BÖLÜM 4
Banu’nun eli hâlâ arkasındaydı.
Küçük metal anahtarı avucunun içinde öyle sıkıyordu ki kenarları tenine batıyordu.
Mert kapının önünde durmuş, gözlerini Banu’dan ayırmıyordu.
Az önceki sakin hâlinden eser yoktu.
“Sen o anahtarı nereden buldun?”
Banu cevap vermedi.
“Nasıl biliyorsun?” diye sordu sonunda.
Mert birkaç saniye sustu.
“Çünkü o anahtarın ne olduğunu biliyorum.”
“Ben de sana onu soruyorum.”
Mert odaya doğru bir adım attı.
Banu hemen geri çekildi.
“Yaklaşma.”
Mert durdu.
“Tamam.”
“Anneannemi tanıyor muydun?”
Mert başını eğdi.
“Evet.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Ne zamandır?”
“Çok uzun zamandır.”
“Kaç yıl?”
Mert cevap vermedi.
Banu’nun sabrı tükendi.
“Sen benim ailem hakkında benden neden bu kadar çok şey biliyorsun?”
“Çünkü bazı şeyler sana hiç anlatılmadı.”
“Kim anlatmadı?”
Mert’in bakışları yere indi.
“Annen.”
Banu’nun yüzü değişti.
“Annem mi?”
“Annenin de bilmediği şeyler var.”
Banu bir adım attı.
“Ne demek bu?”
Mert cevap vermek yerine:
“Anahtarı bana ver.”
Banu hemen elini kapattı.
“Hayır.”
“Banu.”
“Hayır dedim.”
“Onu yanında taşıman güvenli değil.”
“Ben yıllardır taşıyorum.”
“Yıllardır kimse aramıyordu.”
Banu sustu.
“Şimdi arıyorlar.”
Bu cümle Banu’nun içini ürpertti.
“Kim arıyor?”
Mert cevap vermedi.
“Az önce telefondaki kişi kimdi?”
“Önemli değil.”
“Benimle ilgiliydi.”
“Evet.”
“Öyleyse önemli.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Onun adını şu an bilmen hiçbir şeyi değiştirmeyecek.”
“Benim hayatım hakkında herkes bir şeyler biliyor ama bana kimse hiçbir şey söylemiyor!”
Banu’nun sesi yükseldi.
“Babam benim hayatımla ilgili karar veriyor. Annem bir şeyleri saklıyor. Sen beni tanımadığım bir yere getiriyorsun. Şimdi de yıllardır sakladığım bir anahtarı görür görmez ne olduğunu biliyorsun.”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben neyin içindeyim?”
Mert ona baktı.
Bu kez cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
“Henüz tamamını bilmiyorsun.”
“Sen biliyor musun?”
“Hayır.”
Banu şaşırdı.
Mert devam etti.
“Ama bazı parçaları biliyorum.”
“Ne parçaları?”
“Senin doğduğun geceyle ilgili olanları.”
Banu’nun yüzündeki ifade dondu.
“Benim doğduğum gece?”
Mert başını salladı.
“Bu anahtarın hikâyesi orada başlıyor.”
Banu o gece ilk kez gerçekten korktu.
Çünkü ailesinin kendisinden sakladığı şeyin, kendi doğumundan bile önce başladığını düşünmek istemiyordu.
Mert salondaki koltuğa oturdu.
Banu da odanın kapısında kaldı.
“Anlat.”
Mert başını kaldırdı.
“Her şeyi anlatamam.”
“Deneyeceksin.”
Mert bir süre sustu.
“Anneannenin bir kasası vardı.”
Banu’nun aklına çocukluğu geldi.
Anneannesinin evinde eski, ağır bir dolap vardı.
Banu çocukken o dolabın içine girmeye çalışırdı.
Anneannesi her seferinde onu uzaklaştırırdı.
“Oraya dokunma.”
“Neden?”
“Çünkü sana ait olmayan şeyler var.”
Banu o zaman bunun sadece yetişkinlerin sakladığı sıradan eşyalar olduğunu düşünmüştü.
Şimdi ise o cümlenin anlamı değişmişti.
“Kasa nerede?”
Mert:
“Artık anneannenin evinde değil.”
“Nerede?”
“Bilmiyorum.”
Banu sinirlendi.
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun!”
Mert ona baktı.
“Sandığından daha fazlasını biliyorum.”
“Öyleyse söyle!”
Mert ayağa kalktı.
“Kasayı açan anahtarın bir kopyası yok.”
Banu’nun elindeki anahtara baktı.
“Ve sende olan anahtar…”
Bir an durdu.
“…o kasayı açabilecek tek anahtar.”
Banu’nun kalbi hızlandı.
“Ben bunu yıllardır taşıyorum.”
“Biliyorum.”
“Anneannem bana verdi.”
