Asansöre doğru yürürken arkamdan bakıldığımı biliyordum. Dönmedim.
Asansör kapısı kapandığında Sena bana doğru eğildi.
"Boran beyi sinir edecek bir hareket mi yaptık, ilk günden yanlış bir şey yapmadım dimi?"
"Yok," dedim. "İş stresi."
Ama içimde fırtına kopuyordu.
Aşağı indik. Kapıdan Boran’ın çıktığını gördüm.
Sena şarj makinesini unuttuğu için arabanın yanında onu beklemeye başladık Kürşat ile.
Boran’a kaçamak bakışlar atsam da telefondan kafasını kaldırmıyordu.
Kürşat sonra konuşmaya başladı.
"Bu arada," dedi rahat bir tonla, "ilk günün olmasına rağmen bayağı rahattın toplantıda."
Gülümsedim. "Alışığım."
""Rakamlar korkutmuyor."
"Belli" dedi.
&
Orkun sessizce yanına yaklaştı.
"Boran, çıkıyor muyuz?"
"Hayır," dedi sertçe, "birazdan çıkacağız."
"Kim bu çocuk?" diye mırıldandı kendi kendine, gözleriyle Kürşat’ı göstererek.
"Bizim şirkette üç ay oldu neredeyse ve sen yeni mi fark ettin?"
Orkun, Boran’a şirket içinde "bey" diye hitap etse de kapıdan çıktıktan sonra demezdi. Boran bunu böyle olmasını istemişti.
Telefonunu eline aldı. Bir an durdu. Sonra vazgeçti.
&
"Bu arada," dedi, "istersen yarın da beraber gelebiliriz. Zaten yolumuz aynı."
Başımı ona çevirdim. Bir an tereddüt ettim.
"Bakarız," dedim ama tamamen kestirip atmadım da.
Gülümsedi.
"Tamam. Haberleşiriz."
Sena, "Ay, geldim. Beklettim, çok kusura bakmayın," dedi.
"Önemli değil, gidelim mi artık?" dememle Kürşat ön kapıyı açtı bana.
Oturdum ama kafamı çevirdiğimde karşılaştığım manzara tam da tahmin ettiğim gibiydi.
"Boran: Beni delirtmeye mi çalışıyorsun, Hande?"
Mesaj kısa, keskin ve kıskançtı. Okudukça içim titredi. Her kelimesi Boran’ın öfkesini ve kontrolünü kaybetmeye yakın hâlini yansıtıyordu.
Gözlerinden ateş çıkan bir Boran vardı karşımda sadece. Araba sessizdi ama trafik gürültüsü beynimin içindeydi.
Kürşat sorular soruyordu ama geçiştirici cevaplar veriyordum. Aklım Boran’daydı. Onu orada öylece bırakmak hiç içime el vermese de yapacak başka bir şeyim de yoktu.
Boran ise çoktan evimin önüne varmıştı. Arabayı köşeye çekmişti. Görünmeyecek bir yere. Ama kendisi her şeyi görecek kadar yakındaydı.
Direksiyonun arkasında, çenesi kilitli halde bekliyordu. Kürşat’ın arabası sokağa girdi. Arabanın yavaşlayıp benim apartmanın önünde durduğunu gördü.
"Harika," diye fısıldadı.
Bir dakika sonra kapı açıldı. Ben aşağı indim, gülümsedim. "Teşekkür ederim, Kürşat," dedim.
Tam kapıyı kapatacakken Kürşat duraksadı. "Bir saniye," dedi, "yarın sabah için…"
Arabadan indi. Boran’ın nefesi kesildi. Boran’ın arabasının yerini fark ettim. Camlar karanlıktı ama o arabayı tanırdım. Kalbim hızlandı ama yüzümü bozmadım. "Numaranı alayım."
"Olur," dedim sakin bir sesle.
Kürşat telefonu uzattı. Numaramı kaydederken Boran direksiyona sertçe yumruğunu indirdi.
KORNA.
"Lan," diye fısıldadı. Hızla öne eğildi, direksiyonun altına kadar çöktü.
"Düştüğüm hâle bak," dedi dişlerinin arasından.
Başımı o yöne çevirdim. Oydu ama bozuntuya vermedim.
Numarayı verdim, gülümsedim. "Yarın konuşuruz."
Kürşat arabaya bindi, el salladı ve uzaklaştı.
Sokak sessizleşti. O an yönümü direkt Boran’ın arabasına çevirdim. Adımlarım kararlıydı. Camına geldim, iki kere tıklattım.
Boran başını kaldırdığında yüzündeki ifade öfke, utanç ve özlemin birbirine girmiş hâliydi.
Camı indirdi.
"İzlemek yetti mi?" dedim sakin ama keskin bir tonla. Bir saniye sustu.
"Arabaya bin."
İtiraz etmedim. Kapıyı açtım, bindim.
"Ne işin vardı o arabada, Hande?" dedi sert ama titrek bir sesle. "Beni beklemeden iş yapıyorsun. Ben neyim burada?"
