BÖLÜM 17
Banu’nun bakışları Mert’ten ayrılmıyordu.
Adamın söylediği son cümle odanın içinde yankılanıyordu.
“Mert’in gerçek babasının kim olduğunu hiç sordun mu?”
Mert hiçbir şey söylemiyordu.
Banu yavaşça ona döndü.
“Bana bak.”
Mert gözlerini kaldırdı.
“Baban kim?”
Mert’in yüzü gerildi.
“Banu…”
“Bu kez bana ‘bilmiyorum’ deme.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Benim babam sandığım kişi…”
Sustu.
“…gerçek babam değil.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Ne?”
Mert başını eğdi.
“Ben de senin gibi yıllarca yalanlarla büyüdüm.”
Banu birkaç saniye konuşamadı.
“Peki gerçek baban kim?”
Mert cevap vermeden önce Emir konuştu.
“Bunu ben söylemeliyim.”
Mert ona baktı.
Emir’in yüzünde yıllardır taşıdığı bir sırrın ağırlığı vardı.
“Banu…”
Banu’nun kalbi hızlandı.
“Ne?”
Emir gözlerini Mert’e çevirdi.
“Mert’in gerçek babası…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“…senin gerçek babanın kardeşiydi.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Yani?”
Emir başını salladı.
“Evet. Mert’in ailesiyle bizim ailemiz arasındaki bağ sandığından çok daha eski.”
Banu yavaşça Mert’e baktı.
“Demek bu yüzden…”
Mert başını salladı.
“Bu yüzden bizi yıllarca birbirimizden uzak tutmaya çalıştılar.”
Banu’nun kafasındaki bütün parçalar birleşmeye başlamıştı.
Büyükannesinin sözleri.
Anahtar.
Anlaşma.
Mert.
Çocukken çekilmiş fotoğraf.
Hepsi aynı yere çıkıyordu.
Onları birbirlerinden uzak tutmak.
Banu bir adım Mert’e yaklaştı.
“Peki neden?”
Mert cevap vermeden önce eski adam konuştu.
“Çünkü iki ailenin düşmanlığı bitmesin diye.”
Banu ona döndü.
“Ne?”
Adam başını eğdi.
“Yıllar önce iki aile arasında büyük bir kavga çıktı. Her iki taraf da birbirini suçladı. Sonra sen doğdun.”
Banu sessizce dinliyordu.
“Senin doğmanla Emir ve annenin birlikte olduğu ortaya çıkacaktı. Bu da iki ailenin kurduğu bütün düzeni bozabilirdi.”
Mert devam etti:
“Bu yüzden bizi ayırdılar.”
“Çünkü bir gün gerçeği öğrenmemizden korktular.”
“Evet.”
Banu derin bir nefes aldı.
O sırada dışarıdaki polislerin ayak sesleri duyuldu.
Eski adam başını eğdi.
Artık kaçacak yeri kalmamıştı.
Banu ona baktı.
“Beni yıllarca neden korkuttun?”
Adam cevap vermedi.
“Cevap ver.”
“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”
Banu başını iki yana salladı.
“Sen beni hiç sahip olmadığım bir hayatın içinde tuttun.”
Adam gözlerini kapattı.
“Biliyorum.”
Polisler içeri girdi.
Adam teslim oldu.
Banu ise olduğu yerde kaldı.
Her şey bir anda bitmiş gibiydi.
Ama içinde hâlâ bir boşluk vardı.
Mert yanına geldi.
“İyi misin?”
Banu başını salladı.
“Bilmiyorum.”
Mert elini uzattı.
Bu kez Banu hiç düşünmeden tuttu.
“Bunca şeyden sonra…”
Mert ona baktı.
“Ne?”
“Bana hâlâ güveniyor musun?”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Güvenmek zorunda değilim.”
Banu şaşırdı.
“Ne demek?”
“Çünkü artık sana inanıyorum.”
Banu’nun gözleri doldu.
İlk kez ikisi de geçmişten korkmadan birbirlerine bakıyordu.
Emir uzaktan onları izledi.
Annesi Banu’nun yanına geldi.
“Artık eve gidebiliriz.”
Banu başını salladı.
“Benim evim neresi?”
Annesi gülümsedi.
“Bundan sonra neresi olmasını istiyorsan orası.”
Banu bir an düşündü.
Sonra Mert’e baktı.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Çünkü ilk kez bir yere ait olmak için birinin kararını beklemiyordu.
Kendi kararını verecekti.
Tam dışarı çıkacakları sırada Banu’nun telefonu titredi.
Banu durdu.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Mesajı açtı.
Tek bir cümle yazıyordu:
“Her şeyi öğrendiğini sanıyorsun.”
Banu’nun yüzü değişti.
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta büyükannesi, Emir’in kardeşi ve Mert’in babası birlikte duruyordu.
Ama fotoğrafta bir kişi daha vardı.
Banu o kişiyi görünce nefesi kesildi.
Annesi.
Fotoğrafın arkasında ise tek bir tarih vardı:
20.04.2007
Banu yavaşça başını kaldırdı.
Mert onun yüzündeki ifadeyi görünce yaklaştı.
“Ne oldu?”
Banu telefonu ona uzattı.
Mert fotoğrafı gördüğü anda dondu.
“Bu fotoğraf…”
“Ne?”
Mert’in sesi titredi.
“Bu fotoğraf sen doğduğun gün çekilmiş.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
“Peki neden annem orada?”
Mert cevap veremedi.
Telefon yeniden titredi.
Yeni mesaj:
“Asıl sırrı öğrenmek istiyorsan, yarın gece büyükannenin mezarına tek başına gel.”
Banu telefonu kapattı.
Mert’e baktı.
“Bu kez tek başıma gitmeyeceğim.”
Mert elini tuttu.
“Ben de geliyorum.”
Banu başını salladı.
Ama ikisi de bilmiyordu…
Büyükannesinin mezarında onları bekleyen şeyin bir cevap değil, hikâyenin son ve en büyük gerçeği olduğunu.