Étoile'daki ilk günün geri kalanı, Alya'nın beklediğinden çok daha yoğun geçti.
Binanın içinde dolaştıkça, ilk bakışta birbirinden kopuk görünen bütün departmanların aslında aynı ritimle hareket ettiğini fark ediyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, koridorlarda gereksiz kalabalık oluşmuyor, telefonlar bile kısa çalıyordu. Sanki görünmeyen bir saat, binadaki herkesin temposunu aynı anda belirliyordu.
Derya Hanım, üçüncü katın sonunda yer alan açık ofise doğru yürürken durdu.
"Burası sizin ekibiniz."
Yaklaşık yirmi kişinin çalıştığı geniş bir alandı. Masalar birbirinden alçak bölmelerle ayrılmıştı. Büyük camlar sayesinde içerisi gün ışığıyla doluydu; yağmurlu havaya rağmen ofis kasvetli görünmüyordu.
Bazıları bilgisayar ekranlarına eğilmiş çalışıyor, bazıları kumaş örneklerini inceliyor, bazılarıysa sessizce toplantı odalarına girip çıkıyordu.
Derya birkaç kişiye dönerek seslendi.
"Arkadaşlar, yeni çalışma arkadaşınız."
Başlar aynı anda Alya'ya döndü.
Bir anlığına tüm gözlerin üzerinde olduğunu hissetti.
Sonra o kısa sessizlik bozuldu.
"Hoş geldin."
"Aramıza hoş geldin."
"Kolay gelsin şimdiden."
Gülümsemeler samimiydi.
Kimse onu sorgulayan bakışlarla incelemiyordu.
Bu, son aylarda girdiği hiçbir iş görüşmesinde hissetmediği kadar rahatlatıcıydı.
Derya, pencereye yakın boş masayı gösterdi.
"Bugünden itibaren burası senin."
Masa oldukça sadeydi.
Bir dizüstü bilgisayar.
Kablosuz bir fare.
Küçük bir not defteri.
Şirket logolu siyah bir kupa.
Ve yeni kullanıcı bilgilerinin yazılı olduğu kapalı bir zarf.
Hepsi buydu.
Alya çantasını sandalyeye bıraktı.
Parmaklarını masanın pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi.
İlk kez bir yere aitmiş gibi hissettiğini fark etti.
Bu duygu yabancıydı.
Belki de uzun zamandır ilk kez...
Bir başlangıç yapıyordu.
---
Yan masadan neşeli bir ses duyuldu.
"Merhaba."
Alya başını çevirdi.
Kıvırcık koyu saçlı, yuvarlak gözlüklü, yirmili yaşlarının ortalarında görünen genç bir kadın gülümsüyordu.
"Ben Selin."
"Alya."
"Biliyorum."
Gülerek elini uzattı.
"Sabah bütün ofis senin geleceğini konuşuyordu."
Alya şaşırdı.
"Beni mi?"
"Merak etme, kötü anlamda değil."
Selin sandalyeyi hafifçe ona doğru çevirdi.
"Yeni biri geldiğinde herkes birkaç dakika merak eder. Sonra işler başlayınca kimsenin kimseyi düşünecek vakti kalmaz."
Alya gülümsedi.
"İyiymiş."
"Burada dedikodu bile randevuyla yapılır."
İkisi de hafifçe güldü.
Selin'in enerjisi bulaşıcıydı.
İnsanlarla konuşmayı seven ama karşısındakini bunaltmayan bir yapısı vardı.
"Bana takıldığın bir şey olursa sor."
"Teşekkür ederim."
"Ama kahveni kendin alacaksın."
"Neden?"
"Çünkü mutfağın kahvesi korkunç."
Bu kez Alya daha içten güldü.
Sabahki gerginliğinden eser kalmamıştı.
---
Henüz bilgisayarını açmıştı ki, masasının üzerine ince gri bir dosya bırakıldı.
"İlk görevin."
Dosyayı bırakan kişi uzun boylu, kısa sakallı genç bir adamdı.
Ses tonu sert değildi ama oldukça resmiydi.
"Ben Kerem."
"Alya."
"Biliyorum."
Selin kısık sesle fısıldadı.
"Herkes biliyor."
Kerem bunu duymamış gibi devam etti.
"Ben ekip lideriyim."
Dosyanın kapağını işaret etti.
"Bu hafta üzerinde çalışacağımız kampanyanın geçmiş raporları."
Alya dosyayı açtı.
İçeride onlarca sayfa vardı.
Grafikler.
Satış analizleri.
Müşteri profilleri.
Sosyal medya verileri.
Beklediğinden çok daha teknikti.
