BÖLÜM 2
Banu kapının önünde birkaç saniye öylece durdu.
Arkasında ailesi vardı.
Önünde ise ne olduğunu bilmediği kocaman bir gece.
Mert hâlâ kapının eşiğinde duruyordu. Banu’nun gitmesini engellemiyordu ama gözlerindeki ifade, sanki onun yapacağı hatayı önceden biliyormuş gibiydi.
Banu çantasının askısını omzuna daha sıkı geçirdi.
“Çekil.”
Mert bu kez hiçbir şey söylemeden tamamen kenara çekildi.
Banu dışarı çıktı.
Kapıyı arkasından kapattığında içinden garip bir his geçti.
Sanki yıllardır içinde yaşadığı ev, kapının diğer tarafında kalmamış da başka bir hayata aitmiş gibi…
Merdivenlerden hızlı hızlı indi.
Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu.
Birinci kata geldiğinde durdu.
Yukarıdan herhangi bir ses geliyor muydu?
Sessizlik.
Devam etti.
Apartmandan çıktığında yüzüne soğuk hava çarptı.
Banu derin bir nefes aldı.
İlk kez gerçekten yalnızdı.
Telefonu yoktu.
Parası çok değildi.
Gidecek bir yeri yoktu.
Ama özgürdü.
En azından birkaç dakika boyunca böyle hissetti.
Sokağın köşesine kadar yürüdü.
Sonra arkasına baktı.
Ev görünmüyordu artık.
Banu’nun gözleri doldu.
“Başardım…”
Kendi kendine fısıldadı.
Ama tam o sırada arkasından bir araba geçti.
Banu irkilip kaldırıma çekildi.
Araba biraz ileride durdu.
Banu’nun kalbi yeniden hızlandı.
Arabanın içinden kimse inmedi.
Birkaç saniye sonra araç yeniden hareket edip uzaklaştı.
Banu derin bir nefes verdi.
“Saçmalama.”
Kendi kendine kızdı.
Ama içindeki korku gitmiyordu.
Yürümeye devam etti.
Nereye gideceğini düşünürken aklına çocukluk arkadaşı Elif geldi.
Elif’in evine gidebilirdi.
Ama sonra düşündü.
Ya ailem onu ararsa?
Ya beni bulurlarsa?
Banu durdu.
Elif’i de bu işin içine sokmak istemiyordu.
Bir banka oturdu.
Çantasını açıp parasını kontrol etti.
Çok azdı.
Birkaç gün bile yetmeyebilirdi.
Başını ellerinin arasına aldı.
“Ben ne yaptım?”
Az önce çok cesur görünüyordu.
Şimdi ise korkmuş bir çocuk gibiydi.
Telefonu olmayınca saat bile kaç bilmiyordu.
Sokak gittikçe sessizleşiyordu.
Banu ayağa kalktı.
Bir yere gitmeliydi.
Tam yürümeye başlayacakken arkasında bir ses duydu.
“Banu.”
Banu’nun kanı çekildi.
Yavaşça arkasını döndü.
Mert.
Sokağın başında duruyordu.
Banu’nun yüzü bir anda sertleşti.
“Sen beni mi takip ettin?”
Mert yaklaşmaya başladı.
“Hayır.”
“Yalan söyleme.”
“Peşinden gelmemi istemediğini biliyorum.”
“Öyleyse neden buradasın?”
Mert cevap vermeden birkaç saniye Banu’ya baktı.
“Çünkü gidecek yerin olmadığını biliyorum.”
Banu’nun gururu incindi.
“Var.”
“Neresi?”
Banu sustu.
Mert bunu zaten anlamıştı.
“Telefonun yok.”
Banu şaşırdı.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Evde gördüm.”
“Başka?”
“Paran da çok değil.”
Banu çantasını kapattı.
“Ben hallederim.”
Mert başını hafifçe eğdi.
“Tabii.”
Bu sakin tavır Banu’yu daha da sinirlendirdi.
“Benimle dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır.”
“O zaman git.”
Mert birkaç saniye sessiz kaldı.
“Gitmemi gerçekten istiyor musun?”
“Evet.”
Mert arkasını dönüp yürümeye başladı.
Banu onun gerçekten gideceğini düşünmemişti.
Birkaç adım sonra Mert durdu.
Arkasına dönmeden konuştu.
“Yarım saat içinde yağmur başlayacak.”
Banu gökyüzüne baktı.
Bulutlar gerçekten ağırlaşmıştı.
“İstersen o zamana kadar burada otur.”
Sonra yürümeye devam etti.
Banu arkasından baktı.
İçinde garip bir öfke vardı.
