BÖLÜM 9
Arabanın içindeki sessizlik, dışarıdaki geceden daha ağırdı.
Banu, Mert’in elindeki anahtara bakıyordu.
Üzerinde kendi doğum tarihi vardı.
20.04.2007.
Bir insanın doğum tarihinin bir anahtarın üzerine neden kazınmış olabileceğini düşünmeye çalışıyordu ama aklına gelen hiçbir cevap mantıklı değildi.
“Bana anlat.”
Mert gözlerini yoldan ayırmadı.
“Şu an anlatamam.”
Banu sinirle ona döndü.
“Yine mi?”
“Banu…”
“Hayır. Yine ‘doğru zaman değil’ deme.”
Mert sustu.
“Artık bunu kaldıramıyorum. Herkes benim hakkımda bir şey biliyor. Herkes benim geçmişimi biliyor. Annem biliyor, babam sandığım adam biliyor, sen biliyorsun, gerçek babam biliyor… Bir tek ben bilmiyorum.”
Mert direksiyonu biraz daha sıkı kavradı.
“Ben senin düşmanın değilim.”
“Bundan artık emin değilim.”
Bu söz Mert’i susturdu.
Banu camdan dışarı baktı.
Karanlık yolun iki yanında uzanan ağaçlar hızla geride kalıyordu.
Bir süre sonra Banu daha sessiz bir sesle konuştu.
“Gerçek babam neden beni yıllarca uzaktan izledi?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Banu, gerçekten bilmiyorum.”
“Peki beni neden korumaya çalışıyor?”
Mert bu kez cevap verdi.
“Çünkü senin başına gelecekleri biliyor.”
Banu ona döndü.
“Ne gelecek?”
Mert birkaç saniye sustu.
“Henüz bilmiyoruz.”
“Biz mi?”
“Evet.”
“Yani sen de bilmiyorsun.”
“Bazı şeyleri bilmiyorum.”
Banu ilk kez bu cevaptan biraz olsun rahatladı.
Çünkü Mert’in her şeyi bildiğini düşünmek, onu daha da korkutuyordu.
Saatler sonra eski bir taş binanın önünde durdular.
Bina dışarıdan terk edilmiş gibiydi.
Mert arabayı kenara çekti.
“Burası neresi?”
“Babanın eski depolarından biri.”
Banu kaşlarını çattı.
“Buraya neden geldik?”
Mert anahtarı çıkardı.
“Çünkü annenin yerini öğrenmeden önce bunun neyi açtığını anlamamız gerekiyor.”
Banu arabadan indi.
Soğuk hava yüzüne çarptı.
Mert binanın kapısına doğru yürüdü.
Banu arkasından geldi.
Kapının kilidine anahtarı soktu.
Bir klik sesi duyuldu.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Mert telefonunun fenerini açtı.
Tozlu raflar, eski kutular ve üstü örtülmüş eşyalar vardı.
Banu birkaç adım attı.
“Burada ne arıyoruz?”
Mert etrafına baktı.
“Bir oda.”
“Nasıl bir oda?”
“Bilmiyorum.”
Banu şaşkınlıkla ona baktı.
“Bilmiyorsun ama buraya geldin?”
“Bana yıllar önce buranın içinde bir odanın olduğunu söylediler.”
“Kim söyledi?”
Mert cevap vermedi.
Banu başını salladı.
“Tabii.”
Mert arka duvara doğru ilerledi.
Duvarın önünde eski bir dolap vardı.
Dolabı çekmeye çalıştı.
Hareket etmiyordu.
Banu da yardım etti.
Birlikte itince dolap birkaç santim kaydı.
Arkasında küçük bir kapı ortaya çıktı.
Banu’nun nefesi kesildi.
“Bu mu?”
Mert başını salladı.
Kapının üzerinde aynı sembol vardı.
Banu elini sembole götürdü.
“Bu sembol…”
“Biliyorum.”
“Büyükannemin evindeki kutuda vardı.”
“Evet.”
“Benim anahtarımda vardı.”
“Evet.”
“Senin anahtarında da.”
Mert ona baktı.
“Evet.”
Banu yavaşça sordu:
“Bu ailelerimizin ortak sembolü mü?”
Mert cevap vermeden önce kapının kilidine baktı.
“Hayır.”
“Peki neyin sembolü?”
Mert anahtarı kilide soktu.
“Bir anlaşmanın.”
Banu’nun içi ürperdi.
Anahtar çevrildi.
Kapı açıldı.
İçeride küçük bir oda vardı.
Odanın ortasında tek bir masa, masanın üzerinde de eski bir metal kutu bulunuyordu.
Kutunun yanında birkaç dosya vardı.
Banu masaya yaklaştı.