Kerem onun yüzündeki ifadeyi görünce hafifçe gülümsedi.
"Korkutucu görünüyor."
"Biraz."
"Merak etme."
Dosyayı tekrar kapattı.
"Hepsini bugün öğrenmeni beklemiyoruz."
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
"Sadece doğru soruları sorman yeterli."
Bu cümle Alya'nın hoşuna gitti.
Son aylarda herkes ondan cevap beklemişti.
Buradaysa sorular değerliydi.
Kerem uzaklaştığında Selin yeniden sandalyesini ona çevirdi.
"İlk izlenim?"
Alya etrafına baktı.
Bilgisayar ekranlarına gömülmüş insanlar...
Uzaktan gelen klavye sesleri...
Camlara vuran yağmur...
Ve içerideki düzen.
"Dürüst olmamı ister misin?"
"Her zaman."
"Burada herkes çok..."
Kelimeyi aradı.
"...kontrollü."
Selin başını salladı.
"Doğru tespit."
"Neden?"
"Çünkü burada herkes bilir ki..."
Masasına yaslandı.
"...bir kişinin yaptığı hata, bazen altı aylık emeği çöpe atabilir."
Alya sessizleşti.
Tam o sırada ofisin hoparlöründen kısa bir anons duyuldu.
"On beş dakika sonra konferans salonunda haftalık genel toplantı başlayacaktır."
Ofisteki insanlar aynı anda hareketlenmeye başladı.
Bilgisayarlar kilitlendi.
Dosyalar toplandı.
Kimse telaş yapmıyordu.
Ama herkes tam olarak ne yapacağını biliyordu.
Selin ayağa kalktı.
"Hadi."
"Nereye?"
"İlk genel toplantına."
Alya çantasını bırakıp ayağa kalktı.
Kalbi, sabah ofise ilk girdiği andaki kadar hızlı atmasa da içinde tanımlayamadığı yeni bir heyecan vardı.
Çünkü birazdan yalnızca şirketi değil...
Bu şirketi yöneten insanı da yeniden görecekti.
Konferans salonu, Alya'nın beklediğinden çok daha büyüktü.
Duvarlar koyu ahşap panellerle kaplanmış, tavan boyunca uzanan ince ışık şeritleri mekâna sade ama etkileyici bir görünüm kazandırmıştı. En önde geniş bir LED ekran, yanında ise yalnızca bir kürsü vardı. Bunun dışında gösteriş sayılabilecek hiçbir ayrıntı yoktu.
İçeri girdiklerinde çalışanların büyük bölümü yerini almıştı.
Kimileri dizüstü bilgisayarını açıyor, kimileri not defterini hazırlıyor, kimileri de alçak sesle son birkaç cümlelik sohbetini bitiriyordu.
Selin, salonun orta sıralarındaki boş koltukları gösterdi.
"Buradan hem ekranı rahat görürüz hem de kimsenin dikkatini çekmeyiz."
Alya başını sallayarak yanına oturdu.
Etrafını incelemeye başladı.
Kimsenin yüzünde toplantıdan bunalmış insanların ifadesi yoktu. Elbette herkes heyecanlı değildi ama çoğu dikkatini verecekmiş gibi görünüyordu.
Bu da ona tuhaf geldi.
Geçmişte staj yaptığı küçük firmada toplantılar, insanların telefonlarına baktığı uzun konuşmalardan ibaretti.
Buradaysa farklı bir beklenti vardı.
---
Saat tam on biri gösterdiğinde salondaki uğultu kendiliğinden kesildi.
Kapı açıldı.
İçeri önce birkaç yönetici girdi.
Ardından Emir.
Bu kez onu daha dikkatli inceleme fırsatı buldu.
Sabahki kıyafetini değiştirmemişti. Lacivert gömleğinin kolları hâlâ dirseklerine kadar sıvalıydı. Elinde yalnızca ince siyah bir tablet vardı.
Ne korumalar...
Ne yardımcılar...
Ne de gösterişli bir giriş...
Sadece yürüyüp en öne geçti.
Salondaki herkes ayağa kalkmadı.
Bu da Alya'nın dikkatini çekti.
Kimse bunu yapmak zorunda hissetmiyordu.
Emir kürsünün arkasına geçmedi.
Kürsünün yanına durdu.
Salondaki herkese tek tek baktı.
"Günaydın."
"Günaydın."
Yaklaşık yüz kişinin sesi aynı anda yükseldi.
Emir'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Bu hafta uzun konuşmayacağım."
Salonda hafif bir kahkaha yükseldi.
Selin, Alya'ya doğru eğildi.
