
Sabah saat 07.45'te telefonun alarm sesi odanın sessizliğini bozdu.
Kumsal yorganın altından kolunu uzatıp alarmı susturdu. Gözlerini tekrar kapatacakken telefon ekranına ilişen saat onu bir anda yerinden sıçrattı.
"Ne?!"
Telefonu eline aldı.
07.45
Gözleri sonuna kadar açıldı.
"Alarmı nasıl duymadım ben!"
Yatağından fırlayıp banyoya koştu. Yüzünü yıkarken kendi kendine söyleniyordu.
"Harika Kumsal... Daha yeni okula alışmaya başladın, şimdi de geç kalıyorsun."
Beş dakika içinde hazırlanıp okul formasını giydi. Kumral, dümdüz saçlarını aceleyle taradı, çantasını omzuna aldı ve odadan çıktı.
Mutfağa indiğinde annesi kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Kızım, bugün biraz geç kalmadın mı?"
Kumsal dolaptan bir meyve suyu alırken telaşla cevap verdi.
"Alarmı duymamışım anne."
"Hiçbir şey yemeden çıkma."
Annesi eline tost tutuşturdu.
"Otobüste yerim."
Tam kapıya yönelmişti ki salondan çıkan Kaan ona seslendi.
"Küçük."
Kumsal dönüp abisine baktı.
"Dikkatli git."
Kumsal hafifçe gülümsedi.
"Tamam abi."
"Ve koşarken düşme."
"Merak etme."
Ayakkabılarını giyip hızla apartmandan çıktı.
Otobüse son anda yetişmişti.
Nefes nefese cam kenarındaki boş koltuğa oturdu.
"Bugün kesin Emir dalga geçecek..."
diye mırıldandı.
Bu düşünce bile canını sıkmaya yetmişti.
Umut Koleji...
Koridorlarda ders çoktan başlamıştı.
Kumsal sınıf kapısına geldiğinde içeriden öğretmenin sesi geliyordu.
Derin bir nefes aldı.
Kapıyı tıklattı.
"Gel."
Kapıyı açıp içeri girdi.
"Özür dilerim hocam."
"Alarmı duymamışım."
Öğretmen gülümseyerek başını salladı.
"İlk olduğu için sorun değil."
"Yerine geçebilirsin."
Tam sırasına doğru yürürken sınıfın arka tarafından tanıdık bir ses yükseldi.
"Vay be..."
"Demek prensesimiz de geç kalabiliyormuş."
Emir Ege...
Her zamanki gibi arkasına yaslanmış, hafif alaycı bir gülümsemeyle ona bakıyordu.
Sınıftan birkaç kişi güldü.
Kumsal durdu.
Başını yavaşça Emir'e çevirdi.
"Sen konuşuyorsan gerçekten komik."
Emir kaşını kaldırdı.
"Nedenmiş?"
"Çünkü okulda geç kalma rekoru sende."
Bu kez sınıfta kahkahalar yükseldi.
Altay masaya vurup gülmeye başladı.
"Harbiden doğru."
Emir arkadaşına sert bir bakış attı.
"Sen karışma."
Kumsal yerine otururken son kez dönüp gülümsedi.
"Merak etme."
"Senin tahtına göz dikmedim."
Doğa kahkahasını zor tuttu.
Öğretmen boğazını temizledi.
"Tamam çocuklar."
"Derse dönelim."
İlk iki ders sakin geçti.
Teneffüste Doğa ile Kumsal bahçeye çıktılar.
Doğa koluna girdi.
"Bugün fena değildin."
"Gördün mü yüzünü?"
Kumsal gülümsedi.
"Biraz bozuldu sanki."
"Biraz mı?"
İkisi de gülmeye başladı.
Tam o sırada beden eğitimi öğretmeni yanlarına geldi.
"Kumsal."
"Efendim hocam?"
"Öğle arasında spor salonuna gelir misin?"
Kumsal şaşırdı.
"Tabii hocam."
Öğle arasında spor salonu...
Takım oyuncuları içerideydi.
Aleyna da file önünde ısınıyordu.
Kumsal salona girince Aleyna'nın yüzü bir anda değişti.
Öğretmen elindeki listeyi kaldırdı.
"Arkadaşlar."
"Seçmeleri değerlendirdik."
"Kumsal..."
"...artık resmi olarak okul voleybol takımının as oyuncularından biri."
Salon alkışlarla doldu.
Doğa sevinçle arkadaşına sarıldı.
"Tebrik ederim!"
Kumsal'ın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
"Teşekkür ederim."
Aleyna ise alkışlamadı.
Sadece sessizce Kumsal'a baktı.
"Bu kadar kolay olmayacak."
diye geçirdi içinden.
Aynı dakikalarda...
