Sabah uyandığımda gözlerimi tavana dikmiş, birkaç saniye düşündüm "Tamam Hande kendini topla. Bugün iş günü, her şey normal olacak."
Yataktan kalktım, duşa girdim ve hazırlandım. Saçlarımı toplarken aynadaki yansıma bana bakıyordu. "Derin nefes, sakin ol," dedim kendi kendime.
Tam çantamı almıştım ki telefon çaldı. Ekrana baktım
Kürşat.
"Kapıdayım, seni bekliyorum "dedi neşeli bir sesle.
Bir an duraksadım. "Gerek yok, ben giderim," dedim netçe.
Ama Kürşat ısrarcıydı.
"Aynı yere gidiyoruz zaten, hem Sena’yı da alacağız"
Derin bir nefes aldım.
"Tamam geliyorum "dedim sonunda .
Telefonu kapattım ama içim hâlâ sıkışmıştı. Hızla başka bir numarayı çevirdim
Boran.
"Günaydın " dedim. Sesim hâlâ uykulu ama yumuşak.
"Günaydın güzelim," dedi gülümsüyordu belliydi.
Sonra duraksadım ve doğrudan konuya girdim.
"Kürşat geldi, onunla işe gideceğim."
Karşıdan bir sessizlik geldi, sonra Boran’ın sesi sertleşti.
"Kovdurtacaksın o çocuğu bana bak."
Kaşlarımı çattım.
"Saçmalama Boran" dedim sinirle.
Ama Boran hâlâ soğukkanlıydı.
"Gitmiyorsun."
Sesi buz gibiydi ama içimde öfke yerine garip bir heyecan karışımı geçti.
"Boran" dedim, sesimi titretmeden "biz ne konuştuk"
"Delirtme beni. Şirkete git. Beni bekle."
Ve telefonu yüzüne kapattım.
Bir an öylece durdum, kalbim deli gibi atıyordu.
Derin bir nefes aldım, kendimi toparladım.
&
Boran sinirden telefonu elinde tutuyordu kırıp parçalamak arasında gidip geliyordu. Telefonun yüzüne kapanması bir tokat gibi gelmişti.
"Yüzüme kapattı telefonu
Sinirle Orkunu çağırdı yanına.
"Orkun"
"Efendim Bora"
" ilk defa yüzüme biri telefonu kapattı inanabiliyor musun"
"İnanmakta zorlanıyorum ama kadınlar böyledir abicim ne yaparsın."
"Şirkete gidelim hemen"
Orkun ağzının ucunda bir şeyler varmış gibi Borana baktı
"Bir sorun var."
"Şey akşam misafirler gelecekmiş."
"Kimler"
"Melisa ve ailesi"
"Ben ne dedim bunlara istemiyorum demedim mi "
"Seni dinlediklerini pek sanmıyorum ."
"Olmayacak Orkun bu olmamalı daha Handeye bu durumu anlatmadım bile."
"Elini çabuk tut derim kız hazır olsun ne ile karşılaşacağına."
"Bugün bu işi bitirmem lazım."
"Çıkalım hadi geç kalacağız."
&
Kürşat arabayı şirketin önüne çekti.
Üçümüz birlikte indik. Hava sabah sabah fazla gergindi ama Sena her zamanki gibi rahat görünüyordu.
"İyi ki beraber geldik" dedi Sena.
Kürşat gülümseyip başını salladı. Ben sadece çantamın askısını düzelttim.
Tam o sırada arkadan siyah bir araba yanaştı. Kalbim istemsizce hızlandı.
Boran ve Orkun arabadan indiler. Kürşat hemen kendini toparladı.
"Günaydın Boran Bey" dedi saygılı ama hafif çekingen bir sesle.
Boran sadece kafasını salladı.
Ne bir gülümseme ne bir kelime.
Orkun ortamın gerildiğini fark etmiş olacak ki hemen araya girdi:
"Sena, Kürşat siz benimle gelin hemen raporlarda birkaç hata var, onları gözden geçirmemiz gerekiyor."
Sena bir şey diyecek gibi oldu ama Orkun’un tonundaki aciliyeti fark edince sustu.
Üçü birlikte binaya doğru yürüdüler.
Geriye Boran’la ben kaldık.
Boran bana sinirli sinirli baktı.
"Yol nasıl geçti" dedi.
"İyi miydi"
“Sabah sabah saçmalama istersen," dedim çantamı omzuma atarken. "Sensin Hande, inan saçmalayan sensin."
Bir adım yaklaştı.
"Bir de o telefonu yüzüme kapatmanın hesabını vereceksin."
Ben de ona doğru bir adım attım.
Sesimi kısarak konuştum.
"Hesabı neyse veririm."
O kadar yakındık ki nefesini hissettim. Bakışlarım onun başını döndürmeye yetmişti .Bir an için ne ofis vardı ne de insanlar.
Sonra ben geri çekildim.
"Şirkete giriyoruz," dedim.
Ve yürümeye başladım.
Kapıdan içeri adımımı attığım anda durdum.
Odam renk renk çiçeklerle doluydu. Gözlerim büyüdü.
"Bu da ne" diye fısıldadım.
Tam o sırada Melek ve Ayça yanımda belirdi.
İkisi de çiçeklere bakıyordu ama bakışları pek masum değildi.
Ayça kaşlarını kaldırdı.
"Vay vay"
Bunlar kimden gelmiş"
"Onu sen bileceksin" dedi Melek "Biz nereden bilelim"
Şaşkınlıktan hâlâ kendime gelememiştim.
"Bilmiyorum "dedim dürüstçe.
Çiçeklere tekrar baktım.
Kalbim hızlandı.
"Tamam Hande, sakin ol," diye kendi kendime fısıldadım.