"Her hafta böyle başlıyor."
Alya gülümsememek için kendini zor tuttu.
Emir konuşmasına devam etti.
"Geçen ayki hedeflerimizin yüzde doksan dördünü tamamladık."
Ekranda grafikler belirdi.
Satış rakamları...
Uluslararası siparişler...
Yeni anlaşmalar...
Alya her şeyi tam olarak anlamasa da anlatım şekli dikkatini çekiyordu.
Emir, rakamları ezberden okuyan biri gibi konuşmuyordu.
Her grafiğin arkasındaki sebebi açıklıyordu.
"Paris ekibi teslim tarihini üç gün erkene çekti."
"Bu yüzden lojistik departmanına ayrıca teşekkür ederim."
Arka sıralardan küçük bir alkış yükseldi.
Sonra başka bir grafik açıldı.
Bu kez kırmızı renkteydi.
"Buradaysa hata yaptık."
Salonda tam bir sessizlik oluştu.
Alya istemsizce doğruldu.
Emir kimseyi suçlamadı.
Hiçbir departmanın adını vermedi.
Sadece ekrana bakarak konuştu.
"Müşteriyi dinlemek yerine varsayım yaptık."
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
"Bunu bir daha yapmayacağız."
Hepsi buydu.
Ne sert bir konuşma...
Ne de uzun bir eleştiri...
Ama salondaki herkes bu cümlenin ağırlığını hissediyor gibiydi.
---
Toplantının sonuna doğru Emir tableti kapattı.
"Son bir konu."
Salon yeniden sessizleşti.
"Bugün aramıza yeni arkadaşlarımız katıldı."
Alya'nın kalbi hafifçe hızlandı.
Emir salona göz gezdirdi.
"Hoş geldiniz."
Sesi her zamanki kadar sakindi.
"Burada kimse ilk günden her şeyi bilmek zorunda değil."
Alya farkında olmadan dikkat kesildi.
"Ama herkes öğrenmek zorunda."
Salondaki bazı çalışanlar başını salladı.
"Bilmediğiniz şeyi sorun."
"Hata yaparsanız söyleyin."
"Gizlemeye çalışırsanız hem kendinize hem ekibinize zarar verirsiniz."
Bu sözler doğrudan Alya'ya söylenmemişti.
Ama öyle hissettirmişti.
Çünkü sabah Levent'in söyledikleriyle garip bir şekilde örtüşüyordu.
"İnsanları okumak benim işim."
"Bilmediğiniz şeyi biliyormuş gibi davranmayın."
İki farklı adam...
İki farklı şirket...
Ama benzer bir yaklaşım.
---
Toplantı alkışlarla sona erdi.
İnsanlar ağır ağır ayağa kalkıp salonu terk etmeye başladılar.
Selin çantasını omzuna astı.
"Nasılmış?"
Alya düşünerek cevap verdi.
"Beklediğim gibi değil."
"CEO mu?"
"Evet."
"Nasıl bekliyordun?"
"Daha..."
Kelimeyi aradı.
"...mesafeli."
Selin güldü.
"İlk hafta herkes aynı şeyi söylüyor."
"Gerçekten öyle mi?"
"Evet."
Koridora çıktılar.
"Emir Bey bağırmaz."
"Az konuşur."
"Ama bir şeyi unutmaz."
Alya merakla baktı.
"Ne demek o?"
Selin omuz silkti.
"İki yıl önce yaptığın iyi bir işi de hatırlar."
"İki yıl önce yaptığın hatayı da."
Bu cümle Alya'nın zihninde yer etti.
Tam o sırada konferans salonunun kapısı yeniden açıldı.
Yöneticiler tek tek dışarı çıkıyordu.
En son Emir göründü.
Yanında iki departman müdürü vardı.
Yürürken biri yeni kampanya hakkında bir şeyler anlatıyordu.
Emir dikkatle dinliyor, arada kısa sorular soruyordu.
Koridor kalabalık olmasına rağmen yürüyüşü aceleci değildi.
Tam Alya'nın bulunduğu noktaya yaklaşırken, yerde ince bir dosya kaydı.
Dosyanın içindeki birkaç sayfa zemine dağıldı.
Dosyayı düşüren genç çalışan telaşla eğildi.
"Özür dilerim efendim..."
Emir de aynı anda eğildi.
Yere saçılan kâğıtların birkaçını sessizce toplayıp çalışana uzattı.
"Önce nefes al."
Genç adam şaşkınlıkla baktı.
"Sonra özür dilersin."
Kâğıtları teslim etti.
"Toplantıya geç kalmıyoruz."
"Hayat kurtarmaya da gitmiyoruz."