Beni neden bırakıp gidiyor?
Sonra kendi kendine kızdı.
Zaten gitmesini istemedin mi?
Yirmi dakika sonra yağmur başladı.
Önce birkaç damla düştü.
Sonra hızlandı.
Banu çantasını başının üzerine kaldırdı.
Bir dükkânın saçaklarının altına sığındı.
Ellerini kollarına doladı.
Üşüyordu.
Üstelik ne yapacağını hâlâ bilmiyordu.
Tam o sırada siyah bir araba dükkânın önünde durdu.
Banu’nun kalbi hızlandı.
Arabanın camı açıldı.
Mert.
“Bin.”
Banu başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Yağmurun altında kalacaksın.”
“Kalırım.”
“Gece yarısı oldu.”
“Umurumda değil.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Ben sana zarar vermeyeceğim.”
Banu acı bir şekilde güldü.
“İnsanların bunu söylemesi genelde tam tersini düşündürüyor.”
Mert ilk kez hafifçe gülümsedi.
“Doğru.”
Banu şaşırdı.
Mert devam etti.
“O yüzden bana güvenmeni istemiyorum.”
Banu sustu.
“Ne?”
“Şu an bana güvenme.”
Mert arabayı çalıştırdı.
“Sadece seni güvenli bir yere götürmek istiyorum.”
Banu bir süre düşündü.
Sonunda kapıyı açıp arka koltuğa oturdu.
Mert hiçbir şey söylemedi.
Araba hareket etti.
Banu camdan dışarı baktı.
Şehir yağmurun altında bulanıklaşıyordu.
Bir süre sonra Banu dayanamadı.
“Beni nereye götürüyorsun?”
“Bir yere.”
“Neresi?”
“Söylediğimde inmeye çalışırsan daha kötü olur.”
Banu’nun kaşları çatıldı.
“Bu nasıl cevap?”
Mert aynadan ona baktı.
“Gerçek cevap.”
Banu’nun içindeki şüphe yeniden büyüdü.
“Ben seninle gelmek istemiyorum.”
“İstersen şimdi indiririm.”
Banu cama baktı.
Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu.
Yol karanlıktı.
“Eve dönmek istemiyorum.”
“Biliyorum.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Mert cevap vermedi.
Banu tekrar sordu.
“Benim ailemi nereden tanıyorsun?”
Mert’in elleri direksiyonda sıkılaştı.
“Onları tanıyorum.”
“Nasıl?”
Sessizlik.
“Mert.”
“Sonra anlatırım.”
“Hayır. Şimdi anlat.”
Mert birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Çünkü baban, benim babamla yıllardır tanışıyor.”
Banu’nun yüzü düştü.
“Ne?”
“Sandığından daha uzun zamandır.”
Banu’nun zihninde annesinin sözleri yankılandı.
Sen babanı tanıyorsun. Ama onun kimlerle bağlantısı olduğunu bilmiyorsun.
Banu’nun boğazı düğümlendi.
“Benim ailemle sizin aileniz arasında ne var?”
Mert cevap vermedi.
Banu’nun sesi yükseldi.
“Ne var?”
Mert arabayı yavaşlattı.
“Bir anlaşma.”
Banu’nun kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Ne anlaşması?”
Mert bu kez gözlerini aynadan kaçırmadı.
“Seninle ilgili.”
Banu’nun yüzü bembeyaz oldu.
“Benimle ilgili ne?”
Mert cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.
“Bu gece kaçacağını baban biliyordu.”
Banu nefesini tuttu.
“Hayır.”
“Biliyordu.”
“Hayır!”
“Banu…”
“Yalan söylüyorsun!”
Mert arabayı yolun kenarına çekti.
Banu kapı koluna uzandı.
Mert ona dokunmadı.
Sadece sakin bir sesle:
“Kapıyı aç.”
Banu şaşkınlıkla ona baktı.
“Aç.”
Banu kapıyı açtı.
Mert devam etti.
“İstersen git.”
Banu arabadan inmedi.
Çünkü ilk kez, kaçtığı evin sandığından çok daha büyük bir hikâyenin içinde olduğunu anlamıştı.
Mert gözlerini önüne çevirdi.
“İstersen sana her şeyi anlatırım.”
Banu’nun sesi neredeyse fısıltıydı.
“Ne kadarını biliyorsun?”
Mert cevap vermedi.
Birkaç saniye sonra yalnızca şunu söyledi:
“Sandığından çok daha fazlasını.”
Ve araba yeniden hareket etti.
Banu ise ilk kez kaçtığı gecenin sonunda, ailesinden değil…
Mert’ten korkmaya başladığını fark etti.