“Hayır.”
Banu’nun kaşları çatıldı.
“Ne?”
“Anneannen sana vermedi.”
“Ben buldum.”
“Bulduğunu düşündün.”
Banu bir süre konuşamadı.
“Ne demek istiyorsun?”
Mert’in sesi kısıldı.
“Birileri o anahtarın sende olmasını istedi.”
Banu’nun içinden soğuk bir ürperti geçti.
“Kim?”
Mert cevap vermedi.
Sabaha karşı Banu kısa bir süreliğine uyuyabildi.
Uyandığında oda karanlıktı.
Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı.
Sonra her şey aklına geldi.
Ev.
Kaçış.
Mert.
Anahtar.
Anneannesi.
Banu yatağından kalktı.
Salona geçti.
Mert yoktu.
Koltuk boştu.
Banu’nun içini garip bir huzursuzluk kapladı.
Masada bir kâğıt vardı.
Üzerinde sadece bir cümle yazıyordu:
“Kimseye güvenme.”
Banu kâğıdı eline aldı.
Altında başka bir şey daha vardı.
Bir adres.
Banu adresi birkaç saniye inceledi.
Sonra cebindeki anahtara baktı.
Kapının yanında Mert’in bıraktığı mont duruyordu.
Banu montun cebinde telefon olduğunu fark etti.
Telefonu çıkardı.
Ekranda onlarca cevapsız arama vardı.
Bir numara özellikle dikkatini çekti.
Aynı numara gece Mert’i arayan numaraydı.
Banu numaraya uzun süre baktı.
Sonra arama tuşuna bastı.
Telefon iki kez çaldı.
Üçüncüde açıldı.
Karşıdaki kişi hiçbir şey söylemedi.
Banu’nun kalbi hızlandı.
“Merhaba?”
Sessizlik.
“Ben Banu.”
Karşıdan derin bir nefes sesi geldi.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
“Senin bu telefonu açmaman gerekiyordu.”
Banu dondu.
“Sen kimsin?”
“Önemli değil.”
“Benim hakkımda ne biliyorsun?”
Karşıdaki adam kısa bir sessizlikten sonra:
“Annenin sana anlatmadığı şeyi biliyorum.”
Banu’nun nefesi kesildi.
“Ne?”
“Senin baban, sen doğduğun gün bir karar verdi.”
“Ne kararı?”
Adam cevap vermedi.
“Konuş!”
“Adresin değişti.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Ne?”
“Artık o evde değilsin.”
Adam telefonu kapattı.
Banu birkaç saniye boyunca telefonu kulağında tuttu.
Sonra yavaşça indirdi.
Tam o sırada kapının kilidi döndü.
Mert içeri girdi.
Banu telefonu hemen arkasına sakladı.
Mert’in bakışları önce Banu’ya, sonra elindeki telefona kaydı.
Yüzü bir anda sertleşti.
“Sen kimi aradın?”
Banu cevap vermedi.
Mert kapıyı kapattı.
“Banu.”
Banu geri çekildi.
“Telefonunu kullandım.”
“Kimi aradın?”
“Bilmediğim bir numarayı.”
Mert’in yüzü bembeyaz oldu.
“Numarayı bana göster.”
“Hayır.”
Mert bir anda Banu’nun yanına geldi.
Ama ona dokunmadan durdu.
“Numarayı göster.”
Banu telefonu uzattı.
Mert ekrana baktı.
Gözleri büyüdü.
“Bu numarayı nereden buldun?”
“Senin telefonundaydı.”
Mert gözlerini kapattı.
Banu onun yüzündeki korkuyu gördü.
“Kim bu?”
Mert birkaç saniye sonra fısıldadı:
“Bu numara üç yıldır kullanılmıyor.”
Banu’nun yüzü düştü.
“Az önce biri açtı.”
Mert ona baktı.
“Ne söyledi?”
Banu cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
“Annemin bana anlatmadığı bir şeyi bildiğini söyledi.”
Mert’in yüzündeki ifade tamamen değişti.
“Başka?”
“Babamın ben doğduğum gün bir karar verdiğini söyledi.”
Mert sessiz kaldı.
Banu onun yüzüne baktı.
“Sen bunu biliyorsun.”
Mert cevap vermedi.
Banu’nun sesi titredi.
“Değil mi?”
Mert sonunda gözlerini kaldırdı.
“Evet.”
“Ne kararı?”
Mert bir süre konuşamadı.
Sonra çok sakin bir sesle:
“Seni kimden sakladığını biliyorum.”
Banu’nun nefesi kesildi.
“Kimden?”
Mert cevap vermedi.
Sadece Banu’nun avucundaki anahtara baktı.
“Ve eğer o anahtar gerçekten sendeyse…”
Bir adım geri çekildi.
“…artık seni saklamak mümkün olmayacak.”