Çalışan utangaç bir tebessümle teşekkür etti.
Emir başını hafifçe sallayıp yürümeye devam etti.
Olay yalnızca on saniye sürmüştü.
Ama Alya'nın aklında beklediğinden daha büyük bir iz bırakmıştı.
Çünkü bazen bir insanı tanımak için uzun konuşmalar değil...
Kimsenin izlemediğini sandığı birkaç saniye yeterli olabiliyordu.
Toplantının ardından ofis, sabahkinden daha hareketli bir hâl almıştı.
İnsanlar toplantıda aldıkları notları birbirleriyle karşılaştırıyor, kimi bilgisayarının başına geçiyor, kimi kahve almak için mutfağa uğruyordu. Az önce aynı salonda oturan yüz kadar insan, sanki görünmez bir düdük çalmış gibi yeniden kendi düzenine dönmüştü.
Alya da Selin'le birlikte açık ofise döndü.
Masasına oturur oturmaz bilgisayarını açtı. Ekranda şirket sistemine ait ilk bildirimler sıralanmaya başladı.
Yeni kullanıcı hesabı oluşturulmuştu.
Kurumsal e-posta adresi tanımlanmıştı.
Takviminde öğleden sonra yapılacak eğitimler görünüyordu.
Bir de okunması gereken onlarca belge...
Derin bir nefes aldı.
"İlk gün için biraz fazla değil mi?" diye mırıldandı.
Yan masadan Selin'in sesi geldi.
"Daha öğleden sonrayı görmedin."
Alya gülümseyerek başını iki yana salladı.
---
Öğleden sonraki saatler eğitimlerle geçti.
Şirketin dijital arşivi...
Müşteri gizliliği...
Marka dili...
Kurumsal iletişim...
Her konu şaşırtıcı derecede ayrıntılıydı.
Bir ara eğitimi veren uzman ekrana büyük harflerle tek bir cümle yansıttı.
"Étoile ürün satmaz. Güven satar."
Bu cümle Alya'nın dikkatini çekti.
Defterine aynen not etti.
Yanına da küçük bir soru işareti koydu.
Belki ileride cevabını bulurdu.
---
Saat dört sularında Kerem yeniden masasının yanına geldi.
"Nasıl gidiyor?"
"Henüz kimseye zarar vermedim."
Kerem hafifçe güldü.
"Bu iyi bir başlangıç."
Elindeki dosyayı Alya'nın masasına bıraktı.
"Bir şey deneyeceğiz."
Dosyada, gelecek sezon için hazırlanan küçük bir sosyal medya kampanyasının taslakları vardı.
"Gözden geçir."
"Ben mi?"
"Evet."
"Ama daha ilk günüm."
"Tam da bu yüzden."
Alya şaşkınlıkla dosyaya baktı.
"Buradaki herkes bu taslağa en az üç kez baktı."
Kerem pencereye doğru işaret etti.
"Bazen yeni bir göz, deneyimli bir gözden daha değerlidir."
Alya dosyayı dikkatle incelemeye başladı.
Fotoğraflar güzeldi.
Metinler akıcıydı.
Renkler uyumluydu.
Ama birkaç dakika sonra küçük bir ayrıntı dikkatini çekti.
Modellerden biri kış koleksiyonunu tanıtırken arka planda yaz mevsimini çağrıştıran görüntüler kullanılmıştı.
Belki çoğu insan bunu fark etmeyecekti.
Ama bütün kampanyanın hissini zayıflatıyordu.
Çekinerek Kerem'i çağırdı.
"Bir şey söyleyebilir miyim?"
"Tabii."
"Belki yanlış düşünüyorum ama..."
Dosyayı gösterdi.
"Buradaki atmosfer biraz... çelişkili."
Kerem birkaç saniye sayfaya baktı.
Sonra diğer tasarımcıları çağırdı.
Beş dakika içinde küçük bir ekip masanın etrafında toplanmıştı.
Kimse Alya'nın yeni olmasını önemsemiyor gibiydi.
Sadece fikrine bakıyorlardı.
İçlerinden biri başını salladı.
"Gerçekten de öyle."
Bir diğeri ekledi:
"Biz o fotoğrafı o kadar çok gördük ki artık fark etmemişiz."
Kerem dosyayı kapattı.
"Güzel yakalamışsın."
Alya şaşkınlıkla gülümsedi.
İlk kez bir fikri ciddiye alınmıştı.
Ve bunun beklenmedik bir huzuru vardı.
---
Mesai bitimine doğru ofisteki kalabalık yavaş yavaş azalmaya başladı.