Odamın kapısını kapattım ve hemen camın önüne koştum.
Perdeleri çekmeye başladım; Boran’ın görememesi için tek tek tam kapatmaya dikkat ettim.
Derin bir nefes aldım, hâlâ kalbim deli gibi atıyordu.
"Uff tamam, şimdi güvendeyim," dedim kendi kendime, hafifçe gülümseyerek.
Ama içimde hâlâ bir tuhaflık vardı; Boran’ın dışarıda hâlâ beni izlediğini hissettim.
Gözlerimi camdan ayırmadan, çiçeklere yeniden baktım.
Kalbim hem heyecan hem de hafif bir panik içinde atıyordu.
Tam o sırada telefonum titredi. Ekrana baktım.
Boran: Perdeyi aç seni görmek istiyorum.
Bir an kalbim sıkıştı.
Ama hemen bahane uydurdum
"Dikkat çekeriz, çok kalmasın, böyle kalsın daha iyi "diye cevap yazdım.
Boran: Böyle daha çok dikkat çekersin
Gözlerimi devirdim.
"Perde açmama da karışma be adam" diye yazdım.
O sırada kapı hafifçe
"Vay be dedikleri kadar varmış hıh," dedi hayran hayran.
"Kim ne dedi Sena "
"Herkes odandan bahsediyor sanki botanik bahçesi gibiymiş"
Gözlerimi çiçeklerden ayırıp omuz silktim
"Ben de bilmiyorum kim göndermiş bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorsun"
"Basbaya bilmiyorum" dedim sessizce, hafif tedirgin
Sena bana şaşkın bakarak sordu:
"Senin yok mu sevgilin"
"Yok," dedim tok bir sesle, kesin ve kararlı.
Sena bir an durdu, sonra hafifçe başını salladı. Birden camdan hafif bir tıkırtı geldi . Sena şaşkınlıkla baktı
"Hande Boran Bey çağırıyor galiba seni"
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
"Yok, yok kimse cama vurmadı" diye telaşla cevap verdim.
Sena alaycı bir gülümsemeyle bana baktı
"Vurdu vurdu ya"
Sena birden perdeyi açınca boranla göz göze gelmiştik. Birden gözlerimin önünde Boran duruyordu.
Odamın içini, çiçekleri ve beni şaşkın gözlerle izliyordu.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Boran bana işaret yaptı, sessiz ve kararlı "Gel" der gibi.
Bir adım geri çekildim, nefesim kesilmişti.
Korka korka başımla "Tamam" işareti yaptım.
“Ben işimin başına geçeyim dedi Sena
Ben de başımı salladım "Tamam, git"
Sena odadan çıktı, kapı yavaşça kapandı ve odadaki sessizlik birden ağırlaştı.
Derin bir nefes aldım, kalbim deli gibi atıyordu.
Boran hâlâ camın arkasında duruyor, sessiz ama bakışları keskin. Bir adım attım ve ofisin kapısına yöneldim.
Ona yaklaşırken nefesimi kontrol etmeye çalıştım.
Kapıyı açtım ve Boran’ın odasına girdim.
İçeriye adımımı atar atmaz kalbim hızlandı.
Boran’ın bakışları odada dolaşırken bir anda durdu ve gözleri çiçeklere takıldı.
"Odandaki çiçekler" dedi sesi hafif sert ama meraklı.
"Bilmiyorum kim göndermiş " bu üç kelimeyi söylerken kekeliyor ve sesim içime doğru kaça kaça konuşuyordum.
Boran birden kapıyı kapattı.
Kalbim bir an durdu.
Sonra önümde durdu, elleriyle nazikçe beni çekti ve sarıldı.
Sıcaklığı kokusu her şey bir anda içimi hem rahatlatıyor hem de delicesine heyecanlandırıyordu.
Bir süre öylece durduk.
Sonra Boran kısık bir sesle fısıldadı:
"Ben gönderdim"
Bir anda kendimi çektim, gözlerimi ona diktim:
"Sen mi"
Boran başını hafifçe salladı.
"Evet." ses tonu mükemmeldi bunu söylerken
Derin bir nefes aldım ve omuzlarımı indirdim.
"Oh bir an içim rahatladı" dedim sessizce kendi kendime.
"Nasıl açıklayacağımı, bu durumu, ne tepki vereceğini düşünmekten kafayı yedim ya"
“Ama kimden geldiğini bilmediğim ve senin ne tepki vereceğini tahmin edemediğim için keyfini çıkaramadım bile."
Bu sefer ben ona sımsıkı sarıldım boynundan öpüp çektim kendimi.
Şaşırmıştı bu öpücük karşısında ama mutluluğu da bir o kadar belli oluyordu .
"Beğendim bayıldım dedim içtenlikle.
Boran bir an durdu gözlerimin içine bakarken hafifçe gülümsedi.
"İlk gün aslında bu sürprizi yapmam gerekirdi" dedi, sesi yumuşak ama içten.
Ama sonra hafifçe omuz silkti.
"Senin buraya çalışmaya başlaman bana da sürpriz olduğu için yapamadım."
Bunu duyunca istemsizce güldüm.
"Ahahaha gerçekten, işin başına dönmem gerek artık" dedim hafifçe gülerek, omuzlarımı toparlayıp çantamı aldım.
Kapıya doğru yürüdüm, tam çıkmak üzereyken Boran da arkamdan geldi.
Ve o anda biri ani bir şekilde Boran’ın boynuna sarıldı
"Nişanlım" dedi neşeyle, sesi enerjik.
Boran hafif şaşırdı, ama gözleri bana doğru kaydı.
Ben ve ofisteki herkes Boran ve sarılan o kıza bakıyorduk . Boran ise sadece bana..