!" diye tekrar bağırdım. Ve işte oradaydı... Alevlerin ardında silüeti seçiliyordu ama yüzü karanlıktı. Hemen önünde diz çöktüm, ellerim titreyerek çenesini kavrayıp yüzünü kaldırdım. "Buradayım abicim," dedim fısıltıyla. "Seni almadan gitmem." Belinden tutup kalan tüm gücümü onu kucağıma almakla kullandım. Elindeki peluş ayı yere düştü. Çıkış kapısı doğru yöneldim dumandan nefesim kesilmeye başlamıştı. Ama onu, Rengini kurtarmalıydım. Ve kurtardımda kapının dışına çıktığımda Rengini yere yavaş bir şekilde bıraktım. Annem kolumdan çekip ona dönmemi sağladı. Ve o an yüzümde ani bir acı hissettim. Annemin bana attığı o acı tokattı. "Sen napıyorsun!?" Bağırışı kulağımda çınlamaya neden oldu. Beni yakamdan tuttu ve yerlerde sürüklenmemi sağladı. Beni çekiyordu, çekiyordu beni. Sürükleyerek evimize doğru götürüyordu beni, kabusu yaşatacaktı bana. Kötü anne ve babaya sahip olmak bunu gerektirirdi. Elimi yerde uzanan Rengine doğru uzatıp son kez adını bağırdım. "Rengin!" Annem beni kapının ardına doğru fırlattı ve kapıyı üzerime kilitledi. İtfaiyenin ve ambulansın gelişini duyuyordum, gelmişlerdi. Yeni mi geliyordular? Ben olmasaydım ya Rengin orada öylece yanıp gitseydi. Ayağa kalktım ve mutfağın camına doğru yöneldim. Perdeyi araladığımda Rengini sedye gibi bir şeyin üzerine uzandırıyorlardı. Yere çömeldim ve avuçlarımı açıp dua etmeye başladım. "Allahım nolur kardeşime bir şey olmasın. Benim canımı ona ver ama ne olur ona bir şey olmasın. Allahım lütfen..." gözlerimdeki yaşlara engel olamadım. Akıp gidiyordu. Sessiz ağlamamın yerini hıçkırıklar yer aldı. Yaklaşık on dakika sonra tüm seslerin kesildiğini duydum. Başımı kaldırıp kapıya baktım. Her an annem içeri girebilirdi ve öylede oldu. Anahtarları sinirle kapının deliğine sokup çıkarıyordu. Kapıyı açtığında gözleri etrafı arıyordu, beni arıyordu. Ve beni bulmuştu. Yanıma hızla geldi ve elini havaya kaldırıp yüzüme sert bir tokat attı, ardından bir daha ve bir daha, "anne lütfen dur!" Anneme olan yalvarışım ilk defa işe yaramıştı. O durmuştu. Geri çekilip kolumdan sıkıca tutu ve odama sürüklemeye başladı. "Niye onu kurtarıyorsun! He?!" Annem kardeşimi hiç bir zaman sevmedi...benide sevmedi... Bize hiç bir zaman sarılıp 'kuzum' demedi. Anne olamadı bize. Ama ben Rengine hem baba oldum hemde anne. Annem beni odama sürüklediği gibi kapıyı kapatıp üzerime kilitledi. Sırtımı kapıya yasladım, ellerim yanaklarımda, tenimde tokadın izi hâlâ yanıyordu. İçimde boğuk bir çığlık yankılanıyordu ama sesim çıkmıyordu artık. Yalnızdım. Yine. Odanın sessizliği kulaklarımı çınlatıyordu. Dışarıdan ambulansın kapısını kapatma sesi duyuldu. Bir başka hayat, sedyenin üzerinde bilinmezliğe taşınıyordu. Kalbim ağzımda atıyordu. Rengin... Ya bir şey olursa? Ya ben yetişmeseydim? Duvardaki saate baktım. Her saniye geç kaldığım bir şeyler varmış gibi hissettiriyordu. Duvardan gelen tıkırtılar, sanki içimdeki panik nabzıyla yarışıyordu. Birden kapının altından bir gölge göründü. Sonra fısıltı gibi bir ses: "İyi misin?" Rengin'in sesi değildi bu. O olamazdı zaten. Bu sesi tanıyordum, Zülfikar. En yakın arkadaşım. Mahallede herkes ona biraz ürkek, biraz asi derdi ama beni hep anlayan tek kişi oydu. Ben susarken gözlerimden okurdu ne hissettiğimi. Şimdi de okumuştu. Kapıya yaklaştım, yere çömeldim, başımı tahtaya yasladım. Boğazım düğüm düğümdü. "Rengin'i çıkardım ama... annem... kapıyı kilitledi," dedim. Sanki bir suç işlemişim gibi, kelimeler ağzımdan utanarak çıkıyordu. "Onu son gördüğümde sedyeye yatırıyorlardı. Oyuncağı bile düşmüştü Zülfikar, ben ne yapacağım?" Zülfikar bir an durdu. İç çeker gibi oldu, sonra sesi daha kararlı geldi: "Yaşıyor, duydum. Ablamın arkadaşı hastaneye götürülmüş bir çocuk olduğunu söyledi. Küçük bir kız. Duman zehirlenmesi ama kurtulmuş." Yutkundum. İçimde bir şey ezilip dağıldı. Kurtulmuştu... Kurtulmuştu! "Yarın hastaneye gidelim," dedi. "Okul çıkışı. Ben rota çizdim, otobüs saatlerini de yazdım. Gidip onu göreceğiz, tamam mı?" "Ama annem..." "Umurumda değil annen," dedi Zülfikar. Sesi aniden keskinleşmişti. "Bak, eğer onu sen kurtarmasaydın, kimse gidip çıkarmayacaktı. Bunu herkes biliyor. Senin yaptığını annen bile inkâr edemez. Ama sen de kendini kurtarmalısın artık." Kendimi kurtarmak mı? Bu evden? Bu suskunluktan? Bu şiddetin karanlığından? İlk defa biri bunu bana yüksek sesle söylüyordu. İlk defa birisi benim de bir hayatım olabileceğini ima ediyordu. O biri Zülfikar'dı. "Yarın gel, ama dikkatli ol. Annem fark ederse..." Cümleyi tamamlayamadım. Zülfikar sessizce anladı. Her zamanki gibi. "Tamam," dedi. "Yarın sabah seni okuldan alacağım. Söz veriyorum, Rengin'i birlikte göreceğiz." Dedi ve annemin yukarı kata çıktığını anladığı gibi koridorun sonundaki pencereye doğru koşup camı açtı ve borulara tutunarak aşağı indiğini hissetim. Sessizlik yine çoğalınca ayağa kalktım ve yatağıma yöneldim. Kendimi yatağa attım. Gözlerimi kapatıp derinlere dalmaya çalıştım.
Bölüm 1
Bir küçük umut