Bazıları bilgisayarını kapatıyor, bazıları ertesi günün notlarını hazırlıyordu.
Selin montunu giyerken Alya'ya döndü.
"İlk günü atlattın."
"Galiba."
"Hayır."
Selin gülerek başını salladı.
"Atlattın."
Alya da istemsizce güldü.
Sabah binaya giren gergin genç kadınla, şimdi masasını toplayan kişi arasında küçük de olsa bir fark vardı.
Belki henüz bu şirkete ait değildi.
Ama artık tamamen yabancı da hissetmiyordu.
---
Asansöre doğru yürürken koridor beklenmedik şekilde sessizdi.
Çoğu kişi çoktan ayrılmıştı.
Yağmur da sonunda durmuştu.
Camlardan içeri, gün batımının solgun turuncu ışığı süzülüyordu.
Tam asansör düğmesine uzanacağı sırada, koridorun sonundaki büyük camın önünde bir siluet gördü.
Emir.
Tek başınaydı.
Ceketini kolunun üzerine almış, iki eli cebinde şehrin üzerine çöken akşamı izliyordu.
Yanında kimse yoktu.
Telefonuyla da ilgilenmiyordu.
Sadece dışarı bakıyordu.
Alya, fark edilmemek için sessizce beklemeyi düşündü.
Tam o sırada Emir arkasını döndü.
Göz göze geldiler.
Bu kez aralarında birkaç metre vardı.
Emir kısa bir baş selamı verdi.
"İlk gününüz nasıl geçti?"
Ses tonu toplantıdaki kadar sakindi.
Alya birkaç adım yaklaştı.
"Yoğundu."
"Bu normal."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Alışabileceğinizi düşünüyor musunuz?"
Alya dürüst davranmaya karar verdi.
"Bilmiyorum."
Emir'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"En doğru cevap."
Alya şaşırdı.
"Çoğu insan ilk gün 'Elbette.' der."
Pencereye kısa bir bakış attı.
"Bilmediğimiz şeyler hakkında bu kadar emin olmamız ilginçtir."
Sonra yeniden ona döndü.
"Kolay gelsin, Alya Hanım."
İsmini hatırlaması Alya'nın dikkatini çekti.
Şirkete o gün başlayan birkaç kişiden yalnızca biriydi.
Buna rağmen adını biliyordu.
Emir başka hiçbir şey söylemeden yürüyüp koridorun sonunda gözden kayboldu.
Konuşmaları belki bir dakikadan kısa sürmüştü.
Ama Alya, asansör gelene kadar olduğu yerde kaldı.
Garip bir his vardı içinde.
Hayranlık değildi.
Etkilenmek de değildi.
Daha çok...
Merak.
Bu adam gerçekten nasıldı?
Şirket içinde herkes ona neden aynı anda hem rahat hem de saygılı davranıyordu?
Ve en önemlisi...
Bu kadar büyük bir şirketi yöneten biri, neden yeni başlayan bir çalışanın adını aklında tutuyordu?
---
Akşam hava serinlemişti.
Alya otobüse bindiğinde telefonunu çantasından çıkardı.
Ekran birkaç saniye boyunca karardı.
Sonra yeni bir mesaj belirdi.
Levent Yalçın
> "Bugün ne öğrendin?"
Alya parmaklarını ekranın üzerinde gezdirdi.
İlk aklına gelen şey şirketti.
Toplantıydı.
Departmanlardı.
Ama mesajı yazmaya başlamadan önce durdu.
Levent'in dün söylediği cümleyi hatırladı.
"Şirketi sormadım."
"İnsanları sordum."
Bir süre düşündü.
Sonra yalnızca tek cümle yazdı.
> "İnsanlar, sandığımdan daha birbirine güveniyor."
Gönder tuşuna bastı.
Cevap neredeyse anında geldi.
> "Güven... en pahalı sermayedir. Onu kim kazanıyor, kim kaybediyor; dikkatle izle."
Mesajı birkaç kez okudu.
Telefonu kilitleyip camdan dışarı baktı.
Otobüs, yağmurun ardından parlayan İstanbul sokaklarında ağır ağır ilerliyordu.
Alya ise henüz farkında değildi.
Artık yalnızca yeni bir işe başlamamıştı.
İki farklı dünyanın arasında yürümeye başlamıştı.
Bir tarafta, güven üzerine kurulmuş görünen Étoile...
Diğer tarafta ise ona bu güveni sessizce sorgulamasını isteyen Levent.
Ve attığı her adım, onu geri dönmesi giderek zorlaşacak bir yolun içine biraz daha çekiyordu.
Bölüm 3 Sonu