Dosyalardan birinin üzerinde kendi adı yazıyordu.
BANU
Eli titreyerek dosyayı aldı.
Mert hemen elini tuttu.
“Bekle.”
“Niye?”
“Önce ben bakacağım.”
Banu elini çekti.
“Hayır.”
“Banu.”
“Bu benim hayatım.”
Mert ona baktı.
Banu dosyayı açtı.
İlk sayfada doğum tarihi vardı.
20 Nisan 2007.
Altında başka bir tarih.
19 Nisan 2007.
Ve hemen altında tek bir cümle:
“Çocuk doğduğunda anlaşma yürürlüğe girecek.”
Banu’nun nefesi kesildi.
Sayfayı çevirdi.
İkinci sayfada annesinin adı vardı.
Üçüncü sayfada ise yıllardır baba bildiği adamın adı.
Fakat onun adının yanında yazan kelime Banu’nun gözlerini büyüttü.
“Vasi.”
Banu’nun elleri titremeye başladı.
“Vasi…”
Mert başını eğdi.
“Banu…”
“Benim babam değil.”
“Hayır.”
Banu’nun gözleri doldu.
“Bunu yıllardır biliyordu.”
Mert cevap vermedi.
“Annem de biliyordu.”
Sessizlik.
“Büyükannem de.”
Mert yine sustu.
Banu dosyanın sayfalarını hızla çevirdi.
Bir yerde kırmızı kalemle yazılmış bir not vardı:
“Biyolojik baba bulunursa anlaşma bozulur.”
Banu dondu.
“Anlaşma ne?”
Mert dosyaya baktı.
“Bilmiyorum.”
“Yine bilmiyorum.”
“Banu, gerçekten bilmiyorum.”
“Peki neden beni sakladılar?”
Mert cevap vermedi.
Tam o sırada odanın dışından bir ses geldi.
Bir kapı kapanmıştı.
Banu irkildi.
Mert hemen ışığı kapattı.
“Ses çıkarma.”
İkisi karanlık odada kaldı.
Ayak sesleri yaklaşıyordu.
Bir…
İki…
Üç…
Kapının önünde durdu.
Banu nefesini tuttu.
Mert onun önüne geçti.
Kapı kolu yavaşça aşağı indi.
Ama kapı açılmadı.
Sonra dışarıdan bir erkek sesi duyuldu.
“Burada olduğunuzu biliyorum.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
Mert’in yüzü gerildi.
Ses tekrar konuştu.
“Banu’yu bana verirsen, sana dokunmayacağım Mert.”
Banu Mert’e baktı.
“Kim bu?”
Mert parmağını dudaklarına götürdü.
Adam devam etti.
“Baban seni de kullandı Mert. Hâlâ anlamadın mı?”
Mert’in yüzünde öfke belirdi.
Adam kapıya bir kez vurdu.
“Banu, sana gerçeği anlatabilecek tek kişi annen değil.”
Banu’nun kalbi hızlandı.
“Ben de sana bir şey söyleyeyim.”
Ses bu kez daha alçaktı.
“Gerçek baban seni bulmaya gelmedi.”
Kısa bir sessizlik.
“Çünkü seni bulmasını istemeyen kişi…”
Adamın sesi kesildi.
Sonra son cümleyi söyledi:
“Mert’in kendisi.”
Banu’nun gözleri Mert’e çevrildi.
Mert’in yüzündeki ifade değişti.
“Bu doğru değil.”
Banu bir adım geri çekildi.
“Mert…”
“Banu, bana bak.”
“Sen beni gerçek babamdan mı sakladın?”
“Hayır.”
“Yalan mı söylüyorsun?”
“Hayır!”
Kapının dışındaki adam güldü.
“İşte şimdi asıl hikâye başlıyor.”
Banu dosyayı göğsüne bastırdı.
Mert ona yaklaşmaya çalıştı.
Banu geri çekildi.
“Yaklaşma.”
“Banu…”
“Yaklaşma dedim.”
Mert olduğu yerde kaldı.
İlk kez gözlerinde korkudan çok çaresizlik vardı.
Ve Banu o an bir şeyi fark etti.
Mert’in korktuğu şey dışarıdaki adam değildi.
Mert, Banu’nun dosyada bulacağı bir şeyden korkuyordu.
Banu dosyanın son sayfasını açtı.
Sayfanın en altında tek bir imza vardı.
Ve imzanın yanında bir tarih:
20.04.2007
İmzanın sahibi ise…
Mert’in babasıydı.
Banu’nun elleri buz kesti.
Çünkü imzanın hemen altında şu cümle yazıyordu:
“Banu’nun gerçek babası ortaya çıkarsa, Mert gerekeni yapacaktır.”