"Ben seni hevesle eve bırakmayı düşünürken sen gidip tanımadığın adamın arabasına biniyorsun."
"Tanımadığın derken iş arkadaşım o!" dedim hızlıca, kaşlarımı çatarak.
Boran gözlerini kocaman açtı. "Bak, eğer bunlar beni kıskandırmak içinse, kıskanacak değilim bu gibi basit şeylere."
"Hiç o çabaya girmedim, biliyor musun?" diye vurguladım, gözlerime bakmasını sağlayarak.
Bir anda Boran elimi tuttu sıkıca. Diğer eliyle yanağımı okşadı. "Özür dilerim, sesimi yükselttim," dedi alçak bir sesle.
Gözlerimi devirerek gülümsedim. "Ne o, göz devirme?" dedi Boran, kaşlarını çatarak.
"Kapımda beklemeye de başladın demek, he?" gülerek, hafif dalga geçer bir sesle söyledim.
Boran küçük çocuk gibi bakıyordu.
"Korna çalıyorsun, bir de saklanıyorsun, pes yani."
"Sanki ben senin olduğunu anlamayacak mıydım?"
"Ayrıca gördüm arabanı da."
"Yanlışlıkla bastım," diye itiraf etti, yüzü kızarmıştı.
"Yemek yemeye gidelim mi?"
Kafamı koltuğa yaslayıp iç çektim. "Hiç hâlim yok, çok yoruldum. Kaşığı bile zor kaldırırım."
Boran ellerini kaldırdı, gülerek. "Ben seni ellerimle beslerim."
"Buna şüphem yok ama cidden gitmem lazım. Ve ayrıca verdiğin bu işler var, ilk günden bu kadar iş vermen gerekiyor muydu cidden?"
Boran kaşlarını kaldırdı. "E, sen dikkat çekmeyelim dedin."
"Ben sana şirketin bütün işlerini bana kitleyerek bunu göster mi dedim?" gülerek cevap verdim.
Boran aniden bana sarıldı, sıkıca. Birbirimizden ayrılamadık. "Yarın görüşürüz," dedi sessizce.
Dudağımın kenarından hafifçe öptüm onu. Kokusu üstüme sinmişti, mis gibiydi. Boran uzun uzun baktı bana, gözlerinden hiçbir şeyi saklamadan.
Kapıyı kapatır kapatmaz Bade ve Yağmur yanıma toplandılar.
"Ne oldu, Hande? Söyle artık!"
Bade’nin sesi titriyordu, gözleri ışıldıyordu.
"İşe alındım."
Kızlar sevinçten sımsıkı sardılar beni.
"Harika bir haber, eee sonra?"
"Ve beni buraya Boran bıraktı."
"Ya ilk günde yalnız bırakmamış seni, ne güzel, eve de bırakmış."
"Evet, hiç yalnız bırakmadı çünkü dip dibeydik."
"Nasıl yani?" Gözlerini dikmiş, şaşkın şaşkın bakıyorlardı.
"İşe girdiğim yerin patronu Boran çıktı ve bir artı daha: ben şu an onun sekreteriyim."
Kızlar sessizliklerini devam ettirirken ben sadece dikilip onlara baktım. Umarım sevinirler diye tepki vermelerini beklerken alnımdan terler akıyordu resmen.
Bade "oha" diyebildi sadece.
Yağmur, "Nasıl oldu bu ya? Seni işe alan o değil mi? Bilerek aldı o zaman seni işe," dedi.
"Hayır, o almadı. Mülakatı başka birileri yaptı. İşe alındıktan sonra karşılaştık."
"Odam odasının yanında ve arada cam var sadece, düşünün gerisini."
Kızlara bütün günü en ince detaya varana kadar anlattım, özellikle Kürşat olayını.
Yağmur, "Çok iyi yapmışsın, devam et böyle," dedi.
Bade, "Saçmalama ya, çok kötü hisseder adam. Onun açısından da bakmak lazım. Şimdi pat diye herkes seni öğrenirse senin için kötü olur."
"Nasıl yani?"
"Kızım, düşünsene herkes orada çalışıyor. Bir anda işe alınıyorsun, patronun sekreterisin. Millet direkt arkandan konuşacak. Sonra adın 'torpilliye' çıkacaklar.
E, sen bunlar olurken üzüleceksin. O da boş durmayacak, milleti karşısına alacak. Çalışanlar da o şirketin parçası. Yani biri bir laf eder. Anlattığın kadarıyla Boran durmaz, devamını da getirir.
Böyle böyle işten çıkarırsa milleti ortada ne iş kalır ne şirket. O yüzden dikkat etmek lazım."
"Bence de." Kafam dopdolu oldu ama kızlarla konuşmak çok iyi hissettirdi.
"Ama çok sevindik senin adına," dedi Bade sarılarak.
Yağmur da peşinden gelip sarıldı.
"Her şey güzel olacak, inan bana."
Odaya geçip Boran’ın verdiği işleri bitirmeye çalışıyordum. Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde yatağa attım kendimi. Ceketi hâlâ yatağın üstündeydi, kokusunu içime çekip uyuya kaldım.