Futbol sahasında antrenman bitmek üzereydi.
Altay su şişesini içerken voleybol salonunun önündeki kalabalığı fark etti.
"Ne oluyor orada?"
Emir omuz silkti.
"Bilmiyorum."
İkisi de salona doğru yürüdü.
Kapı aralıktı.
İçeriden öğretmenin sesi geliyordu.
"Kumsal'ı tekrar tebrik ediyorum."
"Takımımıza hoş geldin."
Emir istemsizce kapıdan içeri baktı.
Kumsal gülümsüyordu.
Yüzündeki mutluluk çok başkaydı.
Altay hafifçe dirseğiyle Emir'e vurdu.
"Bak bak."
"Ne var?"
"Gözünü alamıyorsun."
Emir hemen bakışlarını kaçırdı.
"Saçmalama."
"Sadece baktım."
Altay sırıttı.
"Aynen."
"Hep öyle başlar."
Emir cevap vermedi.
Ama içinden tek bir cümle geçti.
"Hak etmişti."
~~~
Son ders de bitmişti.
Okul çıkışında Doğa ile Kumsal birlikte yürüyordu.
"Bugün kutlama yapmalısın."
"Küçük bir kutlama olabilir."
Tam okul kapısından çıkarken Emir ve Altay karşı taraftan geliyordu.
Emir Kumsal'ın yanından geçerken birkaç saniye durdu.
"Tebrikler."
Kumsal şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
"Takıma seçilmişsin."
"İyi oynamışsın."
Kumsal bunu beklemiyordu.
İlk kez Emir'in sesinde alay yoktu.
Sadece kısa bir tebriğin ardından yürüyüp gitti.
Doğa hayretle Kumsal'a baktı.
"Az önce..."
"Evet."
"...Emir Ege seni tebrik etti."
Kumsal hâlâ şaşkındı.
"Galiba."
"Bugün güneş batıdan doğdu."
İkisi de gülmeye başladı.
Akşam...
Kumsal eve geldiğinde annesi mutfaktaydı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Çantasını bırakıp annesine sarıldı.
"Anne..."
"Takıma seçildim."
Annesinin yüzü mutlulukla aydınlandı.
"Canım benim."
"Seninle gurur duyuyorum."
Bir süre sonra Kaan da eve geldi.
Kapıyı açar açmaz Kumsal koşarak yanına gitti.
"Abi!"
Kaan gülümseyerek kardeşine baktı.
"Bu heyecan ne?"
"Takıma seçildim."
Kaan hiç düşünmeden kardeşine sarıldı.
"Ben sana güveniyordum."
"Aferin sana."
Akşam yemeğinde herkes Kumsal'ın başarısını konuştu.
Yemekten sonra Kumsal odasına geçti.
Dolabından eski voleybol madalyalarını çıkardı.
Babasıyla çekilmiş eski bir fotoğrafı eline aldı.
Fotoğrafa bakıp hafifçe gülümsedi.
"Başardım baba..."
"Senin istediğin gibi..."
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Fotoğrafı özenle yerine koydu.
Yatağına uzandığında ise aklına gün içinde yaşananlar geldi.
En çok da...
Emir'in onu tebrik ettiği an.
"Neden yaptı ki?"
diye mırıldandı.
"Bir gün benimle uğraşıyor..."
"Bir gün hiçbir şey olmamış gibi tebrik ediyor."
Başını yastığa gömdü.
"Şu çocuğu anlamıyorum."
Bir süre sonra gözleri yavaşça kapandı.
Aynı saatlerde...
Emir odasında siyah eşofmanını giyip yatağına uzanmıştı.
Telefonunu eline aldı.
Futbol videolarına bakmaya çalışıyordu.
Ama dikkati sürekli dağılıyordu.
Aklına spor salonunda gülümseyen Kumsal geliyordu.
İstemsizce gülümsedi.
Sonra hemen kendine kızdı.
"Ne oluyor sana Emir?"
"Alt tarafı voleybol oynuyor."
Telefonunu komodine bıraktı.
Tam uyuyacağı sırada Altay'dan mesaj geldi.
Altay: "Bugün kıza bakışını yakaladım. 😏"
Emir gözlerini devirdi.
Emir: "Boş yapma."
Altay: "İnkâr et bakalım."
Emir mesajı okuyup telefonu kapattı.
Pencereye doğru yürüdü.
İzmir'in gece ışıklarını izlerken aklına yine aynı kahverengi gözler geldi.
Derin bir nefes verdi.
"Bu sadece merak..."
diye fısıldadı.
Ama kalbi, aklının kurduğu bu cümleye hiç inanmıyordu.
Ve ikisi de farkında değildi...
Hayat, onları her geçen gün birbirine biraz daha yaklaştırıyordu.

