BÖLÜM 10
Banu, elindeki kâğıda bakarken ne kadar süre öylece kaldığını bilmiyordu.
Odanın içindeki sessizlik artık dayanılmazdı.
Mert karşısında duruyordu.
Banu’nun elindeki kâğıtta ise tek bir cümle vardı:
“Banu’nun gerçek babası ortaya çıkarsa, Mert gerekeni yapacaktır.”
Banu başını kaldırdı.
Gözleri doluydu.
“Gereken ne?”
Mert cevap vermedi.
“Bana soruyorum.”
“Bilmiyorum.”
Banu acı bir şekilde güldü.
“Artık bu kelime senden çıkınca midem bulanıyor.”
“Banu…”
“Senin görevin neydi Mert?”
Mert sustu.
“Babam seni beni bulman için gönderdi.”
“Evet.”
“Beni buldun.”
“Evet.”
“Sonra neden bırakmadın?”
Mert’in gözleri Banu’nun gözlerine kilitlendi.
“Çünkü seni ona götürmek istemedim.”
“Peki neden?”
Mert derin bir nefes aldı.
“Çünkü seni götürseydim, geri dönüşün olmayacaktı.”
Banu’nun kaşları çatıldı.
“Ne demek bu?”
Mert cevap vermeden önce dışarıdaki adamın sesini duydu.
“Banu!”
Mert hemen kapıya yöneldi.
“Buradan çıkmamız gerekiyor.”
“Hayır.”
“Banu.”
“Hayır, önce cevap ver.”
“Şimdi değil.”
“Tam da şimdi!”
Banu dosyayı Mert’in göğsüne itti.
“Benim hayatım hakkında karar veren herkes bana ‘şimdi değil’ diyor. Ben artık beklemeyeceğim.”
Mert dosyaya baktı.
Sonra Banu’ya.
“Tamam.”
Bir an sessizlik oldu.
“Bana güvenmek zorunda değilsin. Ama sana söyleyeceğim şeyi dinle.”
Banu kıpırdamadı.
Mert yavaşça konuşmaya başladı.
“Babam bana senin doğduğun gece bir görev verdi.”
Banu’nun nefesi kesildi.
“Ne görevi?”
“Eğer bir gün gerçek baban ortaya çıkarsa…”
Durdu.
“…seni ondan uzak tutmam gerekiyordu.”
“Nasıl?”
“Ne gerekiyorsa.”
Banu’nun yüzündeki ifade değişti.
“Beni öldürmek mi?”
Mert’in gözleri büyüdü.
“Hayır.”
“Peki ne?”
“Seni saklamak.”
“Benden?”
“Hayır.”
Mert başını iki yana salladı.
“Seni onlardan.”
Banu bir süre hiçbir şey söylemedi.
“Kimden?”
Mert’in yüzü sertleşti.
“Bilmiyorum.”
Banu başını eğdi.
“Yine aynı cevap.”
“Çünkü ben de yıllardır bunun cevabını arıyorum.”
Bu kez Banu sustu.
Mert devam etti.
“Babam bana hiçbir zaman bütün gerçeği anlatmadı. Sadece bir şey söyledi.”
“Ne?”
“Senin doğduğun gece iki aile arasında bir anlaşma yapıldığını.”
Banu’nun gözleri dosyaya kaydı.
“Ve benim gerçek babam ortaya çıkarsa anlaşma bozulacak.”
“Evet.”
“Peki neden?”
Mert cevap veremedi.
Dışarıdan yeniden ayak sesleri duyuldu.
Adam kapıya vurdu.
“Vaktiniz azalıyor.”
Mert Banu’nun elinden tuttu.
“Gitmeliyiz.”
Bu kez Banu karşı koymadı.
Kapının arka tarafında küçük bir geçit buldular. Mert duvardaki eski mekanizmayı çalıştırınca raflardan biri yana kaydı.
Banu şaşkınlıkla baktı.
“Burada böyle bir şey olduğunu nereden biliyorsun?”
“Çocukken babam beni buraya getirirdi.”
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
“Sen de bu ailenin içinde büyüdün.”
“Evet.”
“Ve hiçbir şeyi bilmiyorsun.”
Mert acı bir gülümsemeyle baktı.
“Sandığından daha çok ortak noktamız var.”
Dar geçitten ilerlediler.
Birkaç dakika sonra binanın arka tarafındaki ormana çıktılar.
Mert arabaya doğru yürüdü.
Banu bir anda durdu.
“Annem.”
Mert döndü.
“Annem nerede?”
“Bilmiyorum.”
“Az önce onu bulduklarını söyledin.”
“Telefon eden kişi öyle söyledi.”
