BÖLÜM 14
Banu’nun telefonu hâlâ elindeydi.
Ekrandaki mesajı tekrar okudu.
“Mert sana gerçeği anlatmadan önce onu benden dinle.”
Kapının dışındaki adam ise arabasının yanında bekliyordu.
Mert pencereye bakıyordu.
“Burada kal.”
Banu hemen başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Banu, ne olacağını bilmiyoruz.”
“Ben de artık hiçbir şeyi bilmeden beklemek istemiyorum.”
Mert ona baktı.
Sonunda kapıya yöneldi.
İkisi birlikte dışarı çıktı.
Adam onları görünce sakin adımlarla yaklaştı.
Mert’in yüzünde öfke vardı.
“Buraya neden geldin?”
Babası ona değil, doğrudan Banu’ya baktı.
“Çünkü sana anlatılması gereken bir şey var.”
Banu araya girdi.
“Benimle konuş.”
Adam başını salladı.
“Sen doğduğun gece, herkes senin geleceğin için bir karar verdi.”
Banu’nun yüzü gerildi.
“Yine o anlaşma…”
“Evet.”
Mert hemen konuştu.
“Yeter.”
Babası ona döndü.
“Sen de artık saklayamazsın.”
Banu Mert’e baktı.
“Ne saklıyorsun?”
Mert sustu.
Adam konuşmaya devam etti.
“Mert seni ilk kez kaçtığın gece görmedi.”
Banu’nun gözleri büyüdü.
Mert başını eğdi.
“Banu…”
“Ne zaman gördün beni?”
Mert cevap vermedi.
Babası onun yerine konuştu.
“Çocukken.”
Banu dondu.
“Çocukken?”
“Büyükannenin evinde.”
Mert gözlerini kapattı.
Banu bir adım geri çekildi.
“Sen beni tanıyordun.”
“Evet.”
“Bana neden söylemedin?”
Mert’in sesi çok alçaktı.
“Çünkü sana söylediğim anda her şey değişecekti.”
“Zaten her şey değişti!”
Banu’nun gözleri doldu.
“Ben sana güvenmeye çalıştım.”
Mert ona doğru bir adım attı.
“Banu, seni korumaya çalıştım.”
“Benden gerçeği saklayarak mı?”
“Başka seçeneğim yoktu.”
Babası sertçe konuştu:
“Vardı.”
Mert ona döndü.
“Senin yüzünden hiçbir zaman olmadı.”
Banu ikisine baktı.
“Ben neyin içindeyim?”
Bu kez cevap veren Mert oldu.
“Sen bir anlaşmanın parçası değildin.”
Banu şaşırdı.
“Ne?”
“Sen anlaşmanın sebebiydin.”
Ortalık sessizleşti.
Mert devam etti:
“Sen doğduğunda gerçek ortaya çıkacaktı. Emir’in yaşadığı, senin onun kızı olduğun ve annenin yıllardır zorla susturulduğu…”
Banu’nun gözleri doldu.
“Peki sen?”
Mert bir süre sustu.
“Ben de o gece doğan sırrın diğer tarafındaydım.”
Banu anlamadı.
“Ne demek bu?”
Mert cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta iki çocuk vardı.
Biri Banu’ydu.
Diğeri ise Mert.
Banu fotoğrafa baktı.
“Bu…”
“Senin doğduğun yıl çekildi.”
“Biz birbirimizi tanıyor muyduk?”
Mert başını salladı.
“Çok kısa bir süre.”
Banu fotoğrafı elinde tutarken gözlerinden yaş süzüldü.
“Büyükannem bizi neden aynı yerde buluşturmuş?”
Mert cevap vermedi.
Babası konuştu:
“Çünkü büyükannen bir gün ikinizin de gerçeği ortaya çıkaracağını biliyordu.”
Banu’nun içi ürperdi.
“İkimizin?”
Mert’in babası başını salladı.
“Evet.”
Sonra Banu’ya yaklaştı.
“Ve büyükannenin defterinin son sayfasında bunun cevabı var.”
Banu hemen defteri açtı.
Son sayfaya baktı.
Bu kez yazılar daha belirgindi.
Tek bir cümle vardı:
“Banu ile Mert’in yolları tesadüfen kesişmedi.”
Banu yavaşça Mert’e baktı.
Mert’in gözlerinde korku vardı.
Banu sayfanın altındaki ikinci cümleyi okudu:
“Onları ayırmak için yıllarca uğraştılar. Çünkü birlikte olduklarında gerçeği değiştirebilecek tek iki kişi onlar.”
Banu’nun nefesi kesildi.
Mert ona baktı.
“Artık neden seni bırakmadığımı anlıyor musun?”
Banu cevap vermedi.
Çünkü ilk kez Mert’in de bu hikâyenin içinde sadece bir oyuncu olmadığını anlamıştı.
O da yıllardır başkalarının yazdığı bir hayatın içinde yaşıyordu.