“Peki kimdi?”
Mert sustu.
Banu ona baktı.
“Kimdi?”
“Babam.”
Banu’nun yüzü düştü.
“Senin baban.”
“Evet.”
“Ve ona inanıyorsun?”
“Hayır.”
“Peki neden gidiyoruz?”
Mert’in bakışları karardı.
“Çünkü eğer annene gerçekten ulaştılarsa, onu ilk bulmamız gerekiyor.”
Banu arabaya bindi.
Mert motoru çalıştırdı.
Yaklaşık yarım saat boyunca konuşmadılar.
Sonunda Banu sessizliği bozdu.
“Gerçek babamın adı ne?”
Mert’in eli direksiyon üzerinde gerildi.
“Bunu bilmen gerekmiyor.”
“Benim babamın adını bilmek benim hakkım.”
“Biliyorum.”
“O zaman söyle.”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Emir.”
Banu bu ismi içinden tekrarladı.
Emir.
Garip bir şekilde tanıdık gelmişti.
“Annem onu sevmiş miydi?”
Mert cevap vermedi.
Banu ona baktı.
“Mert.”
“Evet.”
Banu’nun kalbi sıkıştı.
“Peki babam sandığım adam?”
“Onunla evlenmek zorunda kaldı.”
“Kim zorladı?”
Mert cevap vermedi.
Banu’nun sesi titredi.
“Benim doğmam yüzünden mi?”
Mert başını çevirmeden konuştu.
“Senin doğman birçok şeyi değiştirdi.”
“Ne gibi?”
“Emir’in ortadan kaybolması.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Kaybolmadı.”
“Evet.”
“Bunca yıl hayattaydı.”
“Evet.”
“Peki annem neden beni ona götürmedi?”
Mert sustu.
Banu bu kez cevabı kendisi bulmaya çalıştı.
“Çünkü birileri onu tehdit etti.”
Mert ona baktı.
“Muhtemelen.”
“Sen biliyorsun.”
“Bazı şeyleri tahmin ediyorum.”
Banu başını cama yasladı.
Gözlerinden yaş süzüldü.
Yıllarca babası sandığı adamın aslında babası olmadığını öğrenmişti.
Gerçek babasının hayatta olduğunu öğrenmişti.
Annesinin onu korumak için sustuğunu öğrenmişti.
Ve bütün bunların ortasında Mert vardı.
Banu, Mert’e baktı.
Onu anlamaya çalışıyordu.
Belki de hayatındaki herkes yalan söylemişti.
Ama Mert’in yalanlarının arasında bile kendisini korumaya çalıştığını hissediyordu.
Tam o sırada Mert’in telefonu çaldı.
Ekranda yine aynı numara vardı.
Mert açtı.
“Ne istiyorsun?”
Karşıdaki ses sakindi.
“Banu yanında mı?”
Mert cevap vermedi.
“Yanında olduğunu biliyorum.”
Mert telefonu hoparlöre aldı.
Banu sessizce dinledi.
Ses devam etti:
“Annesini görmek istiyorsa, tek başına gelmesi gerekiyor.”
Mert hemen konuştu.
“Adres.”
Adam adresi söyledi.
Banu’nun kalbi hızlandı.
Burası Ankara’nın dışında, eski bir çiftlik eviydi.
Adam son bir şey söyledi.
“Ve Mert…”
“Ne?”
“Babana verilen görevi unutmadın, değil mi?”
Mert’in yüzü buz kesti.
Telefon kapandı.
Banu ona döndü.
“Ne görevi?”
Mert cevap vermedi.
“Bana bak.”
Mert baktı.
“Ne görevi?”
Mert’in sesi çok düşük çıktı.
“Eğer seni koruyamazsam…”
Durdu.
“…seni onların eline geçmeden önce ben götürmek zorundayım.”
Banu’nun kalbi hızlandı.
“Beni nereye?”
Mert cevap vermedi.
Banu’nun sesi titredi.
“Mert, nereye?”
Mert gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.
“Bilmiyorum.”
Banu’nun yüzü düştü.
Ama birkaç saniye sonra Mert ekledi:
“Çünkü o emri hiçbir zaman yerine getirmedim.”
Banu ona baktı.
“Peki şimdi?”
Mert’in gözleri dolmuştu.
“Şimdi de getirmeyeceğim.”
Araba karanlık yolda ilerlemeye devam etti.
Fakat ikisi de bilmiyordu.
Onların gittiği çiftlik evinde yalnızca Banu’nun annesi yoktu.
Emir de oradaydı.
Ve yıllardır saklanan gerçek, ilk kez üç kişinin aynı yerde bulunmasıyla ortaya çıkmak üzereydi.